ABDULLAH GÜL ve ALİ BABACAN
Bir arkadaşım sordu:
"Yıllardır seni takip ediyorum; siyasette dönen dolapları ve ülkemiz üzerinde oynanan oyunları tam isabetle tespit ettiğine yıllar sonra şahit oluyoruz. Bu tahminleri nasıl yapıyorsun, yöntemin nedir? Erdoğan’dan sonra kimi seçmeliyiz ki biraz nefes alalım?"
Bir de "MİT’çi misin?" diye sordu.
Cevabım:
"Vatanını, milletini, bayrağını, ezanını seven herkes dertlenmeli; CIA’ye bağlı MİT gibi değil, millete bağlı MİT’çi gibi gönüllü çalışmalı" dedim.
Tahmin ve teşhislerdeki yöntemim ise:
Mecliste grubu olan siyasi parti liderlerinin kürsü konuşmalarını inceliyorum. Yüz ifadelerinden samimiyet analizini, sözlerindeki çelişkileri, eş zamanlı gündemleri ve yapay gündemleri siyasetçilerin gündemleri ile eşleştiriyorum. "Hangi tavır, hangi söz ne işe yarıyor; kime yarıyor?" diye kendime sorduktan sonra cevapları ortaya çıkıyor, analiz ediyorum. Sonra kalbimde bir kanaat hasıl oluyor ve "Aha, buldum!" diyerek unutmamak için yazmaya başlıyorum.
Bir de Doğu Perinçek’i dinliyorum ve tam tersini yazınca tahminlerim isabetli oluyor. Doğu Perinçek derincidir; kimi eleştiriyorsa onun yanındadır, kimi destekliyorsa kuyusunu kazıyordur. Bu hep böyle olmuştur.
Doğu Perinçek son olarak ne diyor? "NATO, FETÖ, CIA, Gladyo’suna karşı millî güçler harekete geçti" diyor, değil mi?
Şimdi tam tersini düşünün.
NATO, FETÖ, CIA, Mossad, Gladyo strateji değiştirdi. Bugüne kadar kripto ekibine ustaca yolsuzluk, usulsüzlük yaptırarak millî ve yerli yöneticileri, iş insanlarını itibarsızlaştırdı. Kazandırdıklarını tahsil etmek için devleti ustaca kullanarak mallarına çökecek; paralar devletin kasasına girince devlet de dış borçlarını ödeyebilecek. Sistem böyle çalışıyor. Operasyonlar uluslararası derin sermayenin stratejilerine ve çıkarlarına hizmet etmiş oluyor.
Evet, bundan sonra ne olacak?
Son 25 yılda ne kadar yolsuzluk, usulsüzlük, adam kayırma, faili meçhul var ise hepsinde NATO, FETÖ, CIA, Mossad, Gladyo'sunun parmağı ve organizasyonu var. Bundan sonra hepsinin üzerine gidilecek ve "Devlet bağırsaklarını temizliyor" denilerek yüzlerce şirkete el konulacak, yüzlerce iş insanı kızağa çekilecek, binlerce bürokrat ve yöneticiye görevden el çektirilecek; birçoğu da hapse atılacak. Mallarına, birikimlerine el konulacak.
Adına da "Millî güçler uyandırıldı, dış güçlere ve uzantılarına operasyon yapıyor, ülkemizin tam bağımsız olması yolunda hızla ilerliyoruz" denilecek. Bu sloganlarla seçimlere gidilip Gladyo'nun esiri AK Parti seçimi kazanacak; fakat her partiden CIA ve FETÖ kriptolarının çoğunlukta olduğu isimler Meclise girecekler. İşte o zaman yandı gülüm keten helva!
Kim bu kriptolar?
Tüm bu operasyonları yapanlar; milletimizi sömürmeye doymayan, siyonizmin hizmetkârları olan uluslararası derin şebekelerdir. Yalnız bizde değil, tüm dünyada muktedirdirler. Bizler de siyaset yapacağız, adil dünya düzenini kuracağız diye hayal kuruyoruz. Siyaset yaparak adil dünya kuramayız; ancak zulmü azaltabilir, belki önleyebiliriz. Gazze’de, Doğu Türkistan’da hiçbir şey yapamadık; çünkü siyonizmin esaretine düştük, yenildik.
En azından entrikaya entrikayı denemiş olduk. Başka çözümler üzerinden yolumuza devam etmemiz gerektiği kanaati oluştu. O da nedir?
Benim kanaatim o ki:
Uluslararası kumpastan kurtulmak için vaktimiz çok az. O zaman neye ihtiyaç var? Azami tecrübeli kadrolara ihtiyaç var. Etrafımıza bir bakalım, kimler var?
Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Ali Babacan, Hikmet Çetin, Fikri Sağlar gibi eski tecrübeli isimlerin göreve gelmesi, kısa vadede toparlanmamızı sağlayabilir. Sayın Cumhurbaşkanımızın "entrikaya entriika" siyasetini benimsemesi, uluslararası alanda güven kaybına sebebiyet verdi. Bu durumu toparlaması için eski arkadaşını aday göstermesi veya kazanmasını sağlamak adına stratejiler geliştirmesi zaruridir.
Özellikle Abdullah Gül’ün uluslararası güvenilirliğine çok ihtiyacımız var. Abdullah Gül "Olmaz" diye diretirse Ali Babacan olur. Bunların Kraliyet Ailesinde itibarları vardır. İtibarlarının ve güvenilirliklerinin sebebi, entrikacı olmayışlarından kaynaklıdır. Birilerinin dediği gibi Kraliyet Ailesinin uşağı değildirler. Kraliyet Ailesi ise Yahudi siyonizminden bağımsızdır; onlar güven üzerine ilişki kurarlar.
Hatırlayın; AK Parti döneminin en sessiz, en başarılı, en huzurlu devlet idaresi Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olduğu, Ali Babacan’ın ekonomiyi yönettiği yıllar idi. Hırs yapmanın anlamı yok; bu adamlarda devlet tecrübesi, devlet adamlığı ciddiyeti var. Davutoğlu’nu da katabiliriz fakat fazla yetki vermemek lazım. Onun Başbakanlığı döneminde de huzur yoktu; her gün bomba haberi ile uyandık. DEAŞ'ın palazlandığı dönem idi, hatırlıyorum.
Siyonizmin Yöntemleri
İktidarı, muhalefeti çaresiz bırakacak şekilde; en gelişmiş yapay zekâ ile bilgisayar oyunlarında olduğu gibi kusursuz oyunlar kurgulamakta ve ülkelerin üzerinde denemeler, uygulamalar yapmaktadırlar.
Asıl gayeleri; "Daha fazla, daha fazla nasıl sömürebiliriz; tüm dünyayı nasıl kölemiz yaparız?" odaklı operasyonlarıdır.
Ülkemizdeki siyasi partilerin hepsinin ortak özelliği, faizli kapitalist sömürü düzenine karşı olmamalarıdır. Olurlarsa siyaset yapma şansları kalmaz; siyonizm dallarını, budaklarını keser.
Örnek: Yeniden Refah Partisinden belediyeleri kazandıktan sonra istifa edip AK Parti'ye geçen başkanlara sormak lazım: "Ne ile tehdit edildiniz?" diye.
Çözüm
Yeniden Refah Partisi; Saadet, BBP, Anahtar Parti ve Millî Yol Partisi ile birlikte hareket ederler, Abdullah Gül’ü aday gösterirler ise bu zalim sömürü düzeninin sömürüsünden bir gedik açma ihtimali doğar, ümidim var.
Ancak son günlerde BBP Genel Başkanı Mustafa Destici ile Millî Yol Partisi Genel Başkanı Sayın Remzi Çayır arasındaki polemik; Anahtar Parti'ye, Yavuz Ağıralioğlu’na oyların kaymasına yarayacaktır. Yavuz Ağıralioğlu’nun ikinci Sinan Oğan olmayacağı konusunda garantimiz yoktur. Yaannii, siz anladınız oni! Tüm senaryoları Erdoğan’ı tekrar seçtirmeye göre yazdıkları apaçık ortadadır.
Tavsiyem ise Abdullah Gül ve Ali Babacan’dır.
Başka türlü beni bile Cumhurbaşkanı yapsanız kurtuluşumuz yok. Çünkü benim fıtratım kavgacıdır, sabırsızdır; Erdoğan gibi batırır, mahvederim. Yok yok, ısrar etmeyin, olmaz, batarız!
Devam edelim. Bugüne kadar faize, sömürüye karşı olduğunu iddia eden siyasetçilerin samimiyetsizliği; kazandıkları belediyelerde sömürüsüz, faizsiz, kendi kendine yeten, organik üretip tüketen adil bir düzen AR-GE çalışmasına cesaret edemeyişlerinden bellidir.
25 yıllık AK Parti iktidarından milletin asıl beklentisi, faizli kapitalist sömürü düzeninden kurtaracak ümidi idi.
Ne yazık ki siyonizmin oyunları ve üstün zekâsı karşısında game over oldular, yenildiler. Nihayetinde olan oldu; "Bari iktidarı kaybetmeyelim" diye siyonizmin tahsilat şefinin koluna girmekte çare arar oldular. Trump ile anlaşarak hep birlikte sömürüye gönüllü çalışma kararı aldılar. Anlaşılan durum budur.
CHP’ye çekilen ustaca deliller ve operasyonlardan sonra, Muhsin Yazıcıoğlu davasının 17 yıl sonra raftan indirilmesi; milletin son ümidi olan Alperenlerin, "Muhsinî" duruşluların birbirlerine düşürülüp sömürüye az da olsa sesini yükseltenlerin sesini kesme gayretidir.
Hâkimler, savcılar delillere göre karar verirler. Deliller NATO, FETÖ, CIA, Mossad üst aklı ile ustaca oluşturulmuş ise çıkalım işin içinden çıkabilirsek!
Selam ve dua ile.
Hüseyin Bağdatlı – Son Gülle