Kur’an Nizamı-262; Kur’an kâinatın haritasıdır
‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…
çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…
Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…
“Liyeftedû bihi / Onunla iftida etmeleri için” (Maide 36)
Bakınız, burada ikil zamir gönderilmemiştir, çünkü ikisi de bir sayıldığı için müfret zamir gönderilmiştir. “Allah ve resulü”ne de böyle müfret zamir gönderilmektedir.
“İftida etmek” fidye vermek demektir, cezayı fidyeye çevirmek demektir.
Fidye var, diyet vardır. Fidyede feda etme vardır. Diyette ise eda söz konusudur. Diyette pazarlık yoktur. Fidyede ise pazarlık vardır.
Şimdi, buna göre “fİdye” ve “dİyet” kelimelerini Kur’an’da okuyup hükümler üretebilirsiniz. Kur’an insanın müsbet düşünme mantığını geliştirir. Varsayımları koyarsınız. Sonra ona göre Kur’an’ı tararsınız. Varsayımınıza aykırı bir şey bulmazsanız varsayımınızı doğru sayarsınız.
İşte, fıkıhta oluşturulan bu muhakeme şeklini Batılılar teknikte ve ilimde benimsemişler, bu sayede bugünkü seviyeye ulaşmışlardır. Biz de bugün bu usulü değerlendirerek çağımızın problemlerİnİ çözmek için kullanmaktayız.
Kur’an kâİnatın harİtasıdır. Kitap/b kâinatın yazıya dökülmüş şeklidir. Her yönüyle birbirlerine benzerler. Hukuk yapanlar Kur’an’ı ilmî metotla incelerler, kâinatı inceleyenler de kâinatı ilmî metotla incelerler. Hukukun incelenmesi zor olduğu için vahye dayandırılmıştır. Teknoloji ise basit olduğu için onu kıyasla çözmelerini istemişlerdir.
“Min azabi yevmi’l-kıyameti / Kıyamet yevminin azabından” (Maide 36)
“Kıyamet azabından kurtulamazlar” deniyor. Ahiretteki dört azaptan bahsetmektedir. Biri burada geçmektedir. Kıyametin günü ve onun azabı. Üçü de marifedir.
“Kıyamet” marifedir. Bu kıyamet Kur’an’ın başka yerlerinde anlatılmaktadır.
Herkes öldüğü yerden öldürüldüğü zamanki hâliyle dirilecek ve üç melek gelecek, onları yargılama yerine getireceklerdir.
Bugün de yargılama bir azap olmaktadır. Hele tutuklu yargılanıyorsanız, hapisten hiçbir farkı yoktur. Tutuklu olmasanız bile yargılama zamanındaki soruşturma, ifadenin alınması, bunların hepsi azaptır.
“Yevm” dönemdir, yargılama döneminde demektir. Bunun “azabı” da marifedir. Bu dünyadaki soruşturmaya ve yargılamaya benzemektedir. Aradaki fark, o gün kimse yalan söyleyemeyecektir. Yalan söyledi mi; eller ve ayaklar dile gelecek ve ‘evet, ben bunu yaptım, ben buraya gittim’ diyecek. Bunlar dilleri ile söyleyemeseler bile çekilmiş filmler gösterilecek. Çünkü Allah’ın gizli kameraları her an bizi takip etmektedir. Böylece eller ve ayaklar konuşmuş olacaktır. Sahte belgeler ve gerçek belgelerin hepsi ortaya çıkacaktır. Zerre kadar iyi amel orada görülecek, filmi seyrettirilecek, zerre kadar kötü amel de yine orada seyrettirilecektir.
Buradaki azap böyle bir azaptır.
Bugün de soruşturma esnasında kişilere yapılanlar azaptır.
a) Devlet bu azabı tazmin etmelidir. İster “sanık” ister “tanık” olarak olsun, ifadesi alınan kimseye önce dolgun karşılığı verilmeli, kendisinin mesleğine göre ücreti verilmelidir.
b) Sonra soruşturması yapılıp tutuksuz olarak yargılanmalıdır.
c) Sonra onun müsait olduğu zamanlarında soruşturma yapılmalıdır.
d) Dördüncü olarak da soruşturma yapılanın ayağına gidilip soruşturma yapılmalıdır.
Mümin ve müslimlerin soruşturması tutuksuz ve ayağına gidilerek yapıldığı halde, kafirlerin soruşturması tutuklu ve tamamen baskı içinde geçmektedir. Bu da onları sıkmak için yapılmaktadır. “Hayır, bizi de mümin ve müslimler gibi soruşturun” deseler, bunun için yerde olanlar ve bir o kadarı yanında olsa ve onu da vermek isteseler bile kabul olunmaz. Soruşturmaları tutuklu olarak yapılır. Allah’la muharebe edenlerin soruşturması da böyledir. Onları yakaladığımız zaman askeri usulle sorgularız. (Devamı var)