Kur’an Nizamı-266; Adil Düzen’e nasıl geçilir?
‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…
çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…
Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…
***
“Ve lehüm azabun mukiymun / Ve onlar için ikamet eden azap da vardır.” (Maide 37) Müminlerin görevleri anlatılmış, sonra kâfirlerin hükümleri getirilmiştir. Bu arada ahiretteki azaptan bahsederek dünya azabının küfürden dolayı verilmeyeceği anlatılmıştır. Burada iki ayırıma da ayrıca dikkat çekilmiştir; ahiret cezası ile dünya uygulaması ayırımı vardır. Bunlar tamamen farklıdır. Bunların birbirine karıştırılmaması gerekir.
Hazreti Musa’ya indirilen Tevrat’ta ahiretten hiç bahsedilmemekte, sadece dünyevi hükümler anlatılmaktadır. İncil’de ise “Allah’ınkini Allah’a kralınkini krala veriniz” denmiştir. Yani ahiret dünyası ile dünya hayatını ayırmıştır. Burası çok önemlidir. Tevrat yalnız Yahudilere indirilmiştir. Bu da ilk lâikliğin başlamasıdır. Yani yönetim İsrailoğullarından olmayanların işlerine karışmıyordu. Daha sonra Hazreti İsa ise yönetime karışmadı. Kur’an nazil olduğu zaman Kur’an’da Tevrat da İncil de vardı, yani “iman” da vardı “nizam/düzen” de vardı. Bunların hükümleri birbirinden ayrılmıştır. İman ve ahlâkla ilgili kısımların cezaları Allah’a aitti ve ahirete bırakılmıştı. Oysa düzenle ilgili hükümler bu dünyada düzenlenmişti. Yeryüzü kavimlere ayrılmıştır.
Yüze yakın devlet oluşacaktır. Her devlet yüze yakın illere ayrılacak, her il de yüze yakın bucaklara ayrılacaktır. Bucak yönetimi ana birimdir. Her bucak kendi düzenini kendisi kuracaktır. Cuma namazlarını kıldıran imam aynı zamanda onların yöneticisi olacaktır.
Her bucak kendi şeriatını kendisi oluşturacaktır. Bunların silm düzenini kabul etmeleri gerekmez. Kendi sınırları içinde istediklerini yaparlar, biz onlara karışmayız. Bucakları dışına çıktıkları zaman yaptıklarından hukuk düzeni içinde sorumludurlar. Yargının kararına uymaları şartı ile biz onlara ilişmeyiz.
İşte, Kur’an bu iki ayet arasında hukuk düzeni dışında olanların serbest olduklarını ifade etmektedir. Fıkıhçılar yeryüzünü “dar-ı harb/savaş” ve “dar-ı İslâm/silm/barış” olarak ayırmışlardır. Dar-ı İslâm’da hukuk düzeni uygulanır, yargı kararları dışında kişilere müdahale edilmez, savaş da yapılmaz.
Adİl Düzen’e nasıl geçİlecek?
Bugün -zalim de olsa- bir düzen vardır.
Peki, bu düzen nasıl değişecektir?
Hazreti İsa geldiği zaman zamanının düzenine hiç dokunmamıştı. Son günlerinde, “Ben şimdi gidiyorum, size söyleyeceklerim vardır. Ama şimdi söylesem siz onları yapamazsınız. Ben gideceğim. Sonra benim gibi biri gelecek ve o, o işleri yapacaktır” diyor. “Dünyanın merkezine hükmedilecektir” diyor.
Hz. İsa’nın işaret ettiği dünyanın merkezi İstanbul’dur. İstanbul fethedilmiş, Roma fethedilememiştir. Roma’nın fethedileceğine dair hadislerde ve Kur’an’da bir işaret yoktur. Oysa İstanbul’un fethinden Mekke’nin fethinden başka bir fetih olarak bahsedilmektedir.
Bu surede birkaç defa işaret ettiğimiz gibi; Kur’an’ın esas uygulaması III. binyıl uygarlığında olacak, “Adil Düzen” ile olacak, Kur’an’ın yorumları ile elde edilecek sonuçlarla olacaktır. Kur’an yalnız kendilerine inmiş olan Müslimlerin şeriatı değildir, tüm insanlığın şeriatıdır. İsteyen herkes ondan yararlanır. Biz kendi düzenimizi kuracağız, aşiretten/ocaktan/apartmandan başlayıp kuracağız; ondan sonra bucak, ondan sonra il, ondan sonra ülke oluşturacağız. Bu oluşum silah zoru ile değil, Avrupa Birliği’nde olduğu gibi katılmak isteyenlerin katılmaları ile oluşacaktır.
Bir zulüm yönetimi dünyayı işgale başlayınca herkes sığınacak yer arayacak...
İşte o zaman “Adil Düzen” insanlığın sığınma yeri olacaktır...
Böylece bütün insanlık Adil Düzen’e geçecektir... (Devamı var)