PARÇALI BULUTLU
Geçenlerde Sevan Nişanyan’ın Pazar Sohbetleri’den derlenmiş kitabından (1) okudum:

Dünyamızın tek devlet yönetimine girmesinin bölgesel “arızaların” haksızlıkların ve eşitsizliklerin giderilmesini sağlar mı? sorusuna:
“Anayasayı takan mı var Allah aşkına bu aşamada? Yalnız Türkiye'den söz etmiyorum, dünyanın diğer ülkelerinde de durum farklı değil. Anayasa bir 19. yüzyıl fikridir. Ve çağı geçmiş görünüyor.
Devlet dediğimiz teşkilat ülke ekonomisinin yüzde ellisinden fazlasını temsil eden bir deve dönüştüğünde anayasanın pabucu dama atılır. Arslana eşek serneri vurmak gibi bir şey.
Devlet, milyonlarca insanı istihdam eden ve geri kalan herkesin tüm ekonomik faaliyetlerini ayrıntısına kadar kontrol altında tutan bir rnekanizmaya dönüşmüş
Sen maaşlı çalıştı ğın zaman maaşını aslında devlet belirliyor. Şirket kurup özel teşebbüse girdiğİn zaman en büyük ortağın devlet. Müteşebbis olarak devletten izin almadan nefes alamazsın”…
şeklinde cevap vermiş.
*
Hamasiyatçılar:
-“Kedidir, kedi.”
telkini pompalasa da
İnsanlığın TEPESİNDE dolaşanın KEDİ olmadığı kesin !
Sevan’ın görüşü kaygı artırıcı olsa da doğru.
*
Devletlerin halklarından aldığı yönetim emaneti, yer tutan kurnazlar ve işbirlikçileri el koydu. O kadar ki onlara vekâlet mülkünün sahibini hatırlatan her davranış, “ülke bütünlüğüne saldırı” görüldü.
Artık onların muhatap ligi kendilerine denk veya güçlü diğer devletler. Bütün halklar, devlet mekanizmasının dişlileri.
Bu süreç “ Tek Dünya Devleti” ne dönüşürse , insanlığın altından kalkamayacağı beter esaret başlar.
Fakat, telafat hadsiz olsa da “varlığın tabiatı” buna izin vermez. (2)
*
Doğa, bilimin müfredatını besliyor.
Doğa tek tip , dayatmacı, buyurgan oluşuma izin vermiyor. Çünkü esneklik ve çeşitlilik yaşamın ilerleme yolu.
Bu yolu toplumlar da benimsemeli. Bunun için olası vicdanlı ıslahçıların geçici çözümlerini, ret etmeyip hiyararşik dümeni değiştirecek fırsata çevirmeliler.
Yoksa, istismar ve zulümle kırılıp, dökülecekler.
*
Parçalı bulutlu hava, yek pare gök yüzünden daha iyi:
Benzer şekilde devletler düzeni, insanlık için parçalı bulutlu havadır. Olası kıvamlı, bereketli yağmurlar için umuttur. Bu oluşum, yekpareliğin Araf’ından daha hayırlıdır. (3)
“ Hayır! Gerçek şu ki insan, kendini-kendine yeterli (yek) gördüğü için çizgiyi aşar”(Alak:6,7) (4)
Kendi kendini MÜSTAĞNİ gören , hükmeden benliktir. Benlik, hükmederek “yeterliğini” artırır.
Bu yeterlik yanılsamadır. Ayrıca kalenderliğin istemeksizliğiyle karıştırımasın.
Yetelilik “hüküm” tekelinden kaynaklanıyor. oysa insan acizdir; iç organlarına dahi söz dinletemez.
Hüküm-yeterlik sarmalına kapılanana çıkış yok; illa batarcak. Toplumsal erke ulaşanlar , bu erkten uzaklaşmaya tevessül ederlerse ortakları ve çevresi tarafından iğdiş edilir.
*
Tarihsel deneyim;
kollektif, süreli, evrensel ilkeler “yatağını” bulmayan idarelerin insana -doğaya insafsız kötülükler işlediğini gösteriyor.
Bu vaziyetin getireceği Tek Dünya Devleti vicdani adaleti yer yüzünden tamamen silebilir.
*
Peki, ne yapalım ?
“Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” açmazından çıkış yok mu?
Olmalı, olacak.
Birinci koşul; güden, güdülen sınıflı toplum modelinden, disiplin esaslı nitelikli temel yaygın eğitimin her kesime ulaştırmalıyız.
İkincisi , tercihli veya serbest vatandaşlık bütün dünyada ihdas edilmeli.
Üçücüsü, kotaları, yığılmaları oluşturan seçkin azınlık, tekel yaratma düzenek ve öbekleri birinci önerimiz yatağında değiştirilmeli.
Gerisi kendiliğinden gelecek.
Mevcut yönetimsel uygulamaların hedefi bu olmadığından,
ya da “imkansız” gösterildiğinden, milyonlarca insan esaret batağından çıkamıyor.
Aksi halde , KARBONdan mamul, unutkanlığı “tescilli” insana, başka elementlerden oluşan “ irade”, duruma el koyacak.
Göründü bile:
SİLİSYUMdan mamul SİBER İRADE , bu hedefi kendi türü için yapmaya başladı.
*
İnsanlık “ailesi”, aile içi şiddetle malul . Buna binlerce yıldır kendi içinde kalıcı çözüm bulamıyor.
Aydınlanma döneminde bu hastalığın “hatalı mülkiyet ilişkisinden” kaynaklandığı savunuldu. Çatışma, şiddet içeren çözüm yolları denendi. Her seferinde güçlüler yolunu bulup başa geçti .
Güç hiyerarşisi nerede çözüldüyse, onlarsız yeni bir yol oluşmadı.
Kesinlikle TUZALI sistem içindeyiz. Bu güçlülerin kapanı’dır.
Bu vicdanın ayıplı durumu. Ama güçlüler yüzsüz. Onlar vicdanlarını benliğin haz hücrelerine hapsetti. Vicdansız dünyalarına “serbest rekabet” , oyuncularına “yetenek” diyorlar. Kazanımları , hiyerarşinin terekesidir.
Piramid kalıntıları öncekiler gibi arkeolojik olacak.
AÇIKLAMALAR :
(1) Sevan Nişanyan, “ Dünyayı Yahudiler mi Yönetiyor ve Merak Ettiğiniz Diğer Konular “ / Liberus Kitap
(2)”Varlığın tabiatı”; var oluşun tekâmül hedefli kodu. Varlık cansız canlı akıllı iradeli bencil -zalim, adil-vicdanlı,…
(3) Yekpareliği istemek, varlığın oluşumuna aykırıdır. Tek tiplik isteyenin istenenin ölümünü getirir. Bu yaşamda ölümün Arafıdır; intihar bu yüzden sökün eder. Kuraklık, susuzluktur.
“Kıvamlı yağmur” terimi, Adil Düzen’in mimarı Süleyman Karagülle’nin “azîz” sıfatına yaptığı açıklama ile anılmalı:
“Eski Araplar üç çeşit yağmur bilirler: biri, çokyağan yağmur; , taşkın, yıkım, her şeyi siler süpürür. Diğeri, çok az yağan yağmur; toprağı sertleştirir , katılaştırır. Ötekisi, yavaş, kıvamlı, sürekli yağan yağmur; ki bu toprağı mayalanmış hamur gibi yapar; işte “aziz “ sıfatının dirimsel karşılığı budur.”
(4) Müstağni : Yeterli, ihtiyaçsız; tekelci, buyurgan; sorgulanmaz, başına buyruk, kural tanımaz.
Yan anlamları: Kudret güç hastası .
Arapçadan geçmiş jelime; kökeni "zengin olmak, ihtiyaçsız olmak" ġny (غ ن ي) köküne dayanıyor.
96: 7 “Kendini MÜSTAĞNİ gördüğü için”
80:5 “Ama kendisini MÜSTAĞNİ gören.”
10 : 36. “Bir de, onların çoğu sadece ZANNIN peşine takılırlar. Oysa ki hiç bir zan, insanı hakikatten hiçbir şekilde MÛSTAĞNi kılmaz.