Kur’an Nizamı(267); Hakem kararlarına uymayan
‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…
çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…
Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…
***
“Ve’s-sârıku / sârık (hırsız)” (Maide 38)
Bundan önce “Allah ve resulü ile muharebe edenlerin” yani hakem kararlarını dinlemeyenlerin cezası sayılmıştı. Hakem kararlarını dinlemekle beraber cizye vermeyen kâfirlerin cezaları ise âhirete bırakılmıştı.
Şimdi hakem kararlarını dinleyen ama ona karşı fiilleri gizleyen kimselerden olan “hırsızlardan” bahsetmektedir.
Müminlere yüklenen görev hakem kararlarının infazıdır.
***
Hakem kararlarına uymayanları şu şekilde sıralayabiliriz.
1. Hakem kararlarına uymayı kabul etmeyen müşriklerdir. Bunlardan bir kısmı ise suç işlemektedir. Bunlara uygulanacak cezalar bundan önceki âyetlerde sayılmıştır.
2. Müşriklerden bir kısmı hakem kararlarını kabul etmemekle beraber herhangi bir saldırı veya hukuk dışı hareket yapmamaktadırlar. Bunlara biz saldırmayız ama onlara başkaları saldırdığında korumayız da.
3. Hakem kararlarını kabul etmekle beraber, fiillerini gizleyerek hakem kararlarından korunanlar vardır. İşte bu âyet bunu ifade etmektedir. Yasak fiili gizli yapanlar yargı kararlarına karşı çıkmamakla beraber karar almalarına mâni olmaya çalışmaktadırlar. İşte bunlara uygulanacak cezalar bu âyette zikredilmektedir.
4. Dördüncü grup şeriata uymasalar bile olayları gizlememektedir. Bunların cezaları verdikleri zarar kadar olup fazla ceza yüklenmez. Mesela, bir kimse birinin malını onun rızası dışında alsa bu gasptır, bu günahtır ama bu dünyadaki cezası sadece aldığı malı iade etmesidir. Ondan bu istenebilir, ceza verilemez.
Buradaki “atıf harfi” olan “Ve” bu cümleyi “Allah’la muharebe edenler”e atfetmektedir. Arada ahirette sorgulanacak olan kâfirler içindir ve cümleyi mu’terize veya istisna kabul edilmiştir. Onlarda “ve” harfi getirilmemiştir. Buradaki “Ve” harfini ancak “Ellezîne Yuharibune”ye atfedebiliriz, son cümleye atfedilemez. O takdirde o cümleye hâl olurdu. İsim cümlesi isim cümlesindeki isme hâl olamaz.
“Sârık” harfi tarifle gelmiştir. Ondan sonra cümlede “Fa” harfi getirilmiştir. O halde bu şart cümlesi anlamındadır. “Men Sereka” “Ellezî Sereka” anlamındadır. “Vellezîne Yuharibune”ye atıfla bu manâda olduğu şeklindedir. Bu sebepledir ki marife olarak gelen ism-i fail ve mef’uller şart cümlesinin yerini alabilir.
Bu kalıbı Kur’an zinada kullanmaktadır. Hırsızın tarif edilmesi gerekir. Bu tarif fiille değil faille tarif edilmelidir. Zâni ve sârıkın cezaları aynı kalıpla ifade edilmiştir.
Kur’an’da bir illete ait bir hüküm için iki asıl gösterilmez, her illete yalnız bir asıl gösterilir. Fiillerde farklılık varsa, hükümlerde farklılık varsa, o zaman ayrı asıllar verilir.
Zinada ve hırsızlıkta illetler aynıdır. Suç olan fiilin gizli işlenmesidir. Hükümleri ayrı olduğu için illetlerindeki benzerlik bir sayılmamıştır.
Hırsızlık mala karşı işlenmiştir, zinada nesebe karşı işlenmiştir. Birinin cezası kol kesme, diğerinin cezası dayak cezasıdır. İsm-i fail kalıbının getirilmesi, “Fe” ile cevaplandırılmış olmasından dolayı gizli işlenmiş suç söz konusudur. Gizliliğin tam olması gerekir. Ayrıca ispatın da tam olması gerekir. Cezası da çok ağırdır.
Hırsızlığın tanımında belli miktardaki malın kişinin harzından yani başkalarının girmesine izin verilmeyen yerden gizli olarak alıp götürülmesidir. Mal almak suç değildir. Suç olan gizli almaktır yani hırsızlıktır.
(Devamı var)