Dillerin Ayet Oluşu ve Kent Diliyle Eğitim: Adil Düzen’in Sosyolojik Perspektifi
İnsan topluluklarını ve onların mekânla kurduğu ilişkiyi inceleyen bir sosyolog; ahşabın dokusuna, liflerine, doğal eğimine hürmet gösteren bir marangoz olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Doğada hiçbir ağaç tek tip büyümez, hiçbir orman tek bir türden ibaret değildir. Ormanın güzelliği, meşenin, çamın, cevizin ve kestanenin yan yana, aynı topraktan beslenerek kendi özgünlüğünü korumasında saklıdır. Toplumlar ve diller için de durum bundan farklı değildir.
Kutsal Kelâm bu hakikati açık ve nettir:
"Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için ibretler vardır."
(Rûm Suresi, 22. Ayet)
İlahî irade, dillerin ve milletlerin çeşitliliğini bir kaos vesilesi değil, birer hikmet ve tanışma vesilesi (ayet) kılmıştır. Buna rağmen, asırlık merkeziyetçi ve dayatmacı anlayışlar, bu doğal çeşitliliği bir "tehdit" veya "kaos gerekçesi" olarak sunmayı alışkanlık haline getirmiştir. Oysa sosyolojik ve ilmi bir temele dayanmayan bu "kaos" söylemi, hakikati tersyüz eden büyük bir illüzyondan ibarettir.
Dillerin Hakikati ve Kent Diliyle Eğitim
Toplumsal barışın inşa edilebilmesi için, her şeyden önce insanın fıtratıyla ve yaşadığı coğrafyanın sosyolojisiyle barışılması gerekir.
Ustad Süleyman Karagülle ve Akevler ekolünün kurumsallaştırdığı Adil Düzen teorisi, tam da bu noktada merkeziyetçi despotizmin ötesinde, fıtrata ve coğrafyanın gerçekliğine uygun bir eğitim ve toplumsal düzen modeli sunar.
Adil Düzen’e göre; eğitim dili, merkezi bürokrasinin dayattığı resmi dil değil, o kentin ve o halkın konuştuğu doğal kent dilidir.
Gidin Kurmancî konuşulan kentlere, gidin Zazakî (Dimilî) konuşulan coğrafyalara, gidin Maçakhel’de Gürcüce konuşan vadiye ya da Arapça konuşan kadim şehirlere... Bu insanlar zaten yüzyıllardır kendi aralarında bu dillerle konuşmakta, yaşamı bu dillerle üretmektedir.
İnsanların ana dilinde yaşaması ve öğrenmesi hiçbir zaman kaos çıkarmamıştır. Kaosu çıkaran şey dillerin kendisi değil; dillerin yasaklanması, kasetlerin saklanmak zorunda kalması, kitapların toplatılması ve bir halkın en temel fıtri hakkının ellerinden alınmasıdır.
Adil Düzen’in eğitim kademelenmesi bu hakikati şu ilkesel çerçevede çözer:
İlk ve Ortaöğretim (Kent / Bucak Dili): Lise sonuna kadar eğitim, kentin ve bölgenin doğal konuşma diliyle yapılır. Kurmancî konuşulan yerde Kurmancî, Zazakî (Dimilî) konuşulan yerde Dimilî, Gürcüce konuşulan yerde Gürcüce veya Arapça konuşulan yerde Arapça eğitim esastır. Bireyin zihinsel gelişimi ve fıtri aidiyeti ancak kendi ana diliyle sağlıklı bir zemine oturabilir.
Yükseköğretim (Resmi / Ortak Hizmet Dili): Üniversite seviyesinde müfredata ortak resmi dil dahil edilir. Bunun sebebi kültürel bir dayatma değil, pratik bir gerekliliktir. Bir mühendis, bir doktor ya da bir hukukçu, memleketin tüm kentlerinde mesleğini icra edebilmek ve ortak hukuki zeminle iletişim kurabilmek için ortak dili öğrenir.
* Akademik İhtisas ve İlim Dilleri: İlim insanı olmak isteyenler, alanlarının evrensel dillerine yönelir. İlahiyat, sosyal teori ve hukuk alanında derinleşecekler Kur'an Arapçası ile; pozitif bilimlerde, tıpta ve teknikte uzmanlaşacaklar ise Latince ve evrensel bilim dilleriyle eğitimlerini tamamlar.
Tek Tipçi YÖK Despotizmi ve Asalak Toplum Üretimi
Bugünkü eğitim sistemi, YÖK merkezli tek tipçi bir anlayışın ve monokültürel ulus-devlet ezberlerinin cenderesi altındadır. Anasınıfından itibaren İngilizceyi dayatan, azınlık okullarına (Ermeni, Rum, Yahudi) bu hakkı tanırken, bu coğrafyanın asli unsuru olan milyonlarca Kürt’e, Zaza’ya kendi ana yurdunda kendi diliyle eğitimi "kaos çıkar" kılıfıyla çok gören anlayış; vicdani, ilmi ve insani olmaktan uzaktır.
Her kentte bir tabela üniversitesi açıp milyonlarca gence niteliksiz diplomalar dağıtmak, toplum inşa etmek değildir. Bu model; üretmeyen, zanaattan ve fikirden kopuk, işsizler ordusu ve asalak bir toplumsal yapı üretmektedir.
Ahşaba şekil verirken ağacın damarına karşı yontamazsınız; damara karşı vurulan her balta ağacı çatlatır. Toplum da böyledir. İnsanların diline, kimliğine ve fıtratına karşı uygulanan her dayatma toplumsal bünyeyi çatlatır. Tek dil ve tek millet dayatması birleştirmez, aksine ayrıştırır.
Sonuç: Doğal Düzen ve İnsani Barış
Adil Düzen, devleti müfredat ve dil dayatan vesayetçi bir güç olmaktan çıkarıp; eğitimi özerk bucaklara, yerel yönetimlere ve bağımsız ilim halkalarına bırakmayı savunur.
Kendi ana diliyle büyüyen, kentinin diliyle lisesini bitiren, üniversitede ortak dille uzmanlaşan ve dünyayla iletişim kuracak bilim dillerine hakim olan bir gençlik; ne kimliğine yabancılaşır ne de topluma yük olur.
Rûm Suresi'nin 22. ayetinde işaret edilen ilahî hakikati kavradığımız gün; Kurmancî’nin de, Dimilî’nin de, Gürcüce’nin de bu toprakların zenginliği ve ayeti olduğunu kabul edecek; kaosu değil, hakiki ve adil bir toplumsal barışı inşa edeceğiz.
Sosyolog Marangoz Zeki Altuboğa