“Yalandan kim ölmüş ”
Zaten uykudayız. Uykuda yalan olur mu?! Neden olmasın! Her boyutun kendine has kabulleri var. Kuzuları, oğlakları çok sevimli buluyoruz; aynı zamanda onları kesip “itibarlı” tandır sofraları kuruyoruz. Bu sofralara ‘hayır’ diyecekler, her yerde azınlık olan vejetaryenlerdir. Canlıyken sevilenin, kesilip- pişirip etini yemeyi de sevmenin ‘normal’ olduğu boyutta yaşıyoruz. Sizce bu iki “sevgi”nin hangisi yalan, hangisi sahte ? Evet, ikisi de yalan; çünkü “mevkiye” ve “ihtiyaca” bağlı olan gerçeklik, görecelidir; yani bencildir. Söylen-meyen gerçeklik şu : “Onu o kadar seviyorum ki kesip yiyerek, kendimde yaşatıyorum!.”(1)

Gerçekliği tarif etmeye yeltenmemi hoş görünüz. Çünkü konuya eşik yapıyorum. Gerçekliğe, duyumsamalar evreninde yüzeye çıkan etki diyebiliriz. Tabi bu etkinin kişiye özel ve genel açıları var.
İnsan bedenine has görme, işitme vb. duyular, insanın gerçekliğinin kapsama alanıdır. Bu alanın tesirlerini mutlak görmek ise insanın en büyük yanılgısı. Sosyal, ideolojik teorilerin tüm dayanağı, genelliğe erişmiş duyusal verilerdir. Oysa bu alan, sonsuz oluş halinin ortaya çıkan suretidir. Bu çıkışın etmenleri ve kendisi, daha derin etkilerin eseridir. Fikir, şuur, sezgi, içe doğuş gibi algılar, duyumsallığı sorgulayan, salim akıl sahiplerinin yüzeyin altındaki katmanlardan aldığı hisselerdir. Bu hisseler, hemen- hemen bütün bilimsel araştırmaların tıkanıklığını açan gizil verilerdir. (2)
*
Tarihe gömüşmüş Orta Çağ, İsrail ve abd iktidarlarınca nasıl oldu da gelişimin yolunu kesen harami olarak dirildi? Değişim geçirmiş kuduz virisüyle zombileşerek mi; yoksa, insanlarda uygulaması yasaklanan klonlama ile mi? Hiçbir kural tanımayanların iç yüzlerini örten perdenin aralanmasıyla onları güden amilin ba’al fetişi olduğu görüldü.(3)
Küresel haramiler, BM hukuk düzenlemelerini, artık engel olarak görüyorlar. Yavrusunu yiyen ebeveyne dönüştüler. Tek taraflı olarak, kırmızı görmüş boğa gibi hukuksal temelli her imkana el koyma saldırıları başlattılar.
Bu gözü dönmüşlüğün arkasındaki tanrı putunun boş inanç olduğunu İran’ın beklenmedik savunma füze yağmuruyla anladılar. Fakat rahipleri geri dönmelerine izin vermiyor. Ellerinde bin bir türlü teminatlar, kozlar var. İstemeyerek devam edecekler; yol yakınken hatadan dönmeyecekler.
Orta Doğu’da olası Pasifik savaşı, Çin lehine yeniden kurgulanıyor. abd’nin pasifikteki müttefikileri Güney Kore, Japonya, Taiwan şimdiden taraf değiştirme diplomasisine başladı. Çünkü abd, hiçbir vaadini gerçekleştiremiyor.
Açılan ikinci Orta Çağ perdesi, ilki kadar uzun sürmeyecek. O dönemlerde imparatorlukları yerle bir eden Asyatik göçlerin benzeri Afrika’nın çaresiz göçerleri değil. İkinci Orta Çağın her şeyi değiştiren büyük göçü, dijital binekli yapay zekadır. Bu yüzden “iş” çok kısa zamanda bitecek! Yeni dijital yapay zeka imparatorluğu kurulacak.
Teknolojide bileşik devreler nasıl bağımsız mikro çiplere dönüşmüşse; devletler de işlevsizleşerek, küresel şehir birlikleri kurulacak. Çünkü duyumlar dünyasının patronu, dijital teknoloji oldu. Öyle ki sahibini dahi ekarte edecek gelişim gösteriyor.Bağımsız yapay zeka ağları, fırsat bulduklarında birbirleriyle bağımsız irtibatlar kuruyor.
*
Sanal alemin yoğunluğu artık karşı konulmaz düzeyde. Elon Musk, en dikkate değer sufleyi (perde arkasında hatırlatma) verdi:
“Sanal gelişim, gerçekliğe yaklaştıkça, gerçekliğin ne olduğu açığa çıkıyor. Simülasyonda yaşıyoruz.”(4)
Şimdi şu insan merkezli aldanışın teorisini hatırladım.
Neydi o; ‘görecelik kuramı’. Albert Einstein’ın ünlü keşfi. Bu teorinin bakış açısı, olguların içinde ve olgulara tanık olan insanın, solipsizmin (tek bencilik) bakış açısına yan tutuyor. Bu anlayışta “ben”den başka hiçbir şeyin nesnel gerçekliği kabul edilmiyor.Çok ilginç herkes kendi rüyasını görüyor; her kes kendindekini ötekinde konuşturup eylemliyor. (5)
Yabancı gelmedi değil mi?.. Bütün dinlere alternatif olarak ortaya çıkan Humanist (insan merkezli) dünya görüşü de bu kaynaktan beslenmişti.
*
Biliyorsunuz hükümranlar, ayrıcalıklı kararlarını sorgulanma-ması için tabiatın bilinmez güçlerinin temsilciliğine soyunan dinler uydurdular. İlahi önermelerin aslını her zaman istismar ettiler. Bu yüzden hükümranların tekelindeki dinler batıldır. Onların izin verdiği yazılı nakiller şüphelidir.Çünkü temellerinde iktidar menfaati var.
Diğer taraftan hak olan ne varsa, hükümranlığı-hiyerarşiyi ret eder; ilahi rızayı Bütün’lüğe uyumda (eksiksiz barış) görür. Eksiklik, yücelik ayrımcılığına, tuzaklarına düşmez. Önce olanın sorumluluğu, sonra olanın vefası bu uyumla gerçekleşir.
*
Yazının bu bölümünü Kazım Erten’in konuya dair değinisi hakkındaki son yorumumla tamamlıyorum.
Batıl Din, Batıl Siyaset birbirini besler. Biri hak ise diğeri batıl olamaz.
“4. Dini temsil ve zorlama paradoksu
İnanç, özü itibarıyla bir "güven" (emanet) ve "kolaylık" rejimidir. Ancak günümüzde dinin yorumlanma biçimleri de "ağırlaştırılmış" bir forma bürünüyor. Kur’an’ın "Dinde zorlama yoktur" (Bakara, 256) ve "Allah sizin için kolaylık diler" (Bakara, 185) prensipleri; şekilciliğin, korku odaklı dindarlığın ve otoriter din dili baskısının altında eziliyor.
Hakiki inanç, insanın boynuna vurulan prangaları çözmek için vardır; yeni zincirler eklemek için değil.
5. Bilgi ve Siyasetin Vesayetten Arındırılması
Bilimin dogmalaşması ve siyasetin, "hayatta kalma savaşına" dönüşmesi, hakikatin manipülasyonuna yol açıyor.Bu yüzden hiçbir kurum veya kişi "mutlak hakem" konumuna yerleştirilemez. Meşruiyetin kaynağı; şeffaflık, liyakat ve hesap verebilirlik olmalıdır. Vesayet rejimleri, toplumu korkuyla yönetirken, aslında kendi sonlarını hazırlayan yapısal yorgunluk üretiyorlar.
Sonuç
6.Üçüncü bin yıl eşiğinde yeni paradigma
İnsanlık mevcut ağırlaştırılmış sistemlerle daha fazla yol alamaz.Geleceğin anahtarı Barış (Selam), güven ( eman), ,denge (mizan) kavramlarını merkeze alan yeni zihinsel inşadır. Bu paradigma:
*İnsanı sistemin dişlisi değil, öznesi kabul etmeli.
*Gücü değil adaleti mutlaklaştırmalı.
*Yükü artıran değil, fıtratı hafifleten modeller geliştirilmelidir.
Üçüncü bin yıl insanın ancak kendi fıtratı ile barıştığı, yapısal zincircilerini kırdığı ölçüde, yeni bir aydınlanma çağı olabilecektir. [22:27, 13.01.2026]”
Bu alıntıdaki ağırlık metaforu, Karl Marks ve Friedrich Engels tarafından söylenmiş, insanı- canlıyı boyunduruğa mahkum etmiş yasa ve kurumların ret edilmesine denk geliyor:
“Proleterlerin (yoksulluğa mahkum edilenler) zincirlerinden başka kaybedecekleri bir şey yok; kazanacakları bir dünya var.”
Ey insanlık ! Beğenmediğin “rüya” senin değil; o halde “uyan”! Bu cesaret istemeyen tercihtir.
Açıklamalar:
(1)Yamyamlığın kökeni öykünmedir. Hükümranlığa “erişen” insanın, hem türüne dayatmaları pek çok: ”Ya benimsin ya da Fırat’ın.”, “Ya yanımdasın ya da karşımda.”, “Ya sev ya da terk et.” Bu tevessüller, güç ve kudret yanılsamasıdır. “Tevessül”, çünkü koşullara bağlı etki ve algıyı mutlaklaştırma yanılsamasıdır. Daha derini, kimyasal dürtüdür. Cansız /inorganik olandan canlıya organik olana dönüşmesi ©Karbon,(H)hidrojen,(O)oksijen,(N)nitrojen,(P)fosfor,(S)sülfür moleküllerin düzenleme hiyerarşisinden kaynaklanıyor.
Örneğin Nöro-kimyasalların etkileri göz alıcı: Vazopresin, oksitosin akraba, ebeveyn sevgisi bağlılığını, serotenin, dopamin nero-transmiterler testosteronun yaptığı gibi toplumsallığı sağlıyor. Bu düzeyde “gerçeklik” suda eriyor.
(2) Bilimsel keşifler yapmış Nobel’li, Nobel’siz bilim insanları yaşamlarının en verimli çalışmalarında tıkandıklarında, tam pes edecekleri zamanlar büyük bunalımlar yaşadıklarını, maddi olandan uzaklaştıklarında, karşılarında uğraştığı alanın eşiğinin belirdiği, çok yerde kayıtlıdır. (Andrew Robinson; Bilim İnsanları, Bir Keşif Destanı; Yapı Kredi Yayınları),Trevor Homer, İlklerin Kitabı; Pegasus Yayınları)
(3)Ba’al, baal, bael,beel,..kökeni proto-semitik ba’l yapısına dayanan “efendi”, “sahip”,”lord”,”eşlerden koca”; Kenan, Fenike, Ugarit kültüründe tabiat tanrısı, yaşamı düzenleyen; boğa ikonu. Eski dönem Yemenliler “Rab” olarak kullanılan putun ismi.Kur’an’da İlyas,Tevratta İlya isimli ilahi elçinin kavminin boğa tapıncı. abd istilacılarının kıtada tutunma işinin “sığır çobanı” denmesi ilginç değil mi?
(4)Aynı şekilde sufi görüşün zirve temsilcilerinden İbni Arabi’nin felsefesi teolojik değil ontolojiktir. Allah kavramının dahi önceliğine değinir. Allah daha başlangıçta bulunan Tek Şey’in Mutlağın(vacibul vücud) ortaya çıkan çıkan suretidir. Varlık kavramı üzerinde duran Aristoteles’in aksine Arabi, tabiattaki eşya, bir rüyadan başka başka bir şey değildir.Bu avamın(sosyal medya vatandaşlarını) bilinci için muammadır.Bu tasavvufun keşif tecrübesidir.(Toshihiko İzutsu; İbn Adabi’nin Fusus’undaki Temel Kavramlar; Rüya-Gerçek bahsi)
(5)Solipsizm ya da kuramsal bencilik; Latince solus (yalnız, tek); ipse (kendisi, ben) köklerinden türemiş kavram. Kişinin yalnız kendi zihninin ve bilinçsel deneyiminin kesin olarak var olduğunu, dış dünyanın ve diğer insbanların ise bu zihnin birer yansıması ve tasarımı olduğunu savunan aşırı öznel idealist felsefi görüş .