Yeni Bir Medeniyete Ne Zaman Uyanacağız? - 1
İnsan Onurunu Koruyan ve Yeryüzünü İmar Eden Sorumlu Bir Medeniyete Doğru
(“Kur’an’a Göre Devlet Düzeni ve Medeniyet” başlıklı yazılarıma iki günlüğüne ara veriyor ve “Yeni Bir Medeniyete Ne Zaman Uyanacağız?” uyarısını 2 yazıyla yapıyoruz…)
İnsanlık bugün tarihinin en kritik eşiklerinden birinde duruyor.
Bir yandan insanlık hiçbir çağda bugünkü kadar bilimsel bilgiye ve teknolojik güce sahip olmamıştı; diğer yandan insanın varoluşsal huzursuzluğu ve içsel çatışmaları da hiçbir dönemde bu kadar derin olmamıştı.
Dünya hiç olmadığı kadar birbirine bağlı bir hale geldi.
Fakat bu bağlantı, beklenenin aksine, çatışmaları sona erdirmedi; aksine onların etkisini daha geniş coğrafyalara taşıdı.
Bu çelişkinin merkezinde ise daha derin bir soru yer alıyor: Bilimsel olarak bu kadar ilerlemiş bir dünya, nasıl olur da hâlâ korku, kimlik ve dinî fikirlerin katı yorumlarıyla beslenen çatışmaların esiri olmaya devam eder?
Sorun dinin kendisi değildir.
Sorun, ahlaki bir mesajın zamanla siyasi ya da tarihsel bir çatışma projesine dönüşmesiyle ortaya çıkan sapmadır.
Bu dönüşüm gerçekleştiğinde insan, denklemin merkezinden yavaşça uzaklaşır.
İnsanı özgürleştirmek için ortaya çıkan fikirler ise paradoksal biçimde yeni bir tahakküm aracına dönüşebilir.
İşte tam bu noktada çağımızın vicdanını rahatsız eden o soru yeniden yükselir:
Ne zaman uyanacağız?
***
Birinci Bölüm: Düşünsel Krizin Kökü
Bugün yaşadığımız krizin kaynağı dinin kendisi değil, dinin tarih içindeki rolünün yanlış yorumlanmasıdır.
Din özünde ahlaki bir çağrıdır. İnsanı arındırmayı, adaleti tesis etmeyi, merhameti yaymayı ve insan onurunu korumayı amaçlayan bir çağrı.
Fakat din, tarihsel kehanetleri gerçekleştirmek ya da güç projelerini meşrulaştırmak için siyasi bir programa dönüştürüldüğünde, bu ahlaki çağrı giderek bir çatışma ideolojisine dönüşür. Ve işte bu noktadan sonra düşünsel sapmalar zinciri ortaya çıkar; günümüz dünyasında birçok gerilimin arka planını oluşturan sapmalar…
İkinci Bölüm: Üç Büyük Sapma
1. Kutsallaştırılmış Dini Milliyetçilik (Büyük İsrail Anlatısı)
Bu anlayışta dini kimlik, kendisini ilahi bir tarih planının parçası olarak gören ulusal bir projenin temeline dönüşür. Toprak kutsallaşır. Tarih bir vaadin gerçekleşme süreci olarak okunur. Çatışma ise bu süreci hızlandıran bir araç haline gelir. Bu yaklaşımın en tehlikeli yönü, imanı bir egemenlik projesine dönüştürmesi ve insanı değil topluluğu kutsallaştırmasıdır.
2. Siyasi Mehdicilik (İran Devrimci Modeli)
Kurtarıcı fikri aslında adaletin yeniden doğacağına dair güçlü bir umut taşır. Ancak bu fikir, belirli bir tarih anlayışını güç yoluyla dayatmayı hedefleyen siyasi bir projeye dönüştüğünde anlamını değiştirir. Beklenen kurtuluş artık ruhsal bir umut olmaktan çıkar; tarihsel bir çatışmanın hedefi haline gelir. Tarih, metafizik bir olayın hazırlık sahnesine dönüşür; siyaset ise bu süreci hızlandıran bir araç olur.
3. Apokaliptik Evanjelizm
Bazı düşünce akımları tarihi, iyilik ile kötülük arasında gerçekleşecek son büyük savaşın ön hazırlığı olarak görür. Bu bakış açısında küresel krizler bir çözüm gerektiren sorunlar değil, yaklaşan sonun işaretleri olarak yorumlanır. Böylece çatışma, çözülmesi gereken bir mesele olmaktan çıkar; kutsal bir anlatının parçası haline gelir.
(Devamı var)