Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 162
Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
İslâmiyet’te böyle bir mülkiyet yoktur. Böyle bir mülkiyet yalnız Allah’a aittir. İnsanlar malik değil zilyet sahibidirler, yani malı korumak ve bakımını yapmak karşılığında ondan yararlanma hakları vardır. Semavat ve arzın ve aralarında bulunanların maliki Allah’tır. Biz O’nun görevlisi ve yetkilisi olarak üzerinde tasarruf eder, karşılığında yararlanırız.
Bunun başka anlamı, biz mallar üzerinde istediğimiz tasarrufları yapamayız, ancak şeriatın izin verdiği işleri yaparız. Mesela, tarlamıza tütün ekip de insanları zehirlemek için kullanamayız. Şeker pancarı ekebiliriz. Ayrıca tarlamızı istediğimiz zaman ekip istediğimiz zaman boş bırakamayız. Böyle yaparsak elimizden alırlar. Osmanlılar üç sene ekilmeyen tarlaları o kişilerin elinden almakta idiler.
Biz bunu şöyle geliştiriyoruz. Devlet vatandaşın elinden başka vatandaşa vermek üzere her zaman toprağı elinden alabilir. Bunun için toprağın vergi değerinin iki katını vermesi gerekir. Toprağın değeri de geçmiş on yılda ödediği öşrün/verginin on katıdır.
“Mülkü’s-semavati ve’l-erdi / Semavat ve arzın mülkü.” (Maide 18)
Kur’an’da semavat ve arzın mülkünün Allah’a ait olduğu 18 yerde geçmekte, bu surede de dört defa geçmektedir. Biri bundan önce geçmişti, ikisi bundan sonra geçecektir.
“Semavat ve arzın mülkü Allah’ındır” dedikten sonra, “O her şeye kadirdir” diyor; 5 defa da “O her şeyin kadiridir” diyor. Bir yerde de açıklama yapıyor: Her şeyi halk etti ve takdir etti. Arz ve semavat ile kadirin altı yerde tekrarı, mülk ile takdir arasında bir ilişkinin mevcut olduğunu ifade eder. Mülkte planlama vardır. Bir mülk belli amaçla kullanılır. Amaç belli olur, ondan sonra da o amaca gidiş yolu belirlenir: Bu da takdir yani planlama ile olur.
İki çeşit planlama vardır; biri mekânda planlama, biri de zamanda planlamadır.
Biz mekânda planlama yaparız. Zamandaki planlama bize ait değildir. Biz mekâna sahibiz. Yerleri değiştirebiliriz. Büyütüp küçültürüz ama zamanı ileri-geri alamayız. Zaman bize uymaz, biz zamana uyarız. Bunun manası; biz ne şartlar altında ne yapacağımızı biliriz ama o zamanın ne zaman geleceğini yani zaman içinde ne olacağını bilmeyiz. Oysa Allah kâinatta ne olacağını takdir etmiş ve neyin ne zaman olduğunu O bilmektedir.
İnsanlık tarihinin akışını bilmekteyiz. Allah’ın nuru insanlığı aydınlatacaktır. O’nun nuru tamamlanacaktır. Ama bunun ne zaman hangi derecede olduğunu biz bilemeyiz. Zamanını belirlemek Allah’a aittir.
Hıristiyan ve Yahudilerin biz Allah’ın oğullarıyız ve Allah’ın sevgilileriyiz demiş olmaları sebebiyle, sonunda Allah onlara azap edecek, bazılarını da bağışlayacaktır. Bunu biliyoruz ama bunların ne zaman olacağını bilmemekteyiz.
Allah kâinatı yaratmış ve takdir etmiştir.
Kadere göre her şey yürümektedir.
Hıristiyanların ve Yahudilerin, ‘biz seçilmiş kimseleriz’ deyip dünyaya hükmetmeleri ve bugün de birlikte bizi sömürmeleri ne zamana kadar sürecektir?
Onların arası ne zaman açılacaktır?
Aslında tüm dünya Yahudilere kin beslemekte, kan kusmaktadır. ABD halkı kuzey-güney savaşına sömürü sermayesinin fitnesi ile girmişlerdir. Köleler Hıristiyanların elinde idi. Sermaye köleliği kaldırdı ki benim işçim olsunlar diye. Devlet değil özel banka olan ABD Merkez Bankası’yla (FED) tüm Amerika’yı sömürmektedirler.
Amerikan halkı sömürü sermayesinin kölesi durumundadır. Onları Müslüman ve Hıristiyan düşmanı yaparak, beyaz-siyah diye bölerek sömürmeye devam ediyor. Bunu bilen Amerikan halkı Afrikalı bir zenci Müslümanın çocuğunu devlet başkanı yaptı. Birinci ve İkinci Cihan Savaşları’nı organize eden sömürü sermayesidir. Hitler bertaraf edilmiştir ama Yahudi düşmanlığı bitmemiştir. Rus Çarlığını yıkarak Sovyetleri oluşturup milyonlarca insanın ölümüne sebep olan sömürü sermayesidir. Müslüman ülkelerde diktatörleri üretip onlara dinsizlik yaptıran ve halklarını ezdiren sömürü sermayesidir. (Devamı var)