Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 159
Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
“Bel entüm beşerün mimmen haleka/ Siz Allah’ın halk ettiği beşersiniz” (Maide 18)
İşte bunu ifade etmek için; “Sümme izen entum beşerun tenteşirûn / (Sizi topraktan yarattı) sonra birden her tarafa yayılan beşer oldunuz.” (Rum suresi 20) denmektedir.
Burada “Sümme” kelimesini kullanmasının sebebi vardır. Hazreti Âdem yaratıldıktan sonra belli bir zaman içinde tüylü olarak yaşadı. Hatta çocukları oldu. O çocuklardan biri kardeşini öldürdü, kaçtı, kuzeye gitti ve orada neslini türetti, onlar Neandertal insan oldular.
Sonra Hazreti Âdem ile Havva yasak ağaçtan yediler. Birden tüyleri döküldü ve beşer oldular. Ondan sonra elbise giyerek yeryüzüne, hatta göklere bile intişar etmişlerdir. Neandertal insan yeni şartlara ve iklim değişikliklerine uyamadığı için helâk olup gitmiştir. “Sümme”den sonra “İzen”in gelmiş olması, değişmenin birden olduğunu ifade eder.
Siz yaratılan bir beşersiniz. Tüm insanlar gibi aynı genleri taşıyorsunuz. Sizin diğer insanlardan bir farkınız yoktur.
İnsanlar çoğalınca ayrıldılar ve birbirlerinden uzaklaştılar. Zamanla dilleri değişti, ayrı ayrı kavimler oldular. Buradaki “intişar” tarım döneminden önceki göçebe dönemini anlatmaktadır. Bundan sonra da uzaya açıldığımız zaman “beşerun tenteşirûn” oluruz. Bu farklılık insanların farklı tanrılara tapmaya başlamalarıyla sonuçlanmıştı. Her kabile kendi dilindeki tanrıya tapar, diğer kabileleri kendi tanrılarına düşman sayardı. Biz şimdi Kur’an’a inanmayanları nasıl Tanrı’nın düşmanı kabul ediyorsak, onlar da öyle yapmaya başlamışlardı.
İnsanlar ilk defa Mezopotamya’da bir araya gelerek kentleşmeye başladılar. Tanrılar arası savaş yerine tek Tanrı’ya tapma öğretisini Hazreti Nuh getirmiştir. Hazreti Nuh kendi ülkesinde bu sorunu çözmeye çalışmış, arkasından gelen Hazreti Hud ve Hazreti Salih peygamberler de tek Tanrı’ya inanmayı getirmişlerdir. Bunun anlamı şudur. Tüm insanların Tanrı’sı birdir. Şeytanın Tanrı’sı da aynı Tanrı’dır. Sonra Hazreti İbrahim peygamber geldi ve tüm insanlığı Hazreti Nuh’un şeriatına çağırdı.
İslamiyet, Hıristiyanlık, Yahudilik, hatta Budizm ve Hinduizm’in görevi insanlığı barışa götürmektir. Bundan dolayı bunların kendilerini diğer insanlardan farklı görmeleri ve üstün saymaları ise varlık hikmetlerine aykırıdır.
İnsanlığı barışa götürme görevini Allah’ın onlara vermesi bir fazilettir ama bu fazilet ırktan değil görevden ileri gelmektedir. Üstünlük görev yetkisi anlamındadır. Kişinin üstünlüğü yoktur, görevin üstünlüğü vardır.
-Ehliyete göre görev vardır.
-Göreve göre de yetki vardır.
-Yetkiye göre sorumluluk vardır.
-Sorumluluk kadar da hak vardır.
Üst göreve atananların hakları üstün olabilir ama sorumlulukları da yüksektir.
Ne bir dine mensup olmak ne de bir kavme mensup olmak bir üstünlük sağlamaz, görevli olup olmama üstünlük sağlar. Kur’an gelmeden önce Allah belli kavme peygamberler göndermiş ve onlara görev vermiştir. Kur’an’dan sonra ise artık yeni peygamber gelmeyecek, yeni kitap gelmeyecektir.
Kur’an’dan sonra artık atanmış görevli yoktur. Bütün müminler atanmışlardır. Kur’an’a, Tevrat’a, İncil’e göre, Vedalara göre, Burhanlara göre düzen kurulacaktır. Askerliğe katılanlar mümin olacaklar, katılmayanlar ise müslim olacaklardır.
İşte, seçilmiş olanlar yani görevli olanlar bu görevlilerdir. Dünyanın güvenliğini bunlar sağlayacaktır. Bir kavme veya bir dine mensup olma artık fark etmeyecektir.
Burada önemli bir şeyi daha hatırlatmamızda yarar vardır.
-Din ile siyaset arasındaki ilişkiler nasıl olacaktır?
(Devamı var)