ADİL DÜZENDE GENEL HİZMETLER - IV
MUHASEBE
Tabiatta atomlar ve moleküller birbirlerine borçlanarak oluşurlar. İnsanlar birbirlerine borçlanarak topluluklarını oluştururlar. İnsan ancak topluluk içinde yaşar. O halde borçlanma, hava gibi her an teneffüs ettiğimiz bir ihtiyaçtır. Borçlanma deyince sadece nakit borçlanma anlaşılmamalıdır. İnsanlar dört çeşit borçlu veya alacaklı olurlar:
a) Bir kimse diğer bir kimseden bir eşya alacaklı olur veya borçlu olur. Burada eşyanın hem yararlanma hem de kullanma mülkiyeti devredilecektir. Buna “mülkiyet hakkı” denir.
b) Bir kimse diğer kimsenin eşyasından yararlanma hakkına sahip olur. Kiraladığı evden yararlanma hakkı kişiden kişiye intikal eder. Burada zaman önemlidir. Bir eşyanın belli bir zaman içinde başkasında kalması ve ondan yararlanması demektir. Buna “menfaat hakkı” denir.
c) Kişi bedeniyle başkasının malına karşı bir iş yapmaya borçlu olur. Emeğiyle onun ekonomisine katkıda bulunur. Buna “emek hakkı” denir.
d) Kişi emeği ile başkasının bedeni veya rûhi varlığına hizmet eder. Buna da “muta hakkı” denir.
Bunlardan kişi karşılıklı veya karşılıksız olarak borçlanır. Bu borçlanma günümüzün her safhasında cereyan eder. Mesela, baba çocuğunu korumakla borçludur. Anne emzirmekle borçludur. Hak ve vecibe dediğimiz olay borçlanma demektir. Kişi bir yeri kiraladığı zaman evin menfaatini borçlanmış olur, buna karşılık alacaklı hâle gelir.
Borçlanma ve borcun bitmesi aşağıdaki aşamaları geçirir. Borç aşağıdaki dört yolla doğar:
a) Tarafların iradesi dışında cereyan eden olaydan dolayı bazı kişilerde ona karşı borç ve alacak doğar. Mesela, babası önceden ölmüş bir çocuk dünyaya geldiğinde dedesinin ona karşı birtakım hak ve vecibeleri doğar.
b) Kişilerin kendilerinin yaptığı fiillerden bir borç veya alacak doğmuş olabilir. Zarar veren kişi tazmin eder. Kişi gıyabında kişiye bir hizmet vermişse karşılığını ister.
c) Sözleşmenin yapılması ile birtakım borç ve alacaklar doğar.
d) Bir arada yaşayanların ortak giderlerinden ve ortak hizmetlerinden borç ve alacak doğmuş olur.
Eskiden göçebe ve tarım dönemlerinde herkes herkesi tanıyordu, borç ve alacak yükü daha hafifti. İnsanın belleği bu borç ve alacakları tesbite yeterli idi. Oysa bugünkü sanayi döneminde birbirlerini tanımayan kişiler arasında ve pek çok olaylar cereyan etmektedir. Artık insanların bellekleri buna yeterli değildir. Ancak borç ve alacak kaydedildiği takdirde akılda kalmaktadır. Kur’an bunun için; “Az olsun, çok olsun, mutlaka yazın, yazmaktan üşenmeyin.” diyor.
Yazma son derece sıkıntılı ve zor bir iştir. Ayrıca güven de ister. Çünkü her zaman her yarde kâğıt-kalem bulunduramazsınız. Bulundurup yazsanız bile, onları saklayıp koruyamazsınız. Bize bugün yazmak zor gelmektedir. Birçokları yazılmasını istememektedir. Buna karşı direnmeler vardır. Çünkü herkes çarpmak, hırsızlık yapmak, yaptıklarını da unutturmak istemektedir. Ama insanlığın çöküşü buradan gelmektedir. İşte Kur’an bir şey haber veriyor. Borç ve alacaklarını tutmayanlar, hesap yapmayan topluluklar helâk olacaklardır.
Bugün üretim kollektiftir. Artık kişi kendi ürettiğini tüketmiyor. Kendi işyerinde iş yapmıyor. Bu sorunu günlük kullandığımız nakit ile çözmeye çalışıyoruz. Bu uygulama sorunları çözmediği için tekeller oluşuyor. Bu sebeple birinci ve ikinci cihan savaşları oldu. Bu sebeple faşizm, nazizm, komünizm dünyayı kasıp kavurdu. Sorun hâlâ çözülmüş değildir. Tekeller hâlâ önlenememiştir. İşte bütün bunların sonucunda sağlıklı muhasebe zorunluğu ortaya çıkmaktadır. Devlet bunu mecbur ediyor. Kişilere muhasebe zorunluğu getirilmiştir. Ne var ki, tutulan muhasebe tamamen hayalidir. Mağazaya gidiyorsun, hiç çekinmeden ve korkmadan; “Fatura istiyor musun?” diyor. Çünkü Türkiye’de kanunlar uygulanmak için yapılmaz, istenmeyen kişiyi gerektiğinde sıkıştırmak için yapılır. Herkesi yolsuzluğa sürüklemek için yapılır. Herkese suç işletip hukuk düzeninde keyfi yönetim yapabilmek için yapılır.
Diyeceksiniz ki; bunu yapanlar hain midirler? Kasıtları nedir ki böyle yapıyorlar? Bunu yapanlar hain değiller. Biz istiklâlimizi daha tam olarak kazanmış değiliz. Bizi hâlâ dış güçler yani düşmanlarımız yönetiyor. Eskiden bu örtülü idi, kapalı idi. Halk duymazdı. Şimdi artık aleni olarak yapılıyor. Bizi İMF yönetiyor. O öyle istediği için, düşmanımız olduğu için Türkiye’yi yıkacak önerilerde bulunuyor; biz de şimdilik dediklerini yapmaya çalışıyoruz.
Demokrasilerde meclisler vardır. Hükümetler vardır. Meclisleri halk seçer, kanunları onlar yapar ve hükümetler uygular. Kuvvetler ayrılığı vardır, meclis hükümete karışmaz, hükümet de meclise karışmaz. Yasaları meclis yapar, hükümetler yasaları uygular. Türkiye’de böyle değildir. Kuvvetler dengesi yoktur. Teoride meclis her şeye hâkimdir. Ama pratikte asla. Pratikte bütün güç hükümetin elindedir. Hükümetler de seçilmiş olduğu için onların elinde değildir. Güya ordunun, güya bürokratların elindedir. Türkiye’yi gizli bir güç yönetir. Bu gizli gücün merkezi Türkiye değildir. Emperyalist ülkelerdir. Kanunları Meclis yapamaz. Güya hükümet yapar. Oysa hükümet kanunu nasıl yapacaktır? Ne vakti ne de bilgisi vardır. Türkiye’de kanunlar dışarıda hazırlanır. Bir sıradan memur onu tercüme eder veya altına imza koyar. Şefe gider, şeften müdüre gider, müdürden reise gider, reisten müsteşara gider, müsteşardan gelen öneri bakana imzalatılır. Hükümete gelir. Hükümet imzalar. Komisyona gelir. Görüşülür. Ama hükümetler baskı yapar, tek kelime değiştirtmezler. Meclise gelir ve hükümetlerin buyrukları doğrultusunda eller kalkar, kabul edilmiş olur!
İşte böyle çıkarılmış kanun ülkede uygulanmaz, herkes kaçak çalışır, muhasebe tutulmaz. Bütün hesaplar yalandır, faturalar yalandır. Bu sebepledir ki Türkiye’nin iki yakası bir araya gelmiyor. Adil Düzende her şey muhasebeleşecektir ve her şey doğru yazılacaktır. Kayıtlar yaşanan hayatı gösterecektir. Bu nasıl başarılacaktır? İşte kooperatif bunu başarmak için vardır. Kooperatif çözümler üretecektir. Nedir bu çözümler? Bir taraftan her şey muhasebeleşecek, hiçbir şey yalan yazılmayacak; diğer taraftan da vatandaşın yaşaması sağlanacaktır. Buna başka bir misal verelim. Mesela, enflasyon vergiye tabidir. Siz yıl içinde hiçbir şey kazanmasanız da, yıl sonunda kağıt üzerinde kazanmış görünür ve ana paradan büyük kısmını devlete verirsiniz. Bir zaman sonra ana sermayenizi de kaybeder gidersiniz. Şimdi bu mantık mıdır? Bu kanunu yapanlar bu kadar basit şeyi bilmezler mi? Bilmez olurlar mı? İnsan süt veren ineğini keser mi? Komşu kestirir. Borçlu kapıya dayanınca her şeyi yaparsınız. İşte kooperatif bunlara çareler aramaktadır. Bu ancak sağlıklı gerçek muhasebe ile gerçekleşir. Bunun için ne yapılmalıdır? Şu kriterlere başvurulur:
a) Veresiye yerine peşin ödemeli sipariş sistemini uygulamalıyız. Veresiye, malı peşin verip parayı sonra almadır. Bu da enflasyonu kâr gösterme zorunluğunu getirir. Oysa peşin ödemeli siparişte önce para veriliyor, sonra mal alınıyor. Burada ödeme peşin olduğu için enflasyonun etkisi sıfırdır. Muhasebeye enflasyon aksetmez, sadece gerçek kâr akseder. Onun vergisini ödersiniz.
b) Her türlü borçlanmayı bir değer üzerinden altın, demir, buğday veya toprak üzeriden yapın; ödemeleri Türk Lirası ile yapın. Ödemeleri Türk Lirası üzerinden yapınca Türk Lirasının değerini korursunuz, borçlanmayı mal üzerinden yapınca da siz enflasyondan kurtulmuş olursunuz.
c) Kârlarınızı nakit olarak değil de mal olarak yapmaya çalışınız. Kasada nakit biriktirmeyiniz, mağazada malı biriktiriniz. Kârlılığınızı nakdin artmasında değil, mal artmasında arayınız. Nakit ile zararı hiç kâle almadan işlere devam edin. Bu da sizi enflasyonun haksız vergisinden koruyacaktır.
d) Altın olarak borç veriniz. Kullanmadığınız ve değerlendirmediğiniz bir varlığınız varsa onu hapsetmeyin, faizsiz olarak başkalarına veriniz. Onlar onunla üretim yaparlar. Ülkede mal çoğalır. Enflasyon düşer.
Bunlarla birlikte sizlere başka tavsiyelerim de olacaktır:
a) Ceza almaktan değil, suç işlemekten korkunuz.
b) Görevlilerden değil, mevzuattan korkun. Görevlilerin arzularını değil, mevzuatın istediğini yapın.
c) Zarardan değil, iş yapamamaktan korkun. Durmak hepten zarardır. Telafisi mümkün değildir. Oysa zarar kısmidir.
d) İş yaparken kamunun da hakkı olduğunu ve onun payını vermenin ibadet olduğunu unutmayın. Hükümetin zâlim olması devletin haklarını size helâl kılmaz.
İşte bu tedbirleri aldığınızda yaşamak için artık vergi kaçırmanıza gerek kalmaz. O zaman gerçek ve en ince noktalar ile hesap tutmanızda herhangi bir zorluğunuz olmaz. İşte biz kooperatifte genel hizmet olarak muhasebemizi tutacağız. Ancak biz genel hizmet payımızı ücret olarak almayacağız. Yaptığımız işten % de olarak alacağız. O halde bizim kârımız müessesenin çok iş yapmasıdır. Bu onun kârınadır. Kamunun da kârınadır. Çünkü üretim olmuştur. Mallar çoğalmıştır. Ucuzlamıştır. Devletin de yararı vardır. Asıl devlet geliri maldadır. Malın artışındadır. Yoksa nakdi zaten kendisi basıyor, onda artış olsaydı vergi almadan ülkeyi yönetirdi. Her türlü borç ve alacak yazılacak ve bunlar da açık olacaktır. Bu birçok kimsenin canını sıkacaktır. Ne var ki, Allah böyle emrediyor. İnsanlar uymak zorundadırlar. Uymazlarsa hesaplarını O görür. Bugünkü sosyal ve tabii ilimler bu hesabın görüleceğini çok açık şekilde belirtiyor. İşte 25 hizmetten biri, belki de birincisi bu hizmettir. Muhasebe hizmetidir. Bu hizmet görülecektir.
HESAP SAHİPLERİ
Muhasebe hesap sahipleri için yapılır. Bunlar borçlu ve alacaklı olanlardır. Gerçek kişilerdir.
a) Gerçek kişilerin işlerine göre alt hesapları vardır. Kendi harcamaları, ev için harcamaları, iş için harcamaları, borç-alacak hesapları kişinin alt hesaplarında tutulur.
b) Ortaklık hesapları da vardır. Bunlar, birkaç kişi sözleşme ile bir hesaba ortak olurlar. O ortaklık bir kişi imiş gibi hesaba sahip olur. Sonunda sözleşmelere göre kişilere aktarılır.
c) Taşınmazların zimmet hesabı. Taşınmazlar için yatırılan değerler ve onlar için yapılan harcamalar bir hesapta toplanır. Gelirler bir hesapta toplanır. Payların dağılışları bir hesapta toplanır. Böylece taşınmazlar kişiler imiş gibi hesap sahibi olurlar.
d) Senetler. Hâmiline yazılı olarak çıkarılan senetler bir değer ifade ederler. Bunların çıkarılışları, satılmaları, el değiştirmeleri, değerleri kendi hesaplarında görülür.
Yeryüzü enlem ve boylamla kodlanacaktır.
5/ -5 1. E Kaynar İklim
5/15 2. B Çöl İklimi
-5/-15 2. K Çöl İklimi
15/25 3. C Sıcak İklim
-15/-25 3. L Sıcak İklim
25/35 4. D Yaz İklimi
-25/-35 4. M Yaz İklimi
35/45 5. H Orta İklimi
-35/-45 5. N Orta İklimi
45/55 6. V Kış İklimi
-45/-55 6. S Kış İklimi
55/65 7. Z Soğuk İklim
-55/-65 7. G Soğuk İklim
65/75 8. X Buz İklimi
-65/-75 8. F Buz İklimi
75/90 9. O Kutup İklimi
-75/-90 9. Ö Kutup İklimi
Bundan Sonra Mekke merkez kabul edilecek; doğu pozitif, batı negatif olacaktır.
Harfler aynen konacaktır.
Her on enlem derecesi 100’e bölünecek, böylece alt rakam bir derecenin onda birini gösterecektir. Bu iki rakamla yazılacaktır. BC 25 demek, 7.5 Enlem ve 7.5 Batı Boylamı demektir.
Bu da yaklaşık 10 kilometrekarelik sahaları içerecektir. Demek ki her ilçenin 8 rakamla ifade edilen bir kodu olacaktır. Bundan sonra ilçeye bağlı aşiretle kodlanacaktır. Bir ilçede 1000 aşiret olacaktır. 10000 sayı yetecektir. İlk iki harf ve sonra iki rakam yeterli olacaktır. Demek ki her ocak dörder harfli üç kelimeden oluşacaktır. Kişinin kodu doğduğu ocağın kodu ve doğum tarihi ile belirlenecektir. Bir ocakta bir yıl içinde ondan fazla doğum yok farzedilerek yine iki harf ve bir sayı ile adlandırılabilecektir. 100 yıl çift harfle belirtilir. Ondan gelen iki sayıdan biri yıl sayısını ve biri yıl içindeki doğum sırasını ifade eder. Yine dört harflidir. Dört harf isim, dört harf de ocak adı ve soyadı olacaktır.
Kişilerin kodlanması böyle yapıldıktan sonra sıra yerlerin kodlanmasına gelecektir.
10 kilometrelik yerin adı enlem ve boylam ile belirtilecektir. Bunlar 1/25000’lik haritalarda yer alacak ve sınırlar orada gösterilecektir.
Kod numarası merkez olacak, her 100 metrelik birimlerle sağdan ve soldan enlem usûlü kodlanacaktır. Yüz metre 100’e bölünecek ve bir metre olarak kodlanacaktır. Ondan sonra artık rakamlar kullanılacaktır. 1 rakam yazılırsa desimetre, 2 rakam yazılırsa santimetre, 4 rakam yazılırsa milimetre olur. Virgül metreye konur.
Yerler muhasebede böylece kodlanmış olur.
Bunlar hesap sahipleri için açılan kodlardır. Bunlar borçlu ve alacaklı olurlar.
Kişinin alt hesapları kişi kodundan sonra, yazılan rakamlar veya harflerle belirtilir.
Ortaklıkların üst hesapları ise ortaklık merkezinin kodundan sonra rakamlarla belirtilir.
İlim ortak ölçünün ortaya çıkması ile gelişir. Eğer bir şey rakamla ifade edilemiyorsa o ilim değildir. Adlandırmalar ilmî olursa hem kesin olur, hem de öğrenilmesi ve kullanılması kolay olur. Kur’an’da demirin özellikleri EBCED hesabiyle verilmiştir. O halde kıyas yoluyla her şeyin özelliğini ebced hesabı ile göstereceğiz ve her şeyi ona göre adlandıracağız.
Temel ölçüler zaman ve mekandır. Mekan yeryüzünün enlem ve boylamı ile ölçülendirilir. Metre birimi olarak dünya çevresinin 40 milyonda biri alınmıştır. Zaman da dünya dönüşüne göre yıl olarak alınmıştır, gün alınmıştır, saat alınmıştır. Tarih boyunca tüm ilimler bu ölçülere oturtulmuştur. Suyun özgül ağırlığı 1 kabul edilerek kitle birimi bulunmuştur. Kuvvet bu kütleye saniyeye göre ivme kazandıran şey olarak tarif edilmiştir. Bunlar, batılıların Müslümanların onluk sistemini benimsemiş olmalarından dolayıdır. Rakamlara Arap rakamları diyorlar. Biz de kodlamayı buna göre yapacağız.
CİNS VE BİRİM
Muhasebe borçlu ve alacaklıların birbirlerine ne borç ve ne alacaklı olduğunu belirtmek içindir. Değerler çok çeşitlidir. Borç veya alacağın değerleri senetlerinde belirtilir. Muhasebeye intikal eden değerlerin mutlaka sonunda ölçülmesi gerekir.
Kooperatif gümüş getirip verene gümüş belgesini verir. Gümüş kuyumculara faizsiz olarak verilir ve kendilerine bu belgeyi getirene ödemeniz şartı ile size bu faizsiz veriliyor denir. Bunun için kendilerinden taşınmaz teminatı alınır. Bu gümüş mahiyetindedir. Sadece gümüşü taşımamak için bu nakit çıkarılır. Bu senet ile günlük alışveriş yaparlar. Fiyatlar bu nakit ile oluşur. Gümüşün birimi olarak atom ağırlığının onluk katı alınmalıdır. Buna bir dirhem denmelidir. Kur’an’da bu kelime geçmektedir.
Kooperatif altın senedi bastırarak ortaklık kuyumcularına kredi olarak verir. Karşılığında taşınmazı satın alır. Kuyumcular bununla altın satın alırlar. İade etmek isteyenlere de iade ederler. Altın senedi ile dört senet alınıp satılır.
a) Gümüş senedi alınıp satılır. (Döviz bununla değerlendirilir. Hizmetler bu senetlerle değerlendirilir.)
b) Demir senedi alınıp satılır. (İnşaat malları bununla değerlendirilir. Mal senetleri bunlarla değerlendirilir.)
c) Buğday senedi alınıp satılır. (Tüketim malları bununla değerlendirilir. Selem senetleri bunlarla değerlendirilir.)
d) Toprak senedi alınıp satılır. (İnşaat işçiliği bununla değerlendirilir. Hisse senetleri bununla değerlendirilir.)
Bu senetler kuyumculara, inşaat malzemesi satanlara, tüketim malzemeleri satanlara ve inşaat yapanlara kredi olarak verilir. Bunlar bu kredilerle gümüş, tüketim malzemeleri, inşaat ve taşınmazları alıp satarlar. Bu senedi bankaya götürüp altın senedi ile her zaman değiştirebilirler.
Altının ve gümüşün standardı yoktur. Arıtıldığında elde edilebilecek altın veya gümüş onun değeridir. Bunlar başka maddelerle karışmakla değişmezler.
Demir için esas alınacak değer inşaat demiri olacaktır. 14’lük inşaat demiri esas alınabilir.
Buğday için ise o yıl üretilen buğday hep aynı değerde kabul edilir. Onlar harman yapılarak tek tip ekmek unu üretilir. Bu harmanlama önce ilçelerde olur. Sonra bölgelerde olur. Buğdayın fiyatı aynıdır.
İnşaat işçisinin ücreti ise tahsil ve yaşa dayanan, beceri ve sorumlulukla orantılı bir ücrettir. Resmidir. Herkes ancak onunla iş yapmış olur.
Burada insanların baremleri ile ilgili kriterleri verelim.
İnsanlar; başlangıç, temel, ilk, orta, yüksek ve üstün olmak üzere sınıflanırlar. Bu sınıflama test usûlü imtihanlarla olur. Herkes 7 yaşından itibaren ehliyet ibraz eder. 63 yaşında emekli olur.
Yılda başlangıç ehliyetliler 5, temel ehliyetliler 6, ilk ehliyetliler 7, orta ehliyetliler 8, yüksek ehliyetliler 9, üstün ehliyetliler 10 derece terfi ederler.
Bunun dışında bir bu kadar da mesleki kabiliyet dereceleri dağıtılır. Bu dağıtma dayanışma ortaklıkları tarafından yapılır. Ayrıca kadrolara bir sorumluluk ve ağırlılık değerleri verilir. Bunlar planlarda ilmi dayanışma tarafından belirtilir. Kişinin böylece derecesi ortaya çıkar. Resmi ücret bu derece iledir. İnşaat işinde çalışanlar bu resmi derece ile ücret alırlar.
a) İnşaat işinde resmi ücretle çalışılır.
b) Kamu hizmetlerinde resmi ücretle çalışılır.
c) Ortaklar arasında işçilik ücretleri resmi ücret oranında dağıtılır.
d) Emeklilik de resmi ücret oranında yapılır.
İnşaatın değerleri yapılırken arsa ve altyapının payı yapıların beşte biridir. Malzeme demir parası ile alınır, toprak parası ile satılır. Alış bedelleri serbesttir. Satış bedelleri resmidir. Bu bedeller stoklara göre belirlenir. Böylece her inşaatın maliyeti kesindir. Tüm yapılar buna göre değerlenir.
STANDARTLAR
Medeniyetler içinde dil, sanat, teknik ve örf oluşup gelişir. Tekniğin dili standartlardır. Bir malın özelliğini belirlemektedir. Kişi bir mal üretir. Bunun teknik özelliklerini sözleşme içinde belirler. O sözleşmeye uygun olarak imal edilen mal kontrolden geçerek ambara girer. Karşılığında sahibine senet verilir. Bu senet mal senedidir. Belli standarttaki malı ifade eder. İşte bu mal bir standart kod alır. Bu kodun belirlenmesinde malın veya hizmetin ne olduğu belirtilir.
a) Mallara önce üretildikleri hammaddelere göre kod verilir. Sonra kullanıldığı yere göre kod verilir. Biri ad, diğeri ise soyadı gibidir. Bunun dışında standart numarasını da ihtiva eder.
b) Standartlar, ilçelerdeki tescil görevlilerince hazırlanır. Tescil görevlisinin numarası ile borçlananın numarasını ihtiva eder.
c) Mallar kullanıldıkları yerlere göre de numara alırlar. Yani yaradıkları işlere göre de kod alırlar.
d) Bir de ambalaj türüne göre adlandırılırlar.
Görülüyor ki, gelecek dünyanın muhasebesi sanıldığı kadar basit ve sade değildir. Geniş teknik yapıyı da içerecektir. Birlikte çalışmalarla bunlar sağlanacaktır. Başlangıçta daha sade bir muhasebe sistemi ile işe başlanacaktır. Kooperatife gelir geldikçe genel hizmet çalışanları artacak ve böylece genel hizmetin seviyesi yükseltilecektir.
Malların tasnifi ve tasnif edilen malların kodlanarak bilgisayara geçirilmesi sistemi kooperatifin temel hizmeti olacaktır. Gelecek dünyada artık bugün olduğu gibi mallar ambar ambar taşınmayacaktır. Mal üretildikten sonra kontrol edilerek ambara girecektir. Malın her aşaması da standartta ayrı kod alacaktır. Sonra ambardan malın kodlu belgesi ortaya çıkacaktır. Belge piyasada satılıp alınacak, sonunda tüketici dağıtıcıya belgeyi verip malı isteyecektir. Dağıtıcılar malları ambarlardan alıp üreticiye ulaştıracaklardır. Bu sayede hem kollektif üretim olacak hem de serbest piyasa korunacaktır.
Kişilerin eline verilecek olan belgeler de dört çeşit olacaktır:
1- Paralar: Bunlar gümüş, demir, buğday ve toprak senetleri olup para hükmündedir. Doğrudan altın senetleri ile değiştirilebilirler. Sonunda da karşılığında yalnız altın senedi istenir. Altın senedi karşılığı mal olarak yalnız altın alınıp verilebilir.
2- İşletme Senetleri: Bunlar ancak özel işletmelerde geçerli olan paralar gibidir. Bir mal karşılığı çıkarılır. Onunla yalnız o işletmenin ürünleri alınabilir. Mal olarak başka bir şey istenemez. Değerleri de kendi kasalarında geçerlidir. Ancak işletme ortakları bu senetle baş vurarak mamul madde alırlar. Bu senetler kasalarda paralarla değiştirilebilir.
3- Mal Senetleri: Bunlar bir mala karşı çıkarılan senetlerdir. Para gibi elden ele dolaşır. Alınır ve satılır. Sonunda dağıtıcılara sipariş verilir ve teslim alınır. Bu senetler bir defa kullanılır. İtfa edildikten sonra işi biter. Mallar üretildikleri zaman nakliye bedelleri de yüklenir. Dağıtım kamuca yapılır. Bedeli her yerde bir olur. Ancak malın senedi üzerinde nerelere kadar dağıtılacaksa oralara kadar bedelsiz gider.
4- Son olarak; Makbuzlardır: Makbuzlar hamiline değil, iş yapana verilmiştir. Ambardan çekilebilmesi için ona havale edilmiş ve imzalanmış olması veya muhasebede öyle görülmesi gerekir.
İşte bu belgeler muhasebenin temel belgeleri olacaktır.
BİRİMLER
Malların cinsleri kadar birimleri de önemlidir. Birim, aynı ambalajda saklı bulunan parçalar demektir. Birimler ölçme araçları ile belirlenir. Standartlarda bunlar da belirtilmiş olur. Bir eşyanın değişik değerleri olur. Bu değerleri şöyle sıralayabiliriz:
a) Teminat Değeri: Toprak parası ile belirlenirler. Eğer herhangi bir sebeple borç ödenemezse, senet çıkaranın taşınmazına bu senet miktarınca el konur.
b) Nominal Değerler: Bunlar belgeler çıkarılırken belgede belirlenirler. Gümüş, altın, buğday veya toprak değeri ile belirlenirler. Mal bulunamazsa senedin hamiline bu miktarda para ödenir.
c) Senedin Satış Değeri: Senet alınıp satılırken bu değeri iler alınıp satılır. Bu her el değiştirmede değişmiş olur.
d) Senedin Kredi Değeri: Bir senet bankaya tevdi edildiğinde kredi değeri ile kredi istihkak eder. Her senedin kredi değeri bankalar tarafından belirlenir. Bu değer diğer değerlerden tamamen farklı olur. Düşük tutularak piyasada değeri de düşürülür. Yüksek tutularak piyasadaki değeri yükseltilir.
Çok önemli olan bu değeri sizlere biraz daha tanıtalım.
Borsa muhasebeye dayanır. Kişiler senetleri satın alırlar. Bekletirler ve pahalılaşınca satarlar. Yahut sıkışınca zararla da olsa satarlar. Bu sayede oluşan borsa sebebiyle piyasada tasarruf gerçekleşir. Senetlerin satılmış olması malların üretimini sağlar. Bir işletmenin senedini alıp bekleyen o işletmenin üretiminden sermaye payı alır.
a) Tüketim mallarında para önce yatırım beklenirse kişilere tenzilatla verilmiş olur. Bu tenzilat o esnada satılan mallardan gelen sermaye payının bölüştürülmesi ile elde edilir.
b) İnşaat malzemelerinde ise sermaye payı yoktur. Malzeme pahalılaştığında kâr etmiş olur.
c) Hisse senetlerinde ise gelen kira payları ile kâr dağıtılmış olacaktır.
d) Kooperatifte genel hizmet görenlere hizmet belgeleri verilir. Bu belgelerin sayısı önce fazladır. Geliri azdır. Belgenin değeri düşüktür. Genel hizmet gelirleri hizmetten fazla gelmeye başlayınca değerleri de artar. Böylece kişi beklemekle kâr etmiş olur. Baştan çekerse çok ucuz çekmiş olur.
Kişiler bu sermayelerine kâr ettirmeleri yanında senetlerini bankaya koyarlar ve karşılığında kredi istihkak ederler. Bununla şu şekilde yararlanılmış olur:
a) Kişi bir malı taksitle alacaksa, önce taksitlerini bankaya yatırır ve karşılığında kredi istihkak eder, yarısını yatırdıktan sonra malı satın alır. Sonra taksitlerine devam eder. Böylece taksitli satışlar gerçekleşmiş olur. Bu mevduatın nakit olması gerekmez. Herhangi bir senet olabilir. İşte her senedin bir mevduat değeri olacaktır. Senedin rizikosunu kişi taşıdığı halde kredi değeri kadar da krediden yararlanma hakkını istihkak eder.
b) Bunun dışında elinde senetleri olan ama şimdi nakde çevirmek istemeyen kimseler bankaya giderek kendi senetlerini mevduat olarak verirler. Karşılığında istedikleri senetleri kredi olarak alırlar. Böylece o senetleri nakde veya mala çevirirler. Böylece nakit ihtiyaçlarını zarar etmeden gidermeye çalışırlar. Bunun makro ekonomideki yararı ise bu sayede kasadan hiç para çıkmadan malların sübvanse edilmesidir. Kredi değeri çok yüksek nominal değerin birkaç katı olan senedi şimdi pahalı olarak alır. Gider onunla kredileşir. İşini görür. Sonra piyasadan satın alarak itfa eder. Böylece bir senetten zarar eder ama onunla elde ettiği nakitten daha çok sağlamış olur. Böylece senet sübvanse edilmiş olur.
Burada çok önemli bir hususun belirlenmesi gerekecektir. Yalnız faiz yasak değildir. Borçlanma da yasaktır. Kişiler kamuya borçlanırlar ve kamudan alacaklı olurlar. Kişiler birbirlerine borçlanmazlar. Çünkü dayanamazlar. Kur’an çok açık hüküm koymuştur. Darda olana müddet verilecektir. O halde cebri icra yoktur. Biri bir borcu ödeyemediği zaman kendisinin hiçbir malına ve değerine el konmaz. Sadece taşınmazların satışları durdurulur. Kullanma hakkı devam eder. İkincisi kendisinden borçlanma yetkisi kaldırılır. Ona borç veren kimse mahkemeye baş vurup dava açamaz. Kişi bütün mal varlığı ile ömrünün sonuna kadar çalışır ve borç öderse itibarı iade edilir. Ödemezse, varislerine bir şey kalmaz. Müflisin ne malı varsa devlete kalır. Bu iflas etmeden önceki mal varlığı için söz konusudur. İflas zamanında kazandığı mallar ise kendisinin olur. Taşınmazları teminat olarak gösteremez.
Şimdi de borçlanma türünden bahsedelim:
Bir işletmede veya bir malda artıp eksilme söz konusudur. Artıp eksilme kime aitse mal için yapılacak harcamalar da ona aittir. Bir kimse terkedilmiş bir araba bulsa kişi bu arabayı alıp kullanabilir. Ancak yakıtı ve bakımı bulana aittir. Arabaya kira ödemez. Araba helak olsa onu öder. Araba sahibi ancak arabasını bıraktığı gibi alma hakkına sahiptir. Kira ödemez. Bunun gibi rehin verilen mallarda da hüküm böyledir. Eğer neması borçluya aitse külfet de ona aittir. Eğer neması rehin verene aitse külfeti de ona ittir.
Bunun dışında verilen borçlarda eda günü gelmeden talep edilemezse vadeli alacaktır demektir. İstenildiği gibi talep edilecekse vadesiz borç demektir. Eğer talep gerekmeden ödenmesi gerekiyorsa acil borç demektir. Yoksa karz borcudur demektir. Hâsılı, alacağın değişik türü vardır.
Bir kimseye bir malı verdiniz, bunu götürün filana teslim edin denmişse, eğer o maldan bu arada yararlanırsa malın rizikosu hâmile aittir ve ücret isteyemez. Ama sadece al götür denmiş, o da yararlanmadan o malı yerine teslim ederken mala bir şey olmuşsa, o takdirde taşıyan sorumlu değildir. Buna veriş türü denmektedir.
Şimdi bir borçlanma belgesinde neler olacağını belirtelim.
BELGEYE AİT BİLGİLER
Belge kim tarafından tanzim edilmiştir? Tanzim tarihi numarası nedir?
Belgeyi kim muhasebeleştirmiştir? Muhasebeleştirme tarihi ve numarası nedir?
Belgeyi kayda kim vermiştir? Kayıt tarihi ve numarası nedir?
Belgeyi yevmiyeye kim kaydetti? Kayıt tarihi ve numarası nedir?
Belge kime teslim edilmiştir? Tarih ve numarası nedir?
Belgenin üzerinde böylece değişik tarih ve numaralar olacaktır. Esas numara kayıt numarasıdır. Bunlar belgenin bilgi yüzüne yazılır.
Belgenin kayıt yüzüne ise;
Muamele Tarihi ve Numarası
Verenin Kodu
Veriş Türü
Alanın Kodu
Alış Türü
Borç veya alınanın cinsi (Birimini de içerir.)
Miktarı
Değerleri (Teminat değeri, nominal değeri, cari değeri ve kredileşme değeri.)
Bunlardan zorunlu olanlar şunlardır:
Veren veya alan, cins, miktar. Kayıt numarası ve tarihi, belge sahibinin kodu.
Belge sahibi yazılmayan taraftır. Tarihler kayıt tarihleridir. Kaydeden bilgisayar sorumlusu muhasibidir. Veriş ve alış türü peşin ve borç yani artıp eksilme alana aittir.
Halk alıp verirken kâğıtlara serbestçe istedikleri şekilde yazarlar. Her belge geçerlidir. Her hesabın bir muhasibi vardır. Veren kimse belgeyi doldurur. Her akşam toplantısında hesapları herkes kendi muhasibine verir. Ertelenmiş hesaplar da geçerlidir. Ancak karşı tarafın imzalaması gerekir.
Muhasip serbestçe doldurulan belgeyi alır ve hesap diline çevirir. Hesap diline çevrilen belgeye muhasip bir numara verir. Bu belge yeni belge verilirken iade edilir. Boş belge vererek de alabilir. Asıl belge hesap sahibinde kalır. Yani onun evrak dosyasına girer. Muhasip tanzim ettiği hesap belgesini genel muhasibe verir. Muhasip yeni belge verirken eski belgeleri alır. Kendisinde kalır.
Borçlunun muhasibine hafta sonunda extralar çıkar ve bu borçlunun muhasibi borçluyu haberdar eder. İtiraz vaki olmamışsa hesap kesinleşir. İtiraz olursa hakemlere gidilir. Bu suretle hesaplar şu yerlerde kaydedilmiş olur:
a) Ana belgede.
b) Yevmiyede.
c) Alacaklının muhasebesinde.
d) Borçlunun muhasebesinde.
e) Çıkarılan ekstrada.
Hesapların bu şekilde tutulması insanın hayatını takip etmesidir. Burada bazı hususları belirtmekte yarar vardır:
a) Alacaklı isterse bir hesabı muhasebeye intikal ettirmez. Bu miktar kooperatifin garantisinde değildir.
b) Muhasebe kişilerin emrindedir, ne isterlerse o hesaba geçer. Tarafların rızası olmada veya hakemler karar vermeden kimse borçlu yapılamaz. Re’sen tarih ancak muhatap tarafından kabul edilirse geçerlidir. Etmezse, hakemlere gidilir. Gelen belge hesaba geçer. İtiraz da bir belge ile olur. Aksi madde yazılır ve muhasebeye gider. Bunlar ayrı hesapta toplanır.
c) Muhasebe açıktır, herkesin hesabını görmeye ve bilmeye hakkı vardır. Gizlilik yoktur.
d) Muhasebedeki kayıtlar hesap yılı içinde muhasipler tarafından düzeltir. Tarafların rızası ile ters madde yazılarak sonuç istenen sonuç olur. Devre sonunda bir hafta içinde son satır mühürlenir ve artık geçmiş yıla ait bilgi ve belge geçerli değildir. Ancak hakemlere her zaman gidilir ve hakem kararları ile eski yılların hesapları da ortaya çıkar.
MUHASİPLER
Muhasiplerin atanması ve denetimi siyasi kuruluşlara aittir. Çünkü dayanışma esası vardır. Borç ve alacak kamu garantisindedir. Diğer hususlar tamamen diğer görevlilerinki gibidir.
Üstün muhasipler muhasebe mevzuatını oluştururlar. Muhasebe dili bunlar tarafından üretilir. Değişik muhasebe usulleri geliştirilir. Zamanla kendiliğinden bir veya iki sistem oturur.
Yüksek muhasipler işletmelerin muhasebe statüsünü oluştururlar. İşletmeyi kurmak demek muhasebeyi kurmak demektir. Nasıl bir makinenin çalıştırılması için özel eğitime ihtiyaç varsa, bir iş yapılırken, bir kimse çalışırken onun katkısının muhasebeye geçmesi için mutlaka bir sistem mevcut olmalıdır.
Orta muhasipler işletmelerde iş yapanların nasıl yazılacağını bilirler. Bu hususta sorumlu oldukları kimselere müşavirlik yaparlar. Herkesin ilçede bulunan hesap görevlilerinden birini kendisine muhasip yapmak zorundadır. Her türlü hesaplar kişiler için karşılıksız tutulur. Muhasipler paylarını genel hizmetten alırlar. Halka hizmet ederler. Onların sayısınca ücret istihkak ederler.
Belgeleri toplamak, sonra iade etmek görevi ise ilk muhasiplere aittir. Kişi isterse ilk belgeyi bu ilk muhasiplere doldurtur. İlk muhasip belgenin üzerinde yazılış şeklini belirler. Benzer kayıtlardan biri için hesap görevlisinin imzası yeterlidir.
Kişiler her zaman muhasiplerini değiştirebilirler. Muhasebe açık olduğu için bir sorun sözkonusu değildir.
Muhasipler aynı zamanda genel hizmet gelirlerinin de muhasibidirler. Kişi çok kazanırsa onun payı da yüksek olur. Burada vergiye ait kuralları belirleyelim:
1- Bir işletmede artan mal kâr sayılır, kamunun payı da mal üzerindendir. Maliyeye mal belgesi verilir. Onu satar ve memuruna nakit öder.
2- Vergi kaçırmak suç değildir. Vergi beyan etmeyen onun sağladığı imkanlardan yararlanamaz. Bu imkanlar şunlardır:
a) Vergisi ödenmiş mallar sigortalıdır. Beşeri âfetler sebebiyle bir şey olursa tazmin edilir. Tabii afetler için şûranın olay üzerinde karar alması gerekir.
b) Taşınmazların değeri ödenmiş vergilerin yüzdesi ile belirlenir Sanayi mallarında %20, zirai mallarda %10’dur.
c) Kredi ve tahsislerden ödenen vergiye göre yararlandırılır. Su, elektrik, nakliye, telefon gibi kamu hizmetleri de bedavadır. Ancak ödenen vergi nisbetinde verilir.
İleride insan sağlığı ile ilgili yazılarımızda su, elektrik, haberleşme, nakliye gibi hizmetlerin karşılıksız nasıl çözüleceğini anlatacağız.
3- Vergi mamul maddeden ham maddenin değeri düşüldükten sonra kalan kısımdan beşte veya onda birlere göre alınır. Mal olarak alınır. Değer artışlarından doğan kârlardan vergi alınmaz. Bunların stoklarından yüzde 2.5 alınır. Bu da banka masraflarıdır. Yılda bir defa nisaptan fazlasından alınır.
4- Dayanışma ortaklıkları kamudan pay alırlarken yani bütçeyi bölüşürlerken mensuplarının ödedikleri vergi ile orantılı alırlar, bir de mensuplarının az suç işlemiş olmaları ile alırlar. Böylece dayanışma güçlü olur.
Muhasebe işletme demektir. Ahşap evlerin muhasebe programı sunulacaktır. İnşaallah.
Yazan ve Anlatan: SÜLEYMAN KARAGÜLLE
Yayına Hazırlayan: REŞAT NURİ EROL