Sezgi, algıyı mat eder.

Makaleye başladığımda abd , İsrail ve ortakları İran’a yönelik, rejimin en tepesini yok etme (dekapitasyon) operasyonunu başlatmıştı. “İran’ı özgürleştirmek”için bombalıyorlar. Özgürlük için bombalama; bu iki zıt kavram yeni değil. Bu yeltenişe hilafsız hükümranların karnesi diyebiliriz.

İran’daki rejimi kuranlar, sertleştirenler; diktatörleri menfaatlerince tolere edenler; milletleri bilimin aydınlığına güdümsüz, ikonsuz, akıl vicdan eşliğinde ulaşmasına engel olanlar; kamusal eğitimin tekamül yatağında akışına engel olanlar, bu yollara barikatlar kuranlar kim?!
Bu sorunun cevabı çok açık; sözde oyun kurucular.
Onlar şimdi kurdukları oyunu bombalıyor. Oysa bu bombalar o topraklarda yaşayanları güçlendirecek !? Tıpkı, “özgürlük için bombalama” zıtlığı gibi. Tıpkı, abd nin gelecekteki sahiplerinin Afrika kökenli Amerikalılar olması gibi.
*
Bedenleri oyuncu kıvamında kullanan insan ruhları, böyle “turnikelerden” sayısız defa geçti. Bu açıdan bakınca, kifayetsiz yaşamlarımızda abartılan ölümün, tekamül hedefli hesap yenileme geçişi olduğunu, geceleyin sonsuz görülen gökyüzüne ya da James Webb Uzay Teleskobunun yayınlanan görüntülerine bakarak seze-bilir. “Bilir” olasılık ekini ibreti idrak etmek isteyenler için kullandım. Kim bilir, Kisraların zulümat ordularının şimdilerde hak yasası icabı İran’da yaşama doğmadıklarını?! Bilinmezler olasılıklara hayat veriyor; bilesiniz.
*
Nereye baksak, hangi otoriteyi dinlesek, insanlığı ve doğayı pandemi ötesine savuracak salgın savaş hazırlıkları beyanlarına tanık oluyoruz. İkinci Dünya Savaşından sonra “böyle yıkım ve ölümler bir daha olmasın,” diye oluşturulan uluslararası kurumlar; abd iktidarınca yok sayılıyor. Bozarak, el koyarak, bombalayarak yeniden büyük Amerika kuracakmış.
Galip devletlerin kendi yararlarına 1950 yıllarında kurdukları dünya düzeni, aradan on yıl geçmeden Çin, Güney Doğu Asya, Afrika , Orta Doğu, Latin Amirika’da hata uyarıları yaptı. “Düzeltiriz,” dediler; düzelmedi. Hükümranların kafalarındaki “simetri” bozuldu.
Güçlünün, “ ben yaptım, oldu!” demesi geçerli değil. “Geçerli”olduğuna dair görüntü ve teyitler, güçlünün sonunu öngörülmez yapıyor. Kur’an’da kayıtlı sivrisinek metaforu basitliğin öngörülmez hakimiyetini hatırlatan, her daim yol gösterici deniz feneridir. (1)
Hukuk, vicdan tanımayan küresel hükümranlık, olasılık hesaplarında bunu öngörmüyor. Kurduğu ilkeleri tanımamak, kendi yıkımını da oynamaktır. Failin hüsranı bu olacak. (2) Bu olasılık kalp krizi gibi beklenmedik anda ölümün vuku bulması ya da öngörülmez afetlerin aniden ortaya çıkmasını andıracak.
Siz bakmayın meteorolojinin iklim tahminlerinin tutarlığına. Bu doğanın rutin suretidir. Doğanın asıl derinliği, yani iç yüzü öngörülmez. İnsan böyle dönemlerde yağmurlu gecelerde şimşek çakmasının aydınlığını yaşar. Doğa, öngörülmesine izin verdiği olasılıklar, doğanın yüzeyi, sahnesidir.
İnsanlık rutin fırsatını doğa ile barışık medeniyet kurmaya hasretmeliydi. Fakat ilahlık (hükmetme) tutkusu, bu yaşamsal fırsatı önemsemedi. Bu yüzden öngörülebilirlik, öngörülmezliği büyütüyor. Çünkü hükümranlığı eline geçiren insan, bu hükümranlığın nimetlerine kanıyor, aldanıyor.
Buna karşın yokluktan gelen, halkın bağrından çıkıp hükümran olanlar, bu tehlikeleri seziyorken, yine de güven halkalarına mahkum oluyorlar. Onları muhtemel tehlikeye karşı tedbirli olmaları için ikna edemiyorlar. Sezmek, nimet ile uyumdan kaynaklanıyor. Bu uyum çileli hak edişin eseridir. Diğer taraftan sezgi yoksunluğu, konforun türevidir. Biliyoruz, her nimetin külfeti var. Külfeti bilinmeyen, yaşanmayan nimet tehlikelidir. Çünkü böyle nimetler, gaflet tuzağını derinleştirir.
*
Yeniden Orta Çağ’a girdik. “Diplomasi” mavalıyla o çağı aştığımızı sanıyorduk. Aslında Orta Çağ ilişkilerinden hiç çıkamadık. Küresel zorbalar ne yapsa, yer yüzünü kaostan esenliğe eriştiremiyor. Buyurun:
-Diplomat A. Wess Mitchell’e göre “ Trump , ‘sağlamlaştırma’ olarak adlandırılan bir politika izliyor. Bu politika, kısa vadeli riski uzun vadeli kazançlarla takas ediyor.”
-Siyaset bilimci John Mearsheimer : “Trup’un ikinci dünya savaşından sonra doğan ve artık ülkesi için zararlı bulduğu uluslararası düzeni sona erdirmeye çalışıyor.”
-Emanuel Macron (15.01.2026): “Özgür kalmak için korkulan olmak gerekir; korkulan olmak için güçlü olmak gerekir. Bu denli acımasız dünyada güçlü olmak için savunma üretiminde daha hızlı daha güçlü hareket etmek gerekir.”
-Amerikalı savaş danışmanı Stephan Miller: “Savaş sonrası kurulana uluslararası düzenin ‘maskaralıklarına’ son vermek ve yerine, ‘nüfuz, zorbalık ve güç tarafından yönetilen’ yeni düzen getirmek.” (3)
*
Bu bağlama K.Erten’in çıkarsama ve yorumumu ekliyorum.
Aracılar, putlar inşa eder.(4)
“1. Araçların amaçlara galebe çalması
Modernite ve onun izdüşümü olan postmodern süreç, insan hayatını teknik ve idari açıdan hafifletme vaadiyle şekillenmiştir. Ancak gelinen noktada, insanın yaşamını kolaylaştırmak için üretilen araçlar (teknoloji, bürokrasi, finansal sistemler), kendi özerkliklerini ilan ederek insanı kendilerine hizmet eden bir nesneye dönüştürüldü. Günümüz insanı, zorlaşan sistemlerin varlığını sürdürmesi için bu yükleri taşımak zorunda bırakıldı.
2. Ağırlaştırılmış Yapıların Anatomisi
"Ağırlaştırılmış yapılar" ifadesi, insanın bilişsel ve ruhsal sınırlarını zorlayan, esneklikten yoksun ve mutlaklık iddiasındaki sistemleri betimler. Bu yapılar şu düzlemlerde kristalize olmaktadır:
* İdeolojik Tahakküm: Kutuplaşmayı besleyen, gri alanlara izin vermeyen keskin siyasi hatlar.
* Tekno-Gözetim: Güvenlik vaadiyle bireyi sürekli denetim ve performans baskısı altında tutan dijital rejimler.
* Bürokratik Atalet: İşleyişin kendisini kutsallaştıran, verimlilikten uzak gelenekselci yapılar.
* Karizmatik Vesayet: Kurtuluşu kişilere veya dogmalara endeksleyen "yarı-tanrılaştırılmış" liderlik modelleri.
3. Teklif-i Mâ Lâ Yutâk: Modern bir sorumluluk krizi
Klasik fıkıh usulünde yer alan "güç yetirilemeyen yükümlülük" (teklif-i mâ lâ yutâk) ilkesi, bugün seküler bir formda karşımıza çıkmaktadır.
Modern dünya; bireyden kesintisiz bir adaptasyon, sürekli ekonomik başarı ve bitmek bilmeyen bir sosyal uyum talep ediyor. Kur’an’ın "Allah hiçbir nefse içinde bulunduğu ortamın şartlarının, imkanlarının üstünde, yetebildiğinden fazlasını yüklemez" (Bakara, 286) düsturu, bugün kurumsal ve toplumsal yapılarda karşılık bulamıyor.
Bu durum, bireyde yabancılaşma; sistemde ise etik bir çürümeye sebep oluyor. “
Doğrudanlık ve basitlik ilahi lütuftur. Kozmik Akıl basit ve kullanışlı olanı, insanlar arasında eşit olarak paylaşılması için yüzeye çıkardı. Hükümranlığa yeltenen ise bu kolaylığı, insanlar arasında ayrımsız/adil paylaşılmasına engel oldu. Toplumları devletlerin hiyerarşik bürokratik labirentlerinde atomize etti. Birbirine, değerlerine, ürettiklerine, aklına yabancılaştırdı. Yetmedi; bu nimetlere ulaşanlara külfet dayattı. Nimetleri kendilerinden başkalarına yük olacak şekilde bozdular. Zafer için ekinleri, ormanları insanları yakan katleden orduların yaptıkları gibi ideolojileri gönüllü köleliğe, teknolojiyi esarete, uzmanlığı gardiyanlığa, özgür olmayı piyon olmaya, cumhuriyeti otoriterliğe, demokrasiyi sandığa dönüştürdüler. Onların yani hükümranlık isteyenlerin ellerinden ne alırsanız ne içerseniz zehirlidir.
Ey insanlık ! Hükümranlığa değil Bütünselliğin esenliğine uyan! Sen her şeyin içinde her şeyle berabersin. Tercihin, esasta ve temelde bu olsun.
Açıklamalar:
(1)Allah bir sivri sineği veya ondan daha küçüğünü örnek olarak vermekten çekinmez. İman edenler bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkarcılar ise “Allah bu örnekle neyi amaçladı?” derler. Bununla bir çok kimseyi saptırır ve bir çok kimseye rehberlik eder. Bununla ancak hukuk tanımaz fasıkları saptırır. (Düve/2:26)
Ey insanlar! Verilen örneği dikkatle dinleyin. Allah’ın yanı sıra kulluk ettikleriniz bir araya gelseler, asla bir sineği yaratamazlar. Değil yaratmak, sinek onlardan bir şey kapsa onu da kurtaramazlar. İsteyen de kendisinden istenen de ne aciz. (Hac/22:73
(2) Asır Suresi: “ Adil /vicdani güvenliği sağlamayan, kendine veya topluma ya da dünyaya hükümran olmaya soyunan insan, telafisi imkansız pişmanlıkla hasara düşecek.”
(3)Le Monde Diplomatique Türkçe (şubat.2026)
(4)Araçların hedeflere ulaştırmak yerine, hedefleri yok etmesinden söz ediyorum. Aracılığı mutlak kaçınılmaz kılan düzen hiyerarşiktir. Hiyerarşik düzenlerin alt kesimde kalanlar, üst kesimdekilerin esareti altındadır. Bu esareti gizlemenin nesnesi olan aracıların günümüzde en yaygın uygulaması nüfuz ticaretidir.