Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1338
Rahman Suresi Tefsiri 39-40. Ayetler
29.08.2026
2048 Okunma, 0 Yorum

RAHMAN SÛRESİ - 23. Hafta

 

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

فَيَوْمَئِذٍ لَا يُسْأَلُ عَنْ ذَنْبِهِ إِنْسٌ وَلَا جَانٌّ (39) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (40)

O yevm onun zenbi ne bir insan türüne ne de bir cin türüne sorulur. Öyleyse ikinizin rabbinin olgularının hangisini tekzib ediyorsunuz? (39-40)

 

فَيَوْمَئِذٍ لَا يُسْأَلُ عَنْ ذَنْبِهِ إِنْسٌ وَلَا جَانٌّ

O yevm onun zenbi ne bir insan türüne ne de bir cin türüne sorulur.

 

Fiil cümlesi

Fâ-u
isti’nâfiye

Nâib-i fâil

Mefûlün bih GS

Fiil

Olum-suzluk
edatı

Mefûlun fih

Ma'tûf

Atıf harfi

Ma'tûfun
aleyh

Mecrur

Cârr

Muzâfun
ileyh

Muzâf

Müekkid

Müekked

Muzâfun ileyh

Muzâf

جَانٌّ

لَا

وَ

إِنْسٌ

هُ

ذَنْبِ

عَنْ

يُسْأَلُ

لَا

إِذٍ

يَوْمَ

فَ

 

فَ: İsti’nafiyye edatıdır. Buna Fâ-u isti’nâfiye (الْفَاءُ الاِسْتِئْنَافِيَّةُ) denir. Cümle başında bulunur. Kendisinden önce inşa cümlesi (talebi inşa: emir, nehiy, istifham, temenni, nidâ; gayr-i talebi inşa: taaccüp, kasem, şart), sonrasında haber cümlesi (isim cümlesi, fiil cümlesi) olursa veya öncesinde haber cümlesi sonrasında inşa cümlesi olursa bu durumlarda atıf harfi olamayan bu harf isti’nâfiye edatı olur. Burada inşa cümlesini haber cümlesi takip etmiştir. Kendisinden sonraki cümle yeni cümle olacağından bu edata isti’nâfiye (başlangıç) edatı denir. İsim cümlesi fiil cümlesine (tersi de geçerli) anlamsal yakınlık olursa atfolunabilir. Anlamsal yakınlık yoksa aradaki fâ isti’nâfiye edatıdır. Fiil cümleleri arasında zaman yönünden uyum olmasına rağmen manasal olarak takip ve tertip ifade etmiyorsa bu durumda da isti’nâfiye edatıdır.

Arkasından öncesindeki cümle ile i’râb yönünden ilişkisi olmayan yeni bir cümle başlatır. İ’râbsal ilişki olmamasına rağmen öncesindeki cümle ile sonrasındaki cümle arasında anlamsal irtibat vardır.

Bu irtibata göre fâ-u isti’nâfiye şu şekilde sınıflandırılır:

Fâ-u isti’nâfiye:

  1. Fâ-u ta’liliyye (الفَاءُ التَّعْلِيلِيَّةُ): Öncesi ile sonrasında sebep sonuç ilişkisi vardır. Öncesi sonrasının sebebidir. Türkçeye çevrilirken “bundan dolayı”, “bu sebeple” şeklinde çevrilmelidir.
  2. Fâ-u tafsiliyye (الفَاءُ التَّفْصِيِلِيَّةُ أَوِ التَّفْسِيرِيَّةُ): Öncesindeki cümle kapalı, tam olarak anlaşılmayan bir cümledir (Mücmel bir ifade). Sonrasındaki cümle ise mücmeli açıklayan, kapalılığı gideren bir cümledir (Mufassal bir ifade).
  3. Netice Fâsı (فَاءُ النَّتِيجَةِ): Önceki cümle/cümleler açıklanmış cümle/cümlelerdir. Sonraki cümle ise bu açıklanmış cümle/cümlelerin sonucunu gösteren, bir nevi özetleyen cümledir. Fâ-u tafsiliyyenin tersidir. “Sonuç olarak”, “neticede” şeklinde Türkçeye çevrilir.
  4. İrtibat Fâsı (فَاءُ الْاِرْتِبَاطِ): Öncesindeki cümle ile sonrasındaki cümle arasında zamansal ya da sebepsel ilişki yoktur ama aralarında bağlantı vardır. Cümleler arasındaki fâ tertip ve takip için değil, sebep için değil, tafsil için değil, neticelendirme için değilse ve cümleler arasında konu bağlantısı olduğu zaman gelen fâ irtibât fâsıdır.

Bu fâ’dan önce inşa cümlesi (إِذَا انْشَقَّتِ السَّمَاءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِ) sonrasında ise haber cümlesi (يَوْمَئِذٍ لَا يُسْأَلُ عَنْ ذَنْبِهِ إِنْسٌ وَلَا جَانٌّ) geldiği için fâ-u isti’nâfiyedir.

Buradaki isti’nâfiye edatı olan fâ irtibat fâsıdır. Kozmik ağın parçalanmasını anlatıyor ve sonra o dönem diyerek o dönemle ilişki kuruyor. Bu nedenle aralarında bir irtibat vardır. Bu fâ ile bu irtibat kurulmuştur.

يَوْمَئِذٍ: “O gün, o dönem” demektir. يَوْمَ nin muzafun ileyhi hazf edildiği zaman sonuna muzafun ileyh olarak إِذٍ getirilir. Sonundaki إِذٍ daha önce söylenmiş bir olaya işaret eder. “O gün”, “o dönem” anlamına gelir. Buradaki يَوْمَئِذٍ 37. ayetteki zamana işaret etmektedir. يَوْمَ إِذِ انشَقَّتِ السَّماءُ (semanın inşikâk olduğu dönem) ifade edilmektedir.

لَا: “Değil” demektir. Olumsuzluk edatıdır.

يُسْأَلُ: “Sorulur, istenilir” demektir. سءل kökünden üçüncü şahıs eril tekil merfu muzari meçhul fiildir. Üçüncü bâbdan سُؤَال mastarı başka birisinden iyilikle, yumuşaklıkla bir şeyi istemek manasındadır. Ancak kendisinden sonra عَنْ harf-i ceri geliyorsa anlam “sormak, sorgulamak” şekline dönüşür. Sorulan şey عَنْ harf-i cerinden sonra gelir. Ancak sorulan şey cümlenin öncesinden, sonrasından veya başka bir karine ile anlaşılıyorsa bu harf-i cer hazf edilir ve mana yine “sormak” olur. Çünkü sorulan şey anlaşıldığından bu harf-i cer ve mecruru olan sorulan şey hazf edilmiştir. Aslında bu harf-i cer ve sorulan şey olan mecruru vardır, söylememiştir.

فَإِنْ كُنْتَ فِي شَكٍّ مِمَّا أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ فَاسْأَلِ الَّذِينَ يَقْرَءُونَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَ

Sana indirdiğimizden şekte isen senden öncesinde kitabı kıraat edenlere (inceleyenlere) sor. (Yunus 94)

Bu ayette cümlenin öncesinden fiilin “sormak” manasında olduğu anlaşılmaktadır. Hazfedilen harf-i cer ve mecruru ile birlikte cümle şu şekilde takdir edilebilir: “فَاسْأَلِ الَّذِينَ يَقْرَءُونَ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكَ عَمَّا أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ” (senden öncesinde kitabı kıraat edenlere sana indirileni sor).

قَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْأَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ (112) قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَاسْأَلِ الْعَادِّينَ (113)

“Yerde sene adedince ne kadar kaldınız?” dedi. “Bir yevm veya bir yevmin bir kısmı, sayanlara sor” dediler. (Müminun 112-113)

Bu ayette sorulan cümlenin gelişinden belli olduğu için عَنْ harf-i ceri ve mecruru hazf edilmiştir. Cümle “فَاسْأَلِ الْعَادِّينَ عَمَّا لَبِثْنَا” (kaldığımız süreyi sayanlara sor) şeklinde takdir edilebilir.

Eğer bu fiilden sonra doğrudan soru cümlesi gelirse sorulan şey soru cümlesinde olduğundan عَنْ harf-i ceri ve mecruru gelmez.

قَالَ ارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَاسْأَلْهُ مَا بَالُ النِّسْوَةِ اللَّاتِي قَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ

“Efendine dön de ona sor. Ellerini kesen kadınların durumu nedir?” (Yusuf 50)

Bu ayette sorulması istenen arkadan soru cümlesi olarak geldiği için عَنْ harf-i ceri ile sorulan şey getirilmemiştir.

وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ

“Yemin olsun ki kim gökler ve yeri yarattı?” diye onlara sorarsan “kesinlikle (O) Allah’tır” diyecekler. (Lokman 25)

Bu ayette de sorulması istenen arkadan soru cümlesi olarak geldiği için عَنْ harf-i ceri ile sorulan şey getirilmemiştir.

فَاسْأَلُوا أَهْلَ الذِّكْرِ إِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ

Ehl-i zikre sorun, eğer bilmiyorsanız. (Nahl 43, Enbiya 7)

Bu ayette sorulan cümlenin sonrasında belli olduğu için عَنْ harf-i ceri ve mecruru hazf edilmiştir. Cümle “فَاسْأَلُوا أَهْلَ الذِّكْرِ مَا لَا تَعْلَمُونَ” (Ehl-i zikre bilmediğinizi sorun) şeklinde takdir edilebilir.

وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ

Kullarım sana Ben’i sorarsa Ben yakınım, Ben’i davet ettiğinde davet edenin davetine icabet ederim. (Bakara 186)

Bu ayette doğrudan عَنْ harf-i ceri ile sorulan “Ben” (ي) olarak getirilmiştir.

قَالَ إِنْ سَأَلْتُكَ عَنْ شَيْءٍ بَعْدَهَا فَلَا تُصَاحِبْنِي

“Ondan sonra sana bir şey sorarsam bana eşlik etme” dedi. (Kehf 76)

Bu ayette sorulan doğrudan عَنْ harf-i ceri ile getirilmiştir.

لَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا

Sizden onun üzerine bir ücret istemem. (En’am 90)

لَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مَالًا

Sizden onun üzerine bir mal istemem. (En’am 90)

مَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ

Sizden onun üzerine hiçbir ücret istemiyorum. (En’am 90)

أَمْ تَسْأَلـُهُمْ خَرْجًا

Yoksa onlardan bir harç istiyor musun? (Müminun 72)

لَا نَسْأَلُكَ رِزْقًا

Senden bir rızık istemiyoruz. (Taha 132)

Bu ayetlerde عَنْ harf-i ceri ile gelmemiştir ve soru sorulduğuna dair bir karine de yoktur. İstemek anlamındadır.

قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَى نِعَاجِهِ

“Senin koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle sana zulmetmiştir” dedi. (Sad 24)

Burada sual (سُؤَال) mastarı “istemek” anlamındadır.

لَا يُسْأَلُ: “Sorulmaz, istenilmez” demektir.

عَنْ: “-den” anlamında harf-i cerdir. سءل kökünden sonra geldiğinde “istemek” manasını “sormak, sorgulamak” manasına dönüştürür.

لَا يُسْأَلُ عَنْ: “Sorulmaz” demektir.

ذَنْبِ: “Suç” demektir. ذنب kökünden isimdir. İkinci bâbdan mastar olarak birisinin peşinden gitmek, onun izini hiçbir kesinti olmaksızın doğrudan takip etmek demektir. Bir şeyin bir varlığa kısmen bağlı olması ve onun arkasından sürüklenerek hareketi sırasında onu takip etmesidir. Bir hayvanın kendisini takip eden, ona yetişen ve ondan ayrılmayan kuyruğuna benzerdir. Bu mastar manasından ذَنْب bir kimseden bütünlüğü bozulmadan ayrılmayacak parçası olan manasından istılahi olarak onun bir parçası olan, ondan tamamıyla arınamadığı “suç” anlamında isimdir. Çoğulu ذُنُوب dur. Arapçada ذَنَب kuyruk demektir. Çoğulu أَذْنَاب dır. ذَنْب soyut bir kuyruktur. Kişinin peşini bırakmayıp ondan ayrılmayan suç zinciridir.

Muzaf

Muzafun ileyh

Kuran’da geçiş

Anlamı

Geçiş sayısı

Tekil

Tekil

ذَنْبِهِ

Onun zenbi

2

ذَنْبِكَ

Senin zenbin

3

ذَنْبِكِ

Senin zenbin

1

Tekil

Çoğul

ذَنْبِهِمْ

Onların zenbi

2

Çoğul

Tekil

-

-

0

Çoğul

Çoğul

ذُنُوبَكُمْ

Sizin zenbleriniz

7

ذُنُوبَنَا

Bizim zenblerimiz

5

ذُنُوبِهِمْ

Onların zenbleri

10

ذُنُوبِ عِبَادِهِ

O’nun kullarının zenbleri

2

Toplam (İzafetle geliş)

32

Tabloda görüldüğü gibi tek bir kişinin çok ذَنْب i Kuran’da yoktur. ذَنْب bir kimsenin suçlarının toplamıdır. Bir hayvanın nasıl tek kuyruğu varsa bir insanın da tek ذَنْب i vardır. Kuran’da bu nedenle izafette tek kimseye çoğul ذَنْب (ذُنُوب) izafe edilmez.

ذَنْب soyut kuyruktur. Kişinin peşini bırakmayan suç zinciridir.

هِ: “O” demektir. 29. ayetteki مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ ye racidir.

Burada zamirlerin raciliğine bakmamız gereklidir.

Zamirlerin raciliği:

  1. Raci zamir (الضمير الراجع): İkiye ayrılır.
    1. Muayyen zamir (الضمير المعين): İşaret ettiği isim kendisinden önce geçmiş olan zamirdir.
    2. Mübhem zamir (الضمير المبهم): İşaret ettiği isim kendisinden önce geçmemiş olan zamirdir.
      1. Mümeyyeze raci zamir (الضمير الراجع إلى المميز): İşaret ettiği isim kendisinden önce geçmemektedir. Ancak bu isim söylenmemesine rağmen açık ve net olarak anlaşılıyorsa bu zamir mümeyyeze raci mübhem zamirdir.
      2. Mücmele raci zamir (الضمير الراجع إلى المجمل): İşaret ettiği isim kendisinden önce geçmemektedir ve bu ismin kim veya ne olduğu açık ve net olarak anlaşılamıyorsa bu zamir mücmele raci mübhem zamirdir.
  2. Raci olmayan zamir (الضمير غير الراجع): Zamirin öncesinde yerini tuttuğu bir isim yoksa yani raci olduğu bir isim yoksa bu durumda zamir görevinde değildir. Kendisinden öncesindeki bir isme değil kendisinden sonra anlatılacak olana işaret etmektedir ve “şöyle ki” anlamındadır. Bunun için 3. şahıs tekil zamirler (هُوَ/هُ ve هِيَ/هَا) kullanılır. Eril olana şan zamiri (zamiru’ş-şan) (ضمير الشأن), dişil olana kıssa zamiri (zamiru’l-kıssa) (ضمير القصة) denir. Cümlenin başında yer alarak, bahsedilen konunun önemli olduğunu ifade eder.

ذَنْبِهِ: “Onun zenbi, suç zinciri” demektir.

إِنْسٌ: “İnsan” demektir. ءنس kökünden nekre merfu ism-i cem-i cinstir. أَنَس mastarı birisini sosyal, yakın, arkadaşça hissetmek, tanıdık ve alışık olmak manasındadır. Bu mastar manasından sosyal, yakın, arkadaş olarak hissedilen, tanıdık olan manasında إِنْس ıstılahi olarak “insan” anlamında isimdir. Kuran’da ءنس kökü ile geçen ve “insan” olarak çevrilen kelimelerin aralarında farklar vardır. إِنْس ism-i cem-i cins kelimesinin sonuna يّ gelerek müfredleşir. Bu şekliyle إِنْسِيّ ins cinsinden bir varlığın adı olur ve nekre çoğulu da أُنَاس dır. Marife çoğulu aslında الْأُنَاس dır ancak çok kullanılınca hemze düşmüş ve النَّاس şekline dönüşmüştür.

 

Camid isim müfred

Camid isim cem

İsm-i cem-i cins

İsm-i cem-i cinsten müfred

İsm-i cem-i cins müfredden cem

Nekre

إِنْسَان

أَنَاسِيّ

إِنْس

إِنْسِيّ

أُنَاس

Marife

الْإِنْسَان

-

الْإِنْس

-

النَّاس

إِنْس kelimesi وَحْش kelimesinin zıttı olarak kullanılır. Yayın okçuya yakın olan tarafına إِنْسِيّ, diğer tarafına ise وَحْشِيّ denir. إِنْس insana yakınlıkla ilişkilendirildiği için sosyal insanı ifade eder.

إِنْسَان kelimesi ise insanın türsel özellikleri, yaratılışsal özellikleriyle ilgilidir. Biyolojik insanı ifade eder. Eğer kastedilen Homo Sapiens ise الْإِنْسَان şeklinde gelir. Eğer kastedilen başka bir insan türü ise nekre olarak إِنْسَان şeklinde gelir. Nekre gelişin çoğulu olan أَنَاسِيّ ise biyolojik insan türlerini ifade eder.

İnsan türünün davranışları türsel özelliği, yaratılışı gereği ise Kuran’da الْإِنْسَان şeklinde gelir.

وَ: “Ve” demektir. Atıf harfidir.

لَا: “Değil” demektir. Olumsuzluk edatıdır.

وَلَا: “Ne de” demektir. Kuran Arapçasında “ne … ne de …” anlamına gelen cümle yapmak için önce bir olumsuzluk edatı kullanılır ve “ne … ne de …” kelime grubunda “…” ların yerine gelen iki kelime وَلَا ile bağlanır.

جَانٌّ: “Cin türü” demektir. جنن kökünden nekre merfu isimdir. Birinci bâbdan جَنّ mastarı birisini veya bir şeyi görünemeyecek bir yerde saklayıp gizlemek manasındadır. Bu mastar manasından saklanılıp gizlenilen manasında جِنّ ıstılahi olarak “cin” anlamında ism-i cem-i cinstir. Bu yönüyle إِنْس kelimesi gibidir. جِنّ ism-i cem-i cins kelimesinin sonuna يّ gelerek müfredleşir. Bu şekliyle جِنِّيّ cin cinsinden bir varlığın adı olur جِنَّة ıstılahi olarak “cin topluluğu” anlamında ism-i cemdir. جَانّ “cin türü, bir yılan türü” demektir. Kendini saklayıp gizleyen manasında جَانّ ıstılahi olarak görünmediği için “cin türü”, iyi saklanıp gizlendiği için bir “yılan türü” anlamında isimdir. Cinlerde de yaratılışlarıyla ilgili olan ifadelerde جَانّ kullanılır. Sosyal yönleriyle ilgili olarak جِنّ kullanılır. جِنَّة ise “cinler, cin topluluğu” demektir.

إِنْسٌ وَلَا جَانٌّ: “İnsan ne de cin” demektir. Buradaki إِنْسٌ ism-i cem-i cinsten olup ism-i cinstir. Cem manasında olsaydı fiil لَا يُسْأَلُ şeklinde değil لَا تُسْأَلُ şeklinde gelirdi. Burada ism-i cem-i cinse câmid isim atfedilmiştir. Beklenen ikisinin de aynı türden isim olmasıdır.

Atıf

Ayetler

Matufun aleyh

Matuf

الْإِنْسِ وَالْجِنِّ

Enam 112, İsra 88, Cin 5

الْإِنْسِ

İsm-i cem-i cins

الْجِنِّ

İsm-i cem-i cins

الْجِنِّ وَالْإِنْسِ

Enam 130, Araf 38, Araf 179, Neml 17, Fussilet 25, Fussilet 29, Ahkaf 18, Zariyat 56, Rahman 33

الْجِنِّ

İsm-i cem-i cins

الْإِنْسِ

İsm-i cem-i cins

الْجِنَّةِ وَالنَّاسِ

Hud 119, Secde 13, Nas 6

الْجِنَّةِ

Çoğul isim

النَّاسِ

Çoğul isim

إِنْسٌ وَلَا جَانٌّ

Rahman 39, Rahman 56, Rahman 74

إِنْسٌ

İsm-i cem-i cins

جَانٌّ

Câmid isim

Kuran’da insan ve cin atıfları bu şekilde geçmektedir. Sadece Rahman suresinde 3 kere ism-i cem-i cinse câmid isim atfedilmiştir ve sadece bu atıf şeklinde insan ve cin nekre gelmiştir. Üçünde de cümle olumsuzdur. Bu olumsuzluk ile beraber nekre isim kullanılması te’kîd içindir. “Hiçbir” anlamını verir.

Ancak insan için kullanılan إِنْسٌ ifadesi insanın sosyal, topluluk içindeki ilişkileri ile ilgili durumlarda kullanılırken, cin için kullanılan جَانٌّ ifadesi yaratılışından gelen türsel özellikleri ile ilgili durumlarda kullanılır.

يَوْمَئِذٍ لَا يُسْأَلُ عَنْ ذَنْبِهِ إِنْسٌ وَلَا جَانٌّ: “O yevm onun zenbi ne bir insan türüne ne de bir cin türüne sorulur” demektir.

İnşikak suresi إِذَا السَّمَاءُ انْشَقَّتْ (Sema yarıldığı zaman) ile başlar. Sema ve arzın o zamanki durumları ifade edilir ve 7. ayette kitabı sağdan verilenlere, 10. ayette kitabı sırtının arkasından verilenlere gelince diyerek onların durumunu anlatır. Böylece bu ayetteki يَوْمَئِذٍ (o dönem) ifadesinin semanın yarılmasının içinde olduğu dönem olduğunu ve semanın yarılmasının o dönemi başlatan olay olduğunu anlıyoruz. Bunların aynı dönem olduğunu anlamamız Kıyamet suresindeki semanın inşikakından sonra gelen “kitabın verilmesi” (sorgunun sonuçlanması) ile Rahman suresindeki semanın inşikakından sonra gelen “sorulma” (sorgunun başlaması) ifadesi arasındaki uyumdan dolayıdır.

Burada dikkat çekici olan ذَنْبِهِ deki هُ zamirinin kime raci olduğudur. Eril tekil zamirdir ve geleneksel tefsirlerde cümlede kendisinden sonra gelen insan ve cine (إِنْسٌ وَلَا جَانٌّ) döndürülmüştür. Oysa Arapçada zamirler kendilerinden sonrasına raci olmazlar, öncesine racidirler. إِنْسٌ وَلَا جَانٌّ ise bu zamirden sonra gelmiştir. Geleneksel olarak tefsirlerde bu kural dışı durum istisna olarak kabul edilmiş ve kendisinden sonrasına döndüğü ifade edilmiştir. Böylece insan ve cinin kendi zenblerinden sorgulanmayacağı anlamı ortaya çıkarılmıştır.

لَتُسْأَلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

Kesinlikle amel ediyor olduklarınızdan sorulacaksınız. (Nahl 93)

Bunun gibi başka ayetlerde ve te’kîd lâm ve nûn-u müşeddede ile yani 3 kere te’kîdle Nahl 93 ayetinde kesin bir şekilde sorgulanacağımız ifade edilmektedir. Rahman suresinin bu ayetine hem dil kurallarına uymayan hem de Kuran’ın diğer ayetleri ile çelişen bir şekilde “o yevm insan ve cine zenblerinden sorulmaz” şeklinde mana vermek uygun değildir. Burada yine bu noktada gramatik ve anlam açısından başka sorunlar da vardır. Eğer bu zamir (ذَنْبِهِ deki هُ zamiri) kendisinden sonrasına işaret etseydi bile insan ve cin olduğu için هُ (o) zamiri değil هُمَا (o ikisi) zamirinin gelmesi ve ذَنْبِ şeklinde tekil değil ذَنْبَيْنِ şeklinde ikil olarak gelmesi sonucunda cümlenin يَوْمَئِذٍ لَا يُسْأَلُ عَنْ ذَنْبَيْهِمَا إِنْسٌ وَلَا جَانٌّ (O yevm ne bir insan türüne ne de bir cin türüne ikisinin zenbi sorulur) şeklinde kullanılması lazımdı. Eğer kastedilen tam da bu anlam olsaydı cümlenin يَوْمَئِذٍ لَا يُسْأَلُ إِنْسٌ وَلَا جَانٌّ عَنْ ذَنْبَيْهِمَا şeklinde عَنْ ذَنْبَيْهِمَا ifadesini إِنْسٌ وَلَا جَانٌّ ifadesinden sonra gelmesi lazımdı. Bu durumda هُمَا (o ikisi) zamiri إِنْسٌ وَلَا جَانٌّ (insan ve cin) dan sonra geldiği için insan ve cin türünün kendi zenblerinden sorulmadığı ifade edilmiş olacaktı. Eğer ifade edilen geleneksel tefsirlerdeki gibi herhangi bir insan ve herhangi bir cinden kendi zenbinin sorulmaması olsaydı cümle daha da değişik olarak gelecekti ve يَوْمَئِذٍ لَا يُسْأَلُ إِنْسِيٌّ وَلَا جِنِّيٌّ عَنْ ذَنْبَيْهِمَا şeklinde olacaktı. Çünkü إِنْسِ cinsi ifade eder. Ferdi ifade eden kelime insan için إِنْسِيٌّ, cin için جِنِّيٌّ dür. Oysa bu şekillerin hiçbiri gelmediği için bu ذَنْبِهِ deki هُ zamiri 29. ayetteki يَسْأَلُهُ مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ cümlesindeki مَنْ فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ ye racidir. Bu ayette gökler ve yerde olan her şuur sahibi varlık مَنْ umumi ism-i mevsulü ile ifade edilmektedir. Bu ism-i mevsulün özelliği kendisine eril tekil zamir olan هُوَ veya هُ (o) zamirinin dönmesidir. Sıla cümlesiyle ifade edilen özelliği olan her şuurlu varlığı kapsar. Sıla cümlesinde de فِي السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ (gökler ve yerde olan) denmiştir. Evrendeki tüm şuurlu varlıklardır.

Buna göre hiçbir insan türü ve hiçbir cin türüne (herhangi bir insana veya cine değil) evrendeki şuur sahibi varlıkların zenbi sorulmayacaktır. İfade insan ve cin bireyi için olsaydı kendi zenbleri başkalarına değil kendilerine sorulacaktı. Bu nedenle cümle o şekilde gelmemiştir.

İnsan türü için sosyal insan (إِنْسٌ) ifade edilirken cin türü için yapısal/biyolojik cin (جَانٌّ) ifade edilmiştir. Bunun sebebi insanın sosyal yönünün zenblerle daha fazla ilişkili olması, cinin ise biyolojik yönünün zenblerle daha fazla ilişkili olmasıdır. Cinlerin dört boyutlu yapısı, insanların görmedikleri yerden onları görmesi ve insanlara görünmeden etki edebilmeleri onların suç işlemesini çok daha kolay bir hale getirmektedir. İnsan ise görünür bir varlıktır. Suç işlediğinde görünür ve yakalanma olasılığı çok fazladır. İnsanı suçu kolay işlemeye yatkın hale getiren onun bir suç topluluğu içinde olmasıdır. Bir suç çetesine katılması, bir mafya grubu veya terör örgütü içinde olması insanın suç işlemesini kolaylaştırır ve örgüt içinde suç işleyen kimse kendi suçlarını meşru görür. Böylece insanın sosyal çevresi, grup psikolojisi, örgüt içinde olması ve bulunduğu sosyal çevrenin suçu meşrulaştırması onun suç işlemesini daha kolay hale getirir, hatta teşvik eder. Bu da insanın sosyal yönünün çok güçlü olmasındandır. Buradan anlıyoruz ki cinlerin sosyal yönünden çok yapıları onları suç işlemeye yatkın hale getirmektedir.

 

فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

Öyleyse ikinizin rabbinin olgularının hangisini tekzib ediyorsunuz?

 

Soru cümlesi
Fiil cümlesi

Fâ-u
isti’nâfiye

Fâil

Fiil

Mefûlün bih GS

Mecrur

Cârr

Muzâfun ileyh

Muzâf
İstifhâm
edatı

Muzâfun ileyh

Muzâf

Muzâfun ileyh

Muzâf

ا

تُكَذِّبَانِ

كُمَا

رَبِّ

آلَاءِ

أَيِّ

بِ

فَ

 

فَ: İsti’nafiyye edatıdır (الْفَاءُ الاِسْتِئْنَافِيَّةُ).

بِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ: “İkinizin rabbinin olgularının hangisini tekzib ediyorsunuz?” demektir.

Buradaki آلَاءِ “olgular” demektir. ءلي kökünden isimdir. Tekili إِلًى veya أَلًى dir. Kuran’da tekil geçişi yoktur. İkinci bâbdan (أَلا - يَأْلِي) birisinin bir işi veya bir şeyi titizlikle ve çaba sarf ederek derinlemesine araştırıp etraflıca incelemesi anlamındadır. Bu bâbdan إِلًى veya أَلًى ism-i mef’ûl anlamında camid isimdir. Hakkında araştırma yapılan ve incelenen şeydir. Araştırmayı, incelemeyi ve titiz sorgulamayı gerektiren kozmik olgu veya düşündürücü meseledir. Allah’ın kâinattaki âyetleri (kozmik olgular) إِلًى dir. Kitabında anlattığı tarihsel olgular إِلًى dir. Kuran’da okuyup da anında ne olduğunu anlayamadığımız, anlamak için derin bir araştırma, bir alt yapı ve bilgi gerektiren her türlü olgu إِلًى dir. Bir şey, bir iş, gerçekleşen bir durum آلَاءِ dan ise onun olduğunu görürsün ama nasıl olduğunu anlaman için çok derin araştırma yapman, o iş üzerinde kafa yorman, incelemen gerekir. Rahman suresinde 31 kere tekrarlanan bu ayetlerin arasında geçen tüm cümleler derin araştırma yapılması, kafa yorulması ve incelenmesi gereken durumlardır.

Bu ayetten önceki ayette يَوْمَئِذٍ لَا يُسْأَلُ عَنْ ذَنْبِهِ إِنْسٌ وَلَا جَانٌّ (O yevm onun zenbi ne bir insan türüne ne de bir cin türüne sorulmaz) denmektedir. Bu da bir olgudur. İnsan ve cin türlerinin özelliklerini bilmek, neden bu şekilde ism-i cem-i cinse camid ismin atfedildiğini bilmek ve bununla suç ilişkisini kurmak ancak derin bir araştırma, bilgi birikimi ve inceleme gerektirmektedir. Bu nedenle bu da bir olgudur.

 

Yenibosna, İstanbul

29 Ağustos 2026

M. Lütfi Hocaoğlu

 






Son Eklenen Seminerler
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1338
Rahman Suresi Tefsiri 39-40. Ayetler
29.08.2026 2048 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1337
Rahman Suresi Tefsiri 37-38. Ayetler
22.08.2026 2127 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1336
Rahman Suresi Tefsiri 35-36. Ayetler
15.08.2026 2232 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1335
Rahman Suresi Tefsiri 33-34. Ayetler
9.08.2026 2219 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1334
Rahman Suresi Tefsiri 31-32. Ayetler
1.08.2026 2166 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1333
Rahman Suresi Tefsiri 29-30. Ayetler
25.07.2026 2131 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1332
Rahman Suresi Tefsiri 26-28. Ayetler
18.07.2026 2126 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1331
Rahman Suresi Tefsiri 24-25. Ayetler
11.07.2026 2188 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1330
Rahman Suresi Tefsiri 22-23. Ayetler
4.07.2026 2152 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1329
Rahman Suresi Tefsiri 19-21. Ayetler
20.06.2026 2269 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1328
Rahman Suresi Tefsiri 17-18. Ayetler
13.06.2026 2149 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1327
Rahman Suresi Tefsiri 15-16. Ayetler
23.05.2026 2511 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1326
Rahman Suresi Tefsiri 14. Ayet
9.05.2026 2474 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1325
Rahman Suresi Tefsiri 13. Ayet
2.05.2026 2423 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1324
Rahman Suresi Tefsiri 10-12. Ayetler
25.04.2026 2358 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1323
Rahman Suresi Tefsiri 9. Ayet
18.04.2026 2353 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1322
Rahman Suresi Tefsiri 7-8. Ayetler
11.04.2026 2843 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1321
Rahman Suresi Tefsiri 6. Ayet
4.04.2026 2365 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1320
Rahman Suresi Tefsiri 5. Ayet
28.03.2026 2498 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1319
Rahman Suresi Tefsiri 4. Ayet
7.03.2026 2458 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1318
Rahman Suresi Tefsiri 3. Ayet
28.02.2026 2898 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1317
Rahman Suresi Tefsiri 2. Ayet
21.02.2026 2403 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1316
Rahman Suresi Tefsiri 1. Ayet
14.02.2026 2715 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1315
Cin Suresi Tefsiri 26-28. Ayetler
7.02.2026 2516 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1314
Cin Suresi Tefsiri 25. Ayet
24.01.2026 2491 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1313
Cin Suresi Tefsiri 24. Ayet
17.01.2026 2470 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1312
Cin Suresi Tefsiri 23. Ayet
10.01.2026 2419 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1311
Cin Suresi Tefsiri 22. Ayet
3.01.2026 2438 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1310
Cin Suresi Tefsiri 21. Ayet
27.12.2025 2533 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1309
Cin Suresi Tefsiri 20. Ayet
20.12.2025 2464 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1308
Cin Suresi Tefsiri 19. Ayet
13.12.2025 2557 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1307
Cin Suresi Tefsiri 18. Ayet
6.12.2025 2522 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1306
Cin Suresi Tefsiri 16-17. Ayetler
29.11.2025 2351 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1305
Cin Suresi Tefsiri 14-15. Ayetler
22.11.2025 2358 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1304
Cin Suresi Tefsiri 13. Ayet
15.11.2025 2440 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1303
Cin Suresi Tefsiri 12. Ayet
8.11.2025 2402 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1302
Cin Suresi Tefsiri 11. Ayet
1.11.2025 2402 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1301
Cin Suresi Tefsiri 10. Ayet
25.10.2025 2404 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1300
Cin Suresi Tefsiri 9. Ayet
18.10.2025 2456 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1299
Cin Suresi Tefsiri 8. Ayet
4.10.2025 2217 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1298
Cin Suresi Tefsiri 7. Ayet
27.09.2025 2303 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1297
Cin Suresi Tefsiri 6. Ayet
20.09.2025 2533 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1296
Cin Suresi Tefsiri 5. Ayet
13.09.2025 2186 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1295
Cin Suresi Tefsiri 4. Ayet
6.09.2025 2341 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1294
Cin Suresi Tefsiri 3. Ayet
30.08.2025 1833 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1293
Cin Suresi Tefsiri 1-2. Ayetler
23.08.2025 1679 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1292
Secde Suresi Tefsiri 30. Ayet
9.08.2025 1730 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1291
Secde Suresi Tefsiri 28-29. Ayetler
2.08.2025 1600 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1290
Secde Suresi Tefsiri 27. Ayet
26.07.2025 1333 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1289
Secde Suresi Tefsiri 26. Ayet
19.07.2025 1361 Okunma


© 2026 - Akevler