Yeni (den) Orta Çağ 9
PEŞREV
Trump ülkesinin en’lerini yanına alarak Çin’i ziyaret etti. “Çatışmasızlık” çatısı altında “karşılıklı güven” çıktısı duyuruldu. Bunun dışında her şey devam edecek. Böylece ziyaret, küresel soluklanmadan öte bir anlam taşımıyor. Tercüman aracılığı ile iki dev ülkenin farklı niyetleri temennileri çatışmasızlık başlığıyla paylaşıldı. Çatışmasızlık altındaki “ayrılık” beyanı şimdilik çatışma evrensi olgunlaşmadığı için bu ziyaret gerçekleşti. Olumlu tarafı olgunlaşan çatışma olasılığının bütün dünya için olumsuz sonuçlara sebep olacağı; olumsuz tarafı tarafların derin niyetlerinin teyidiydi.

Ziyaret, sadece “iletişim” göstergesiydi. Dilin iletişimden öte, Dünya-doğa bütünlüğüne denk anlam ve imkanı kullanılmadı. İletişim, bütünlük duyumsamasını örttü.
*
İki örtüden haberdarız. Birincisi dilin seçkinciliği; ikincisi dilin perdeciliği.
Rönesans, çevrim içi olanı, açık kaynağa dönüştürmeyle başladı. Barbar dönemin düzen ihtiyacı, kilise dilinin halkın anlayacağı düzeye “erişiyle” gerçekleşme yoluna girdi. (1) Kilisenin uzmanlığı, ona sahte öznelik kazandırmıştı. Rönesans, kiliseyi nesneye dönüştürdü. Kimin nesnesi; tabii ki kendine bağlı kıldığı kutsal metinlerin. Bu süreçte kutsal metinlerin halkın anlayacağı düzeye erişmesi, o metinleri kilisenin öznesi olduğu gerçeğini açığa çıkardı. Kilise örter, örtüdür. Bu süreç devam etti.
Kutsal metin özneliği, kutsal insana evrildi. İnsan aklı, dogmatizmin zindanından, sorgulayıcı özgürlüğe çıkınca, var oluşsal “emanet”, aslına yöneldi. Kilisenin kutsal metin uzmanlığı, kutsal kişilik nasbı, yerçekiminden kurtulan roketin atmosfere bıraktığı, boşalmış yakıt tankına benzedi. Kilise özneliğini kutsal metne ; kutsal metin özneliğini, onu okuyup- anlayan ve kavramlaştıran insana geçti. Bu geçiş henüz tamamlanmadı; hala sürüyor.
*
Yeri gelmişken daha önce farklı konularda ele aldığım, “gerekliliği” tabu olan ‘uzmanlığın’, atalet kolaycılığına yol açtığına değinmek isterim.
Yukarıdaki benzetmeyle devam ediyorum. “Uzman, işi ve olduruşu ustalıkla yapandır. Bunun için yapılacak iş, kısımlara ayrılır; her kısım, bağlı olduğu bütünün bütünsel işlevi için farklı görevler- etkiler oluşturur. Bu ‘farklılık’ uzmanlığın sebebi ve handikapıdır: (i) uzmanlık devam ettikçe bütün ile bağı gevşer,(ii) bütünün sponten ihtiyaçları aksar,(iii)böylelikle, uzmanlık bütüne zarar verir.
Daha iyi anlayabilmek için “bütün”, sağlık yönünden insan bedenini; toplumsal yönden, milleti; siyasal yönden, devleti; insanlık yönünden, Birleşmiş Milletleri karşılar. Sıraladığım bütünleri oluşturan ögeleri saymaya gerek görmüyorum. Ancak, şunu belirtmeliyim, bütün ve ögeler, iç ve dış koşulların güdümüyle değişir. Çalışan, üreten, iş gören bir makineyi, işi aksatmadan gözetmekten söz ediyorum.
Bu açıklamalar yapacağım belirleme için yeterli. “Uzmanlık”, tanınırlığı, tekrarı, uyumu ve ustalığı sağlıyor.Bu ve benzeri olumlu etkiler tek bir olumsuz etkiyle bütünsel gelişime işleyişe zarar veriyor.Bu olumsuzluk, parça-uzman, bütüne ait olduğu halde, bütünselliğe öykünmesidir. (3)
İkinci örtü, dilin perdeciliğiydi. Dilin önceliği iletişimdir. İletişim, duyumlarımızın veri olarak alınıp ifade ve aktarımını sağlar.
Duyularımızla edindiğimiz etkiler iki yönlü çıktı oluşturuyor: çoklu, dengeli yarar üretmesi ya da korkutma, sindirme- yıldırma ile menfaat oluşturması.
Her ikisi duyumsanan gerçekliğe bağlılığı telkin eder. Fakat bu telkin, gerçekliğin kaynağı olan hakikati örter. (4)
Duyu dünyasının ürettiği yanılgılar, güvensizlik, çatışma, zorbalık meydana getiriyor. Bu hakikati perdeliyor. Perdeleme, duyumlar aracılığıyla dilleri değiştirir, ayrıştırıyor; varlık aleminin ortak yararı parçalanıyor.
Duyumsal değişiklik her ne kadar “canlılık” emaresi olarak görülse de aynı miktarda, yanılgı, kaygı, çatışmalara neden oluyor.
Açıklamalar :
(1)”Eriş”, çoğunlukla “yükselme”, “hakikat bilgisine tanık olma” olarak kullanılır ve anlaşılır. Oysa zamanın katmanları gibi hakikatin katmanları da var. Mutlaklık insan için her zaman tahayyül ufkudur. Eriş, varış, tanıklık,.. belli bir tekamül etabının tamamlanmasıdır; ki bu her erişin tanıklığında içkindir.
Dilin kaynağı insan doğa ilişkisinin normatif kaydı olduğuna göre, kullanım alanının artması, azınlıktan çoğunluğun kullanımına açılması onu daha verimli ve zengin olmasını sağlayacaktır. Çünkü insan doğa ilişkisinde etki-yankı kayıt aktarma imkan ve çeşitliliği artar.
(2)Cümleyi oluşturan ögeler, Yüklem: işi yapan. Nesne: yapılan işten doğrudan etkilenen. Bağlaç: kelime, kelime gruplarını anlam biçim yönünden birbirine bağlayan. Zarf: yüklem ile bildirilen işin oluş veya yargının zaman, miktarı, yönü, koşulunu bildirir. Tümleç: yüklemin anlamını durum, zaman,yer miktar, neden,araç yönlerinden açıklar. Özne: kaynak, işi yapan; hatta cümledeki işin sahibi. Özne, “bütünü”; diğer ögeler, etkileşimi temsil ediyor.
(3)”Bütünselliğe öykünme”, siyasal yaşamda ‘devlete’ karşılık geliyor. Bu öykünme, halkın uzmanlığa ihtiyaç duymayacak gelişim, eğitim modellerine yabancılaştırdı.
Nitelikli insan ve topluluk inşası nasıl mümkünse, bu niteliğin toplum için oluşturulma imkanı var. “Hiyerarşi”, “uzmanlık”, “yetenek”… duvarları böylece kalıcılaştı.
(4)Türkçemiz Türkiyemiz gibi imparatorluğun zenginliğini taşıyor. “Gerçeklik” ve “hakikat” günlük dilde aynı anlamda kullanılıyor.
Oysa Gerçeklik, insan zihninden bağımsız görünen, etkileyen tüm oluşumdur. Duyum organlarımız aracılığı ile gerçeklik hakkında bilgi edinir; içsel kanılar oluşturuyoruz. Diğer ifadeyle denizin yüzeyidir; dalga, akıntı, durgunluk gibidir. Hakikat ise denizin her şeyi ile kendisidir.