Prof. Dr. Arif Ersoy; ‘Adil Düzen Ortaklık Ekonomisi’-10
Bu yazılar hem Yük. Müh. Süleyman Karagülle, Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Prof. Dr. Arif Ersoy’u ‘anma’ hem de yaşanan ‘sosyal TUFAN’ için ‘ÇARE’ yazılarıdır…
‘Sosyal Tufan’ derken, ülkemizde ve bütün dünyada hayatımızın ilmî-iktisadî-ahlâkî-idarî/siyasî dört ana alanını da sarmış olan ‘sosyo-ekonomik tufan’ demek istiyor, çare/çözüm olarak da ‘Adil Düzen Ortaklık Ekonomisi’ önerimizi sunuyoruz…
***
Arif Ersoy: Orta Doğu’nun artık değerlerini yani üretilen fazla değerlerini ve tasarruf edilen parayı Körfez Savaşı’ndan beri belli aralıklarla savaşlar çıkartarak oraya aktarıyorlar. Orada israf ediliyor. Afrika’nın, Güney Amerika’nın, Asya’nın alım gücü azaldı. Azaldığında sistem devam edemez.
Bu yüzden zekâtlı sisteme geçilmelidir.
Zekâtlı sistem ne demek?
Serveti, olanlardan alıp alım gücü olmayanlara vermek. Onların da alım gücünü artırmalıyız ki üretenler mal üretebilsin.
Alım gücü olmayanlara ne satacaksın?
Şükrü Çelik: Hocam, o zaman sizin söylediklerinizden şu çıkarımı da yapabiliriz: Kaynaklar değil de ne kadar bol nimete sahip olduğumuzu göremeyen bizler ve ilmimiz sınırlıdır.
Arif Ersoy: Dünyanın merkezine insanı yerleştirirsek insan her dönemde karşılaşılan sorunlara çözüm üretir. Dünyanın merkezine devleti veya serveti koyarsak o zaman her dönemde kıtlık olur ve dünya kaynakları da âtıl bırakılır.
Kapitalizmin, tekelci sistemin en kötü tarafı tekelleşerek fiyatı arttırmasıdır. Üretimi arttırmadan karı arttırıyor. Üretimi arttırmayınca da dünyanın büyük bir kısmı yoksul hale geliyor. Afrika yoksul değil, zorla ve hile ile yoksul bırakılmış zengin bir kıta. Afrika’yı bizzat gidip gezip gördüğümüz için söylüyorum.
Çelik: Hocam, Türkiye’de günümüz meseleleri ile alakalı bir soru sormak isterim. İnşaAllah, İslâm Ekonomisi/Ortaklık Ekonomisi başa geldiği zaman…
Arif Ersoy: Yani onun başa gelmesi de şöyledir: Uyguladıkça gelir. Hakkın gelmesi şu: Hakkı uygularsan gelir. Uygulamadan olmaz.
Ozan Maraşlı: Tedrici mi hocam?
Arif Ersoy: Tedrici. Değişim tarihinde iki tür değişim vardır. Birisi revolutionary, birisi evolutionary. Revolutionary, devrimsel değişimdir. Evolutionary ise, evrim dediğimiz, terakki ile değişimdir. Evrim kelimesi Darwin’i akla getirdiği için hemen kaçıyoruz.
Hâlbuki evrimin bizdeki adı terakkidir (zamanla gelişme). Bütün Peygamberler toplumu zamanla, tedricen geliştirmişlerdir. Yoksa “sopa” ile insanları değiştirmemişlerdir. Bu yüzden, şahsen ben revolutionary değişmeden çok, evolutionary değişmeden yanayım. Yalnız revolutionary değişmede zihnî inkılâbı destekliyorum. Zihinde inkılâp, revolutionary olmalıdır.
Zihnî inkılâbın revolutionary olması şudur: İki noktada zihni değişme gerekiyor. Birincisi İlah, diğeri ise paylaşımdır. Bu, insan zihninde köklü bir değişim demektir.
Birincisi: Allah’tan başka kimse hak vermez, Tevhid.
İkincisi de: Tamam beraber çalışalım ama adil paylaşalım. Bu, temel değişimdir. Diğerleri ise geriye gitmektir.
Diyor ki: “Ben güçlüyüm sen bana hizmet et.” Firavun diyor ki: “Ben arabaya bineceğim, sen çekeceksin.” “Ne münasebet!” dedin. “Tabi.” diyor, “Ben zenginim, sen fakirsin. Senin görevin arabayı çekmek.”
Bu, geri kalmışlıktır. Haksızlık veya taguti mantık, cahiliye mantığıdır.
Sen çalış, ben oturayım. Sen Adana’da pamuk üret, ben Monte Carlo’da kumar oynayayım. Bu, cahiliye mantığıdır.
(Devamı var)