Prof. Dr. Arif Ersoy; ‘Adil Düzen Ortaklık Ekonomisi’-6
Bu yazılar hem Yük. Müh. Süleyman Karagülle, Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Prof. Dr. Arif Ersoy’u ‘anma’ hem de yaşanan ‘sosyal TUFAN’ için ‘ÇARE’ yazılarıdır…
‘Sosyal Tufan’ derken, ülkemizde ve bütün dünyada hayatımızın ilmî-iktisadî-ahlâkî-idarî/siyasî dört ana alanını da sarmış olan ‘sosyo-ekonomik tufan’ demek istiyor, çare/çözüm olarak da ‘Adil Düzen Ortaklık Ekonomisi’ önerimizi sunuyoruz…
***
Arif Ersoy: Diğer dünya görüşü, kuvveti üstün tutan dünya görüşüdür. İnsanlar bir araya geldiklerinde, zorla veya hileyle güçlü olanlar öne çıkarlar. Onlar: “Biz güçlüyüz, öyleyse biz haklıyız. Size ne görev verirsek ne hak verirsek sizin hakkınız odur.” derler. Onlara göre, hak verilmez, alınır. Siz güçlü değilseniz, güçlülerin verdiği hakkı kabul etmek zorunda kalırsınız. Bu görüşte paylaşım nasıl olacaktır?
Paylaşımın kurallarını da güçlüler belirleyecektir. Bu dünya görüşünün kâinat mantığında ve sosyal hayatında sürekli çatışma vardır. Çatışma varsa taraflar var demektir. Taraflardan hangisi galip geliyor? Güçlü olan. Öyleyse, hakları güçlüler belirler, paylaşım kurallarını da güçlüler koyar. Buna da “kuvvet merkezli çatışmacı dünya görüşü” diyoruz. Firavunlar bu görüşün önderleridir. Eski Mısır, Eski Yunan ve Eski Roma, kuvvet merkezli çatışmacı dünya görüşüne göre kurulmuş medeniyetlerdi. Onun içindir ki 400 yıldan beri, Batılılar nereye gitse savaş çıkarmışlardır, terörü onlar üretmişlerdir.
Bu sistemde, ilmi baskı aracı olarak kullanırlar. Ayrıca silah sanayisine, kralların malikânelerine önem verirler ve devasa cezaevleri kurarlar. Sistemin yapısı budur. İnsanlık bugün, kuvvet merkezli çatışmacı bir dünya görüşünün egemen olduğu bir dönemin son demlerini yaşamaktadır. Bu medeniyetin özelliği, tarih boyunca da böyle olmuştur. Yaşlanınca hırçınlaşır, hırçınlaşınca da mazlumlara saldırır. Onun için eğer bu sistemdekiler mazlumlara saldırmaya başlamış ise sistemin yıkılması kaçınılmaz olur. Hitit imparatorluğu, Roma İmparatorluğu ve Sovyetler Birliği’nin yıkılışı hep bu şekilde olmuştur. Zulümleri artınca mazlumların âhı arşı titrettiği için sistemlerinin yıkılması engellenememiştir.
Bugün, Afganistan, Irak ve Suriye’deki bütün saldırılar kapitalizmin artık hırçınlaştığının, tekelleştiğinin ve kendi kendini yemeye başladığının bir göstergesidir. Bunun alameti de şudur: Eğer siyasi ve ekonomik tekel birleşirse insanları dayanılmaz şekilde sömürüler. Roma’nın yıkılışı da böyledir. Hz. Musa (as), Romalı siyasetçiler ve tüccarların birleşip parayla her şeyi satın aldıkları bir dönemde gelmiştir. Bu yüzden, tebliğinde açıkça şunu söylemiştir: “Bir kalpte iki ilah olmaz!” Ya Allah’a iman edersin ya paraya. Çünkü o zamanlarda parası olan konuşmaktaydı. Şimdi de aşağı yukarı öyle bir durum var. I. ve II. Dünya Savaşı, tekelci sermayenin pazar savaşıdır. Rusya ve Amerika’nın dünyayı tekrar bölüşmeleri, yıkılışın bir alametidir. İslâm Ekonomisi’nin tekrar gündeme gelmesi, yeni bir medeniyetin kuruluş işaretidir.
Şükrü Çelik: Hocam, Hz. Nuh’tan (as) bu yana Ortaklık Ekonomisi’nin gelişimini paylaştınız. Günümüzde de İslâm coğrafyasında hemen hemen tüm ülkelerde faize dayalı işlem yapılıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Arif Ersoy: Evet, çünkü yönetim Batı tarafından tayin ediliyor. Şunu net bir şekilde belirtmeliyiz ki Müslüman ülkelerde, halk Müslüman, sistem ise kapitalist veya devletçi sosyalist. Halk Müslüman ama sistem bozuk.
Müslümanlar, bu sıkıntıdan kurtulmak için sistemi düzeltmelidir. Bu sistem var oldukça Müslümanların payı, Batının sömürgesi olmaktır. Türkiye dâhil bu böyledir. Ya sistemi düzelteceğiz yahut zalimlerin zulmünün çilesini çekeceğiz.
Peygamberler insanları önce zihnen düzeltmiş sonra sistemi ıslah etmişlerdir. Sistem düzeldikçe sorunlar çözülür. Allah Resulü kan davasını yüzlerce yıl devam ettiren ve birbirini öldüren Medine’yi nasıl barış diyarı haline getirdi? Sistemi düzeltti.
(Devamı var)