Kim iktidar olursa olsun, kapitalist sömürü sisteminin kılına dokunamıyor.
Yolsuzluğa zorlayarak deliller topluyorlar.
Sonra da;
iktidarı, muhalefeti, hepimizi hırsızlıkla suçluyorlar.
Ustaca hırsızlık damgası vurmaya çalışıyorlar.
Kim bunlar?
Benim kanaatime göre, uluslararası Siyonist çevrelerin ve derin sermaye yapılanmalarının bu süreçlerdeki etkileri ayrıca araştırılmalıdır.
Ülke ekonomisi, kuruşuna kadar uluslararası derin sermayenin tekelinde mi?
Kendi paramızı, kapitalist sermayenin sisteminin içinde mücadele ederek mi yaşıyoruz acaba?
Hepimiz köle miyiz?
Ne zaman insan gibi yaşayacak insanlık?
Çare biz miyiz, yoksa çaresiz miyiz? diye düşünmek, çözüm üretmek lazım.
CHP hırsız, AKP hırsız, o hırsız, bu hırsız...
Herkes birbirini hırsızlıkla suçluyor.
Yazık ediyorsunuz ülkeye.
Böylece;
İslam bayraktarı Müslüman Türk milletinin, uluslararası arenada kasıtlı bir şekilde itibarı düşürülüyor.
Hırsızlık konusunu sürekli siyasi tartışmaların merkezine taşıyanlar da, farkında olarak veya olmayarak, ülkemizin ve milletimizin itibarının zedelenmesine hizmet edebilirler.
Peki neden ısrarla hırsızlık, yolsuzluk, usulsüzlük gündemde tutuluyor?
Bunun benim açımdan tek bir cevabı var:
Türkler İslam âlemini toparlayamasınlar, kimse Türklere güvenmesin diye Türk milletine hırsızlık damgası vurulmaya çalışılıyor.
Büyük İsrail'in önündeki en büyük engellerden birinin, Ortadoğu'da ve Osmanlı bakiyesi topraklarda Müslüman Türk milletine olan güven olduğunu düşünüyorum.
Bu güveni ortadan kaldırmadan Büyük İsrail'i kurmalarının zor olacağı kanaatindeyim.
İktidar ve muhalefet, millî menfaatlerimiz adına, İslam âlemi adına,
mazlum milletlerin umudu ve çaresi olma adına;
en kısa sürede hırsızlık, yolsuzluk, fon vurgunu gibi haksız ve ahlaksız kazanç iddialarıyla alakalı tüm dosyaları hukuk içerisinde sonuçlandırmalı ve ülkemizde bu ve benzeri, bayrağımızın itibarına zarar veren olayların tekrar yaşanmamasını sağlayacak tedbirler getirmelidirler.
Düşmanların hedefleri; vatandır, bayraktır, ezandır, hürriyetimizdir.
Hırsızlık ve yolsuzluk iddiaları hukuk içerisinde hızla soruşturulmalı ve sonuçlandırılmalıdır.
Soruşturmanın gizliliği gereken durumlarda korunmalı; gazetecilere bilgi verilirken soruşturmanın gizliliğine, kişilik haklarına ve masumiyet karinesine dikkat edilmelidir.
Kesinleşmiş mahkeme kararları kamuoyuna açık ve anlaşılır şekilde duyurulmalıdır.
Devletin itibarı, siyaset ve siyasetçilerden üstün tutulmalıdır.
Siyasi çıkar ve oy hesapları yapan siyasetçiler, rakip partileri hırsızlıkla suçlarken, devletin itibarına ve toplumdaki güven duygusuna zarar verebileceklerini de düşünmelidir.
Ey siyasetçiler!
Hırsızlık, yolsuzluk var mı?
Varsa çözün, konu kapansın.
Suçlular cezasını bulsun.
Suçsuz olan da aklansın.
Bitsin.
Her gün hırsızlık, yolsuzluk haberleri kimlerin işine yarıyor?
Benim kanaatime göre bu durum, İslam düşmanlarının ve Müslüman Türk milletinin itibarını zedelemek isteyen çevrelerin işine yarayabilir.
Sizler de dünya menfaati için, oy için, makam için, bilmeden herhangi bir dış projenin hizmetkârları olmayın.
Devlet ciddiyetle yönetilir.
Müslüman Cumhurbaşkanı profilini fırsata çevirmek suretiyle İslam'a kurulduğunu düşündüğümüz tuzaklara karşı dikkatli olmalıyız.
Sayın Cumhurbaşkanımızın inancı üzerinden yürütülen siyasi tartışmaların, İslam'ın itibarını hedef alan bir propagandaya dönüşmesine izin verilmemelidir.
Kanun çıkarın.
İslam'da hırsızlık yapanların eli kesilir.
Geçmiş mahkemeleri sonuçlandırın.
Hırsızlık yapmanın cezası konusunda Kur'an'daki hükümlerin nasıl anlaşılması ve hukuk düzenine nasıl yansıtılması gerektiği de açıkça tartışılmalıdır.
İşte o zaman, “Şeriatı getiriyorlar!” diye bağıran, ortalığı velveleye verenlerin de hukuk düzeninde suç ve cezanın kişiye göre değil, kanuna göre belirlenmesi gerektiğini görmesi mümkün olacaktır.
Hırsızlık varsa hırsız cezalandırılır.
Suç varsa cezası verilir.
Suçsuz olan korunur.
Devletin itibarı korunur.
Milletin itibarı korunur.
Hukukun üstünlüğü korunur.
Selam ve dua ile.
Hüseyin Bağdatlı
Ahşabın Piri
Son Gülle