Kur’an Nizamı-279; “Seni mahzun etmesin…”
‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…
Çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…
Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…
***
“Lâ Yahzünke / Senİ mahzun etmesİn” (Maide 41)
“Mahzun olma” denmemekte, “mahzun etmesin” denmektedir. Nehy ile emrolunan gaiptir, başkan değildir. Çünkü “mahzun” kalbî fiildir, insanın elinde değildir. İnsan aksini yapmaya çalışsa da mahzun olmamak elden gelmez.
“Hazan” Farsçada sonbahar demektir. Kafkas dillerinde “hozan” dikenli zor geçilir çalılık veya otlaklı yer demektir, dikenlerle doludur. Arapçada buna benzer anlamları vardır, sehl olmayan yani kolay gidilir olmayan yer demektir.
Kur’an’da “hüzün” ve “havf/korku” bir arada geçmektedir.
Korkmak, gelecekte başına gelecekten dolayı beyinde duyulan irkilmedir.
Hüzün ise olmuş olan olaylar üzerinde sıkılma ve ümitsiz hâle gelmektir.
Mahzun olma, ümitsiz olma manalarını taşımaktadır.
“Mahzun olma” demek; onlar neden böyle yapıyorlar, onlar neden kabul etmiyorlar diye sıkılmadır, onlardan ümitlerini kesme demektir.
***
1960’larda başladığımız heyecanlı çalışmalara İzmir’de birçok kimse katıldı.
Sonra bu çalışmalar Türkiye’de ve dünyada yayıldı. O gün beraber yola koyulduğumuz arkadaşlardan başta İzmir Akevler grubu vardır, sonra Cemaat grubu vardır, Millî Görüşçüler vardır, onların devamı kabul edilen AK Partililer vardır...
Biz bir istedik isek Allah on değil, yüz değil, bin verdi ama biz şükrünü eda edemedik, O’nun düzeni olan “Adil Düzen”i elde edemedik.
Bizimle beraber yola çıkanlar ilahi düzenden ümitlerini kesmiş, gömlek çıkarmış ve kendileri cari düzende rahat etmeye koyulmuşlardır.
İşte bu durum bizi üzmüştür.
Neden böyle yapıyorlar diye ağlayacak durumlarda olduğumuz olmuştur.
Sizler de bir işe giriştiğiniz zaman böyle durumlarda kalacaksınız.
Nitekim bugünkü durumumuz da budur.
Bizim Akevler çalışmalarımıza gerçek anlamda katılanlar parmakla sayılacak kadar azdır. Bu durum bizi üzmektedir. Bir taraftan arkadaşlarımızın neden böyle yaptıklarına gerçekten mana vermek çok zordur, diğer taraftan biz de görevimizi yapamadık; “Adil Düzen” örneği bir işletmeyi başaramadık diye hüzün içindeyiz...
***
Kur’an’ın bu ayetlerini okuyarak teselli buluyor ve hem soruyor hem de diyoruz ki; Bİz görevİmİzİ yaptık mı?
Görevimizi yaptıysak o zaman sorunumuz yoktur.
Görevimizi yapmadıysak tövbe edip görevimizi yapmaya devam edeceğiz.
Yaşlılarımız ölecek, yeni gelen nesiller bu görevleri sürdüreceklerdir.
Bizim mahzun olmamıza gerek yoktur. O’nun takdiri ne ise o olacaktır.
Derinlemesine düşündüğümüz zaman tüm insanların bizim yaptığımız gibi yapmadıkları için onları dalalette görürüz.
Oysa durum öyle değildir.
Onlar da bizim gibi mümindirler ama içtihatları bizden farklı olduğu için amelleri de amellerinin sonuçları da farklıdır.
Onlar kendi amelleri ile mükafat ve mücazat görecekler, biz de kendi amellerimizle mükafat ve mücazat göreceğiz.
(Devamı var)