Bahaeddin Sağlam
Musa’yı Denizden Kurtaran Kimdi?
4.10.2026
5 Okunma, 0 Yorum

 

 

Musa’yı Denizden Kurtaran,

Firavun’un Hanımı mıydı? Yoksa Kızı mıydı?

 

Tevrat, Çıkış 2/5-6’da Firavun’un kızı diyor. Kur’an, Kasas Suresi, ayet 9’da Firavun’un hanımı diyor. Cahil Müslümanlar gibi cahil bir kısım misyonerler de bu gibi kıssaları tarih sanıp “İşte bakın, Kur’an yanlış bilgi içeriyor” diyerek İslam dinine karşı çirkin bir propaganda yapıyorlar. Müslümanlar da "Asıl yanlış olan, Tevrat ve İncil’dir, Kur’an onları tashih ediyor." deyip akıllarınca haksız olarak din milliyetçiliğini yapıyorlar. Bu cahil dindarlar, kutsal kıssaların birer yasa ve arketip olduğunu, bunların sembolik manalara dayandığını bilmediklerinden, kutsal kitapların hiçbirinde yanlış bilgi olmaz ve manaları bilinse her iki kutsal kitabın da doğru ve hak olduğu ortaya çıkar diye söyleyemiyorlar.

Hemen hatırlatalım ki, İslam’ın arketip geleneğinde Firavun’un çocukları yoktur. Onun için Firavun’un hanımı, Musa’yı evlat edinelim diyor. Tevrat’a göre ise Firavun’un birkaç kızı var.

Ben Tevrat, İncil ve Kur’an üzere yayınladığım yedi kitabımda bu kutsal kıssaların hiçbirinin tarih olmadığını binlerce delil ile gösterdim. Şimdi burada sadece Musa, Firavun, Hanım, Deniz ve Kız arketiplerini ve sembolik manalarını bir derece açıklamaya çalışacağız. Şöyle ki:

İşte, deniz, dalgalı sosyal hayat demektir. Musa, o fırtınalı sosyal hayatta birçok badire atlatan ve neticede daima kurtulan dini bilgiler ve yasalar demektir. Firavun, o sosyal hayatta boğulan bütün siyasi müstebitlerdir. Kız, onların iktidarları demektir. Bizzat Kitabı Mukaddes, birkaç yerde (örn. Yeremya, 50/42) Babil’in Kızı diye bu kavrama dikkatleri çekiyor. O müstebitlerin kızlarının çok olması ise, onların devlet dairelerinin çokluğuna işarettir. Hanım ise, o müstebit devletlerin vatanı ve altyapısı manasına gelir.

Benim kutsal kitaplarda geçen kıssalar ile ilgili çalışmalarımdan en dikkat çekici bir numune, Yunus arketipidir. O çalışmadan bir pasaj buraya alacağız. Çünkü Musa ve Firavun kıssasının bu yazıda işimize delil olacak en açık kısmı, bu kıssanın Yunus Suresinde geçen halidir. Yunus’un arketip olduğu anlaşılsa, Musa ve Firavun da haydi haydi anlaşılır. Şöyle ki:

Yunus İbn Metta (Zamanın Oğlu İnsan)

Kitab-ı Mukaddes'in Arapça tercümesinde, Yunus kelimesinin Yunan olarak tercüme edildiğini görmüştüm. Ve Arapçada (daha doğrusu Sami dillerde) metta kelimesinin zaman demek olduğunu daha küçüklüğümde öğrenmiştim. Sonra Yunancada bilgelikten ve medeniyetten dolayı Yunanların kendilerine Yunan (insan) ve dışarıdaki kabilelere barbar (vahşi) dediklerini okudum. Bir balık türüne de Yunus denmesi, onun evcil ve ünsiyetli bir tür olmasındandır, diye anladım.

Daha evvel Said Nursi’den; Yunus kıssasından maksat, insan türü olduğunu, Yunus kıssasında anlatılan bütün detayların aslında insan türünü ilgilendirdiğini okumuştum. Sonra İncil ve Tevrat üzere yazdığım iki kitaptan birkaç sene sonra, kıssalarla ilgili çalışmamı topladığımda Yunus’un gerçekten insanoğlu demek olduğunu anladım. Şöyle ki:

1) Metta Oğlu Yunus… Bilindiği gibi, insan zamanın oğludur. Yani zaman içinde en çok gelişen, evrimleşen, soyut değerleri öğrenen bir varlıktır. Fakat evrim sürecindeki alt hayvanî birikimler (nefis) adeta bir yılan, bir canavar balık olarak onu yutuyor, onu soyut ve sonsuz gelişmesinden alıkoyuyor. O ise, bedenin ve maddi yapılanmanın hiç hükmünde olduğunu bilince; sonsuz Allah’tan başka kurtarıcı bir merciin kalmadığını öğrenince, daha önceki kusurlarını, eksiklik ve zulmünü (dengesizliğini) dile getirir, kusurların sonsuz Allah’tan değil de sistemin sınırlılığından ve nefsin dar bencilliğinden kaynaklandığını anlar ve şöyle dua eder:

“Ya Rabb, Seni bütün kusurlardan tenzih ederim. Senden başka kurtarıcının olmadığını anladım, sonsuzluğu kavradım. Kusurların benim nefsimden kaynaklandığını görüyorum.”

2) Bunun üzerine, balık onu geri kusar. Haliyle O, bu arada epey sıkıntı çeker. Denizin (sosyal hayat) dalgaları onu açık ve aydınlık bir çöle atar. O ise, soyut ve manevi değerlerin kıymetini anlamıştır.

3) Onun üstüne de asma kabak ağacı (yani çok bilinç içeren ve çok besleyici olan ekolojik sistem) dikilir.

Evet, Yunus, 100 milyar nüfusuyla insan türü demektir. Bakın bu ayet ne kadar mucizevi olarak bu yasayı Yunus kavmi kavramı içinde sunuyor:

10/98. Ayet: “İşte her şey açıkça göründükten sonra iman edip de imanları kendilerine fayda veren hiçbir köy ve şehir (hiçbir millet) olmadı. (Lâfzen: Keşke olsaydı!) Yunus’un kavmi (insanlık milleti) hariç. Onlar o rezillik azabını gördükten sonra inandıklarında, biz dünyadaki o rezillik azabını onlardan kaldırıyoruz. Ve bir süre onları yaşatıyoruz. Bu maddi ve manevi fayda, insanlık milletinden başka hiçbir millete verilmiş değildir.”

[Bu ayetin manası anlaşılmadığından, müfessirler onlarca gramer tahlil ihtimallerini öne sürmüşlerdir: Fakat bu ayetteki mananın kanuniyetinden beş numuneyi burada açıklarsak, o zaman o zoraki tahlillerin hiçbirine ihtiyaç kalmaz. Şöyle ki:

1) İnsanların çoğu, geçen ayetlerde anlatılan mutlak materyalizm ve dünyevilikten dolayı imtihanı kaybettiklerinden, onlara açık bir durum geldikten sonra iman etmeleri artık fayda vermez. Fakat Yunus kavmi (yani hümanist insancıl toplum) böyle değildir. Onlar, gizli belirtilerden bile ders çıkarıp iman ederler. Biz de onları kurtarırız. Onları helak etmeyiz. Ecellerine kadar onları yaşatırız. Fakat bu, asıl beklenilen imtihan değildir. Asıl imtihan, gerçek sınav, kapalılıkta ve çetin durumlarda iman etmektir. Hz. Muhammed’in ilk sahabeleri gibi...

2) Daha önce de söylendiği gibi; burada Nuh, Musa ve Harun’dan maksat Hz. Muhammed olduğu gibi; Yunus’tan maksat da odur. İşte onun kavmi olan Mekkeliler, Mekke fethini gördükten sonra inandılar. Aslında bu, geçerli bir imtihan değildi. Çünkü artık başka seçim imkânları kalmamıştı. Fakat henüz perde-i gayb tam açılmadığından ve Hz. Muhammed burada medeni ve insanî davrandığından onlar o imandan istifade ettiler. Dünyada bir müddet yaşatıldılar. Ahirette ise kimin gerçekten inandığını ancak Allah bilir.

3) Kavm-i Yunus (insanlık) medeniyet ve insaniyet gibi affedici değerlere sahip olmalarına rağmen; aslında binlerce bilgi ve belgeyle beraber, dini değerleri inkâr etmeleri, affedilecek bir şey değildir. Yani: İnsan olmak, bilgi ve değerler elde etmek, insan için apaçık bir gerçektir. Bu gerçekliğe rağmen manevi değerleri inkâr etmek, affedilecek bir şey değildir.  Fakat insanlığın devamı ve onun bazı iyi değerleri için; iman etmesi ona dünyada fayda verir. Ahiretteki durum ise, sonsuz bilgi ve yargılama sahibi olan Allah’a kalır.

4) Rivayette var ki; Yunus kavmi çok samimi bir şekilde tevbe etti; onun için onların iman etmesi kabul gördü. Evet, insanoğlu, hayvan olarak yeryüzünde çok aşağılık bir hayat yaşıyor. Fakat eksiklerini idrak edip, sorumluluklarını kuşanınca ahsen- i mahlûkat oluyor. İman etmeleri onları rezillikten kurtarıyor.

Bu fayda, insanlık milletinden başka hiçbir millete verilmiş değildir. Aslında Yunus'un milleti, ciddi bir hal içinde dua edip, dönüş yapmakla kurtulduğu gibi; Yunus'un kendisi de çok zor bir durumdadır. Evet, insanlık ancak, mucizevî, sonsuz bir inanç ve bilginin ifadesi olan bir dua ile nefsin ilkel karnından kurtulmuştur. O dua da şudur:

“Ey Rabbim, senden başka kurtarıcı yoktur, sadece sana sığınıyorum; çünkü sadece sen sonsuzsun: (La ilahe illa ente.) Seni tenzih ediyorum; gerçekten varlıkta ve hayatta hiçbir çirkinlik ve kusur yoktur: (Sübhaneke.) Bütün kusurlar, benim ilkel nefis ve dürtülerimin imtihanını veremeyişinden kaynaklanıyor: (İnni küntü minez-zalimin.” (Enbiya suresi, 87 ve Lem’alar, Birinci Lem’a)

5) Bu ayet 98 numarasıyla ve şeddelerle beraber 98 harfiyle, diyalektik sürece bir işarettir. Remzen der ki; diyalektik süreç bitmeden imtihan kapısı kapanmaz. Aslında insan âleminde imtihan imkânını kaldıracak birçok olağanüstülükler var; bunlar içinde küfrün manevi azabı, başlı başına bir sebeptir. Fakat madem diyalektik sebepler devam ediyor; dolayısıyla bu durumdaki iman insanoğluna faydalar verir.

Şimdi Yunus (İnsan) Suresindeki Musa ve Firavun kıssasının analizine geçiyoruz:

Buraya kadarki izahattan anlaşılan, her dönemin, her devletin bir Firavun’u ve bir Musa’sı var. Biz bu Yunus Suresinde meseleyi İslam ve Türkiye modeli üzerinden analiz edeceğiz.  Çünkü yirmi bir ayet olan bu kıssa, bütün çağrışımlar ile İslam ve Türkiye Musa’sına ve Firavun’una bakıyor. Şöyle ki:

10/75. Ayet: “Bu elçilerden sonra biz Musa ve Harun’u ayetlerimizle Firavun’a ve meclisine gönderdik. Fakat Firavun ve meclisi kibirlendiler. Bunlar ve temsil ettikleri milletleri, çok büyük cinayetler işleyen bir toplum oldular.”

76. Ayet: “Ve ne zaman gerçekliği bildiren metafizik soyut bir mana: bir hakk, onlara göründüyse, bu apaçık bir büyüdür, dediler.”

[Bu 76. ayet (19x4) numarasıyla ve 38 (19x2) harfiyle, Kur’an’ın 19 Mucizesine işari olarak bakıyor.]

77. Ayet: “Musa, ey Firavun ve meclisi, (sizler, hayatta hak ve gerçeklik var, diyorsunuz. Fakat) hakk ve gerçeklik size gelince ona böyle mi söylersiniz? Bu gösterdiğimiz gerçeklik, hiç sihir olabilir mi? Halbuki sizler sihirbazların başarılı olamadığını biliyorsunuz!” (Çünkü sihir, göz boyama ve aldatmadır. Reel, doğal bir şey değildir.)

78. Ayet: “Sizin bu getirdiğiniz şey doğru ise, bizi ecdadımızdan edindiğimiz düzenden ayırdığından ve neticede yeryüzünün iktidarı ikinize geçeceğinden biz bunu kabul edemeyiz. Ayrıca bizim doğamız, sizin bu getirdiğinize inanacak yapıda değildir.”

[77. ayetin özet manası şudur: Dine dayanmayan düzenler, nefse, maddeye, geçici bir hayata dayanır. Ebediyeti isteyen insan ise, böyle şeylerle tatmin olmazlar. Fakat nefis, maddi yapılar ve dünya hayatı, ebedî imişler gibi insanın gözünü boyarlar; onu kandırırlar. Ki reklâmlarıyla, parlak ışıklarıyla, açık saçıklığıyla bizim çağımız, galiba bu aldatma alanında benzersizdir. Onun için, bu kadar ilmî, soyut gelişmelere rağmen insanlık kendini bu büyünün zulmünden kurtaramıyor.]

[78. ayetin özet manası ise şudur: Kişi bazında nefis ve parlaklık, insanı uyuttuğu gibi; kollektif bir ben ve nefis olan devletin de gözünü boyayan iki engel vardır. 1) Kurulu statüko. 2) İktidar sarhoşluğu. Bir de “Bizim doğamız size inanacak yapıda değildir” sözü ile ifade edilen; “Din hak da olsa toplumun yapısına uymuyor” iddiası var ki üçüncü bir cümle ile ifade edilmiştir.]

79. Ayet: “Bunun üzerine Firavun ‘Bana bütün bilgili sihirbazları getirin’ dedi.”

[Göz boyayan bilgilerden kendi düzenini destekleyecek bir ideoloji kurmak istedi. Burada kıssadan hisse: Musa İslam dinidir. Harun, tasavvuftur. Sihir de insanları büyüleyen, materyalize olmuş modern bilimler ve modern medeniyettir.]

80. Ayet: “Bilge sihirbazlar gelince, Musa onlara ‘Bütün bilgi ve imkânlarınızı ortaya koyun’ dedi.”

81. Ayet: “Onlar bütün bilgi ve ideolojilerini ortaya koyunca; Musa ‘Sizin getirdiğiniz bu şey sihirdir, (aldatmadır. Çünkü, sonsuz bilince ve fıtrata dayanmıyor.) Hiç şüphesiz sonsuz bilgi ve bilinç sahibi olan Allah, onu iptal edecektir. Çünkü, sonsuz olan Allah ve onun sistemi, bozguncuların yaptığını asla yararlı kılmaz.” (Sadece onu selekte eder.)

82. Ayet: “Ve Allah kendi yasalarıyla gerçekliği yaşattırır… Kanun ve düzenden nefret eden caniler istemezse de.”

83. Ayet: “Bunun üzerine, sadece Musa’nın kavminden genç bir grup Musa’ya inandı. O da firavun ve devleti onları öldürür, diye korktuklarından. Çünkü Firavun yeryüzünde çok üstün idi. (Birçok imkâna sahip idi.) Ve müsriflerden idi.”

(Hak ve hukuka riayet etmezdi. Küçük bir siyasi çıkar için, yüz bin insan öldürüyordu. Burada iyi samimi Müslümanların Kürtlerden çıkacağına işaret var olduğu gibi, o Firavunun kadınlara değil de meniyi boşa israf ettiğine de işaret var. Onun için ne erkek ne kız; M. Kemal’in hiç çocuğu olmadı. Ayrıca Allah’a ve ahirete inanmayanlar, varlık ve hayat absürt ve anlamsızdır, dedikleri için onlar gerçekten israfçıdırlar)

84. Ayet: “Musa gerek Firavunun ne yapacağını ve gerek bu durumu bildiği için ‘Ey kavmim eğer Allah’a inanıyorsanız, O'na dayanın (tevekkül edin). Eğer bu imanınızı yaşıyorsanız?!”

[Çağımızın bir Musa’sı olan Said Nursi, Risalelerinde bu prensibi esas yaptı: İman, tevekkülü; tevekkül, teslimiyeti gerektirir. Ve iman, İslamiyet’siz olmaz. İslamiyet de imansız olmaz.]

85. Ayet: “Musa’nın kavmi, ‘Biz, Allah’a dayanıyoruz. Ey Rabbimiz, zalim bir kavmin bizi öldürmesine fırsat verme. (Lâfzen:) “Bizi, onların fitneye atılmasına araç kılma.”

86. Ayet: “Ve rahmetinle (başarınla) bizi bu kâfir milletten kurtar.”

87. Ayet: “Bunun ardından biz, Musa ve kardeşine: ‘Mısır'da evler yapın. Evlerinizi kıble (yönelme noktası) yapın. Ve namazı kılın… Ey Muhammed, sen müminleri müjdele!”

[Saf (62/13) suresinde geçtiği gibi; bu son cümle İslam fütuhatı ile ilgilidir. Şöyle ki;

1) Bu cümle İslam tarihinden bahseden bu Saff Suresinin 13. ayeti olup, 13 harftir. 13. asrın sonuna kadar olan İslami fütuhata bakar.

2) Bu ayetin (10/87) bu cümle dışındaki diğer cümlelerinin harfleri 71 adettir. İslam kültürünün etkinliğine bakan “Elif Lam Mim”in ebced değeri de 71’dir. Ve yukarıda açıklandığı gibi diğer “Elif Lam Mim”lerle beraber İslamî fütuhata bakıyor.

3) Bu ayetteki son iki cümle bir hesaba göre, yani “te” te olarak sayılırsa ve şeddeli Şın, şeddeli sayılmazsa, (731+720) = 1451 eder ki hem İstanbul’un fethine hem gelecek İslamî fütuhata bakıyor. Eğer Şın şeddeli sayılsa ve yuvarlak “te”, “he” olarak sayılsa, 1356 eder ki, yeni bir İslamî hizmet oluşumuna bakıyor. Eğer iki harf-i atıf sayılmazsa 1344 eder ki, o hizmetin başlangıcına bakıyor. Buna delalet eden bir iki karine de şudur:

a) “Evlerinizi namazgâh yapın ve namazı ayakta tutun.” cümleleri 1453 eder.

b) Bu ayetin 84 veya 87 harfi de İslam’ın gelecek 80 küsur sene aktif hizmetlerine bir remizdir.

c) Bu son cümle, 13 harf olduğu gibi “ve namazı muhafaza edin” cümlesi de 13 harftir. Evet, İslam ümmeti, 13 asır boyunca bu namaz ve tevhid emrini yaşama geçirmiştir.

Kur’an’ın Evrenselliği kitabında gösterildiği gibi, 13 rakamı Yahudilere bakıyor. Bu sayı şeytan rumuzu olduğundan, bir manada uğursuz sayılır. Nitekim söz, Musa[1] ve kardeşi Harun’adır. Evet, Müslümanlar 13. Hicri asırda Yahudileştiklerinden yani dünyevileştiklerinden büyük bir darbe yemişlerdir.  İnşaallah 15. Hicri asırda bir daha dirilirler. Ve seksen küsur sene hüküm sürerler. Bu ayetin numarası ve harfleri de buna bir remiz olabilir. Numarası 87, harfleri 84’tür.

88. Ayet: “Ve Musa şöyle dedi: ‘Ey Rabbimiz, sen firavun ve devletine birçok dünyevî mal ve süs vermişsin. Onlar bunun sonucunda[2] birçok insanı yoldan saptırıyorlar. Ey Rabbimiz, mallarını batır; kalplerini kapat. (Ki sistemlerini süslü gösteremesinler.) Ve bunlar, çok inletici bir azap görmeden inanmasınlar.”[3] (Çünkü onlar bunu hak etmişlerdir.)

[Bu beddua, Mekkeliler için kabul oldu. Çünkü onlardan bir grup, çok acıklı bir azap olan Bedir Savaşından sonra inandı. Diğerleri ise, yine onlar için acıklı bir durum olan Mekke fethinden sonra inandı.

 Evet, ehl-i dünyanın nefisleri azap görmeden, soyut ve manevi bir değer olan dine inanmazlar. Çünkü dünya, zahiri olarak çok tatlıdır. Nitekim 20. asrın firavunu olan Avrupa, ancak İkinci Dünya Savaşının ağır azabını tattıktan sonra dine bir miktar yol verdi. Bizde ise, bu mana, büyük bir kıtlık ve serbest seçimlerden sonra gerçekleşti.]

89. Ayet: “Allah, Musa ve Harun’a: ‘Duanız kabul oldu. Sakın istikametten (dengeden) ayrılmayın. (İfrat ve tefritten uzak durun). Ve sakın, bilimi esas almayan cahil dindarların peşinde gitmeyin”

[Evet, İslam dinini mağlup ettiren bu iki zaaftır. 1) İfrat-tefrit yani aşırılık ve gerilik hastalığı. 2) Bilimi dışlamak. Yani dinî gerçekleri hurafe olarak anlamak ve anlatmak. Demek eğer bu iki noktayı atlatırsak biz Müslümanların da duası kabul olur.]

90. Ayet: “Ve biz, Beni İsrail’i (imanı, ilmi ve gelişmişliği esas alan milleti) denizden geçirdik. Firavun ve askerleri, kıskançlıktan ve düşmanlıktan dolayı onların ardına düştü. Nihayet batış ona yetişince “Ben inanıyorum; Beni İsrail’in (Müslümanların) ona inandığı tanrıdan başka ilah yoktur, diye kabul ediyorum. Ve ben Müslümanlardanım.”[4]

91. Ayet: “Şimdi mi inandın! Halbuki, daha önce isyan ettin. Ve bozgunculardan oldun!”

92. Ayet: “Bugün seni beden olarak kurtaracağız ki, senden sonra gelenler için bir belge olsun. Çünkü insanların çoğu belgelerimizden habersizdirler.”

[Firavunluk bütün yatırımlarını maddeye yaptığı için, ödül olarak sadece bedeni kurtulmuştur. Mana ve ruhu ise kaybolmuştur. Evet, bugün tam beş milyon yerde Atatürk resmi ve heykeli vardır. Bununla beraber Türkiye Cumhuriyeti onlarla meşruiyet kazanıp, bir İslam devleti olarak yaşıyor. Mustafa Kemal bedenen kurtulmuş oluyor.

Evet, bütün dünya firavunları, resim ve heykelleriyle, mumya ve mozoleleriyle maddeten (bedenen) sürekli yaşıyorlar.]

93. Ayet: “Evet, bizim Beni İsrail’i çok güzel ve değerli bir hayat içinde yerleştirmemiz ve onlara birçok güzellikler nasip etmemiz, kendisiyle yemin edilecek kadar yüce bir değerdir. İlim kendilerine gelmeden hiç ihtilafa girmediler. (Ve bu ihtilaftan sonra hiç birleşemediler.) Fakat seni imtihan dünyasının kurulması için gönderen Rabbin, kıyamet günü onların bu bitmez ihtilaflarını yargılayacaktır.”

[Bu ayette adeta evrensel yasalar tarzında anlatılan beş tarihi olaya işaret vardır. Biz ilk Beni İsrail olan Yahudilerin hayatında bunları tarihî olarak bilmiyoruz.

Fakat onlardan sonra Beni İsrail (dindar-medeni millet) olan Abbasilerde, Osmanlılarda ve bugünkü Batının hukuku esas alan kısmında, bu beş yasayı görebiliyoruz; şöyle ki:

1) İnsanlık tarihinde refah, bolluk ve mutluluğu, en yüksek ve ideal seviyede, İslam-Arap medeniyetinde de İslam-Türk medeniyetinde de bugünkü Avrupa’da da görebiliyoruz.

Tevrat bütününde Beni İsrail kavramını incelerseniz, değişik manalarda kullanıldığını; bazen Abbasilere, bazen Osmanlılara, bazen de hukuku esas alan Batıya işaret ettiğini görürsünüz.[5]

2) Bu üç dönemdeki gerek maddî medeniyet ve gerek dinî gerçekler, o kadar yüce ve değerlidirler ki, kendileriyle yemin edilebilir. Bu değerler, materyalistlerin iddia ettiğinin aksine, insanın sıradan bir hayvan olmadığının en güçlü bir delilidir. Nitekim ilk dönemde de insaniyeti hayvaniyetten çıkaran yegâne sebeplerden biri de ilk Beni İsrail olan Yahudilerin, din, şeriat ve mistik bilgileridir.

3) “Onlara nice hoş ve güzel şeyleri rızık olarak verdik.” Yani ilkel dönemlerde medeniyet eksikliğinden ve son dönemlerde yapaylık ve koyu dinsizlikten dolayı insanlar, o güzel rızık ve nimetlere ulaşamamıştır. Ve ulaşamıyor.

4) “İlim kendilerine gelince ihtilafa girdiler.” İşte Abbasiler, Yunan felsefesini ve bilimini aldıktan sonra, çözümsüz fikir ayrılıklarına girdiler... İşte güçlü bir birlik kurabilen Osmanlı, Batı bilimini aldıktan sonra bin bir parça oldu. İşte mutlu bir medeniyet olan Hıristiyan Batı, gerçek bir ilim olan İslamî bilgileri aldıktan sonra bitmez bölünmelere daldı. Evet, bugünkü Müslümanlar, Batı bilimini kendilerine mal edeceklerine, bu müspet bilime karşı iflah olmaz bölünmeler yaşıyorlar.

5) Fakat Allah’ın sisteminde kaos ve anarşi yoktur. Bu ihtilaflar, imtihan ve gelişmek içindir. Nihai neticeleri ancak ahirette görülecektir. Evet, Kur’an’daki her cümle, adeta evrensel bir kanundur. Her dönemde o kanunlar az farklılıklarla yaşanılıyor.

94. Ayet: “İşte ey Muhammed, sen henüz imtihanını tam vermediğinden eğer sana indirdiğimiz bu bilgilerde şüphe içinde isen, senden önce Kutsal Kitapları okuyanlara sor! Kesinlikle sana gelen bilgilerin hak ve geliştirici olan Rabbinden olduğunu anlarsın. Sakın sakın, kuşku duyanlardan olma.”

95. Ayet: “Ve sakın sakın, Allah’ın bilgi ve belgelerini yalanlayanlardan olma! Yoksa mutlak olarak zarar edenlerden olursun.”

[Bu 95. ayet (19x5) 44 harfiyle materyalistlere bakıyor. Evet, 4 ve 44 sayıları maddenin ve materyalizmin sembolüdür.

 Çağdaş Müslümanlar bu gibi bilgileri bilmediğinden ve Hz. Muhammed’i adeta bir tanrı olarak algıladıklarından, bir türlü firavundan kurtulamıyorlar.]

10/96. Ayet: “Rabbinin kelimesi (varlığı geliştirmek üzere yaratan Rabbinin yasası) kendileri hakkında belirlenmişler, kesinlikle inanmayacaktır. Çünkü onlar, kaybetmeyi hak etmişlerdir.”

Özetin Özeti: Demek Tevrat da Kur’an da doğruyu söylüyorlar. Musa, bazen firavun hanımı tarafından kurtuluyor. Bazen de kızı tarafından. Fakat Türkiye örneğinde, Kur’an’ın verdiği bilgi daha doğru çıkıyor. Demek bilgisiz din, hakikati göstermediği gibi, her zaman ve her yerde başa beladır.

 

27.09.2026

Bahaeddin Sağlam

 

Öğretmen Murad’ın Sorusuna Cevap:

Gençler firavundan korktukları için mi iman etmişler Musa'ya? Ben bunu tam anlayamadım.

Molla Halil ala harfini maa manasında tefsir etmiş, buna göre meal, korkuyla beraber inandılar olur. Fakat ben li (için) manasında tefsir ettim. Çünkü ölmemek için inanmak, imanı iptal etmez. Menfaat için inanıyor görünmek manasında gelmez. Ayrıca Kürtler genellikle Laik devletten korktukları için inanıyorlar, Müslüman oluyorlar. Zaten Musa, ayetin devamında eğer samimi inandıysanız, tevekkül edin, korkmayın diyor.

Eğer Molla Halil gibi ala harfini maa (beraber) manasında alsak ayetin manası şöyle olur: “Musa’nın kavminden sadece bazı gençler, firavun onları imanlarından caydırır korkusuyla beraber inandı.” Evet fitne öldürme manasına geldiği gibi dinden caydırma manasına da geliyor. (B. Sağlam)



[1] Evet, Musa risaleti, Harun velayeti temsil ediyor. İslam ümmeti, risalet ve velayet sayesinde bu kadar sene namazı ayakta tutmuştur. Ve uğursuz 13. asrın sonunda büyük bir darbe yemiştir.

[2] Burada Lam sonuç bildiren bir edattır; amaç manasında değildir.

[3] Bu onlara yapılan bir bedduadır. Onun için fiil meczum gelmiştir. (Ebu Ubeyde, Mecazül-Kur’an)

[4] Cümlenin başında bağlaç edatı olan “fe” sayılmazsa 2001 eder. (Miladi) “Boğulma ona yetişince” cümlesi de başındaki zaman edatı olmadan 1560 eder. (Hicri)

[5] Tevrat da Mucizedir adlı kitabımıza bakabilirsiniz.

 






Son Eklenen Makaleler
Bahaeddin Sağlam
Musa’yı Denizden Kurtaran Kimdi?
4.10.2026 5 Okunma
Bahaeddin Sağlam
İnsanlık Dünyasına Bir Çağrı
4.10.2026 11 Okunma
Reşat Nuri Erol
Jeoekonomi Enstitüsü’nün Pratik Çözüm Seti
4.10.2026 438 Okunma
1 Yorum 04.10.2026 10:17
Reşat Nuri Erol
İJE'nin teşhisi: Birbirini güçlendiren dört kriz
3.10.2026 714 Okunma
1 Yorum 03.10.2026 06:50
ZEKİ ALTUBOĞA
HEVALTIYA JI DIL BEŞA YEKEM: MIROV TENÊ JI BO XWE DIJÎ?
2.10.2026 358 Okunma
ZEKİ ALTUBOĞA
HEVALTÎYA JIDIL BEŞA 1: MIROV TENÊ JI BO XWE DIJÎ? MAD
2.10.2026 95 Okunma
ZEKİ ALTUBOĞA
HEVALTIYA JIDIL BEŞA I — GELO MIROV TENÊ JI BO XWE DIJ
2.10.2026 77 Okunma
ZEKİ ALTUBOĞA
HEVALTIYA JIDIL BEȘA I MADDE: JI HEVALAN BER BI GEL V
2.10.2026 74 Okunma
ZEKİ ALTUBOĞA
BEŞA I — MADDEYA 12. ENCAMA MEZIN A HEVALTIYA JIDIL E
2.10.2026 66 Okunma
ZEKİ ALTUBOĞA
11. MADDE: AZADÎYA SÎNORÊ GÎŞTÎ Azadî, Maf, Xwedîgotin
2.10.2026 62 Okunma
ZEKİ ALTUBOĞA
NEBE NABE!: MIROVÊ YEKEMIN DI PÊWÎSTÎYA CİVAKÎ DE Miro
2.10.2026 62 Okunma
ZEKİ ALTUBOĞA
ASÎMÎLASYON, DESTHILATÎ Û GUHERÎNA CIVAKÎ Destpêk û Ça
2.10.2026 106 Okunma
ZEKİ ALTUBOĞA
BEŞA IV XETÊN BERXWEDANÊ, XWESERIYA PARASTINÊ Û DÎTINA
2.10.2026 74 Okunma
ZEKİ ALTUBOĞA
BEŞA VI HILBERÎNA HEVPAR Û JIYANA EKOLOJÎK Kooperatîf
2.10.2026 61 Okunma
ZEKİ ALTUBOĞA
NEBE NABE!: MIROVÊ YEKEMIN DI PÊWÎSTÎYA CİVAKÎ DE Miro
2.10.2026 59 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kur’an nizamı, fon vurgunu ve bir çözüm önerisi
2.10.2026 674 Okunma
1 Yorum 02.10.2026 09:50
Hüseyin Bağdatlı
HEDEF; ERDOĞAN ÜZERİNDEN İSLAMDIR
2.10.2026 142 Okunma
Hüseyin Bağdatlı
FON VURGUNU,HAYIRLI ŞERDİR
1.10.2026 161 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kur’an Nizamı ve ‘Fon vurgunu’ sistemin iflası
30.09.2026 869 Okunma
1 Yorum 30.09.2026 10:00
Hüseyin Bağdatlı
DÜNYA TEK DEVLET OLACAK
30.09.2026 154 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kur’an Nizamı-280; “Küfürde yarışıyor olanlar”
28.09.2026 1025 Okunma
1 Yorum 28.09.2026 12:40
Hüseyin Bağdatlı
FON SORUŞTURMALARININ ARKASINDAKİ GERÇEKLER
27.09.2026 220 Okunma
Hüseyin Bağdatlı
HAYALET CUMHURBAŞKANI
27.09.2026 230 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kur’an Nizamı-279; “Seni mahzun etmesin…”
27.09.2026 1007 Okunma
1 Yorum 27.09.2026 09:49
Reşat Nuri Erol
Kur’an Nizamı-278; “Yâ eyyühe’r-rasûlü…”
26.09.2026 939 Okunma
1 Yorum 26.09.2026 07:57
Reşat Nuri Erol
Burhan Özfatura’nın vefatı ve en son köşe yazısı
25.09.2026 1106 Okunma
1 Yorum 25.09.2026 10:54
Reşat Nuri Erol
‘Aşmanın Sanatı’ yani bir şeylerin esiri olmamak
24.09.2026 1074 Okunma
1 Yorum 24.09.2026 07:40
Reşat Nuri Erol
KUR’AN NİZAMININ ÖNGÖRDÜĞÜ TOPLUM
23.09.2026 1101 Okunma
1 Yorum 23.09.2026 12:13
Hüseyin Bağdatlı
ALPERENLERİN VEBALİ
23.09.2026 275 Okunma
Reşat Nuri Erol
Söz Konusu Bu Üç Model Bize Ne Söylüyor?
22.09.2026 963 Okunma
1 Yorum 22.09.2026 09:56
Reşat Nuri Erol
İyi İnsan Beklemek Yerine İyi Sistem Kurmak
21.09.2026 1004 Okunma
1 Yorum 21.09.2026 11:45
Hüseyin Bağdatlı
KALP GÖZÜ İLE BAKMAK
21.09.2026 255 Okunma
Reşat Nuri Erol
Adil Düzen: Para Kadar Mekanizma da Önemli
20.09.2026 1116 Okunma
1 Yorum 20.09.2026 07:32
Hüseyin Bağdatlı
DAMAT BERAT SAHADA
19.09.2026 358 Okunma
Reşat Nuri Erol
Adil Düzen: Ekonomiden Sisteme Üç Yaklaşım
19.09.2026 1190 Okunma
1 Yorum 19.09.2026 08:57
Hüseyin Bağdatlı
MAZOTUN YÜZGÖRÜMÜ
18.09.2026 269 Okunma
Reşat Nuri Erol
Adil Ekonomik Düzen İstanbul Çalışmaları…
18.09.2026 1202 Okunma
1 Yorum 18.09.2026 07:56
Hüseyin Bağdatlı
FİKİR HIRSIZLIĞI HARAMDIR
17.09.2026 258 Okunma
Reşat Nuri Erol
‘Bir kavim kendisindekini değiştirmedikçe…’-4
17.09.2026 1093 Okunma
1 Yorum 17.09.2026 09:08
Reşat Nuri Erol
‘Bir kavim kendisindekini değiştirmedikçe…’-3
16.09.2026 1287 Okunma
1 Yorum 16.09.2026 08:13
Reşat Nuri Erol
‘Bir kavim kendisindekini değiştirmedikçe…’-2
15.09.2026 1160 Okunma
1 Yorum 15.09.2026 10:30
Reşat Nuri Erol
‘Bir kavim kendisindekini değiştirmedikçe…’-1
14.09.2026 1242 Okunma
1 Yorum 14.09.2026 07:29
Özer Ataç
Yeni(den) Orta Çağ - 16
13.09.2026 1074 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kur’an Nizamı-277; Dilin özellikleri vardır...
13.09.2026 1236 Okunma
1 Yorum 13.09.2026 11:28
Hüseyin Bağdatlı
ÇARE: AR-GE SEMTLERİ
11.09.2026 294 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kur’an Nizamı-276; ‘Ve Allah her şeye kadirdir’
11.09.2026 1203 Okunma
1 Yorum 11.09.2026 08:59
Reşat Nuri Erol
Kur’an Nizamı-275; “Dilediğini ta’zib eder…”
10.09.2026 1229 Okunma
1 Yorum 10.09.2026 09:57
Reşat Nuri Erol
Kur’an Nizamı-274; “E lem ta’lem?” (Maide 40)
9.09.2026 1269 Okunma
1 Yorum 09.09.2026 07:18
Reşat Nuri Erol
Kur’an Nizamı-273; “Allah gafurdur rahimdir”
8.09.2026 1315 Okunma
1 Yorum 08.09.2026 07:27
Hüseyin Bağdatlı
BİZ BİZ MİYİZ, BİZİM MİYİZ?
7.09.2026 292 Okunma


© 2026 - Akevler