Orhan Pamuk'a bilgilendirme mektubu
1649 Okunma, 11 Yorum
Ahmet Hakan - Hürriyet
Lütfi Hocaoğlu

01.01.2010

 “SEVGİLİ ” Orhan Pamuk...

Yine bir demeç patlatmışsınız...

Demişsiniz ki:

“Türkiye'de laikler iyi insanlar ama demokrasiye saygıları yok.”

Çok doğru... Çok doğru...

Bence de laikler iyi insanlar...

Medeniler, kibarlar, hoş sohbetler, anlayışlılar, eğitimliler...

Ve fakat...

Gerçekten de “demokrasiye saygı” konusunda sorunları var...

“Kendi yaşam tarzları” söz konusu olduğunda olağanüstü titizlenirlerken, “başkalarının yaşam tarzları”na pekala müdahale edilebileceğini düşünebiliyorlar.

Mesela...

“Mini etek hakkı”nı sonuna kadar savunurlarken, “türban hakkı”na geçit verilmemesi gerektiğini söyleyebiliyorlar.

Bin tane mazeret buluyorlar... Bir ton gerekçe üretiyorlar... Birçok teori geliştiriyorlar.

Ama sonuçta...

“Ben istediğim gibi giyinirim / Sen istediğin gibi giyinemezsin” demiş olmaktan kurtulamıyorlar...

Bazı laikler ise, “beğenilmeyen iktidarın asker tarafından alaşağı edilmesi” fikrine akıllarını yatırabiliyorlar ki bu çok daha vahim bir durum...

* * *

Ama Orhan Pamuk Bey, siz buralardan bir parça uzaklaştıktan sonra...

Memlekette bir şey oldu, tuhaf bir şey...

Yok, hayır...

“Laikler” birden kötü insan olmadı...

Ya da laiklerin demokrasiye saygıları artmadı...

Şöyle bir şey oldu:

Hani eskiden mazlum konumuna düşürülen, her daim mağdur edilen “muhafazakarlar” vardı ya...

İşte o “muhafazakarlar”, artık sizin bildiğiniz eski “muhafazakarlar” değiller...

Güç ellerine geçti... Kudretli oldular... Muktedir oldular...

Ve maalesef onların da pek fazla demokrasiye saygıları kalmadı.

“Gık” diyenin üstüne çullanıyorlar...

“Eleştiri hakkı” falan dinlemiyorlar.

Öyle tahammülsüzleştiler ki, aleyhlerinde yayın yapan medya organlarını sinsi planlarla susturmaya kalkışıyorlar.

“Farklı yaşam tarzları”na karşı “şimdilik” müsamaha gösterdikleri izlenimi veriyorlar...

“Ergenekon” diye masalsı yönleri hayli fazla bir şey icat ettiler, azıcık inançsızlık gösterene hemen yapıştırıyorlar “darbeci” etiketini...

Yani sizin anlayacağınız Orhan Pamuk Bey...

Buralarda artık “laiklerin demokrasiye olan saygısı” meselesinden ziyade “muhafazakarların demokrasiye olan saygısı” meselesi daha popüler...

* * *

“Sevgili” Orhan Pamuk Bey...

Sizin gibi Nobel almış bir yazarın, “bayat” tezler ileri sürmesine gönlüm razı olmadı...

Bu nedenle...

Size “Yeni Türkiye” konusunda biraz bilgi vermek istedim...

Sanırım artık sizden “Türkiye'de muhafazakarlar iyi insanlar mı pek bilmiyorum ama demokrasiye saygıları yok” şeklinde bir demeç bekleyebiliriz...

Yoksa korkarım pek demode kalacaksınız...

 

Yazının tamamı için tıklayınız.

 

Yorum:

Çoğunluk demokrasisinde laiklik olamaz?

Batı tarafından icat edilen çoğunluk demokrasisi çok tuhaf bir sistemdir. Toplumun o kadar iliklerine işlemiştir ki en uyduruk bir şey hakkında karar verileceği zaman bile oylama yapılır, azınlık çoğunluğa uyar. Daha tuhafı çoğunluk demokrasisi ile laikliğin bir arada olabileceği tezidir.

Laiklik (eğer dinsizlik olarak algılamıyorsanız) herkesin kendi istediği yaşam biçiminde ve düzeninde yaşamasıdır. Çoğunluk demokrasisi ise azınlığın, çoğunluğun istediği gibi yaşamasıdır. Mantıkta bir kural vardır: 1 ve 0 = 0 dır. Bir grup kendi istediği gibi yaşamak istiyor, ama diğer grup çoğunlukta olduğu için onların istediği gibi yaşamak zorunda kalıyor. İşte paradoks burada. Yani çoğunluk demokrasisi varsa laiklik olamaz, laiklik varsa çoğunluk demokrasisi olamaz. Bu nedenle bizim toplumumuzda laikler ve muhafazakarlar arasında gereksiz bir savaş var. Çünkü her iki taraf da biliyor ki gücü ele geçiren diğer taraf kendisini istemediği bir yaşam biçiminde yaşatmak zorunda bırakacak.

Bu nedenle muhafazakarlar büyük bir gayret içinde çoğunluk gücüne ulaşmak ve bunu kullanabilecek mekanizmaların tamamının kendi kontrolüne geçmesi için çabalıyor. Laikler ise çoğunluk gücünü kaybettik kaybetmesine de bari asker darbe yapsa ya da Ak Parti kapatılsa da bu tehlike ortadan kalksa diyor.

Muhafazakarlar da laikler de büyük bir dalalet içinde.

Laiklik ve demokrasinin bir arada olduğu tek düzen İslam düzenidir. İslam düzeninin günümüz şartlarına göre modellenişi olan Adil Düzen’dedir. Bunun için o boş çabalarla gerek yok. Gelin hepiniz Adil Düzen’e, rahat edin. Huzur içinde ve birlikte mutlu yaşayın. Ne gerek var birbirinize zulmetmeye.

Çünkü Adil Düzen çoğunluk demokrasisine değil, hicret demokrasisine dayanan yerinden yönetim mekanizması ile kurulan bucaklara dayalı bir devlet düzenidir. Herkes istediği yaşam biçimine uyan bucağında yaşar. Beğenmezse kendine uygun bucağa hicret eder ve hicret etmesi için devlet tarafından her tür imkan sağlanır.

Karşı tarafı ezmek, sindirmek duygusu karşı tarafın kendisi için tehlike olduğu düşüncesi sebebiyledir. Aslan normal şartlarda insana saldırmaz. Çünkü genlerinde kendisine av olarak yazılanlar arasında insan yoktur. Sadece insanın kendisine zarar verebileceğini, tehlike olduğunu hissettiği zaman saldırır. Muhafazakarlar ile laiklerin bu mücadelesi birbirini tehlike olarak görmekten kaynaklanmaktadır.

Ne gerek var buna. Gelin, birlikte Adil Düzen içinde, huzurlu ve mutlu yaşayalım.

 

 

Lütfi Hocaoğlu


YorumcuYorum
zkafkas
03.01.2010
14:38

Lütfi Bey , bucak sisteminde herkes istediği hayat tarzına uygun bucağını kurup yaşayacak peki bu islami midir? Bunun islami olduğunu neye dayandırıyorsunuz?

Aklıma şu geliyor adil düzen hakimiyetinde bir bucak kuruluyor ve bucak yönetimince alınan kararlarla , koyulan kanunlarla zina serbest , hırsızlığın cezası islama uygun değil, içki serbest açıktan tüketilebiliyor, kısas yok vs. kısaca bucakta uygulanan kanunlarla tam bir sodom-gomore hayatı vücut bulmuş durumda , buna izin verilebilir mi? Bu bucak diğer bucaklarında düzenini bozmaz mı?

Merkezi yönetimin görevi nedir ve islama göre teşkilatlanmış olmayacak mıdır? Bucaklar arasında yapılan ticarette ortaya çıkacak sorunların çözümünde islami hükümler uygulanmayacak mı? Farklı bucaklarda yaşayan yakın akrabaların miras paylaşımı nasıl olacak? Farklı bucaklara mensup iki kişiden biri birini öldürürse kısas uygulanacak mı?

İslamın uygulanmdığı bir bucakta adaletsizliğin hasıl olacağını düşünüyorum. Ortaya çıkacak adaletsizliği gidermek bizim görevimiz değil midir?

Süleyman Karagülle
03.01.2010
21:43

[ Lütfi Bey , bucak sisteminde herkes istediği hayat tarzına uygun bucağını kurup yaşayacak peki bu islami midir? Bunun islami olduğunu neye dayandırıyorsunuz? ]

Allah insanları yaratmıştır. Kendilerine cüzi irade vermiştir. Diğer insanlara zarar vermemek şartı ile istediği gibi yaşayacak. Sevap işleyecek cennete gidecek, yahut günah işleyecek cehenneme gidecek. Devlet insanların istedikleri gibi yaşamalarına mani olmayacak. Herkesin kendi istediği gibi yaşamasına imkan sağlayacaktır. Bunu ihlal eden olursa onu engelleyecektir.

Bakara-193: Fitne kalmayınca ve din yalnız Allah için oluncaya kadar mukatele ediniz (savaşın). Eğer son verirlerse, zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.

Fitne kalmayınca ve din( düzen) Allah’ın oluncaya kadar savaşın. “Din Allah için olana kadar savaşın” demek “Herkes yaptıklarının hesabını Allah’a verinceye kadar savaşın” demektir. Yani laiklik oluncaya kadar savaş demektir. Bunun bu manada olduğunun delili “zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur” denmiş olmasıdır. Tersi olsaydı “kafirlerden başkasına düşmanlık yoktur” derdi. Zülüm başkalarına zarar verme şeklindedir. Düşmanlık yalnız eza verenleredir. O halde bir başkasının yaptığından biz zarar görüyorsak hakemler kararı ile tespit ederiz. Hakem karalarına uymayanlar zalimdir. Onlarla savaşırız. “Zalimîne” kelimesi erkek kurallı çoğuldur. Burada kastedilen tek tek zalimler değil, zalim topluluklardır. Yani zalim bucaklar demektir. Cuma namazını birlikte kılan her topluluk muhatap alınmaktadır. O halde bir bucağın bir uygulaması bize zarar verirse biz ona düşmanlık edebiliriz. Bize zarar verdiğini ise hakemler tespit ederler.

Bakara-256: Dinde hiçbir zorlama yoktur.

Din, düzen demektir. Düzende zorlama yoktur. Kuran düzeninde cebr-i icra yoktur. Hakemler karar verince kişi kendisi gelir, sehpaya çıkar, idam olunur. Kolunu uzatır keseriz. Tutuklama, yakalama yoktur. Kendi isteği ile gelmezse dinden çıkmış, müşrik olmuş olur. Hukuka karşı çıktığı için kanı heder olur. Biz düzen dışında askeri metotlarla onu etkisiz hale getiririz. O halde eğer hakemler bir topluluğu mahkum etmemişse biz onların yurtlarına giremeyiz. Kendi iç işlerine karışamayız. Zorlama, kişi dinden yani düzenden çıktığı zaman mümkündür. Düzenden çıktığının kararı ise hakemlerin kararı iledir.

Ali İmran-19: Allah indinde din İslam’dır.

Yani Allah’ın indinde düzen barıştır. Din düzen demektir. İslam da barış demektir. Barış ise hakem kararlarına uymakla olur. Eğer birisi kendini haklı görür, ihkak-ı hakka kalkışırsa (kendi hakkını kendi almaya kalkışırsa) barış olmaz, dolayısıyla din (düzen) olmaz. Allah müminleri dünyaya barış düzenini getirmekle görevlendirmiştir. İnsanları zorla Müslüman yapmak için görevlendirmemiştir. O halde bir bucak kendi iç işlerinde ne yaparsa yapsın bizi ilgilendirmez. Bununla beraber bucak yönetimini beğenmeyenler varsa hicret edebilmelidir. Hicrete izin vermeyenlerle savaşır oradaki barışçıları kurtarırız. Yani bucak göç etmeye izin vermiyorsa o bucağa zor kullanırız. Göç edenlerin sayısı oranın nüfusunu 3000’den aşağı düşürdüğü zaman bucak tasfiye olmuş olur.

[ Aklıma şu geliyor adil düzen hakimiyetinde bir bucak kuruluyor ve bucak yönetimince alınan kararlarla, koyulan kanunlarla zina serbest , hırsızlığın cezası islama uygun değil, içki serbest açıktan tüketilebiliyor, kısas yok vs. kısaca bucakta uygulanan kanunlarla tam bir sodom-gomore hayatı vücut bulmuş durumda , buna izin verilebilir mi? Bu bucak diğer bucaklarında düzenini bozmaz mı? ]

Diğer bucaklara zarar verdiği zaman bu hareketlerine müdahale edilir. O bucaktaki hırsızlığın serbestliği bize zarar vermez. Ama zina bize zarar verebilir. Bu tür bir zarara karşı diğer bucaklar dava açar. Hakemlerin kararı ile tazminata mahkum edilebilir. Bu tazminat o kadar büyük olur ki o bucak artık yaşayamaz. Farz eldim ki zina serbesttir. Bizden oraya gidip zina yapanlar olabilir. Bu da bizim aile yapımızı bozar. Bunun için alınacak tedbir, zina cezasını başka bucaklardakilerle yapan kendi bucağımızdaki kimseye uygulamaktır. Tespiti imkansız hale gelirse, bucak yönetimi maddi manevi zarar veren bucağa tazminat davasını açabilir. Bunun dışında, eğer ülkenin bütün alimlerinin icması ile bir yasak sabit olmuşsa ona uymayan bucakların kanunları icmaya aykırı olduğu için iptal edilebilir. Ülkenin bütün alimlerinin icması bugünkü anayasaların bile üzerindedir. Son karar daima hakemlerindir.

[ Merkezi yönetimin görevi nedir ve islama göre teşkilatlanmış olmayacak mıdır? ]

Aşiret (ocak) birlikte yaşamayı ve çocuk yetiştirmeyi,

Kabile (bucak) kamu hukuk düzeni ile birlikte çalışmayı,

Şab (il) iç güvenliği ve genel hizmetleri,

Ülke dış savunma ile ihtisas hizmetlerini,

Millet (insanlık) uygarlaşmayı ve araştırma hizmetlerini yüklenmiştir.

Devletin görevi büyük işletmelerin genel hizmetlerini yapmak ve aldığı humus (5’te bir) ile dış savunmayı yapmak ve iller arası ilişkileri düzenlemektir.

Genel hizmetlerden ilk öğrenim bucağın, orta öğretim ilin, yüksek öğrenim ise devletindir. Akademik kariyeri tevcih ise insanlığındır. Merkezler hakim değil hadimdir. Hüküm tarafların atadığı hakemlerle, hakemlerin atadığı baş hakem tarafından verilir ve o hükümler uygulanır. Kamu kuruluşlarının görevi hakem kararlarının uygulanmasını sağlamaktır. Savaş da hakemlerin denetimindedir. Hakem kararlarına uymayan devletlerle savaş yapılabilir.

[ Bucaklar arasında yapılan ticarette ortaya çıkacak sorunların çözümünde islami hükümler uygulanmayacak mı? ]

Ceza hukukunda her bucağın kendi ceza kanunları uygulanır. Suç nerede işlenmişse o yerin ceza hukuku uygulanır. Başka bucaktan olmak cezada değişiklik sebebi değildir. Suçun işlendiği bucağın ceza hukuku geçerlidir. Cezanın infazı ise kişinin bulunduğu bucakta yapılır. İnfaz etmezse o bucak diyeti öder.

Özel hukukta uygulanacak hükümler yere göre değişmez. Kişilere mensup olduğu mezhebin dayanışma ortaklığının hükümleri uygulanır. Yeryüzünün neresinde olursa olsun, hakemler tarafların sözleşmelerine ve mezheplerine göre hükme varır. İki taraf farklı mezheptense ispat külfeti kime ait değilse, yani davalı kim ise, onun mezhebinin hükümleri uygulanır. Özel hukukta asıl olan sözleşmedir. Sözleşmede bulunmayan durumlar hakkındaki hükümler mezheplere göre verilir. Demek ki bucaklar arasındaki özel hukuk, sözleşmelere veya sözleşme yapanların içtihatlarına dayanacaktır.

[ Farklı bucaklarda yaşayan yakın akrabaların miras paylaşımı nasıl olacak? ]

Miras hakkındaki hükümler ise ölenin mezhebine göre yapılacaktır.

Taşınmazlara ancak o bucakta olanlar varis olurlar. O bucakta sakin olmayanlar taşınmazların bedeline varis olup taşınmaza varis olamaz. Bedelini ise hakemler belirler ve bucak yönetimi tarafından diğer bucaktaki varisine ödenir. Mirasın taksimi ise miras bırakanın hukukuna göredir.

[ Farklı bucaklara mensup iki kişiden biri birini öldürürse kısas uygulanacak mı? ]

Öldürmede kısas hükümleri vardır. Kısas hükmünü uygulamayan bucaklarda işlenmiş olan cinayetlerde suçluları barındıran bucaklar diyetlerini öderler. Her bucak için farklıdır. Her iş için ayrıdır. İl ve ilçe merkez bucaklarında il diyeti uygulanır. Muhakeme usulü de illerde belirlenir. Esasa ait hükümler bucaklara göre değişir. Mezheplere göre değişir. Usul ise illere göre değişir. Devlet merkez illeri ile bölge merkez illerinde ülke usulü diyet uygulanır. Bir de kıta merkez bölgelerinde insanlık hukuku uygulanır. Orası için de ayrı diyet vardır. Kısası uygulamayan bucaklar bu diyeti öderler. Suçlular da suçun işlendiği bucağın ilçesine gelmezler. Gelirlerse hukuk onları korumaz.

[ İslamın uygulanmadığı bir bucakta adaletsizliğin hasıl olacağını düşünüyorum. ]

Her yerde her zaman adaletsizlik olur. Bucakta adaletsizlik olduğu gibi merkezlerde, il ve ülkelerde, insanlıkta (Birleşmiş Milletlerde) da adaletsizlik olabilir. Adaleti korumak ancak yargı yolunun açık olması iledir. Yargı hakemlerden oluşur. Yargı kararlarına karşı da her zaman yargıya gidilebilir. Onlar aleyhine de hakemlere gidilebilir. Haksızlık ancak hakemlik sistemi ile önlenebilir.

[ Ortaya çıkacak adaletsizliği gidermek bizim görevimiz değil midir? ]

Ortaya çıkacak haksızlığı ancak tarafların seçtiği hakemler ile hakemlerin seçeceği baş hakemden oluşan tarafsız, bağımsız, etkin ve saygın yargı yoluyla önlenebilir. Yoksa bir vatandaş kadar devlet görevlisi de zalim olabilir. Hakem de zalim olabilir. Kendi seçtiğin hakemin zalim olması az muhtemeldir. Kendi düşen ağlamaz kabilinde mağdur olan buna katlanır. Kaldı ki hakemlerin kararlarına karşı hakemlere gidilebilinmektedir. Dolayısıyla hakemler de yargı denetimindedir. Ne var ki ilk mahkemelerden sonra il mahkemeleri vardır. İl mahkemelerinin üstünde ülke mahkemeleri vardır. Ülke mahkemelerinin üstünde insanlık mahkemeleri vardır. Bunların hepsi hakemlerden oluşur. Bidayet mahkemelerin (ilk mahkemelerin) kararı bozulmaz, kesindir. Ama gayri adil karar veren hakemler mahkum olur, onlar diyeti öder.

Sonuç olarak insanlar ve yerel yönetimler hürdürler. Kendi içtihat ve icmaları ile hareket ederler. Hakemlerden oluşmuş yargıya karşı sorumlu olurlar. Yöneticilerin kimseyi cezalandırma yetkisi yoktur.

zkafkas
04.01.2010
00:26

Hedefimizi, insanlığın tümünü Kuranın hükümleriyle hükmetmeye zorlamak değil , insanlara kendi özgür iradeleriyle seçmiş oldukları inanç ve hayat tarzına uygun şekilde yaşayacakları ortamı oluşturmak diye anlıyorum.

Örnek verdiğiniz ayetlerde geçen ’’din’’kelimesini sadece düzen olarak çevirmek ve ’’islam’’kelimesini de sadece barış olarak çevirmek doğru mudur? Dinin belli yerlerde düzen anlamına geldiği ve islamın da barış olarak kullanıldığını kabul ediyorum. Fakat bu kelimelere mesela din kelimesini inanç olarak çevirirsek Bakara 256 ve Ali İmran 19 ayetlerinin anlamı tamamen değişmektedir. Yine islam kelimesini sadece barış değil de Kuran Ehlinin dininin ismi olarak çevirirsek yine mezkur ayetlerin anlamları tamamıyla değişecektir. Buradaki ihtilafa nasıl bakmalıyız bir içtihat farklılığı olarak mı yoksa birinden birinin hatalı olduğu noktasından mı?

Bucakların çok fazla olacağını düşünerek , bu kadar bucağın birçok kanunu olacak ,bunların kayıt altına alınması , kimin hangi bucaktan olduğunun tesbiti , ortaya çıkan ihtilaflarda sorunun çabuk çözülebilmesi vs. gibi konularda karmaşıklığa sebebiyet vermeyecek midir? Hakemler karar verirken neye göre karar verecekler ve hakemlik sistemini tam olarak anlatabilir misiniz?

Adil düzenin uygulandığı devlette, birçok bucakta faizin serbest olduğunu düşünürsek ve her bucağın kendi vergi sisteminin olacağını varsayarsak, adil ekonomik düzenin uygulanabilmesi nasıl mümkün olacak bütün ülkeyi ilgilendiren faizsiz kredilendirme müesseseleri , zekat müesseseleri nasıl devreye sokulacak ? Herkesin adil bir paylaşıma kavuşabilmesi ,iş,aş ve eş bulabilmesi bu ekonomik doktirinlerin uygulanması ile mümkün değil midir? Bunları uygulamayacaksak nasıl adil düzeni kuracağız?

Yine bucakların yönetimlerinin serbest olması dolayısıyla ülkede bulunan bucakların yüzde yetmişinde zina vs.gibi ahlaki bozuklukların serbest olacağını düşünürsek(İnsan nefsinin temayüllerini de düşünürsek ki olma ihtimali yüksek diye düşünüyorum) şu an Avrupanın düştüğü duruma düşmeyecek miyiz devlet olarak?

Bucakların iç yönetimlerinde özgür olmaları gerektiğini düşünmekle beraber bazı hususların , (faizin yasak olması,zinanın yasak olması,verginin zekat olarak alınması ,kısas, miras taksimatı, hırsızlığın cezası vs.)genel olarak her bucak tarafından uygulanması sağlanabilir.Böylece sosyal hayatta güvenliği sağlamak ve sosyal yapıyı bütün olarak korumanın daha kolay olacağını ve devletin zayıf düşmesinin önleneceğini düşünüyorum. bu konudaki görüşünüz nedir?

ali hamza
04.01.2010
18:39

[ Bucakların iç yönetimlerinde özgür olmaları gerektiğini düşünmekle beraber bazı hususların , (faizin yasak olması,zinanın yasak olması,verginin zekat olarak alınması ,kısas, miras taksimatı, hırsızlığın cezası vs.)genel olarak her bucak tarafından uygulanması sağlanabilir.Böylece sosyal hayatta güvenliği sağlamak ve sosyal yapıyı bütün olarak korumanın daha kolay olacağını ve devletin zayıf düşmesinin önleneceğini düşünüyorum. ]

Ben de zafer beyin bu düşüncesine katılıyorum. Tüm bucakların nassları(faizin haramlığı, zinanın haramlığı, kısas) uygulamaları gerektiğini ve bu konuda bütün olarak hakemlerin zulme sebep olacağından dolayı bunların uygulanmaması yönünde karar verme selahiyetlerinin olmaması gerektiğini düşünüyorum. Ancak bu noktada "zulme rızasıyla girene merhamet edilmez" düsturunu mu ölçü almalıyız -ki o bucakta yaşayan, o bucağın kanunlarını, nizamını kabul etmiştir- yoksa her halükarda hayr olan ve toplumun maslahatını sağlamaya yönelik örneğin kısas nassının mutlak surette uygulanması gerekliliği düsturunu mu uygulamalıyız?.. Ayrıca Bucak sisteminde mesela benim memleketim elbistan orada huzur bulabileceğim kanunlar konmamış o halde benim oraya taşınmam veya sıla-i rahim ziyaretim nasıl olabilir? Ya da başka bölgeye taşınma niyetimiz/isteğimiz hasıl oldu bu bölgede/ilde benim benimseyebileceğim kanunlara sahip huzur bulabileceğimi düşündüğüm kanunları uygulayan bucak yok. Bu durumda bucak sistemi genel nasslar etrafında şekillense ve sadece teferruatta bucaktakiler kanunlara müdahil olsa(hakem denetiminde) daha adil bir düzen olmaz mı?

Süleyman Karagülle
04.01.2010
20:32

[ Hedefimizi, insanlığın tümünü Kuranın hükümleriyle hükmetmeye zorlamak değil , insanlara kendi özgür iradeleriyle seçmiş oldukları inanç ve hayat tarzına uygun şekilde yaşayacakları ortamı oluşturmak diye anlıyorum. ]

Kuran İncil gibi iman ve ibadetle ilgili hükümleri içerir. İnsanları zor kullanmadan bu iman ve ibadetlere davet etmek inanmış insanların görevidir. Bu davette devlet otoritesi kullanılmaz. İslam alimleri laik düzenin kendilerine sağladığı imkanlarla insanlığı İslamiyet’e davet ederler. Peygamber Medine’de bunu yapardı. Müminler ise silahlı birlikler oluşturup laik düzenin yani İslam düzeninin kurulması ve korunması için çalışırlar. Peygamber Medine’de bunu uyguladı. Fıkıhçıların ve Osmanlıların çözemedikleri husus, iman ve ibadet ile düzeni birbirinden ayırmamalarıdır.

[ Örnek verdiğiniz ayetlerde geçen ’’din’’kelimesini sadece düzen olarak çevirmek ve “İslam” kelimesini de sadece barış olarak çevirmek doğru mudur? ]

Kuran hem iman ve ibadetleri, hem müspet ilmi, hem faizsiz ekonomiyi, hem de adil yönetim sistemini içerir. Geçmiş kitapların kimi sadece iman ve ibadetleri, kimi ise sadece şeriatı içerir. İslam dini İslam düzeni demektir. Barış düzeni demektir. Ancak Kuran sadece barıştan veya din ve ibadet hürriyetinden ibaret değildir. İslam dini dediğimizde Adem’den kıyamete kadar sürüp gelen ve gidecek olan hak düzeni, hak iman ve ibadeti içermektedir. Biz Kuran’ı iman ve ibadet yönüyle değil de düzen yönüyle yorumluyoruz. Ehli tarikat ve kelam ehli Kuran’ı iman ve ibadet yönüyle ele alabilirler. O da doğrudur. Mefhumu muhalefetle bizim onları, onların bizi tahtiye etmelerine (hatalı bulmalarına) yetki yoktur.

[ Dinin belli yerlerde düzen anlamına geldiği ve islamın da barış olarak kullanıldığını kabul ediyorum. Fakat bu kelimelere mesela din kelimesini inanç olarak çevirirsek Bakara 256 ve Ali İmran 19 ayetlerinin anlamı tamamen değişmektedir. Yine islam kelimesini sadece barış değil de Kuran Ehlinin dininin ismi olarak çevirirsek yine mezkur ayetlerin anlamları tamamıyla değişecektir. Buradaki ihtilafa nasıl bakmalıyız bir içtihat farklılığı olarak mı yoksa birinden birinin hatalı olduğu noktasından mı? ]

Biz siyaset yapıyorsak ve İslam düzeninin hükümlerini ortaya koyuyorsak, bir İslam devleti kuruyorsak bu ayetleri böyle anlarız. Ama insanları hak düzene davet ediyorsak, imana davet ediyorsak veya iman edenlerin ibadetlerini nasıl yapmaları gerektiği üzerinde düşünüyorsak bu kelimeleri ikinci anlayış şekliyle anlarız. Siyasetçilerin değişik Kuran anlayışlarına karşı yetkileri yoktur. İman ehlinin de kendi anlayışlarını insanlara empoze etme yetkileri yoktur. Onlar herkesin iman ve ibadeti kendine derler. Biz de herkesin düzeni kedinin ise yerinden yönetim vardır deriz.

[ Bucakların çok fazla olacağını düşünerek , bu kadar bucağın birçok kanunu olacak, bunların kayıt altına alınması , kimin hangi bucaktan olduğunun tesbiti, ortaya çıkan ihtilaflarda sorunun çabuk çözülebilmesi vs. gibi konularda karmaşıklığa sebebiyet vermeyecek midir? ]

Sorunları merkez çözmeyecek. Her bucak ve il kendi sorunlarını kendisi çözecektir. Herkesin kendi içtihadıyla amel etme ilkesidir bu. Kuran’ın getirdiği ilkedir. Hakemler ilçede bulunacak. Halk hakemleri kendisi seçecek. Kararı onlar verecek. Kesin olacak temyiz edilmeyecek. Uygulama bucak yönetimince yapılacak. Burada karmaşa nerede. Asıl karmaşa bugün vardır. Kırk sene süren davaları yargı çözemiyor.

[ Hakemler karar verirken neye göre karar verecekler ve hakemlik sistemini tam olarak anlatabilir misiniz? ]

Hakemler, bugün olduğu gibi okullardan mezun olacaklardır. Avukatlıkla hakimlik birleşecektir. Bir ilçede hakemlik yapabilmek için o ilin meclisini oluşturan dayanışma ortaklıkları her ilçede hakemlik yapacaklara güvence verecek yani sigortalayacak. Bilgisizlikten dolayı hatalı kara verirse ilmi, beceriksizlikten dolayı hatalı karar verirse mesleki, ihmalden dolayı yanlış karar verirse dini, kasten yanlış karara verirse siyasi dayanışma ortaklığı tazmin etmeyi tekeffül eder. Bunlar aynı zamanda o ilçe halkının hukuk danışmanlarıdır. O ilçe halkının en az yirmide birinin hukuk danışmanı olanlar o ilçede hakemlik yapabilirler. Bunların maaşları il bütçesinden karşılanır.Hakemlerden birini bir taraf, diğerini diğer taraf seçer. Baş hakemleri hakemler seçerler. Bir ilçede on civarında hakem bulunur. Mahkeme bucakta yapılır. Verdikleri karar kesindir. Bucak başkanı uygular. Mağdur olanlar hakemler aleyhinde başka hakemlere giderek dava açarlar. Kazanırlarsa hakemlerin dayanışma ortaklığı tazmin eder. Bu hususta daha çok bilgi adil düzen seminerlerinde vardır. Adil Düzene göre insanlık anayasası da yayınlanacaktır.

[ Adil düzenin uygulandığı devlette, birçok bucakta faizin serbest olduğunu düşünürsek ve her bucağın kendi vergi sisteminin olacağını varsayarsak, adil ekonomik düzenin uygulanabilmesi nasıl mümkün olacak bütün ülkeyi ilgilendiren faizsiz kredilendirme müesseseleri , zekat müesseseleri nasıl devreye sokulacak ? Herkesin adil bir paylaşıma kavuşabilmesi ,iş,aş ve eş bulabilmesi bu ekonomik doktrinlerin uygulanması ile mümkün değil midir? Bunları uygulamayacaksak nasıl adil düzeni kuracağız? ]

Adil düzen ocak kanununu çıkaracağız. Herkes kendi anlayışına göre ocaklarını kuracaktır. Türkiye’de bir milyona yakın ocak kurulacaktır. Sonra bucak kanununu çıkaracağız. Her bucak kendi düzenini kendisi oluşturacaktır. Türkiye’de 10.000 bucak olacaktır. Sonra iller kanunu çıkaracağız. Her il kendi ilini kendisi nasıl isterse kuracaktır. Türkiye’de 100’e yakın il olacaktır. Bir ilin nüfusu 300.000 ile 1.000.000 arasında olacaktır. Bunların her biri doğal olarak birer deneme yeridir.

Başarılı olan ocak, bucak ve illere göç olacak ve bunlar büyüyecektir. Büyüyenler bölünecek, o sayede ocak bucak ve iller çoğalacaktır. Başarısız olanların ise nüfusları azalacak ve asgari miktardan aşağı düşecektir. Böylece serbest rekabet içinde, insanlık için yararlı ve insanların istediği düzene gidilecektir. Hatta Türkiye gibi demokratik ülkelerde ocaklar (Apartmanlar), bucaklar (siteler) kooperatifler şeklinde oluşabilir. İstedikleri kooperatif yönetim şeklini benimserler. Başarılı olanlar yaygınlaşır, halka adil düzeni getirmiş olur. Sonra belediyeler kazanılır. Oralarda adil düzen kooperatifleri kurulur. Özel idarelerde kurulur. Hasılı biz halka adil düzen hakkında bilgi veririz. Örnek uygulamalar yaparız. Seçimde de bu uygulamalara imkan veren partileri oylarımızla destekleriz. Zamanla halk adil düzene inkılap eder. Zaten hiç bir şey birden olmaz.

[ Yine bucakların yönetimlerinin serbest olması dolayısıyla ülkede bulunan bucakların yüzde yetmişinde zina vs.gibi ahlaki bozuklukların serbest olacağını düşünürsek(İnsan nefsinin temayüllerini de düşünürsek ki olma ihtimali yüksek diye düşünüyorum) şu an Avrupanın düştüğü duruma düşmeyecek miyiz devlet olarak? ]

Bir bucağın bütün orta ehliyetlileri bir hususta ittifak ederlerse orada bucak icmaları ortaya çıkar. Artık ocaklar o yasaklara uymak zorundadırlar. Bir ilin yüksek ehliyetlileri bir hususta ittifak ederlerse o hususta o il için icma oluşur. O ilin bütün ocak ve bucakları il icmalarına uymak zorundadırlar. Bir ülkenin akademisyenleri bir hususta ittifak ederlerse o husus ülke icması haline gelir ve o ülkedeki bütün iller, bucaklar ve ocaklar ona uymak zorundadırlar. Eğer tüm insanlığın akademisyenleri bir hususta icma etmişlerse o hususta beşeri icma oluşmuştur. Hiçbir barış ülkesinde ona aykırı bir uygulama yapılamaz. İcmalar da olmasa eğer onun uygulaması başkalarını zarara uğratıyorsa hakemlere gidilir ve tazminata mahkum edilir. Dolayısıyla devamlı zarar veren bir topluluk yaşayamaz. Kaldı ki zina bize zarar vermiyorsa bizim yapacağımız bir şey yoktur. Cezasını biz değil, Allah verecektir. Bizden biri gidip başka yerde zina yaparsa, biz burada ona zina cezasını uygularız. Bucağımızdan sürebiliriz. Biz mikropları yok edemeyiz. Kendi bedenimizi mikroplardan uzak tutarız.

[ Bucakların iç yönetimlerinde özgür olmaları gerektiğini düşünmekle beraber bazı hususların , (faizin yasak olması,zinanın yasak olması,verginin zekat olarak alınması ,kısas, miras taksimatı, hırsızlığın cezası vs.)genel olarak her bucak tarafından uygulanması sağlanabilir.Böylece sosyal hayatta güvenliği sağlamak ve sosyal yapıyı bütün olarak korumanın daha kolay olacağını ve devletin zayıf düşmesinin önleneceğini düşünüyorum. bu konudaki görüşünüz nedir? ]

Uygulamalar ve içtihatlar icmalara aykırı olmamalıdır. Başkasına zarar vermemelidir. Ne var ki bütün bunların sübutu hakemlerden oluşan mahkemelerin kararına bağlıdır. Dolayısıyla biz içtihadımızla yasaklar getiremeyiz. Ama icmalar varsa hakemler onu nazar-ı itibara alırlar. Almazlarsa hakemlerin yanında sorumlu olurlar.

Bütün sorun düzende müminlerin kendilerini diğerlerinden üstün görmeleridir. Siz putlara söverseniz onlar da Allah’a sövme hakkını elde ederler. Ben Allah’a inanıyorum, o halde başkalarını sömürme hakkım vardır mantığı İslamiyet’te yoktur. Biz insanlar arasında hükmederken adaletle hükmedeceğiz.

Reşat Nuri Erol
05.01.2010
12:22

Zafer Kafkas Kardeş;

Çok çok teşekkürler...

Çok güzel şeylere vesile oluyorsun...

Allah razı olsun; hayra vesile olmak da büyük hayrdır...

Bu meseleler dağınık olarak "seminerler"de ve "yorumlar"da var ama; soruların vesilesiyle daha derli toplu hâle geliyor.

Tavsiyem: Bu SORU-CEVAPLARI daha fazla istifade edilecek şekle getirmek için üzerinde çalışmanızdır... Teknoloji değişiyor, sanat-edebiyat algısı değişiyor, medyanın şekli değişiyor; bu arada daha başka şeyler de değişiyor... ADİL DÜZEN ÇALIŞMALARI, gelecekte, gelecek nesillere nasıl sunulması gerekiyorsa, öyle hazırlıkların yapılması gerekiyor...

Bunlar düşünün ve yapılması gerekenlere yönelin...

Elbette; EN GÜZEL TEBLİĞ, YAPMAK, UYGULAMAK VE: "İŞTE, ŞEKİLDE/UYGULAMADA GÖRÜLDÜĞÜ GİBİ!" diyebilmektedir...

O günler de yakındır inşaallah...

Selam, sevgi ve dua ile... RNE

Süleyman Karagülle
05.01.2010
20:22

Ali Hamza Beye

Uzaktan yorum yapmak yerine bir yazar seçip, şifre alıp yorumcu yazarlar kervanına katılmanız çok daha faydalı olur.

[ Bucakların iç yönetimlerinde özgür olmaları gerektiğini düşünmekle beraber bazı hususların, (faizin yasak olması,zinanın yasak olması,verginin zekat olarak alınması ,kısas, miras taksimatı, hırsızlığın cezası vs.)genel olarak her bucak tarafından uygulanması sağlanabilir.Böylece sosyal hayatta güvenliği sağlamak ve sosyal yapıyı bütün olarak korumanın daha kolay olacağını ve devletin zayıf düşmesinin önleneceğini düşünüyorum. ]

Allah müminleri muhafız olarak göndermedi. “Sen onların üzerinde musaytır değilsin. Muhafız değilsin, sana düşen görev sadece tebliğdir.” ayetleri beyninizdeki zülüm çivilerini söküp atmamış. Muaviye’den başlayan saltanat anlayışı sürüp gitmektedir. Faiz, faiz alıp verenleri batırır. Birde faizin meşru olduğu bucakta ekonomik kriz doğar. Bizim bucakta olmamak şartı ile faizin bucağımızda faiz alıp vermeyenlere zararı olmaz. Onun için faiz haramdır ama yasak değildir. Zina üzerinde genel yasaklama getirilebilir. Vergiyi biz almıyoruz ki, o bucak alıyor, bize ne. Kısas hicretle diyete dönüşmektedir. Diyet kısastan daha faydalıdır. Katilin azmasını önlemek için kısas yapılmaktadır. Başka ilçeye hicret edince o tehlikede ortadan kalkar. Miras yarı kamu hukukundandır. Taşınmazlarımıza bizim hukukla varis olurlar. Taşınırlar ise topluluğumuzu zarara sokmaz. Murisin mezhebi esas alınır. Hırsıza ceza verince tazminden kurtulmaktadır. Bizden uzaklaşınca tazminata dönüşür ve zararı değil, yararı olur. Görülüyor ki bazı konularda merkezdeki kararların taşralarda da uygulanması sisteminde haklı olabilirsiniz. Ama konularda haklılığınız müsellem değildir. Onun için icma şartı getirilmiştir. Biz aklımızla değil, Kuran’a göre hükümler veriyoruz. Siz aklınızla hükümler veriyorsunuz. Bu icmaya aykırıdır.

[ Ben de zafer beyin bu düşüncesine katılıyorum. Tüm bucakların nassları(faizin haramlığı, zinanın haramlığı, kısas) uygulamaları gerektiğini ve bu konuda bütün olarak hakemlerin zulme sebep olacağından dolayı bunların uygulanmaması yönünde karar verme selahiyetlerinin olmaması gerektiğini düşünüyorum. Ancak bu noktada "zulme rızasıyla girene merhamet edilmez" düsturunu mu ölçü almalıyız -ki o bucakta yaşayan, o bucağın kanunlarını, nizamını kabul etmiştir- yoksa her halükarda hayr olan ve toplumun maslahatını sağlamaya yönelik örneğin kısas nassının mutlak surette uygulanması gerekliliği düsturunu mu uygulamalıyız?.. Ayrıca Bucak sisteminde mesela benim memleketim elbistan orada huzur bulabileceğim kanunlar konmamış o halde benim oraya taşınmam veya sıla-i rahim ziyaretim nasıl olabilir? Ya da başka bölgeye taşınma niyetimiz/isteğimiz hasıl oldu bu bölgede/ilde benim benimseyebileceğim kanunlara sahip huzur bulabileceğimi düşündüğüm kanunları uygulayan bucak yok. Bu durumda bucak sistemi genel nasslar etrafında şekillense ve sadece teferruatta bucaktakiler kanunlara müdahil olsa(hakem denetiminde) daha adil bir düzen olmaz mı? ]

Hakemler zulüm yapar ama hakimler zulüm yapmaz düşüncesi batıldır. Masum insan yoktur. Her sınıfta hataen ve kasten yanlış yapar. Ehliyetliler daha az hata yaparlar. Ama daha zalim olabilirler. Ehliyetlilerin daha az hata yapacaklarını kabul ediyoruz ve bugün olduğu gibi hakemliği teminatlı ehliyetliler yapsın diyoruz. Ama daha az zülüm yapacağını belirlemeyi taraflara veriyoruz, hakemlerden birini bir taraf, diğerini diğer taraf seçsin ve baş hakemi hakemler seçsin diyoruz. Böylece zulmetmeyecek bir mahkeme oluşturuyoruz. Biz bunu da Kuran’a dayanarak yapıyoruz. Hamza bey hiçbir ilmi ve Kuranî delile dayanmadan hükümler ortaya koyuyor. Ben böyle hissediyorum, öyleyse böyle olmalıdır diyor. Biz burada akli ve nakli delillerle tartışıyoruz. Laik arzulara bizim diyeceğimiz yoktur.

Beğenmediğiniz bucak varsa hicret edin. İzmir’de oturup senin için Elbistan’ı baskı altına alamayız. Kuran’dan sonra peygamber gelmeyeceğine göre kim baskı altına alacaktır. Sizin sisteminizin doğru sayılabilmesi için ya papa gibi hata etmez tanrının vekillerini icat etmeliyiz ya da Mustafa Kemal gibilerini tanrılaştırmalıyız. Başka türlü sizin sisteminizin çıkışı yoktur.

Yanlışta olsa fikirleri ortaya koyduğunuz için Allah sizden razı olsun. Sağ olun var olun. Ne kadar çok tartışırsanız o kadar doğruya yaklaşırsınız.

Lütfi Hocaoğlu
05.01.2010
20:37

Aslında Medine Sözleşmesi ile kurulan ilk İslam devleti bizim için yeterli bir örnek. Orada Yahudilerle beraber bir devlet kuruldu ve bununla ilgili olan Maide 43. Ayeti çok önemlidir: “Yanlarında içinde Allah’ın hükümleri bulunan Tevrat varken seni nasıl hakem tayin ediyorlar?”

Allah, Hz. Muhammed’i hakem tayin etmelerine bile razı değil. Çünkü onlar kendi içlerindeki sorunları kendi içlerinden çıkan hakemlerle ve Tevrat’a dayanarak çözmeliydiler.

Tıpkı Medine devleti gibi İslam devleti çok hukuklu olmalı, herkes kendi hukukuyla sorumlu olmalıdır. Hatta o bucakta yaşayan o bucağın kamu hukukuna tabidir maddesine delil yine Medine sözleşmesinin 25. Maddesidir “Yahudilere sığınanlar bizzat onlar gibi mülahaza olunacaklardır.” Yani onların bucağına girince artık onların hukukunu kabul etmişler demektir.

zkafkas
06.01.2010
12:10

Reşat Nuri Abicim , benim ilmim yok yıllarca herkese olduğu gibi bize de okumamız gereken kitaplar ,dergiler vs.konusunda yapılan telkinler, yanlarında bulunmamız gerekenlerin kimler olduğu hususunda yapılan baskılar(bunu baskı olsun diye yapmadılar kendi düşünceleri böyleydi ve onlara göre doğru da buydu o yüzden bizim de doğruyu görmemiz için yapılan iyi niyetli fakat yanlış hareketlerdi.)geniş düşünce ufku kazanmamıza engel oldu.

Akevleri okumaya başladığımdan beri farklı olduğunu ve öncelikle Kuran okumamız gerektiğini öğrendim.Allah razı olsun.

Bu arada sorular sorarken Süleyman Karagülle Beyin ve sizlerin vaktinizin kıymetini bildiğimden ve çalışmalarınıza engel olacağım düşüncesiyle çekinerek soruyorum. Okuyorum ve sorarak öğrenmeye çalışıyorum. Bunları çevreme aktarabilmek için de basit şekilde öğrenmeye herkese anlatabileceğim şekilde sorup öğrenmeye çalışıyorum. Hakkınızı helal edin.

ali hamza
06.01.2010
12:15

Şimdi mesele daha iyi açıklığa kavuşmuş oldu. Açıklamalarınız için Allah razı olsun. Lütfen Kur-an’dan Sünnetten uzak kalışımı kınamayın çünkü gerçekten Hakkı bulmaya niyetliyim. Ancak bilgim yetersiz ve yönlendirilmiş. Bu yaşıma kadar hiç görmemişim klasik anlayıştan başka bir anlayış. Yani dinimi öğrenememişim, öğrendiğimi zannetmişim. Dinin amacı nedir bilmemişim. Şu an bu duyduklarımı hazmetme aşamasındayım. Kusura bakmayın sizleri de meşgul ediyorum. Ancak sizin de bu husustan şikayetçi olmamanız gerekir aynı sizin belirttiğniz gibi -ki olmadığınızı düşünüyorum-. Sizin dediğiniz şekilde ve yoğunlukta takip etme imkanım yok siteyi. İnternetim yok, sadece iş yerinde fırsat buldukça biraz biraz bakabiliyorum sitenize. Allah’a emanet olun. Allah cc. Hak yolu bulup bu yolda çalışanlardan eylesin. Elden geldiğince sitenizi takip etmeye çalışıcam inş. Ayrıca Lütfi beyin dediği gibi bence de "Medine Sözleşmesi ile kurulan ilk İslam devleti bizim için yeterli bir örnek." olmalı. İnş daha doğru mecralara, bilgilere ulaşabilirim ve uygulama adına da "Adil düzen kooperatifi" türü bir şeyde görev almak nasip olur Allah’ın takdiri ile inş.

Lütfi Hocaoğlu
06.01.2010
14:09

Allah hepinizden razı olsun. Biz burada sorulan sorulardan o kadar memnunuz ki.

Sorulan her soru bizim de ufkumuzu açıyor, bizi de düşündürüyor ve sorulan sorular vasıtasıyla biz de öğreniyoruz, başkaları da öğreniyor. Mesela burada sorulan bazı soruların cevabını ben de bilmiyordum ve bu nedenle Süleyman Karagülle hocamdan cevaplamasını istedim ve bana da çok faydası oldu. Okuyan ve takip eden herkese faydası oldu.

Zaten cihad bu demektir. Cihad müfaale babındandır ve bu bab müşareket yani ortaklık bildirir. Karşılıklı olarak doğruyu bulmak için çalışma demektir ki burada da bana göre bu yapılıyor.

Allah bize doğru yolunda rehberlik etsin (Ihdina-s sırata-l mustakim).





Sayı: 30 | Tarih: 3.01.2010
Bekir Berat Özipek
Kırmızı ibikli horozun katilini bulun
2066 Okunma
Bünyamin Demir
Ahmet Hakan
Orhan Pamuk'a bilgilendirme mektubu
1649 Okunma
11 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Abdülkadir Özkan
Değişen sadece takvim yaprakları
1319 Okunma
Özgül Ertuğrul
Hayrettin Karaman
İslami Düzen
1192 Okunma
2 Yorum
Hilmi Altın
Can Ataklı
Yılbaşı için özür mektubu
1129 Okunma
Mesut Karaaytu
Gülay Göktürk
Hukuk kontrgerillanın karargâhında
1099 Okunma
Adem Çevik
Toktamış Ateş
Eylemlerin amacı
1023 Okunma
Osman Eskicioğlu
Yılmaz Özdil
Kozmik odadan ne çıkar?
1004 Okunma
Leyla Okta
Nihal Bengisu Karaca
'Kozmik oda' değil 'levh-i mahfuz' mübarek...
1002 Okunma
2 Yorum
Hakan Kandal
Zülfü Livaneli
Yeni yıl
976 Okunma
Ali Bülent Dilek
Hakan Albayrak
Ekseni kayanlara geçmiş olsun
950 Okunma
Veysel İpekçi
Nazlı Ilıcak
Yargıtay dinlendi mi?
946 Okunma
Fatma Karuç
Ebubekir Sifil
İslam Meselesi
944 Okunma
Zafer Kafkas
Mehmet Altan
Müslüman retçiye işkence duyurusu...
936 Okunma
Mehmet Hikmetumut
Mahir Kaynak
Devrim İçinde Devrim
933 Okunma
1 Yorum
Süleyman Karagülle
Fehmi Koru
Maalesef bu hale geldik...
931 Okunma
Ahmet Kirtekin
Mehmet Şevket Eygi
İslâm Mektepleri
923 Okunma
Emine Hocaoğlu
Ruşen Çakır
Sivil 28 Şubat süreci sürüyor
917 Okunma
Tayibet Erzen
Mehmet Niyazi
Mızrak çuvala sığmıyor
917 Okunma
Abdurrahman Erol
Reşat Nuri Erol
Türkiye ve sermaye
910 Okunma
Ilker Ardic
Cengiz Çandar
1041'den 2010'a: Askeri darbe ve muhtıralar geride
909 Okunma
Ekrem Fildişi
Oktay Ekşi
Bir Dönemin Sonu
897 Okunma
Vahap Alma