Birliğe davet
1189 Okunma, 0 Yorum
Hayrettin Karaman - Yeni Şafak
Hilmi Altın

 

Hayrettin Karaman, hkaraman@yenisafak.com.tr, 01 Kasım 2009 Pazar

 

 

Birliğe davet

“Bir genç akademisyenin güzel bir hasbihalini sunuyorum:

…Bugün değindiğiniz konu, bugün İslam ümmetinin üzerindeki en büyük fitnedir, ve benim de her vesile ile her platformda dillendirmeye çalıştığım bir sorundur.…

Sahip olduğumuz temel değerlerin yaşatılmasında ve bunların hayata geçirilmesinde insanların tümünün yekpare bir organizasyonun içinde yer alması mümkün olmamaktadır. Bu fıtri ve sosyolojik bir gerçeklik olan "cemaat" olgusunu doğurmaktadır. Belli hizmet alanlarında uzmanlaşma, bazı meslek gruplarında yoğunlaşma, veya meşrep uyumu gibi faktörlerle insanlar aynı amacı gerçekleştirmek için değişik yöntemler takip etmekte ve böylece farklı gruplar oluşturmaktadırlar.

Farklı yollar, Tevhid neşesini gerçekleştirmek için esasen birer araçtırlar. Ancak bütün mesele –ki günümüzdeki sıkıntı da budur- aracın, amacın önüne geçmesi tehlikesidir. Evet, maalesef bugün, bazı topluluklarda, bizzat o topluluğun tahkim edilmesi ve bekaası gayretleri ön plana çıkmış, kısaca cemaatçilik ve particilik Allah rızasının, İslam birliğinin önüne geçmiştir.

Ancak her Müslümanın hatırlaması gerekiyor ki, tek bir üst kimlik tanımımız var: Hz. Muhammed'i peygamber ve lider kabul eden insanlar topluluğu. Bu, yukarıda saydıklarımızın hepsinden daha önemli bir gerçek. Bu bilinmeyen değil, ama maalesef bugün "kavranılmayan" ve "hayata geçirilmeyen" bir gerçektir.

Farklı tasavvuf yolları, farklı cemaatler kendi metodlarında gayret ve feyizlerine devam ederken, aralarında tam İslam kardeşliği, dayanışma ruhunun olması, faaliyetlerinde birbirlerinin önlerini açacak adımları atmaları gerekir. İslam ümmetinin çok zor imtihanlar geçirdiği şu son onyıllarda gördük ki, bazı cemaatler, diğer cemaatlerin maruz kaldığı mağduriyetlere yeterince duyarlı olmadılar. Statükoyla olan ilişkilerinde zarar görmemek için gerekli dayanışmayı göstermediler. Öte yandan akademik, idari ve ticari alanlardaki atama ve yükselmelerde yine bu cemaat klikleşmesi, ümmet bilincinin önüne geçmektedir. Bugün cemaatler, bu ümmet bilincinden çok, kendi hiyerarşik ve ticari yapılarının sürdürülmesini ön plana almış görünmektedirler.

İnsanın ait olduğu gruba (bu bir ırk, millet, cemaat vb olabilir) yanlışlarını görmeksizin körükörüne bağlanıp onlarla hareket etmesi, hadislerde şiddetle zemmedilen "asabiyet" fitnesi kapsamında değerlendirilebilir diye düşünüyorum. Katılır mısınız?

Yrd.Doç.Dr. Mehmet SARAÇ”

 

 

YAZININ ÖZETİ:

Bu hafta Hayrettin Karaman’ın “Birliğe davet”  başlığı ile yayınladığı, Yard. Doç Dr. Mehmet Saraç’la paylaştığı yazıyı seçtim. Yazının özeti şöyle: Kamil insan (her şeyiyle tam, örnek insan), örnek toplum oluşturma yolunda en önemli engellerden biri “körü körüne aşırı bağlılık” tır. Bu konuda bir çok engel yanında başta dinsel örgütlenmeler ve bu örgütlenmelere aşırı bağlananlar sorun oluşturmaktadır. “Tevhid neşesini gerçekleştirmede bir araç olması gereken cemaatçilik, particilik ‘amaç’ olmuştur… bu da Allah rızasının ve İslam birliğinin önüne geçmiştir…Üst kimlik Muhammed’i peygamber ve lider kabul etmektir. Cemaate/gruba, tarikata, tekkeye aşırı bağlılık fitne olarak değerlendirilebilir.  Müslümanlar bu sorunu bilmekte ama çözümü hayata geçirememektedir...”.

 

YORUM:  

“İslam Birliği sağlanmalıdır”, “körü körüne bağlılık, aşırı bağlılık kötüdür” şeklindeki ifadeler günümüzde en çok üzerinde durulan ve önemli sorun olarak görülen konulardır. Konuyla ilgili yazı ve tartışmalarda bazı temel yaklaşımlar yanlış ve eksiktir. Önce konunun temel kavramları tanımlanmalıdır. Genelde konuyu sunan (yazar, konuşmacı) ile dinleyen (anlamaya çalışan) arasında daha işin başında sorun veya anlaşılmazlık başlıyor. Örneğin, “İslam Birliği” dendiğinde öncelikle “İslam”ın “düzen” (Laik, demokratik, sosyal, liberal, yansız ve bağımsız yargıya dayanan bir hukuk düzeni” anlamındaki “ Barış düzeni” mi kastedildiği yoksa “İslam inancı”ndan mı bahsedildiği konusu açıklanmalıdır. Hayrettin Karaman’ın alıntı yaptığı Mehmet Saraç’ın yazısında cemaat, tarikat,  tekke v.b inanç gruplarında oluşan aşırı ve körü körüne bağlılığın İslam’ın inanç örgütlenmelerinin ve Müslümanların temel sorunları olduğu konusu inanç alanına girmektedir. Parti, ırk, millet v.b örgütlenmelerdeki aşırı ve körü körüne bağılılık konuları İslam’ın düzen alanına giren konulardır, birbirine karıştırılmamalıdır.  Çünkü düzen konuları, çözümleri ile inanç konuları, çözümleri birbirinden farklıdır.

 

Yazıda esas üzerinde durulan konu, ‘aşırı ve körü körüne bağlılığın çok zararlı olduğu’ konusudur.  Kişilere, cemaatlere, tarikatlara, partilere, ırka, millete aşırı ve körü körüne bağlığın İslam birliğine engeldir yönündeki ifadelerdir. .

 

İslam birliği içeriğinin ne olduğu ne olması gerektiği gibi tanım alanında sorunlar va. İslam birliği nedir? Kapsamı nedir? Sorunları olduğu gibi İslam birliği nasıl gerçekleşir? Bunun metodu nedir? Şeklinde metot ve yaklaşım sorunları var. Konuyla ilgili çalışmalar incelendiğinde, genelde temenniler şeklinde ve çözüm içeriği ve metodu belli olmayan açıklamalar görülür.

 

Amaç konusundaki yazılanlar, açıklamalar incelendiğinde ifadelerinde de genelde çatışmacı yaklaşımların hakim olduğu görülür. Din adına yaptırılan (daha doğrusu başka amaçlarla yapılan ama inanç savaşları olarak ortaya çıkarılan, sunulan)savaşlarda aşırı ve körü körüne bağlılık çatışmayı çıkaran zihniyetlerin ana kullanım sahası olmuştur.  İslam inancını benimseyenlerle ilgili günümüzdeki çalışmalar incelendiğinde genel olarak ‘Müslümanların inanç olarak diğer inançlardan farklı olduğu, bir birliktelik oluşturması gerektiği’ şeklinde açıklamaların öne çıkartıldığı görülür. Ancak unutulmamalıdır ki, dünya insanlarının tümünü, tüm inançları, anlayışları kapsamayan bir yapılanma sonunda bir şekilde ayrımcılıktır. Aşırı bağlılık, cemaat seviyesinde olabileceği gibi din(inanç, İslam inancı) seviyesinde de olabilir. Bu açıdan bakıldığında “İslam birliği” ifadesi kısmen de olsa yanlıştır.

 

Bana göre hedef, ‘İslam inanç birliği yerine’ ‘İnsanlığın güven içinde İslam / barış birliği’ olmalıdır. Dünya insanlarının güven içinde barışı sağlamaları amaçlanmalıdır. Diğer inançları kapsamayan, ‘Müslümanların birliği’ şeklindeki bir istek eksiktir hatta kısmen yanlıştır. İslam, inançlardan biri olarak kabul edilecekse İslam inancı ara kimlik olur. İslam, bütün insanların inançlarının (Yahudilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık, Brahmanizm, (Budizm v.b. inanç alanının) bileşimi olarak kabul edilecekse (yani İslam/insanlığın barışta düzen kurması, barışta birlik oluşturması şeklinde anlaşılacaksa) bu durumda İslam/ barış toplumu üst kimlik olabilir. Üst kimlik tüm insanlığın güven içinde barışı sağlama olabilir.  

 

Günümüzde herkes gruplaşmaların doğal ve gerekli olduğunu bilir. Bununla birlikte gruplaşmalarda aşırılığa gidildiğini ve bunun sakıncalı olduğunu da bilir. Çözüm olarak kişilerin kendi gruplarına aşırı bağlanmamaları gerektiğini, kendi grupları yerine (eksik ve yanlış da olsa, İslam birliğini amaç edinmeleri gerektiği ifade edilmektedir. Başka inançtan olanların bazıları, örneğin Hıristiyanlar da “Hıristiyan birliği” şeklinde açıklamalar yapmaktadır. Bu birliğin doğru olup olmadığını çoğu kimse tartışmamaktadır. Daha önemlisi bunun “NASIL”, “HANGİ YÖNTEM’ ile” gerçekleştirileceği belirtmemektedir. Sadece sonuç (birlik) temenni edilmektedir. Bu ‘birlik’ temennisinden ne kastedildiği açık değildir. Birlikten kastedilen bütün dünya insanları bir tek inanç birliği altına almaksa bana göre bu hem hayaldir hem inanç anlayışlarına İslam inancı anlayışına da aykırıdır. Aynı inançta olanları bir birlğe davet etme diğerlerini dışlama insanların genetik yapılarına, yaratılış ilkelerine aykırıdır ve kıskançlıkları, aşırı bağlılıkları, körü körüne bağlılıkları körükler. Birlikten kasıt; inançların ara birlikleri ve sonunda insanlık inanç birliği /barış içinde birlik oluşturmak olmak ise bu doğrudur.  

 

Bütün inançları kapsayan (vahiy döneminde bütün vahiy getirenleri anlatmakla görevlendirilmiş elçileri peygamber rehber kabul eden, onların getirdikleri dahil bütün anlayışları akılla bilme göre doğru anlamaya çalışan, bilim adamlarını rehber kabul eden, bütün bunları bilimin rehberliğinde uygulamaya çalışan herkesi birliğe davet eden, bu konuda gayret gösterenleri rehber ve lider kabul eden bir anlayışın gelişmesi, yerleşmesi insanlığın güvende barışı için gereklidir.

 

İnsanlığın güvende barışı sağlamaları için insanların; fikren, ahlaken, iktisaden, siyasi olarak dengeli yapılanmaya gitmeleri gerekmektedir. Açık bir anlatımla insanlığın bu dört temel yapılanmadan herhangi birini ihmal etmelerine veya birine aşırı değer vermelerine neden olan, aralarındaki dengeli yapılanmayı bozan bir yapılanma çatışmacıdır, insanları aşırılaştırır ve sonunda savaş çıkar. Bu nedenle bu dört yapılanmada görev bölüşümü ve dengeli yapılanma gereklidir. Fikirlerin, yasal çalışmaların bileşkesi olan bilimsel çalışmalar ilmi yapılanmada yerini almalıdır. Ahlakların, inanmaların bileşkesi olan inançlar inanç /ahlaki yapılanmada yerini almalıdır. Ekonomik oluşumların/anlayışların, çalışmaların bileşkesi olan emek, sermaye, ticaret v.b çalışmaları iktisadi yapılanmada yerini almalıdır. Güvenlik alanındaki oluşumlar siyasi yapılanmada yerini almalıdırlar.

 

Rekabetin aşırı olmaması için, rekabet için gerekli ortamı sağlayan, dengeli yasal bir yapılanma gerekir. Rekabeti ortadan kaldıran tekelci yapılanma olmamalıdır. Aşırı rekabeti ortaya çıkaran yapılanmalar olmamalıdır.

Bunun için İlgili kurum, birim, cemaat v.s

    Etki alanını taşamamalıdır, aşamamalıdır.

    Etki alanını güçlendirememelidir.

    Başka alandan destek alamamalıdır

    Diğer alanların görevlerini de üstlenerek tek alan oluşturamamalıdır.

    Belirsizlik ortamı oluşturamamalıdır.

    Yapılanmada gizlilik olamamalıdır, kayıtların (gelen- giden evrak, nakit, yardım, insan v.b unsurların ) açık ve net (şeffaf) olması sağlanmalıdır.  Hangi cemaat, grup v.s kimden, ne kadar, nasıl yardım görüyorsa bunlar açık olmalıdır. Bu açıklık ilgili grupların defterlerinin kamu hizmetlileri tarafından tutulması ile mümkündür.

    Gerekli temsilden fazla sayıda veya gerekli temsili sağlayamayacak kadar az sayıda grup olmamalıdır. Bu konuda Akevler çalışmalarında en az 5 en fazla 20 grup ölçeği standart ölçek olarak bulunmuştur.

    Gruplar kendilerini tanıtmada eşit haklara sahip olmalıdır. Bu hakların dengeli ve eşit sağlanması kamu hizmetlerinin gruplara adaletli sağlanması ile mümkündür.

    Konu dışı gelir temin edememeleri için yasal yapılanma gerekir.  

    Her türlü anlaşmazlıkların demokratik yargı ile çözümlenmesi sağlanmalıdır.

 

Türkiye açısından konuya bakılırsa, Diyanet İşleri Başkanlığının yeniden yapılandırılması gerekir. Her türlü inanç grubunun işleri bu başkanlığın bünyesine alınmalıdır. Daha doğru bir anlatımla Diyanet İşleri Başkanlığı dinsel alandaki cemaat, tarikat v.b grupların teşkilatlanmaları temsil sistemi ile yapılandırılmalıdır.  Türkiye’de inanç alanında faaliyet gösteren grup v.s den %5 temsil edemeyenler bir araya gelerek %5 temsili sağlarlar ve Türkiye Diyanet İşleri Başkanlığı İnanç üst kurulunda temsil edilirler.  Bir grubun, cemaatin, mezhebin v.s %20’den fazla temsiline izin verilmez. Böylece ilgili cemaatin v.s diğer cemaatler üzerinde, halkın üzerinde, diğer kurumlar üzerinde baskı yapması v.s önlenir. Cemaatlerin görevi iyi, ahlaklı insan yetiştirmektir. Bu görevi temsil edip edemedikleri baskı gruplarının, tekel sermaye firmalarının, çıkar gruplarının, medya tröstlerinin ya da ne tür olursa olsun yandaş medyaların inisiyatifine bırakılamaz. Bu tanıtımın temel, standart, objektif ölçütleri olmalıdır. Grupların birbirini değerlendirmeleri, halkın grupları değerlendirmeleri sağlanmalıdır.

 

Hangi cemaat daha ahlaklı insan yetiştiriyor konusunda cemaatlerin ortaklaşa hazırladıkları ölçütler olmalıdır. Örneğin cemaat mensuplarının; hırsızlık, arsızlık, hile, haksızlık, adam kayırma, torpil yapma, rüşvet, araç v.b kazada kusurlu olma, bulaşıcı ve diğer hastalıklarda kaynak olma, yaygınlaşma oranları, kavga yapma, şiddet kullanma, başkalarına davranma kıskançlık, kin, nefret, dedikodu, YALAN HABER, KIŞKIRTMA v.b konularda objektif değerlendirme ölçütleri getirilmelidir. Bu değerlendirmeler halka tanıtılmalıdır. Hangi cemaatin görüşleri daha bilimseldir v.s, bütün bu konularda oluşabilecek sorunlar günlük, haftalık yıllık ölçütlerde değerlendirilmelidir. Bunların istatistikleri açık ve objektif ölçütlerle yapılmalı ve kayıtlar herkese açık olmalıdır. Çıkabilecek sorunlar tarafsız bağımsız, etkin saygın, hakemlerden oluşan demokratik yargıya dayanan modelle çözümlenmelidir.   

 

Yorum özeti: İslam birliği yerine bütün insanların güvende barış içinde olmaları hedeflenmelidir. Bu barışın nasıl sağlanacağı konusunda çalışmalar yapılmalıdır. Barışı sağlayacak olan metot inanç alanında yeniden bilime dayalı tekelci olmayan çoğulcu yapılanma ile mümkündür. İnsanlara, cemaatlere, gruplara v.s iyi olun, kıskanmayın, aşırı bağlanmayın v.s demek yerine kurulacak olan model ve sistemlerle insanların daha iyi insan olmalarının önü açılmalıdır

 

İnanç gruplarının görevi, iyi insan yetiştirmektir. Ancak bunun rekabet şartları içinde objektif, doğru, yeterli, çoğulcu, herkesin anlayışını ve hakkını koruyan metotla ve denetlenebilir olması gerekir. İnsanlar cemaatleri tanıyabilmeli, cemaatlere giriş çıkış serbestliği oluşturulmalıdır ve serbestlik ortamı sağlanmalıdır. Adil Düzen çalışmamalarında konuyla ilgili öneriler yapılmıştır. Konuyla ilgili çalışanlar varsa konu tartışılmalıdır.

           

 

 

 

Hilmi Altın






Sayı: 21 | Tarih: 1.11.2009
Hayrettin Karaman
Birliğe davet
1189 Okunma
Hilmi Altın
Can Ataklı
Pazar fıkraları
1172 Okunma
Mesut Karaaytu
Nazlı Ilıcak
Twitter, Yüksek Ökçeler ve Canan Arıtman
1133 Okunma
5 Yorum
Fatma Karuç
Reşat Nuri Erol
Ekonomik oyunlar...
1033 Okunma
Ilker Ardic
Ahmet Hakan
Gereği düşünüldü
1017 Okunma
2 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Yılmaz Özdil
İrticayla mücadele eylem planı
990 Okunma
1 Yorum
Leyla Okta
Bekir Berat Özipek
Cehennemden çıkmak sebat ister
970 Okunma
1 Yorum
Bünyamin Demir
Ahmet Taşgetiren
TSK için imaj her şeydir
945 Okunma
Zübeyir Erol
Ruşen Çakır
Acil olarak ‘empati’ aranıyor
928 Okunma
2 Yorum
Tayibet Erzen
Mehmet Şevket Eygi
Şazzlar
926 Okunma
Emine Hocaoğlu
Mahir Kaynak
Kritik dönemeç
918 Okunma
Süleyman Karagülle
Zülfü Livaneli
Güvensizlik
909 Okunma
1 Yorum
Ali Bülent Dilek
Oktay Ekşi
Cam duvar
907 Okunma
Vahap Alma
Mehmet Altan
Genelkurmay orduyu yıpratıyor
906 Okunma
Mehmet Hikmetumut
Cengiz Çandar
Iraklı Kürtler ile iki gün
889 Okunma
Ekrem Fildişi
Nihal Bengisu Karaca
Doğu-Batı arasında 'İmam Hatip'ler
875 Okunma
1 Yorum
Hakan Kandal
Mehmet Niyazi
Devletimize güvenmek istiyorum
872 Okunma
Abdurrahman Erol
Toktamış Ateş
Cumhuriyet
861 Okunma
Osman Eskicioğlu
Fikret Bila
Cumhuriyet Bayramına Yansıyan Sorunlar
861 Okunma
Harun Özdemir
Rasim Ozan Kütahyalı
Hiç mi utanmayacaksınız
841 Okunma
3 Yorum
Recep Yıldırım
Ahmet Altan
Değişiyoruz...
841 Okunma
Özer Ataç
Fehmi Koru
Darbeleri suç haline getirmek
833 Okunma
3 Yorum
Ahmet Kirtekin