İSRÂ SÛRESİ TEFSİRİ
Süleyman Karagülle
633 Okunma
İSRA SÛRESİ 59-62.AYETLER

İSRA SÛRESİ - 13. Hafta

59-62 ayetler

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

***

 

وَمَا مَنَعَنَا أَنْ نُرْسِلَ بِالْآيَاتِ إِلَّا أَنْ كَذَّبَ بِهَا الْأَوَّلُونَ وَآتَيْنَا ثَمُودَ النَّاقَةَ مُبْصِرَةً فَظَلَمُوا بِهَا وَمَا نُرْسِلُ بِالْآيَاتِ إِلَّا تَخْوِيفًا (59) وَإِذْ قُلْنَا لَكَ إِنَّ رَبَّكَ أَحَاطَ بِالنَّاسِ وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤْيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْآنِ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ إِلَّا طُغْيَانًا كَبِيرًا (60) وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ قَالَ أَأَسْجُدُ لِمَنْ خَلَقْتَ طِينًا (61) قَالَ أَرَأَيْتَكَ هَذَا الَّذِي كَرَّمْتَ عَلَيَّ لَئِنْ أَخَّرْتَنِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لَأَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُ إِلَّا قَلِيلًا (62)

 

***

 

وَمَا مَنَعَنَا أَنْ نُرْسِلَ بِالْآيَاتِ إِلَّا أَنْ كَذَّبَ بِهَا الْأَوَّلُونَ

Va MAv MaNaGaNAv En NuRSiLa BieLEAvYAvTı EilLAv EaN KaüÜaBa BiHAv eLEavVaLUvNa

“Ve bizi ayetlerimizi irsal etmekten evvellerin tekzip etmesinin dışında men etmedi.”

Topluluğa bir şey teklif ederken tümünün tekzip edeceği şeyi teklif etmeyeceksin. Tebliğe öyle başlamalısınız ki, topluluğun içinde size kulak veren olmalıdır. Hazreti Musa mucizeler göstererek kendisini kabul ettirmişti. Halkı ona tabi oldu, bu sebeple hükümlerle geldi. Oysa Hazreti Muhammed zamanında şeriatı baştan kabul etmeleri mümkün değildi. Bunun için Mekke’de devlet kurmaya kalkışmadı. Bediüzzaman Risaleleri tedvin ederken insanlardan sadece iman istedi. Çünkü o gün onun dediğini kabul edecek yoktu.

Biz de Akevler’i kurarken ‘sizlere ev yapacağız’ dedik, ‘onlara parti kuracağız’ dedik. O sayede “Adil Düzen”i tebliğ etme imkânı bulduk. Baştan “İnsanlık Anayasası”nı takdim etseydik, bize kulak veren olmazdı. Allah o zaman bize bu bilgileri vermediği için insanlığa sunamadık.

Burada önemli bir soru ortaya çıkmaktadır. Evvelkilerin tekzibi Allah’ı yeni tedbir almaya götürmüştür. Yani Allah bilmiyor mu da sonradan öğrenmiş, deneme-yanılma yoluyla iş yapıyor anlamı çıkmaktadır.

Eğer bizim tefsir metodunu uygulamazsak bu ayetteki çelişkiyi gideremeyiz. Ama Allah bir şeyi melekleri, ruhları ve cinleri görevlendirmeden kendi başına yapacaksa, o zaman “Ben yaptım” der. “Ruhumdan nefh ettim, kendi ellerimle halk ettim” diyor. Eğer bir şeyi meleklere, ruhlara, cinlere veya insanlara yaptıracaksa “Biz” der. Burada da “Ürsile” denmiyor, “Nürsile” deniyor yani irsali doğrudan yapmıyor, görevlilerle irsal ediyor.

İşte, onlar bizim gibi deneye deneye uygarlaşma yollarını buluyorlar. Daha önce gelenlerin tekzibini görünce Allah onlara yeni çözüm yolunu gösterdi.

Evet, uygarlık öyle oluşuyor ki, sanki Allah sonradan tecrübe ile öğrenerek çözümler üretmiştir. Bu söylediklerimi tam olarak kavrayabilmeniz için zaman ve mekân dışı olayları kavramanız gerekir. Ben İstanbul’dan Ankara’ya giderken Düzce’yi geçmeden Bolu’yu göremem, ancak biri gider öbürü gelir. Ama uzaktan bakan kimse Düzce’yi ve Bolu’yu birlikte görür. Ancak o da Amerika ile Hazar Denizi’ni birlikte göremez. Sadece dört boyutlu uzaydan iki tarafını birden görebilir.

Bir ahşap ev yapıyoruz. Bu temel varsayımdır. Tutkal kullanmayacağız diyoruz ve sorunlarımızı tutkalsız çözüyoruz. İstesek tutkalı kullanabiliriz ama kullanmıyoruz. Allah da bu kâinatı var ederken benzer varsayımlar ortaya koymuştur. Sorunları o varsayımlar içinde çözmektedir. Daha başka yoldan, çok kısa yoldan da çözebilir ama onu yapmamaktadır.

Başka bir misal vereyim. Öğretmen öğrencilere sualler öğretmekte ve imtihanda onlardan cevap istemektedir. Kendisi de öğrencileri de yorulmaktadır. Böyle yapacağına, bir yıl uğraşacağına, imtihan günü soruların cevabını verir ve tam not aldırabilirdi. Bunun doğru olmadığını herkes bilmektedir. Gülencilerin hatası, belki de günahı işte bu olmuştur. Allah mana’na (bize mani oldu) derken bu düzen içinde; düzenin varsayımları içinde demek istemektedir.

وَمَا مَنَعَنَا

Va MAv MaNaGaNAv

“Ve bizi men etmedi”

Mantıkta illet, şart, men ve nefy vardır. “İllet” birincisi varsa ikincisi de vardır, ikincisi varken birincisi olmayabilir. “Şart” ise ikincisi yoksa birincisi olmaz ama ikincisi varken birincisi olur veya olmaz. “Men” ikincisi varsa birincisi olmaz, “nefy” ise ikincisi birincisini yok eder. Daha öncekilerin ayetleri tekzip etmeleri yeni ayetlerin gelmesini men etmiştir.

Kur’an’dan önce gelen resullere Allah kişisel mucizeler vermişti. Halka sıradan kişilerin yapamayacağı işleri yaptılar, halkı Allah’ın elçileri olduklarına inandırdılar. Buna rağmen inanmazlarsa helaklerine sebep olurdu.

Kur’an’da ise Hazreti Muhammed’e hiçbir mucize vermedi. Mucize olarak Kur’an’ı verdi ve insanlar Muhammed’e değil de Kur’an’a inandılar. Hazreti Muhammed’e öyle mucize verildi ki, o mucize kendisinden sonra da devam ediyor ve devam edecektir.

Bugün bizim aramızda mucize gösterecek biri yoktur. Evliyanın kerameti hususunda bir bilgimiz yoktur. Kişisel kerametlerini görmedim. Uydurdukları hikâyeleri doğrulayan bir delile rastlayamadım. Bu ayet velilerin mucizeye sahip olmadığını ifade etmektedir.

Artık mucize Kur’an’dır. Bugün onun pek çok mucizeleri ortaya çıkmıştır. Onun çağımızdaki en büyük mucizesi işsizliği, aşsızlığı, eşsizliği ve ulaşım sorunlarını çözmüş olmasıdır. Demokrasi, laiklik, liberallik ve sosyallik problemlerini çözmüş olmasıdır.

Akevler Kur’an’ın bu mucizelerini ortaya koymaya çalışmaktadır. Henüz izhar edememiştir. Kur’an’a inanan müminleri beklemektedir.

أَنْ نُرْسِلَ بِالْآيَاتِ

En NuRSiLa BiLEAvYAvTı

“Ayetlerle irsal etmekten”

Resulleri hüda ile irsal ettiği gibi resulleri ayetlerle de irsal etmesi söz konusudur. Sıradan kişilerin yapamayacağı işleri yapma hususu Kur’an’dan sonra kalkmıştır. Artık ne Bediüzzaman, ne Erbakan, ne de başka bir kimse yeni düzenin oluşmasında tek müessir kişi olacaktır. Kur’an’ı rehber kabul eden ilim adamları katkılarda bulunacak ve bu sayede üçüncü binyıl uygarlığı “Adil Düzen” gelecektir. Bundan dolayı Erbakan “Adil Düzen”i dünyaya duyurdu ama fiilen Akevler’e ortak olmadı ve örnek göstermedi. Bediüzzaman’ın uyarılarını F. Gülen bozdu ve başarısız kaldı. Akevler’deki duraklama bu sebepledir ama bunların hepsi ayrı ayrı Kur’an düzeninin gelmesine hizmet etmektedir.

Hazreti İsa 12 havariyi yetiştirdikten sonra vefat ediyor ve 12 havari dünyanın her tarafına dağılarak Hıristiyanlığı dünyanın en büyük dini hâline getiriyor. Bediüzzaman’dan ders alan Gülenciler dünyaya dağılmışlardır. Bediüzzaman gittiği gibi şimdi Gülen de devreden çekilmiştir. Gülen’in şakirtleri birer havari olarak dünyanın her yerinde kendileri faaliyet gösterecek ve Kur’an düzenini dünyaya götürmeye hizmet edeceklerdir.

Ağaç evler üretip dünyaya pazarladığımızda, ahşap seralar üretip dünyaya pazarladığımızda, Gülen cemaati mensupları bizim oradaki temsilcilerimiz olacak ve bunlar Kur’an düzeni uygulamaları olarak gösterilecektir. Her yerde yüz ortaklı ağaçtan dinlenme evleri siteleri kurulacak, her yerde yüz lojmanlı apartmanlar kurulacaktır. Bu teknolojiyi Adil Düzen çalışanları Türkiye’de üretecek ve dünyaya yayacaklardır.

O halde Gülen’in etkisiz hâle gelmesi, Hazreti İsa’nın etkisiz hâle gelmesi benzeridir. Gülen cemaati her ülkede o ülkenin çıkarı ile bütünleşerek Kur’an düzenini dünyaya yayacaktır. Artık kişilerin elçi olduklarını gösteren bir mucize yoktur. Mucize Kur’an’ın getirdiği düzendir. Faizli bankalar olacak ama “Adil Düzen”in karzı hasen kredileşme sistemleri” de olacak ve bu sistem o sistemleri yenecektir. İşte mucize budur.

إِلَّا أَنْ كَذَّبَ بِهَا

EilLAv EaN KaüÜaBa BiHAv

“Onları tekzip etmiş olmaları dışında”

Bugün Kur’an ayetlerini tekzip edemiyorlar, sadece kulak vermiyorlar.

Üçüncü binyılın başlangıcında Kur’an inkılaplar yapmaktadır:

a) İlimde teminatlı ehliyet sistemini getiriyor.

b) Dinde tezkiye müessesesini getiriyor, dayanışma içinde ahlaki güvenceyi sağlıyor.

c) Ekonomide faizsiz kredileşme müessesesini getiriyor.

d) Siyasette yerinden yönetimli hicret demokrasisini getiriyor.

İnsanlar bunları tekzip edemeyecekler. Aç kalmamak için, işsiz kalmamak için zorunlu olarak bu düzeni, dolayısıyla Kur’an’ı kabul edeceklerdir. Kişilere değil düzene inanacaklardır. Bu da bir kişinin ortaya koyduğu düzen değil, âlimlerin ve müçtehitlerin oluşturduğu düzen olacaktır. Üçüncü binyıl uygarlığının bir peygamberi veya Marks’ı olmayacaktır.

الْأَوَّلُونَ

eLEavVaLUvNa

“Evvelkiler”

“Evvelûn” burada isimleşmiş sıfattır, marifeli gelmiştir. Kur’an’da ve Tevrat’ta anlatılanlardır. Onlar mucize gösteren peygamberlerin arkasından gittiler. Biz ise kitapların ve Kur’an’ın arkasından gitmekteyiz. Bugün Hazreti Musa gelip sopayı bırakıp mucize gösterseydi kimse inanmazdı. Bugün bana sana değil, işe yani olana inanmaktadırlar. 1950’lerde Kur’an ve Tevrat birer masaldı, esatiru’l-evvelindi. Bugün insanlar yeniden dine dönüş yapmışlardır. Dünyanın her yerinde yeni mabetler inşa ediliyor.

وَآتَيْنَا ثَمُودَ النَّاقَةَ مُبْصِرَةً فَظَلَمُوا بِهَا وَمَا نُرْسِلُ بِالْآيَاتِ إِلَّا تَخْوِيفًا (59)

Va EAvTaYNAv ÇaMUvDa elNAvQata NuBÖıRaTan Fa JaLAvMUv BiHAv Va MAv NuRSiLau BieLEavYATı EilLTaPVIyFan

“Ve Semud’a mubsıra olarak nakayı verdik. Ona zulmettiler. Biz ayetleri sadece tahvifen irsal ederiz.”

Kelimeleri iade ederek surede bir ayet diğer ayete atfedilir. Bu surede “Musa’ya Kitap verdik, Davud’a Zebur’u verdik” dedikten sonra, şimdi de “Semud’a nakayı verdik” demektedir. Kitap, Zebur ve Naka.

Hazreti Musa’ya verilen kitap şeriat kitabıdır. Hazret Davud’a verilen Zebur, kitap olarak şeriatın hükümlerini içeren kitaptır. Zebur hesap defteridir. Muhasebede geçmişte alınan ve verilenler işlenir. Buna dayalı olarak gelecekte yapılacaklar belirlenmiş olur.

Bütçe kanunu vardır. Kesin hesap kanunu vardır. Bunlar hesapta olanlardır. Devletin görevi bu muhasebenin tutulmasıdır. Herkes aldığını-verdiğini yazacaktır.

Bir de kamu malları vardır. Bunlardan herkes yararlanır. Bunların özel mülkiyete veya yönetimin mülkiyetine geçirilmesi yasaklanmıştır. Bunlar şunlardır. a) Meralar ve ormanlar. b) Sular. c) Yakıtlar. d) Elektrik. Bunlardan bütün insanlar bedelsiz yararlanırlar. Komünizm kuralları geçerlidir. Üreticiler üretirler ve yarısına emekleri karşılığı sahip olurlar. Diğer yarısı ise insanlara kişi başına bölüştürülür. Burada insanların payları olduğu gibi hayvanların da bitkilerin de payları vardır. Bunlar da ödedikleri öşür ile orantılı olarak pay alırlar.

Kur’an’da bu “Semud Devesi” ile temsil olunur. İnsanlar kamu mallarını yağmalamakta mahirdirler. Bugün topraklara, sulara, ormanlara, yeraltı madenlerine, tüm enerji kaynaklarına Sermaye hâkimdir. İnsanları sömürmekle kalmamakta, inim inim inletmektedir. Ayet bu kamu mallarının yağmalanmasına işaret ederek “Nakayı Semud’a ita ettik, mubsır olarak ita ettik demektedir.”

“Mubsıre” açıkça kendisini gösterme demektir. “Basure” bi harfi ile gözetmek anlamındadır, ne yapacaklarını görmeye çalışmaktır. “Ibsar” ise görmek veya görünmek, toplu bakış anlamındadır. “Basur” da hareketini belirlemektir. Ona zulmettiler. Onu kısırlaştırdılar.

Burada hayvanlara eziyet etme de zulüm olarak ifade edilmektedir. Kurban etmek ibadet sayılmış, savaşta düşmanı öldürmek ibadet sayılmış; buna mukabil barışta insan öldürmek en büyük günah kabul edilmiştir. Hayvanlara eziyet etme de böyledir. Gerektiği yerde kesme ve öldürme meşrudur ama eziyet etme meşru değildir.

Ayette sadece tahvif için irsal edildiğini söylemektedir. Yağmur yağmadan evvel soğuk rüzgâr esmeye başlar, gökte bulutlar ortaya çıkar, yağmurun geleceğini haber verir.

Hasta olmadan evvel üşümeye başlarsınız. Yani Allah gelecek tehlikeleri önceden bildirmektedir. Toplulukta da gelecek kötülükler önceden bildirilir. İnsanlar tedbir almazlarsa helak olup giderler. 6 (altı) sıfır attığımızda Dolar ve Euro 1 (bir) TL’den biraz fazla idi. Bugün Dolar ve Euro 4 TL olmuştur. Bu bize bir tehlikeyi haber vermektedir. Artık Dolara güvenmeyin. Dolarsız Eurosuz ödeme araçları bulun. AK Parti buna çare arayacağına, neye yarayacağını bilmediği Anayasa maddeleri ile vaktini kaybetmektedir.

PKK, DAEŞ vs. bunların hepsi birer tahviftir.

Düzeniniz bozuk.

Siyasi iktidarlar bu duruma çare arayacaklarına, kırk yıldır boğuşmaktadırlar.

Bu ayet buna işaret ederek diyor ki; olan olayların hepsi sadece ayettir.

“Ayet” kelimesini tekrar etmiştir, çünkü yukarıda zikredilen ayetler ile burada zikredilen ayetler farklıdır.

Bugünkü ayetler nelerdir? a) Terör bir ayettir.  b) Enflasyon bir ayettir. c) Davaların otuz kırk sene uzaması bir ayettir, adalet ve devlet yok hükmündedir. d) Darbeler bir ayettir. Bunlar hep tahvif içindir. Artık gerekli tedbirleri alın denmektedir.

Terör sorunu yerinden yönetim sistemiyle, güvenliğin yerel yönetimlerce sağlanmasıyla önlenir; enflasyon sorunu paranın faiz değil emek mukabilinde çıkarılması sistemiyle, yargı sorunu hakemler sistemiyle, darbeler biat sistemiyle önlenir.

Kur’an bunları öğrettiği halde, insanların hâlâ eski bildiklerinde ısrar etmesi, gelecek tehlikeyi haber vermektedir.

Allah diyor ki; üçüncü binyıl uygarlığı gelecektir. Gerekirse tüm insanlık mahvolacak ama “Adil Düzen” yani “Kur’an düzeni” gelecektir. “Adil Düzen” geleceğine dair delil olan ayetler bu ayetlerdir. Kur’an düzeni dışında bunları önleyecek başka bir reçete yoktur.

وَآتَيْنَا

Va EAvTaYNAv

“Ve ita ettik”

“Âteyna” İsra Suresi’nde dört defa geçmektedir. Biri “Ve” harfi ile atfetmeden geçmektedir. Hazreti Musa’ya verilen 9 ayetten bahsetmektedir. Diğer üçü “Ve” ile geçmektedir. İkisi Hazreti Musa’ya verilen Kitap ile Hazreti Davud’a verilen Kitap’tır. Bir de burada devenin Semud’a verilmesidir.

Doğa insanlığındır. İnsanlık toprakları ve içindeki imkânları ülkelere bölüştürmek, karşılığında o ülkenin dış saldırılara karşı savunmasını istemektedir.

Devletler de kendilerine verilen toprakların bir kısmını illere vermekte, onlardan iç güvenliği sağlamayı istemektedirler.

İller de topraklarının bir kısmını bucaklara vermekte, buna karşılık bucak içinde şeriat düzenini kurmakta ve doğrudan yerinden yönetimle bucaklarını idare etmektedirler.

Bucaklar yüz lojmanlı apartmanlar yaparak semt kooperatiflerini kurmakta ve burada üretim ve tüketim yapmaktadırlar.

Semtlerde işletmeler var, bir de aşiretler var, burada insanlar aile şeklinde yaşamaktadırlar. Evler çocuk yetiştirmekte, işletmeler üretim yapmaktadırlar.

Allah burada “Âteyna” diyerek insanlığın bu örgütlenmesini yapmakta olduğunu bildirmektedir.

ثَمُودَ النَّاقَةَ

ÇaMUvDa elNAvQaTa

“Semud’a nakayı”

“Naka” dişi devedir, süt veren doğurgan devedir. Çobanlık döneminde vergi hayvan olarak verilirdi. Kamunun hayvanları otlaklarda otlarlardı. “Naka” burada kamu mallarını temsil etmekte yani zekât olarak verdiğimiz mallar ifade edilmektedir.

“Semud Kavmi” de ülkeleri, illeri, bucakları temsil eder, bunların malik olduğu malların hukukunu belirler. Toplulukların iki çeşit malları vardır. Biri zekâtla oluşan mallardır. Bunların sorumlusu yönetimdir. Diğeri tüm halkın yararlandığı yol gibi, su gibi mallardır, ormanlardır. Ormanları tahrip etmemek şartı ile herkes serbestçe yararlanır.

Deveden de yararlanma bu şekildedir.

“Nakatullahi” demek ‘kamu devesi’ demektir.

Allah Kur’an’da bu gibi kıssaları anlatarak bize şeriatı öğretmektedir.

مُبْصِرَةً

MuBÖıRaTan

“Mubsıra olarak”

Deve kıssası ile insanlığa kamu mallarının hükümlerini öğretmektedir. Semud’a da öğretmek için verilmiştir. Kur’an bize bunları anlatarak şeriatın hükümlerini koymaktadır. Bu sebeple deve bir mubsırdır. Örnek olarak yapılmaktadır.

فَظَلَمُوا بِهَا

Fa JaLAvMUv BiHAv

“Ona zulmettiler”

“Zulmetmek” demek, kuralsız kaidesiz bir iş yapmak demektir. Böylece insanlar karanlıkta kalmaktadır. Bir kimse yarın başına ne geleceğini bilmezse o zulümdür.

AK Parti -Erbakan’a inat- Gülen cemaatini destekliyordu. Sermaye ile işbirliği yapan Gülen, kendisi bir köy hocası seviyesinde iken, onu rasih âlim mertebesine çıkardılar. Halk da onlara uyarak bankalarına para yatırdı, gazetelerini aldı, okullarına çocuklarını gönderdi. Şimdi onlar suçlanıyor, hapse atılıyor! Asıl suçlu AK Parti’dir, Sermaye’dir.

Biri (AK Parti) devletin imkânları ile onu bu hâle getirdi.

Diğeri (Sermaye) de karşılıksız dolarla onu bu hâle getirdi.

İşte zulüm budur. “BiHa”da “Bi” olan zulmettiler manasına geldiği gibi onunla insanlara zulmettiler manasına da gelebilir. Biz öyle mana veriyoruz.

وَمَا نُرْسِلُ بِالْآيَاتِ

Va MAv NuRSiLu BieLEavYATı

“Ve ayetleri irsal etmeyiz”

Resulleri veya doğayı ayetlerle irsal etmeyiz anlamındadır. Yahut fesat çıkaranların yaptıkları işler anlamındadır. Kötülükler olmakta ise bilinmesi gerekir ki bu bir uyarmadır. Kötüye gidiyorsunuz, gerekli tedbirleri alın demektir.

İnsan yaralandığı zaman acı duyar ama alıştığı zaman acı durur. Bize gelen hiçbir kötülüğün kaynağını başka yerde aramamalıyız, bizim yaptıklarımızın sonucudur. Bizi doğru yola götürmesi içindir. Doğru yolda isek bizi eğitmek, sabırlı hâle getirmek içindir yahut derecemizi yükseltmek içindir. Karşımızdakilerle uğraşacağımıza kendimizi düzeltmeliyiz.

إِلَّا تَخْوِيفًا (59)

EilLa TaPVIyFan

“Sadece tahvif olarak.”

“Havf” bir tehlikeyi görüp oradan kaçmak demektir. Kur’an bize terörü önleme yerine terörden kaçmayı önermektedir. Öyle tedbirler almalıyız ki orada terör etkisini yapmasın.

Terörü yok edemeyiz. Mikropları yok etmek mümkün değildir. Sağlığımızı korumalıyız. Hasta olduğumuz zaman ilaç kullanırız ama ilaç bizi sağlığa kavuşturmaz, vücut sağlığa kavuşturur. Mikroplar vücutta bir eksiklik varsa ortaya çıkarlar.

Terör de böyledir. Bugün insanlık terör belası ile sarsılmaktadır. Uyanmalı ve tedbirler almalıdır. Tedbirlerin ne olduğunu da Kur’an baştan sonuna kadar anlatmaktadır.

وَإِذْ قُلْنَا لَكَ إِنَّ رَبَّكَ أَحَاطَ بِالنَّاسِ وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤْيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْآنِ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ إِلَّا طُغْيَانًا كَبِيرًا (60)

Va EiÜ QuLNAvLaKa EinNa RabBaKa EaXAvOa Bi elNAvSı Va MAv CaGaLNAv elRyEYAay elLaTIy EaRaYNAvKa EilLAv FiTNaTan Li elNAvSi Va elŞaCaRaTa eLMaLGuvNaTa FIy eLQUeRAvNı Va NuPavVıFuHuM FaMAv YaZiDuHuM EilLAv OuĞYANan KaBİyRan

“Ve hani sana Rabbin nâsı ihata etmiştir ve sana irae ettirdiğimiz rüyayı yalnızca nâsa fitne olarak ca’lettik ve Kur’an’da melun olan şeceri de ve onları tahvif ediyoruz. Onların kebir tuğyandan başka bir şeyini ziyade etmiyor.”

Bu surede atfedilecek bir “İz” “İz Yestemiune” ve “İz Hum Necva”dakilere atfedilmektedir. “Nahnu e’lemu”nun mefullerdir. Yani Rabbin nâsı ihata ettiğini de biliriz.

Buradaki “Ke” harfini Hazreti Muhammed’e irca edersek ona gösterilen rüya da isra olur. O takdirde Hazreti Yakup aleyhisselama gösterilen rüyanın benzeri Hazreti Muhammed’e gösterilmiş olur. Hazreti Muhammed rüyada israyı görmüş olur.

Eğer buradaki “Ke” harfini kendimize hitap olarak anlarsak, o zaman Allah istediğine bu hususu göstermiş olur. Bu husus şudur.

Kimse bir şey yapamıyor, her şey takdiri ilahi ile olmaktadır. Biz niyetimize göre mücazat veya mükâfat görürüz. Dünyada da ne oluyorsa hepsi Allah’ın izniyle ve takdiri ilahi ile olmaktadır. Dolayısıyla başkalarına düşmanlık ve onları suçlama yerine, Allah’ın kaderini kabullenmek ve ona göre hareket etmek gerekir. Geçmişte yaptıklarımın hiçbirini ben kendi irademle yapmış değilim. Her şey Rabbimin rastlatması ile hatta zorlaması ile olmuştur.

Bugün insanlar parası olanlara, siyasi mevkii bulunanlara, dini şeyhlere, spora tapmaktadırlar. Bunları yapmanın şirk olduğunu söylediğimizde, kendilerini mümin kabul edenler bile direnişe geçmekte ve beni Vahhabilikle itham etmekte, konuşturmamakta, yazılarımı yayınlamamakta ve arkadaşlarımı benden uzaklaştırmaktadırlar.

Bütün bunların Allah’ın takdiri olduğunu kabul ediyor ve kimseye karşı cephe almıyor, kimseye niçin gittin demiyorum. Ben sadece bana düşeni yapıyorum. Kalanı ben değil O (Allah) yapıyor. Rabbim bana diyor ki; bu düşünceyi de onlara biz verdik. Bunu biliyoruz. Allah sizin her birinize de böyle söylemektedir. Ona göre hareket etmemiz gerekmektedir.

Rüya isra rüyası olabilir. Bu hususta hadis kitapları üzerinde daha çok durmamız gerekir. İsradaki abdini isra ettirdi ifadesinde abdinin hazreti Yakup olduğu Tevrat’la müeyyeddir. Ayrıca Hazreti Muhammed de benzer rüyayı görmüş olabilir.

Biz bu rüyayı uykudaki rüya değil de, Kur’an’ı anlamadaki görüşümüz olarak anlıyoruz. Senin yaptığın içtihatları biz biliyoruz. Doğruları da yanlışları da biliyoruz. Doğruları gösterdik. Sen ve insanlar ondan yararlansınlar diye. Yanlışları biliyoruz ve izin verdik. İnsanlar senin dediklerini değil de kendilerinin içtihatlarına uyanlardan yararlansınlar diye.

Şimdi Yenibosna’da yazdıklarımı arkadaşlar okuyorlar ve kendilerine göre yanlış buluyorlar. Eğer ben söylüyorum diye reddederseniz, hakkı inkâr etmiş olursunuz. Ben söylüyorum diye kabul ederseniz, beni tanrılaştırmış oluruz. Biri şirk, biri küfürdür.

Bu herkes için böyledir.

AK Parti istiyor diye ‘Evet’ derseniz şirk edersiniz. Halk Partisi (CHP) ‘Hayır’ diyor, o halde ben ‘Evet’ demeliyim derseniz bu sefer küfredersiniz. Siz kendi aklınızla hakkı bulup size göre ‘Evet’ haksa evet diyeceksiniz, size göre ‘Hayır’ haksa hayır diyeceksiniz.

Burada “nâs” iade edilmiştir. Çünkü Allah’ın iade ettiği nâs ile burada zikredilen nâs farklı nâstır. Buradaki fitne edilen nâstır. Oradaki tüm insanlığın nâsıdır.

Kur’an’da “mel’un şecer” nedir?

Önce “şecer” ağaç demektir. Kur’an’da düzen ağaca benzetilmektedir.

Biri tayyibet ağacıdır, kökleri topraktır, üzerinde gövde ve üzerinde de dallar, yapraklar ve çiçekler vardır, meyve vermektedir. Topluluklarda kök ham maddedir. Gövde işletmelerdir. Dallar işletme görevlileridir. Yapraklar işçilerdir. Çiçekler kadınlardır, meyveler ise yavrulardır, insanlardır. Eşya en altta, sonra yöneticiler, sonra çalışanlar, sonra kadınlar en üsttedirler. Görevliler hâkim değil hadimdirler.

Mel’un olan şecerde ise en üstte para oturur. Onun altında paranın sahipleri ve görevliler oturur. Onun altında çalışanlar oturur, onun altında da çalışmayan çocuklar bulunur. Bu sistem merkezi sistemdir ve Kur’an’ca lanet edilmiştir.

Şeytan mel’undur.

Demek ki şeceri örgüt olarak alırsak, merkezi sistem mel’un şecerdir. Sermaye ve silah zoru ile oluşur. İslâm düzeni ise indellahta makbul sistemdir, ilme ve imana dayanmaktadır.

Önce ocaklar kurulur; ocaklar birleşir bucaklar oluşur, bucaklar birleşir iller oluşur, iller birleşir ülkeler oluşur. Ülkeler birleşir insanlığı oluştururlar. Bunlar Allah’ın oluşturduğu şecerdir, razı olduğu şecerdir.

Silah zoru ile kentleri emirlerine alırlar. Silah zoru ile işletmeler ele alınır ve halk korkuya dayalı olarak devleti oluşturur. Bu da mel’un şecerdir, mel’un örgüttür.

Bugün merkezi sistemden yani mel’un sistemden İslâm sistemine geçilecektir.

Nasıl geçeceğiz?

İşte, Kur’an bize bunları öğretmektedir.

Geçileceğini insanlara haber veriyor, onları beklenmedik musibetlerle karşı karşıya bırakıyoruz. PKK’yı biz kurduk, diyor Allah. 15 Temmuz’u biz yaptık, diyor Allah. Olağanüstü hali biz çıkardık ki ‘Hayır’ deyin, diyor Allah. Anayasa oylamasına biz izin verdik, olanlar olsun da “Adil Düzen” gelsin, diyor Allah.

Bunlara karşılık onlar akıllanacaklarına, tugyanları artmaktadır. Sermaye ve zalim yönetimler kendi sömürülerini sürdürme savaşındadırlar. Oysa onlar Kur’an’a kulak vermeli, Sermaye karşılıksız paradan ve tekel yönetiminden vazgeçmelidir; siyasete, dine ve ilme karışmamalıdır. Siyasiler de merkezi yönetimden ve ekseriyet sisteminden vazgeçmeli, yöneticiler de arz ve talep kanunlarını bozmamalı, dini baskı yapmamalı, bir dinin cenderesi de olmamalıdır. Üniversitelerden ve okullardan ellerini çekmelidirler. Halk kooperatifler şeklinde organize olmalı ve kendi kendisini yönetmelidir.

وَإِذْ قُلْنَا لَكَ

Va EiÜ QuLNAv LaKa

“Ve sana dediğimizde”

“İza” gelecekteki zaman zarfıdır.

“İz” ise geçmiştekinin zaman zarfıdır. Mazi ve muzari gelebilir.

“İz Cae” dediğiniz zaman, gelmişti veya geldiydi manasına gelir.

“İz Yeciu” dendiğinde, gelirse veya geliyorsa manasındadır.

“İza Cae” geldiğinde veya gelince manaları taşır.

İnsanlar içtihat yaptıklarında onlar demiş olur. İnsan beyni ilahi vahyi tam olarak kavrayacak durumda olmadığından vahyolunanı eksiksiz anlayamaz. Dolayısıyla bazen içtihatlarda hata olur. Allah onun hatalı anlaşıldığını da bilir. Ama öyle uygulanmasını irade etmişse düzeltmez ve o uygulama hatalı olur. Allah da ona niçin hatalı yaptın diye sormaz. İçtihadın temeli budur. Herkes kendi içtihadı ile amel eder, etmelidir. Başkasının içtihadı ile amel etse, içtihat doğru olsa bile, ameli makbul olmaz.

İşte, Ehli Sünnet bu kuralı idrak etmiş ve ona göre fıkhı tedris etmişlerdir.

Bugünkü insanlar henüz bunu idrak etmediler. Başkası ‘hayır’ dediği için ben ‘evet’ diyeceğim demek hakkı inkârdır, küfürdür. Halkım bunu idrak ettiği gün ülkeme “Adil Düzen” gelir. Anayasa oylaması (referandum) bunun açık kanıtı olacaktır.

Kimilerinin de ‘ben bilemem, büyüklerim ne diyorsa onu yaparım’ demesi de onlara tapmaktır. Büyükler sana soruyorlar; onların dediği doğru olsaydı oylamaya gerek kalmazdı. Büyükler ne diyorsa değil, yasa ne diyorsa o yapılmalıdır. Çünkü Türkiye’de yaşayanlar Türkiye yasalarına uymaya söz vermişlerdir. Büyüklere yasalar içinde uyulur.

إِنَّ رَبَّكَ أَحَاطَ بِالنَّاسِ

EinNa RabBaKa EaXAvOa Bi elNAvSı

“Rabbin nâsı ihata etti”

Olanların hiçbirisi Allah’ın izni olmadan olmamaktadır.

15 Temmuzun tamamı ilahi takdirle olmuştur.

Bugün olanlar da budur.

Allah bunu bana vahyetmiş, doğru anlamışsam, o öyledir demektir. Yanlış anlamışsam, o yanlış anlamama da Allah izni vermiştir. Ben benim içtihadıma göre yazarım ve söylerim. Siz de sizin anladığınız gibi söyler ve yaparsınız. Çünkü bunların hepsi O’nun bilgisi içinde olmaktadır. Ben peygamber değilim, Cebrail’den vahiy telakki etmiyorum. Onun için doğru söylediklerim de vardır, yanlışlarım da vardır. Siz kendi içtihadınızı esas alacaksınız.

وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤْيَا

Va MAv CaGaLNAv elRuEYAay

“Ve rüyayı ca’letmedik”

Buradaki rüya benim yorumuma göre uykudaki rüya değil, insanın içtihadındaki reyidir. Eskiden oy değil rey kullanılırdı, görüşe de rey denir. İçtihattaki kanaattir. Delilleri göz önüne getirirsiniz, zanni reyiniz oluşur veya kati reyiniz oluşur. İkisinin hükümleri farklıdır. Zanni reye zahir deniyor. Ona göre bir defaya mahsus amel edersiniz ama ikinci amelde yeniden içtihat yapmanız gerekir. Zaman kaybetmemek için kesinleşmemiş reyinizle amel ettiniz. Eğer reyiniz kesinleşmişse, yeni delil gelmedikçe, yeni hükme varmanız imkânı yoksa, buna nas denir ve artık bir daha içtihat yapmadan amel edersiniz. Ancak yeni delil kendiliğinden gelirse o zaman değerlendirirsiniz.

Buradaki rüya marifedir. Herkes için ve her zaman için farklıdır. Benim için bu rüya, tüm olanlar, sosyalizm, kapitalizm, Marksizm, karma ekonomi, “Adil Düzen”, cemaat, hepsi Allah’ın ilmi ile olmaktadır.

Hepsi O izin verdiği için gerçekleşmektedir.

Hepsi “Adil Düzen”e doğru atılan adımlar olmaktadır.

الَّتِي أَرَيْنَاكَ

elLaTIy EaRaYNAv

“Sana irae ettirdiğimiz rüya”

“Rüya” kelimesindeki son elif te’nis elifidir. Bundan dolayı “ellezi” değil “elleti” gelmiştir. Demek ki içtihat yaptığımızda Allah bize irae etmektedir. Rüyamız onun gösterdiği şekilde oluşmaktadır. Bizim kavramadaki eksikliklerden dolayı bizde hatalı oluşmaktadır, bu sebepledir ki “ru’yake” denmemekte, “er-ruya” denmektedir. Çünkü Allah’ın gösterdiği rüya ile bende oluşan içtihat farklıdır. Ona dayanır ama onun gibi hatasız değildir. Allah’ın irae ettiği ile bizim rüyamız, içtihadımız farklıdır. İcmalarla sabit olanlarda hata yoktur. Demek ki o zaman tam görmüş oluyoruz. İcmalara herkes uymak zorundadır. Sonra içtihat değişse de artık siz yeni içtihatla amel edemezsiniz, icmaya uymak zorundasınız. İcma ancak icma ile değişir.

Sahabelerin Kur’an’ı yorumlayan icmaları ise kıyamete kadar değişmeyecektir. Öğlen namazını kimse iki rekâta indiremez. Kur’an üzerinde sahabelerin icması vardır, onun bir harfi artırılamaz veya bir harfi eksiltilemez.

إِلَّا فِتْنَةً لِلنَّاسِ

EilLAv FiTNaTan Li elNAvSi

“Nâsa fitne olsun diye”

2002 seçimlerinden sonra bir makale yazdım, AK Parti’nin ömrü iki yıldır dedim, hata ettim. ‘Bu dediğim Sermaye’nin projesidir, gerçekleşir veya gerçekleşmez’ demeliydim. O zamana kadar hep Sermaye’nin dedikleri olduğu için bu cümleyi yazmadım.

Şimdi diyorum ki; ‘Hayır’ çıkacaktır. Şimdiye kadar kullanılan oylara bakarak söylüyorum. Eğer ilahi takdir başka ise yanılmış olabilirim. Bir defa yanılmam her zaman yanılmam anlamına gelmez. Kimse bana inanmamalı ama kimse AK Parti’ye veya Halk Partisine (CHP) de inanmamalı, kendisi içtihat yapıp oyunu kullanmalıdır.

Benim içtihadımdaki hatayla tüm içtihatların hatalı olduğu sonucuna varılmamalıdır.

Artık nebi yoktur. Kimse kimsenin içtihadı ile hareket edemez. Hak ne ise biz onu söyleriz ve onu yaparız. Kâinatı, insanlığı yönetme bize ait değildir. Biz Tanrı değiliz. O’nun bilgisi dışında bir şey olmaz.

وَالشَّجَرَةَ

Va elŞaCaRaTa

“Ve şecere”

Melun şecere de O’nun bilgisi dâhilindedir. Yani kapitalizm, sosyalizm ve karma ekonomileri, merkezi sistemler mel’undur, dışlanmışlardır ama Allah’ın bilgisi içinde onlara izin verilmiştir. Yeni uygarlığın gelmesi için, yaşlanan hak uygarlığını ortadan kaldıran bir merkezi uygarlığa ihtiyaç vardır, dolayısıyla ondan dolayı Allah izin vermiştir.

الْمَلْعُونَةَ فِي الْقُرْآنِ

eLMaLGuvNaTa FIy eLQuREAvNı

“Kur’an’da mel’un olan”

Kur’an tarafından dışlanan. İçtihat ve icmanın olmadığı düzenlerde merkezi düzen olma zorunluğu vardır. Hazreti Nuh’tan itibaren başlayan uygarlaşmaların hepsi sonunda merkezi uygarlık olmuşlardır.

Hatta birinci Kur’an uygarlığı da merkezi uygarlık olmuştur. O günkü teknoloji ile hicret uygarlığı uygulanamazdı, bucak uygarlığı uygulanamazdı. Emek karşılığı parası ile iş yapılamazdı. Halk ekonomisi, yerinden yönetim düzeni, teavün şirketleri ancak bugün uygulanabilir. Bugünkü düzen Kur’an’da dışlanmıştır. Ancak üçüncü binyıl uygarlığı Kur’an uygarlığı olacaktır. Birinci Kur’an uygarlığı Kur’an uygarlığının yaşanabilmesi için şartları hazırlamıştır.

“Kad Cae Eşratuha” diyor Kur’an.

Yani artık Kur’an uygarlığının tesisi için şartlar tamamlanmıştır.

Hazreti Nuh peygamber zamanında yazı icat edildi, tarımdan ticaret uygarlığına geçildi. Şimdi de bilgisayar icat edildi, ticaretten emekle üretim uygarlığına geçilecektir.

Bundan sonra artık sistemde inkılap ancak denizlerde ve uzayda olacaktır.

Onların da nasıl olacağı hakkında bizim bilgimiz yoktur.

وَنُخَوِّفُهُمْ

Va NuPavVıFuHuM

“Ve onları tahvif ediyoruz”

Birinci ve İkinci Cihan Savaşları, üçüncü cihan savaşına hazırlık, terör olayı, uyuşturucu olayı, rüşvet olayı, hile olayı hep tahviftir. Bu sistem değişecektir.

Siz değiştirirseniz yaşarsınız, değiştirmezseniz helak olursunuz deniyor.

Biz ezbere bir şey söylemiyoruz, Kur’an’dan anladıklarımızı size aktarıyoruz. Yanlışlar bize aittir. Doğrular ise kâinatı ve insanları var eden Allah’a aittir. Olaylar Allah tarafından sizi tahvif etmek için olmaktadır. İsterseniz içtihat yapar, hak ne ise onu yaparsınız. İsterseniz parti liderlerini tanrılaştırır, onların dediklerini yapar, sonuçlarına katlanırsınız. Putların değil de Âlemlerin Rabbi Allah’ın size ilham ettiklerini yaparsanız Rabbiniz sizi korur.

فَمَا يَزِيدُهُمْ إِلَّا طُغْيَانًا

FaMAv YaZiDuHuM EilLAv OuĞYAvNan

“Onların ise yalnızca tuğyanını artırmaktadır”

Benim yazdıklarıma cevap vereceklerine, yazılarımı yayınlayan yayına saldırmışlardır ve sonuçta söylediklerimi duymamakla rahat etmişlerdir.

Derdini söylemeyen deva bulamaz. Hastalığınızı görmelisiniz. İçtihadınızla hastalığınıza ve derdinize deva arayacaksınız. Her söze kulak vermelisiniz. Kulaklarınızı tıkarsanız, ağzınızı bantlarsınız, gözlerinizi kör ederseniz, kendinize kötülük etmiş olursunuz. Çevreniz değişmez. Kur’an işte o zaman size “sağır, dilsiz ve kör” demektedir.

“Tuğyan” taşmak demektir, ısınan bir sıvının köpükleşerek taşmasıdır.

Köpükleşme tağyirdir.

Bunları söylediğinizde kulak vereceklerine, daha fazla yanlışlarına sarılmaktadırlar!

Başlangıçta merkezi yönetimi azaltmak isteyen AK Parti, sonunda merkezi sistemin içinde kendisi boğulmaktadır. ‘Ben merkezi sistemi azaltacağım’ demekle azalmaz. Önce yetkileri büyükşehirlere devretti; sonra elinden alıp yine bakanlığa bağladı! Sistem mücadelesi değil, rüşvet ve yolsuzluğu artırma mücadelesi var. Amaç yapılanlarda avanta kimin olsun, bunun mücadelesi hâline getirildi. Çünkü bozukluk insanların kötülüklerinden değil, sistemin bozukluğundan ileri gelmektedir.

Oysa devlet bölge merkez illerinin planlamasını yapacak, il planlamasını illere bırakacak. İller ilçe merkez bucaklarının planlamasını yapacak, taşra bucaklarının planlamasını bucaklara bırakacak. Bucakların bucak planlaması kendileri tarafından yapılacak yani “yerinden yönetim” olacaktır. Bucakta herkes herkesi tanıdığı için ve hakemlerden oluşan yargı denetimi olduğundan, rüşvet yolsuzluk ve avantalar kalkar, adalet içinde imar gerçekleşir.

كَبِيرًا (60)

KaBİyRan

“Büyük”

“Kebir olmak yaşça büyümek demektir. Tuğyanın “azim, şedid, kesir” ile değil de “kebir” ile sıfatlandırılması, tuğyanın da tecrübelerle gelişerek bulduğu metotlarla yapılmasıdır.

15 Temmuz’u Sermaye yapmıştır ama CIA’ya ve Gülen’e fatura etmiştir. Bugün de olağanüstü hali kendisi uygulamaktadır ama AK Parti’ye ve Erdoğan’a fatura etmektedir. Anayasayı kendisi hazırlamıştır ve ordumuzu çökertmek için yapmaktadır ama AK Parti’ye ve Erdoğan’a fatura etmektedir. Halk Partisi AK Partililer fire vermesin diye karşı çıkmaktadır. Sandığın dili olsaydı size şunu diyecekti; ‘Hayır’ oyları AK Partililerin, ‘Evet’ oyları CHP’nin.

Bunun gibi; belki beş yüz yıldır uyguladığı denenmiş tuğyan biçimini uygulamaktadır.

Uygulasınlar.

Bunlar hep Allah’ın bilgisinde olmaktadır.

Sonunda “Kur’an düzeni” olan “Adil Düzen” gelmektedir.

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ قَالَ أَأَسْجُدُ لِمَنْ خَلَقْتَ طِينًا (61)

Va EiÜ QuLNAv Li eLMaLAEiKaTi uSCcuDUv Li EAvDaMa Fa SaCaDUv EilLAv EibLİySa QAvLa Ea EsCuDu LiMaN PaLaQTa OIyNan

“Ve meleklere ‘Âdem’e secde edin’ diye kavlettiğimizde, iblisten başkaları secde etti; ‘Tîn olarak halk ettiğine mi secde edeceğim’ diye kavletti.”

Biyolojide mikroplar vardır, görevleri işe yaramaz canlıların leşlerini temizlemek, onları hasta edip öldürmektir. Böylece canlılık âlemi her zaman diri ve sağlamdır. Bunun gibi; topluluğun da mikropları vardır, yaşlanmış işe yaramaz olanları yok ederler ve yeni diri toplulukların oluşmasına imkân verirler. Kur’an bundan önceki ayetlerde bunu anlatmıştı.

Burada bu düzenin ilk insanın yaratıldığı günden başladığını bildirmekte ve iblisi bununla görevlendirmesi ile başlamıştır. İnsanlara melekleri yardımcı olarak vermiş ve onların doğru işler yapmalarına yardım etmektedir. Melekler gerektiğinde savaşlara bile katılarak müminlere cesaret, kâfirlere korku salmaktadırlar. Buna karşılık cinden olan iblisin töremesi şeytan ise kâfirleri kandırma, müminleri de korkutma ile görevli bulunmaktadır.

İblis insanlığa hizmet etmeyi kabul etmemiş, Allah da onu mikrop olarak değerlendirerek istediğini yerine getirmiş, duasını kabul etmiştir.

“Secde etmek” onun yardımcısı olmak demektir, onun hizmetinde olmak demektir.

“Halaktehu min tının” diyeceğine “halaktahu tınan” demektedir. Diğer ayetlerde hep “min tinin” geçmektedir, “tından olan sülaleden” denmektedir.

İki türlü toprak vardır. Kayaların aşınmasından oluşan kırmızı toprak. Bu toprakta organik maddeler yoktur. Bir de canlıların çürümesinden oluşan toprak vardır. Bu toprak siyahtır. Canlıların ürettiği maddeler vardır. Diğer canlılar bunları kullanırlar. Canlıların görevi bu toprağı çoğaltarak daha kolay ve daha çok canlı elde etmektir. Kırmızı toprak turabdır. Ayrıca sulb ve taraibden çıkan sülale insanın yaratıldığını anlatmaktadır.

Buradaki turabın açıklaması Dr. Lütfi Hocaoğlu tarafından yapılmıştır. “Turab” kelimesi ona göre de değerlendirilir. Ben burada diğer manası ile yorumluyorum.

Kırmız toprak “turab”, siyah toprak “tın”,  sülale protoplazma, “hame” genler, “alaka” canlının hücreleri, “dabbe” bağımsız canlı hücre, Kur’an’da yer alan kelimelerdir.

Başka yerde “tından yarattın” dendiği halde, burada “tın olarak yarattın” denmiş olması ve yalnız bir defa bu surede denmiş olması üzerinde durmamız gerekir.

Kur’an’ı yorumlamak demek, bu farkları görüp üzerinde düşünmek ve buna göre kelimeleri manalandırmak demektir. Sonunda bu manalandırmalar bir sistemi oluşturuyorsa yorumlarımız doğrudur. Ben şimdilik bunu çözmüş değilim.

Siz düşünün bakalım, bu farklılık neden?

وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ

Va EiÜ QuLNAv Li eLMaLAEiKaTi

“Ve meleklere kavlettik”

Kâinat beş boyutlu uzay içinde üç boyutlu olarak yaratılmıştır. Genişleyerek dördüncü boyutu oluşturmaktadır. Beş boyutlunun adı “arş”tır, dört boyutlunun adı “kürsi”dir, üç boyutlunun adı “semavat ve arz”dır. Her şey çift olduğu gibi boyutlar da çifttir.

Kur’an’da görünmeyen boyutu biz “Ke” harfi ile ifade ediyoruz. Müsbet miktarları “Le” ila menfi miktarları “La” ile ifade ediyoruz. Gerçek değerlere “El-Re” adı veriyoruz. Sanal değerlerin adı “Ke” ile ifade edilmektedir.

Allah önce görünmez âlemde melekleri halk etti. Sonra görünür âlemde cinleri halk etti. Bunların hızları ışık hızına yakındır. Melekler ışık hızından daha büyük hızlara, cinler ışık hızından daha az hızlara sahiptir. Sonra görünmez âlemde ruhları var etti. Sonra da görünür âlemde insanı var etti. İnsanı en son var etti. Ondan sonra şuurlu başka varlık var etmedi. Allah yalnız bunlara hitap eder. İnsanın bedenine ruhu üfledi. Melekleri ve cinleri de insana hadim kıldı. Biri doğru yolu gösterir, diğerinden şeytanlar yanlışı gösterir. Sonunda insan kendi iradesi ile doğru veya yanlış yolu tutar. Böylece insanı irade sahibi yaptı.

اسْجُدُوا لِآدَمَ

uSCuDUv LiEADaMa

“Âdem’e secde edin”

Yani onun hizmetine girin, onunla beraber olun.

İnsanla birlikte daima üç melek dolaşır. Biri sevapları yazar, diğeri günahları yazar, biri de hakemlik yapar, aralarında ihtilaf olursa onun dediği kaydedilir.

Hazreti Âdem yeryüzündeki insanların ilk atasıdır.

Maymuna benzer bir varlığın rahminde DNA’larında değişiklik yapılarak insanın genetiğini oluşturdular. Onun o hücresi bölündü, birinde XY kromozomlu hücre oldu, diğeri XX kromozomlu hücre oldu. Y kromozomlu Âdem oldu. X kromozomlu Havva oldu. Aksi de olabilir. Önce Havva’nın hücreleri yaratıldı. Bir X kromozomu Y’ye dönüştürüldü.

Hangisi ehvense o yapılmıştır.

Allah israfı sevmez.

فَسَجَدُوا

Fa SaCaDuv

“Secde ettiler”

Emre itaat edip göreve başladılar, devir teslim aldılar.

Böylece Âdem ilk ayrıldığı günden beri irade sahibidir. Yani kendisinde değişiklik yapılmadı, ilk hücresi ona göre var edildi. Darwincilerle ayrılığımız burada başlar, onlar bunları seleksiyon yoluyla izah ederler. Biz ise DNA’lardaki operasyonla izah ediyoruz.

Bugünkü ilim ilahi kitapların dediklerini tasdik etmiştir.

إِلَّا إِبْلِيسَ

EilLAv EibLİySa

“İblis dışında”

“Belas” kıl keçesi demektir, ağzı geniş çuval demektir. “Buls” dirhemin küçük birimine denir. Boş torbanın adıdır yani içine bir şey konmamış dolayısıyla ağzı açık olan torba. “Fuls” pul demektir. “İflas etme” demek varlığı bir pula inme demektir.

“İflas” Kur’an’da yoktur, yerine “iblas” kelimesi vardır.

“İblis” ümitsiz hale gelip hiçbir şeyi kalmayan demektir.

İflas edenler borçlanma ehliyetini kaybettikleri için ancak işçi olabilirler.

قَالَ أَأَسْجُدُ

QAvLa Ea EsCuDu

“‘Secde mi edeceğim’ dedi”

O da şeytanın hatalı içtihadı idi. Ancak ilahi düzene gerekli olduğu için o içtihadını kabul etti ve yapmaya izin verdi. O da cehenneme gidecek, ne var ki zaten ateşten yaratılmış olduğu için onun için azap olamayabilir. Bu hususta Kur’an’ın ayetlerini okumanız gerekmektedir, şeytanın cehenneme girdiğinden bahsetmektedir ama azap edildiğinden de bahsedilmemektedir.

لِمَنْ خَلَقْتَ طِينًا (61)

LiMaN PaLQTa OIyNan

“Tın olarak halk ettiğin.”

İnsan yüz civarında olan atomdan oluşmuştur. Canlının ve insanın bedeninde başka bir madde yoktur yani turabdan oluşmuştur. Canlıların cansızlardan farkı onların yapılarındaki atıklar özel olarak sıralanmışlardır yani entropilerinin düşürülmüş olmasıdır. Cansızlarda bozukluk arttığı halde canlılarda bozukluk azalmakta, düzen artmaktadır.

İnsandaki düzen bozulduğu halde cinlerdeki düzen çekirdek bağları bağlı olduğu için bozulmamaktadır. Bundan dolayıdır ki cinlerin ve meleklerin bedenleri insanın bedeninden yüksektir. Buna karşı insanın ruhu diğerlerinin ruhlarından yüksektir.

Demek ki insan ruhen daha ileri varlıktır, cin bedenen daha ileri varlıktır.

قَالَ أَرَأَيْتَكَ هَذَا الَّذِي كَرَّمْتَ عَلَيَّ لَئِنْ أَخَّرْتَنِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لَأَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُ إِلَّا قَلِيلًا (62)

QAvLa EaRaEaYTaKa HAvÜalLaÜIy KarRaMTa GaLayYa LaEiN EapPaRTaNIy EiLAy YaVMı eLQıYAvMaTi LaEXTaNıKanNa ZürRiYaTaHUv ElLAv QaLIyLan

“Kendi kendini rey ettin mi? Bu, benim üzerime tekrim ettiğin bu kimse, kıyamet yevmine dek beni tehir edecek olsan kalili dışında ben onları ihtinak edeceğim.”

Kur’an sıradan bir kitap değildir. Her ayetinde bir değişiklik vardır. Arapçada “Kale Kale” dendiği zaman karşılıklı konuşmayı ifade eder. Eğer aynı kimsenin dediğini ifade edeceksen “Ve Kale” dersin. Burada ise birinci “Kale”nin tekrarı vardır. Kur’an’da başka yerde böyle geçiyor mu; araştırmanız gerekir.

Önce secde etme şekline itiraz ediyor. Ondan sonra aklına geliyor, öneride bulunuyor. Aslında Allah ona görev veriyor. Kur’an’da o ayet hazf olmuştur. Allah’ın ona ne söylediği hazfedilmiştir. Başka yerlerde o söyledikleri ifade edilmiştir. Seni azlettim diyor. O da Allah’tan aldığı görevi tekrar ediyor. Bana tekrim ettiğin bu kimseye karşı görevim eğer beni tehir edersen kötülüğe götürmedir. İşte bu dünya böyle oluşmuştur. İki takım kurulmuştur. Takımın birine uygarlaşma görevi, diğerine ise muhalefet görevi verilmiştir. Yanlış yaptığı, hata yaptığı zaman onu saptırır ve devre dışı eder.

Kıyamete kadar diyerek kendisinin ölmediğini ifade etmiş olmaktadır. Bu ayetin delaleti ile iblis hala yaşamaktadır. Merkezde oturup Sermaye ile birlikte hileler yapmaya devam etmektedir.

“Hanek” çene demektir. Çeneye yular takıp onu istediği yere götürmektir.

Bugün yeryüzünde şeytan sermaye ile insanlara yular takmış istediği yere götürmektedir. Başta Gülen cemaati ve Ak Parti bu şeytanların önünde götürülmektedir. Sermaye buna yaptırmakta, o yaptı diyor, ona yaptırmakta bu yaptı diyor. 1960’a kadar bizi de böyle takmış götürüyordu. Allah hidayet etti. Akevler’i kurduk da bize takılan yuları çözdük.

قَالَ

QAvLa

“Kavl etti”

Şeytan kavl etti.

Allah onu azledip lanet edilenlerden olunca o da görev talebinde bulundu.

Şeytan insanın yaratılışında onu tamamlayan bir varlıktır. Şeytan olmasaydı insan iradesini kullanmamış olur ve melek gibi yalnız iyi işler yapardı. Şeytan karşı takım kurmuştur ve iki takımın çatışması sonucu insanlık uygarlaşmaktadır.

Burada aslında şeytan görevini tekrar etmekte, ben böyle yapacağım demektedir.

أَرَأَيْتَكَ

EaRaEaYTaKa

“Kendini rey ettin mi?”

Yani neden sen bana Âdem’e secde etmemi emrettin. Ben de sana isyan ettim. Sen de azlettin. Görevim bu olmalıdır diyor şeytan, Allah’a.

Şeytan Allah’ı inkâr etmiyor. Onun mutlak hükümranlığına karşı çıkmıyor. Yani bugünkü insanlardan çok daha mümindir. Bugünkü insanlar Tanrı’yı ya tümden inkâr ediyorlar veya Tanrı’nın kudretini yok sayıyorlar. Oysa şeytan Tanrı’nın her şeye muktedir olduğunu bilmektedir. Bile bile karşı geldiği için kâfir olmaktadır.

هَذَا الَّذِي كَرَّمْتَ عَلَيَّ

HAvÜa elLaÜIy KarRaMTa GaLayYa

“Bu bana tekrim ettiğindir.”

Burada secde edilmesini emrettiği insanın şeytandan daha kerim olduğu ifade edilmektedir. Buradan insanın meleklerden de daha kerim olduğu anlamı çıkar. Melekler günah işleyemezler. İnsan ise günah işleyebildiği halde kendi iradesi ile günah işlememektedir. Böylece iyi insanlar meleklerden de üstün olmaktadırlar. Kötülük yapanlar da kendi iradeleri ile kötülük yaptıklarından şeytandan daha kötüdürler, esfelessafilindirler.

لَئِنْ أَخَّرْتَنِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ

LaEiN EapPaRTaNIy EiLAy YaVMı eLQıYAvMaTi

“Beni kıyamet yevmine kadar tehir edersen”

Bu dünya iki amaçla var edilmiştir, insan için var edilmiştir.

Biri, insanları eğiterek cennette yaşayacak hale getirmektir.

Diğeri ise imtihan yaparak kendi iradeleri ile iyi olanlarla kendi iradeleri ile kötü olanları birbirinden ayırmadır. Kötüleri iyilerden ayırma görevi şeytana verilmiştir. Ona uyanlar cehennemlik olurlar. Cennet kendi iradeleri ile iyi olanların yurdudur.

لَأَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُ

LaEXTaNıKanNa ZürRiYaTaHUv

“Onun zürriyetini ihtinak ederim”

“Hanek” çenedir.

“İhtinak etmek” demek yular takmak demektir. Böylece yular takılan hayvanlar istenilen tarafa götürülebilir.

Kendisine değil zürriyetine denmektedir. Burada suçlu olan yoktur. Biri insan diğeri şeytan olduğu için bu yularlama vardır.

إِلَّا قَلِيلًا (62)

EilLAv QaLIyLan

“Azı dışında.”

Şeytanın etkisinde kalmayan çok az insan vardır. İnsanların onda biri meleklerle beraber olur, onda biri de şeytanla beraber olurlar; onda sekizi de aradadır. Zaman zaman şeytan tarafı, zaman zaman da peygamberler tarafı olurlar. Ne var ki bir sevap on günahı sileceği için cehenneme insanların yalnız onda biri gidecek, diğerleri Allah’ın rahmeti ile cennette olacaklardır. Ama şeytan yüzde doksanını kötülüğe sürükler.

Bugün müminlerin çok az olması takdiri ilahidir.

Böyle olacağını Kur’an bildirmektedir.