Kürt Sorununu Çözen Bir Türkiye Havalanır, Uçar Di
1086 Okunma, 0 Yorum
Hasan Cemal - Milliyet
Ömer Faruk Koru

Türkiye’nin önde gelen işadamlarından biriyle geçen gün ‘Kürt açılımı’nı konuşuyorduk. Hükümete pek öyle sıcak bakmayan işadamının değerlendirmesi şöyleydi:

“Hükümetin bu açılımını desteklemek lazım. Bu sorunun silahla çözülemeyeceği artık belli oldu. Ve bu sorunu çözen bir Türkiye havalanır, uçar.”

İşadamının bu sözleri çok açık.

Yaşanan ‘değişim’e işaret ediyor.

Bu dünya evvelce böyle düşünmüyordu. Çareyi ‘silah’ta, ‘sopa’da arıyordu. Özünde askere dayanan devlet politikalarından başka bir reçete akıllara gelmiyordu.

Bir başka deyişle:

Kürt sorununda çözümsüzlüğün bu ülkenin ayağına nasıl bir pranga vurduğu yıllar yılı anlaşılamamıştı bu dünyada...

Şimdi öyle değil.

Bu işadamının sözlerine de yansıyan bir değişim uç vermiş durumda. Devletin ezberleri artık eskisi kadar etkili değil.

Her şeyden önce silaha, savaşa harcanan milyarların Türkiye’de aş ve iş sorununu çözecek topyekun bir kalkınmayı hızlandıracağı görülüyor bu dünyada... 

Çok önemli bir gelişme bu.

Kürt sorununu çözüm rayına sokacak bir Türkiye’nin kapısını siyasal istikrar çalar.

Demokratikleşme ve hukuk reformu çalar. Böylece Avrupa Birliği yolculuğu hızlanırken, Türkiye dış yatırımlar açısından çok daha çekici bir ülke haline gelir.

Kısacası:

Siyasal istikrarla birlikte demokrasi, hukuk ve refah alanında Türkiye çok daha iyi bir yere gelir.

Evvelce bu açılardan Kürt sorununun Türkiye’ye nasıl köstek olduğu yeterince anlaşılamamıştı.

Şimdi bu değişiyor.

‘Statüko’nun gerilemesidir bu.

Fakat değişim süreci sancılıdır. Öyle kolay olmayacağının altını çizmekte yarar var.
Statüko kolay teslim olmaz!

2000’li yılların başında Kıbrıs’ı anımsayın. Kıbrıs’ta çözümsüzlüğe oynayarak Türkiye’nin AB yolunu torpillemek isteyen ve bunun için yeni 28 Şubat’ları tezgahlamaya gayret eden o 2003-2004’ün ‘darbe tertipleri’ni düşünün.

Başarısız kalınca, bu kez Cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili ‘Çankaya savaşları’nı hatırlayın.
Bunu da başaramayınca, yüzde 47 oyla seçim sandığından çıkan iktidar partisini kapatmak için oynanan o ‘yargısal darbe’ oyunlarını aklınıza getirin.

Olmadı, ülkeyi darbe ortamına sürüklemek isteyen Ergenekon’cular gözünüzün önüne gelsin.

Bütün bunlar ‘statüko’cuların,‘kurulu düzen’den yana olanların marifetidir. Fazla ‘demokrasi’den hazzetmez statüko! Avrupa Birliği’ndeki kadar demokrasinin, yani birinci sınıf demokratik hukuk devletinin Türkiye’yi böleceğine inanır.

İşte bu düşünce tarzıdır, 2003-2004 darbe tertiplerinin altında yatan...


Bugün de bu güçlerin yine kıpır kıpır oldukları konusunda herhangi bir kuşkum yok.
Statüko yine ayakta!

Hükümetin ‘Kürt açılımı’ ve bu açılımın kabartmaya başladığı umut dalgası ‘statükocular’ın tüylerini diken diken etmiş durumda. Buna karşı uyanık olmak gerekiyor.

Şimdi önemli olan ne mi?

Her şeyden önce en aykırı, en ters görüşlerin bile serbestçe tartışılmasını sağlamaktır. En ters görüşlere bile kulak vermektir.

Özgür bir tartışma ortamından korkmamak gerekir.

Bunu başarabildiğimiz ölçüde rahatlayacağız.

Asmaktan, kesmekten, vatan hainliğinden, kötü adamlıktan, düşmanlıktan söz etmek yerine, herkesin kendi fikirlerini uygar bir üslup içinde açıklamayı öğrenmesiyle Türkiye gevşer, rahatlar.

Sorunun şiddetle, silahla, sopayla bağını koparabileceğimiz barışçı bir zemin bu sayede oluşur.

Korkacak bir şey yok!

Kürt sorununu konuştukça mesafe alırız. Ne kadar birbirimizi anlamaya çalışırsak, o kadar iyi şeyler olur.

Nitekim oluyor da...

Unutmayın.

Yaşanan demokrasi kavgasıdır, yaşanan barış kavgasıdır, değişimle statüko arasında...
Evet öyle, Kürt sorununu çözen, hatta barış içinde çözüm rayına oturtan bir Türkiye havalanır, uçar.

Ben de böyle düşünüyorum.

 

Yorum:

Bu yazı üç noktaya değinmektedir: (i) Kürt sorununun çözümünün Türkiye’ye katkısı, (ii) çözümsüzlüğün nedenleri, (iii) çözüm için önemli olan noktalar.

Kürt sorununun Türkiye’nin gelişimi için büyük sorun oluşturduğu bellidir. Çözümüyle birlikte gerek ekonomi gerekse demokrasi açısından büyük bir ivme kazanacağımız kesindir. İlk noktaya diyeceğim pek bir şey yok. Lakin çözümün Türkiye’ye bir şey kazandırmayacağını düşünsek bile bunun bir insan hakları sorunu olduğunu unutmamalıyız. Devlet varlık amacını hatırlamalı, kendisine bağlı insanların haklarını korumalıdır. Bunu yaparken de insanların konuştuğu dile, inancına veya etnik kökenine bakmamalıdır. Sonuç olarak devletin birincil amacı bireylerin haklarını koruyup, toplumsal refahı sağlamaktır. Bütün çıkarlarımızı yok saysak bile sırf bu yüzden bu sorun çözülmelidir.

Yazının ikinci kısmına gelince: Yazar çözümsüzlüğün nedenini olarak iki şeye dikkat çekiyor:

Birincisi bu zamana kadar uygulanan yanlış yöntem. Çözüm için savaşçıl yöntemin bırakılması ve barışçıl yöntemlerin uygulanması gerekiyor. Bütün Kürtleri öldüremeyeceğimize göre savaşçıl yöntemlerle bu sorun çözülemeyecektir ki nitekim bugüne kadar çözülememiştir. O zaman savaşı kızgınlaştırmak, daha fazla insan kaybetmek yerine savaşı dindirmek ve barış ortamı yaratmak gerekmektedir. Bunun yolu da sorunun çözüm işini askerden alıp siyasilere bırakmaktır.

İkincil neden ise statükodur. Statüko bugün ortada duran çoğu çözülmemiş sorunların kaynağında yatmaktadır. Ne zaman bir tartışma ortamı olsa (türban sorunu, yeni anayasa, Kürt sorunu…) karşı çıkanlar hep aynı kişilerdir. Bunun temelinde bugüne kadar ellerinde tuttukları siyasi yaptırım güçlerini kaybetmek istemeyişleri yatar. Yukarıdaki yazıda da statükonun faaliyetlerinden örnekler vardır. Statüko yine her zamanki gibi kendi çıkarını düşünerek bu sorunun çözümüne de engel olmaya çalışmaktadır. Fakat bu seferki sorun şu ki kendi içlerinde de bu çözüme destek verenlerin çıkması statükonun çözülmesine neden olmaktadır. Yukarıdaki maddeye (çözümün Türkiye’ye katkısı) statükonun iyice çökmesini de ekleyebiliriz bu açıdan.

Üçüncü noktaya gelince: çözüm için önemli olan nokta herkesin fikrini ifade edebilmesidir. Biz aydınlanma çağını yaşamadık ve bu yüzden de o dönemde oluşan fikirlere uzak kaldık. Ben Türkiye’nin aydınlanma çağına son 5-10 yıl içinde girdiğine inanıyorum. Neydi peki aydınlanma çağında Avrupa’da çıkan fikirler: öncelikle düşünce özgürlüğüydü. Voltaire’in ‘Söylediklerine katılmıyorum ama konuşma hakkını destekliyorum’ cümlesiyle ifade ettiği düşünce özgürlüğü. Biz de Kant’ın Aydınlanma Nedir? adlı yazısındaki gibi korkmaktan ve tembellikten vazgeçip, başkalarının düşünceleri yerine kendi düşüncelerimizi ürettiğimizde aydınlanacağız. Belki de bu çözüm sürecini aydınlanmanın başlangıcı olarak alacağız ileride. Peki bu tartışma ne için önemli? Tartışma ortamı genişledikçe sorunları daha iyi anlayacağız ve böylece çözümlerini ortaya koyabileceğiz. Daha doğru düzgün Kürt sorununun tanımını yapamadıktan sonra neyin çözümünü bulacağız ki?

 

Ömer Faruk Koru






Sayı: 12 | Tarih: 30.08.2009
Abdullah Büyük
Kalpten kalbe yol var
2096 Okunma
Sedat Aksakal
Ahmet Hakan
Yine yeşillendi fındık dalları
1432 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Mehmet Şevket Eygi
Medâris-i İslâmiye
1287 Okunma
Emine Hocaoğlu
Yılmaz Özdil
Kırmızı plaka
1157 Okunma
1 Yorum
Leyla Okta
Nazlı Ilıcak
Sanatçılar ve açılım
1095 Okunma
1 Yorum
Fatma Karuç
Reşat Nuri Erol
Enerji meselesi ve bor madeni
1087 Okunma
Ilker Ardic
Hasan Cemal
Kürt Sorununu Çözen Bir Türkiye Havalanır, Uçar Di
1086 Okunma
Ömer Faruk Koru
Hayrettin Karaman
Kimliğimizin manevi unsurları
1082 Okunma
Hilmi Altın
Ahmet Altan
Canınızı sıkmayın
1056 Okunma
Özer Ataç
Toktamış Ateş
Kürt Açılımı (3)
1055 Okunma
Osman Eskicioğlu
Mahir Kaynak
Pazarlık var mı?
1027 Okunma
Süleyman Karagülle
Fikret Bila
Açılımda Yeni Yaklaşımlar
1016 Okunma
Harun Özdemir
Nihal Bengisu Karaca
Yol haritasını Hülya Avşar çizsin
1010 Okunma
Hakan Kandal
Ruşen Çakır
Türk’ün Türk’e açılımı
996 Okunma
Tayibet Erzen
Bekir Berat Özipek
Bakın Şu “Yugoslavya”dan Söz Edene!
996 Okunma
Bünyamin Demir
Mehmet Altan
Amerika Dalan’a neden vize vermedi?
986 Okunma
Mehmet Hikmetumut
Mümtazer Türköne
Açılımdan vazgeçsek!
976 Okunma
Arif Ersoy
Ahmet Taşgetiren
30 günlük kişilik diyeti
956 Okunma
Zübeyir Erol
Zülfü Livaneli
Bu ülke “yaşa!” ve “kahrol!” dışında düşünemez mi?
950 Okunma
Ali Bülent Dilek
Cengiz Çandar
Kürtleri Kürt olarak yaşatmak sorunu...
941 Okunma
Ekrem Fildişi
Can Ataklı
Bundan sonrası karışık
918 Okunma
Mesut Karaaytu