Pazarlık var mı?
994 Okunma, 0 Yorum
Mahir Kaynak - Star
Süleyman Karagülle

25.08.2009

Demokrasi açılımında herhangi bir grupla ya da yabancı bir güçle pazarlık yapılıyor mu? Bu konudaki spekülasyonların açığa çıkması gerekiyor.

Bir devlet kendi vatandaşlarıyla pazarlık yapmaz. Onların sorunlarını dinler ve çözümü konusunda karar verir. Bu nedenle ülke içinde bir pazarlık yapılması söz konusu değildir. Ancak yapılan görüşmeler, kamuoyu yoklamaları devletin hangi ortam içinde hareket ettiğini gösterir ve bu alınan kararı etkiler.

Bir ülkede sorunlar, bölgesel olsa bile, bütünü ilgilendirir. Bunun tersi de doğrudur. Ülkenin sorunu tüm bölgelerde etkisini gösterir. Bu nedenle hiçbir sorun bütünden ayrı düşünülemez ve çözülemez.

Yabancı güçleri hesaba katmadan yapılan çözümlemeler onların mukavemetiyle karşılaşabilir. Bunları göz önüne almak onların söylediklerini yapmak değildir. Dış etkiler uygulanacak stratejilerin belirlenmesinde rol oynar.

Demokratik açılım bölgesel bir sorunun çözümü için değil ülkenin gelecekteki konumunu belirlemek amacıyla yapılır. Bu nedenle devletin olaya bakışı etnik grupların, güç odaklarının ya da bir partinin istekleri doğrultusunda gerçekleştirilemez. Hatta iktidarda hangi parti olursa olsun aynı şeyleri yapıyorsa bu ülkede güçlü bir devlet yapısı var demektir.

Bugüne kadar terör konusunda ve bölgenin huzura kavuşmasında yetersiz kalınmasının nedeni devlet içindeki çeşitli organların farklı politikaları olması ve bunların gelecekle ilgili beklentilerinin uyumsuz olmasıdır. Bu uyumsuzluk o kadar büyüktü ki çözümü kanun dışı yollarda arayanlar etkin hale gelmişti. Esas sorun Kürt sorunu değil Türkiye’nin dünya üzerindeki konumu ve değişen dengelerdeki yerinin ne olacağıydı.

Günümüzde de Türkiye’nin gelecekteki konumu, yani hangi güçlerle ittifak içinde olacağı konusunda ortak bir görüş yoktur. Ancak ağır basan eğilim Türkiye’nin etki alanının sınırları dışında taşması ve bölgesel bir güç olması yönündedir. Buna karşı olanlar çatışmayı göze almak yerine sistemin içinde kalmayı ve uygun bir zamanda kendi politikalarını uygulamayı tercih ediyor.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Yapılan görüşmeler bir pazarlık değildir ve olmamalıdır, bir yandan ortam değerlendirilirken diğer yandan yapılan iş halka benimsetilmek isteniyor. Sorun bir parçanın değil bütünün sorunudur ve çözüm ülkenin geleceğini belirleyecektir. Geçmişle hesaplaşmak hem faydasızdır hem de geleceği riske atar. Mesela Diyarbakır cezaevini bir müze haline getirme önerisi acıları ve bunun üzerine kurgulanacak çatışmaları canlı tutmak amacına yöneliktir. Hukuk dışı eylemler cezalandırılır ama bunlar adına bir intikam anıtı yapılmaz.

Eğitim merkezi olmalı ama bunun dışında eğitim yapmak isteyenlerin önü açık tutulmalıdır. Mesela Kürtçe eğitim devlet eliyle yapılmamalı ama isteyenler, vakıflar aracılığıyla, buraya yapılan bağışların ödenecek vergiden düşülmesiyle gerçekleştirilmelidir. Böylece böyle bir eğitimin yapılması isteğinin samimiyeti de görülmüş olur.

Yazının Özeti

Bir devlet kendi vatandaşları ile pazarlık yapamaz. Birilerini dinlemek onlara uymak değildir. Sorun devlet kurumları arasındaki uyumsuzluktan oluşuyor. Tarafsız mı olacağız yoksa bekleyecek miyiz? Kürtçeyi devlet okutmamalı ama kamu yararlı vakıflar okutmalı.

Yorum:

Yazıda konu dağınıklığı vardır. Devlet kişi olarak herkesle görüşür. Dinler ve kararını verir ve uygular. Hakemlerden oluşan yargının denetiminde olmalıdır. Meşru yoldan tüzel kişiliği olmayan toplulukların temsilcileri ile görüşmez. Çünkü onlara kişilik tanımamaktadır. Öcalan’la görüşebilir. Terörist başı ile görüşemez. Onlarla grup halinde görüşme de yanlıştır. On iki kötü adam bunun için haklı deyimdir.

Sorunlar çözülürken bölücü grupların ve Türk düşmanlarının kötü emellerine uygun çözümler üretilemez. Herkes dinlenir. İstekleri öğrenilir. Çözümler üretilir.

a)      Çözümlerde çıkar paralelliği aranmalıdır.

b)      Çözümler adil olmalıdır.

c)      Çözümler uygulanabilir olmalıdır. Hayali çözümler olabilir ancak uygulamaya konmaz.

Çözümler çeşitli olmalıdır. Hayali çözümler ileride hayali olmaktan çıkabilir ve halk o çözümlere gelebilir. Yani konuşmak serbest ama uygulamak hesaplı olmalıdır.

 

Süleyman Karagülle






Sayı: 12 | Tarih: 30.08.2009
Abdullah Büyük
Kalpten kalbe yol var
2060 Okunma
Sedat Aksakal
Ahmet Hakan
Yine yeşillendi fındık dalları
1407 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Mehmet Şevket Eygi
Medâris-i İslâmiye
1250 Okunma
Emine Hocaoğlu
Yılmaz Özdil
Kırmızı plaka
1115 Okunma
1 Yorum
Leyla Okta
Hasan Cemal
Kürt Sorununu Çözen Bir Türkiye Havalanır, Uçar Di
1062 Okunma
Ömer Faruk Koru
Hayrettin Karaman
Kimliğimizin manevi unsurları
1058 Okunma
Hilmi Altın
Nazlı Ilıcak
Sanatçılar ve açılım
1058 Okunma
1 Yorum
Fatma Karuç
Reşat Nuri Erol
Enerji meselesi ve bor madeni
1058 Okunma
Ilker Ardic
Toktamış Ateş
Kürt Açılımı (3)
1023 Okunma
Osman Eskicioğlu
Ahmet Altan
Canınızı sıkmayın
1022 Okunma
Özer Ataç
Mahir Kaynak
Pazarlık var mı?
994 Okunma
Süleyman Karagülle
Fikret Bila
Açılımda Yeni Yaklaşımlar
988 Okunma
Harun Özdemir
Nihal Bengisu Karaca
Yol haritasını Hülya Avşar çizsin
977 Okunma
Hakan Kandal
Ruşen Çakır
Türk’ün Türk’e açılımı
969 Okunma
Tayibet Erzen
Bekir Berat Özipek
Bakın Şu “Yugoslavya”dan Söz Edene!
962 Okunma
Bünyamin Demir
Mehmet Altan
Amerika Dalan’a neden vize vermedi?
960 Okunma
Mehmet Hikmetumut
Mümtazer Türköne
Açılımdan vazgeçsek!
942 Okunma
Arif Ersoy
Ahmet Taşgetiren
30 günlük kişilik diyeti
932 Okunma
Zübeyir Erol
Zülfü Livaneli
Bu ülke “yaşa!” ve “kahrol!” dışında düşünemez mi?
924 Okunma
Ali Bülent Dilek
Cengiz Çandar
Kürtleri Kürt olarak yaşatmak sorunu...
911 Okunma
Ekrem Fildişi
Can Ataklı
Bundan sonrası karışık
892 Okunma
Mesut Karaaytu