Medâris-i İslâmiye
1320 Okunma, 0 Yorum
Mehmet Şevket Eygi - Milli Gazete
Emine Hocaoğlu

29.08.2009

İslâm medreselerinden (medâris-i islâmiye) icazetli ulemâ, fukaha, gerçek din hocaları yetiştirdi. O mübarek mekteplerden gerçek müfessirler, gerçek muhaddisler, değerli siyer, kelâm, Arabiyyat üstadları yetişirdi. Son asırda medreselerden Şeyhülislâm Mustafa Sabri, Muhammed Zahid el-Kevserî, Silistreli Süleyman efendi, Ömer Nasuhi Bilmen,Bekir Haki, İskilipli Âtıf, Elmalılı Küçük Hamdi, Manastırlı İsmail Hakkı efendiler ve saymakla bitmez büyük ulemâ ve fukaha yetişmiştir.

Cumhuriyet'in ilk yıllarında nice icazetli ulemâ ve fukaha idam edilmiş, karakuşî İstiklâl mahkemelerinde süründürülmüş, zindanlarda çürütülmüştür. Nicesi yurt dışına hicret etmişlerdir.

Onların özellikleri (istisnalar kuralı bozmaz) şunlardı:

1.Ehl-i Sünnet itikadından ve fıkhından taviz vermezlerdi.

2. Tabakat-ı fukahanın hangi derecesinde, rütbesinde, katında iseler, bunu bilirler ve hadlerini aşmazlar, hele ictihad yapmaya asla yeltenmezlerdi.

3. Hilye ve imame (sakal ve sarık) gibi sünnetleri yerine getirirler, zorbalık ile men' edilmemişlerse dinî kisve ile dolaşırlardı.

4. İtikadları sahihti.

5. Beş vakit namazı dikkatle kılarlardı.

6. İslâm ahlâkı ile ahlâklı idiler.

7. Onlar ehl-i fetva (gerçek müftü) idiler.

Cenâb-ı Hak hepsine rahmeti ile muamele buyursun.

Medreseler kapandı, büyük bir boşluk oldu. Nice zaman geçtikten sonra Ankara'da bir ilâhiyat fakültesi açıldı ama bu bir İslâm medresesi değil, planı, programı, tedrisatı, zihniyeti itibarıyla bir oryantalizm mektebi idi.

1952 ile 56 yılları arasında Ankara'da Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde okuyordum. İlâhiyat Fakültesi bizim binaya çok yakındı. Sık sık oraya giderdim. Hocalarının çoğu dindar değildi. Hadis okutan Boşnak bir profesör vardı. Merhum Tayyip Okiç bey. Sadece o dindardı, beş vakit namaz kılardı. Sıhhiye'deki evine gider, ilminden ve sohbetinden yararlanmaya çalışırdım.

Tancalı Muhammed et-Tancî'yi de sık sık ziyaret ederdim. Onda Mutezile fikirleri ve görüşleri olduğu söylenirdi.

Bir dinî bayramda İlâhiyat hocalarından bir zatın, Fakültemize çok yakın evine arkadaşım Fuat Çapan ile birlikte ziyarete, tebrike gitmiştik. Bize küçük kadehler içinde iki yeşil renkli içecek sunmuşlardı. Bendeniz şüphelenip içmemiştim. Fuat içmişti ama gözlerinden ateş fışkırmıştı. Meğerse o yeşil şey keskin nane likörüymüş!..

Şu anda ülkemizde hayli ilâhiyat fakültesi var.

Bunlarda dört türlü öğretim üyesi bulunmaktadır:

1. Ehl-i Sünnete sımsıkı bağlı olan, itikadı sahih, namazı kılan gerçek Müslüman hocalar. Kendilerine selâm ve hürmetler ederim.

2. Reformcu ama yine de şu veya bu şekilde Müslüman hocalar.

3. İtikadlarıyla İslâm dairesinin dışına çıkmış, işi çok azıtmış kişiler. Ayetleri inkâr ederler...Mütevâtir ve sahih hadisleri inkâr ederler...Saçma sapan ictihad yaparlar.

4. Bir de ne oldukları belli olmayan, sabahleyin Ehl-i Sünnet, öğleyin Mutezile, akşama doğru Fazlurrahmancı olanlar vardır. Mehmed Âkif'in bukalemun tıynetli dediği kimseler.

Ehl-i Sünnete göre bir kimsenin din hocası, din âlimi, fakih, müfessir, muhaddis olabilmesi için mutlaka ehliyetli ve icazetli hocalardan ders alıp, imtihan verip icazet sahibi olması gerekir.

Bu durumda bugünkü ilâhiyat fakültelerinden ulemâ ve fukaha yetişmez.

Yanlış anlaşılmasın, halen ilâhiyatlarda çok değerli, sahih itikadlı, namazlı hocalar vardır. Onları tenzih ederim. Bendeniz medreseler, icazet, ulemâ, fukaha gibi kavramlardan, kurumlardan bahs ediyorum...

Merhum Ord. Prof. Ali Fuad Başgil bakınız ne diyor:

"Maarif Vekâletine bağlı ve onun murakabesi altında yahut bugün Üniversite camiası içinde çalışan bir İlahiyat Fakültesi'nde, itiraf ederim ki, yüksek ilahiyat felsefecisi ve sosyologu yetişebilir. Fakat yüksek diyanet mütehassısı, din adamı ve âlimi asla yetişemez.

Çünkü tekrar edelim ki, yüksek diyanet mütehassısı her şeyden evvel halis bir dindar, zahid ve müttakidir; sonra da inandığı ve içinin samimiyeti ile kani olduğu dinde yüksek ilim ve kemal sahibidir... Şurası muhakkaktır ki, dünyanın hiçbir yerinde lâik üniversite çatısı altındaki İlâhiyat Fakültelerinde din adamı ve âlimi yetişmemiştir.

Üniversite gibi ladini bir camia içinde din adamı ve âlimi yetişmemiştir.

Ve bunun yetişmemesine değil, yetişmesine hayret edilse yeridir. KAYALIKTAPİRİNÇYETİŞMEZ."

(Din ve Lâiklik)

Bugün, başta Arap âlemi olmak üzere dünyanın çeşitli İslâm ülkelerinde Ehl-i Sünnet ulemâ ve fukahası vardır. Bunların hepsi de din âlimi, fakih müftü oldukları belli olacak şekilde giyinmekte, başlarına hoca imamesi geçirmektedir. Hepsinin sakalı vardır. Mısır'da, Suriye'de, Ürdün'de, Yemen'de hep böyledir.

Bizde "İnkılap Kanunları" dolayısıyla ulemâya mahsus sarık ve cüppe cami dışında giyilemiyor. Zaten ulemâ ve fukaha da pek kalmamıştır.

Çocukluğumda Osmanlı zamanından kalma icazetli dersiamlar vardı. Devlet bunlara çok ama çok az bir maaş veriyordu. Bununla da bu yaşlı kimseler geçinemiyorlardı. Evet, o muhterem âlimler âhir ömürlerinde süründürülmüştür.

Heybeliada'daki Rum Ruhban (Papaz)Okulunun tekrar açılması müzakereleri yapılıyor. Bakan seviyesinde kişiler açılacak dediler.

Ehl-i Sünnet Müslümanları da iktidara baskı yapıp özel İslâm medreseleri açılması için teşebbüse geçmelidir.

Böyle bir İslâm okulu açılsa, bir başlangıç olur, tarihî bir kopukluk ve ârıza tamir edilmiş olur.

Atatürkçü rejim, derin devlet buna izin vermezse, Müslümanlar Mısır'a, Suriye'ye, Ürdün'e, Hindistan'a, Pakistan'a yetenekli, zeki, ahlâklı, bio-jenetik dosyası sağlam, istikbali parlak, hizmet etmeye istidadı ve kabiliyeti olan idealist gençler göndererek icazetli ulemâ ve fukaha yetiştirmelidir.

Yeni Mustafa Sabri'ler, yeni Zahid Kevserî'ler, yeni Elmalı'lar, yeni Ömer Nasuhi Bilmenler...Ve belki ileride yeni Gazalî'ler yetişmesi için...

Yorum:

Medrese Arapça gramerde ismi mekândır. “Ders verilen” yer anlamındadır. Başlangıçta gerçekten pozitif ilimleri ve Kuran’ı anlama ilimlerini okutan bu okullar zaman içinde islâmın hayattan koparılması ile astronomi ve matematik gibi pozitif ilimleri terk etmişlerdir. Hayattan kopuk, sadece gramer bilen, Kuran ile hayat arasına köprüler kuramayan insanlar yetiştirdiğinden dolayı gerilemişler ve çökmüşlerdir.

Batı üniversiteleri ise, Hıristiyanlığı iterek sadece pozitif ilimleri okutmuşlar ve bu sayede hayatın içinde kaldıklarından dolayı hala varlıklarını güçlü bir şekilde sürdürmektedirler. Ancak onlar da hayata Allah’ı karıştırmak istememektedir. Aslında yapılması gereken pozitif ilimlerle beraber Kuran Arapçasını ve Kuran’ı anlamak ve hayata dair hükümler çıkarmayı sağlamak için bütün ilimleri bir arada okutacak şekilde olmalıdır. Bu konu da tamamen serbest olmalı isteyen istediği dersi okuyabilmeli ve okutabilmelidir.

Yukarıda Rum ruhban okulu açılması için talepte bulunulduğunu bizim için de buna bir misilleme olarak İslam medresesinin kurulmasını talep etmektedir. Kuran da ise;

رَهْبَانِيَّةً ابْتَدَعُوهَا مَا كَتَبْنَاهَا عَلَيْهِمْ إِلَّا ابْتِغَاءَ رِضْوَانِ اللَّهِ فَمَا رَعَوْهَا حَقَّ رِعَايَتِهَا

“Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Fakat kendileri Allah rızasını kazanmak için yaptılar. Ama buna da gereği gibi uymadılar.” (Hadid -27)

Buradan da anlaşılıyor ki Allah Ruhban yani din adamı yetiştirilsin istemiyor. Kuran’ı hayatımızın içinden çıkarmamalıyız. Her konu da Kuran’a başvurmalıyız. Allah’ta bunu istemektedir. İslam medreseleri kurulacaksa yazarın düşündüğü Ruhban mantığında değil, pozitif ilimlerin ışığında Kuran’ı anlamak ve hayatın içinde uygulamak amacıyla kurulmalıdır.

 

Emine Hocaoğlu






Sayı: 12 | Tarih: 30.08.2009
Abdullah Büyük
Kalpten kalbe yol var
2132 Okunma
Sedat Aksakal
Ahmet Hakan
Yine yeşillendi fındık dalları
1460 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Mehmet Şevket Eygi
Medâris-i İslâmiye
1320 Okunma
Emine Hocaoğlu
Yılmaz Özdil
Kırmızı plaka
1188 Okunma
1 Yorum
Leyla Okta
Nazlı Ilıcak
Sanatçılar ve açılım
1122 Okunma
1 Yorum
Fatma Karuç
Hasan Cemal
Kürt Sorununu Çözen Bir Türkiye Havalanır, Uçar Di
1116 Okunma
Ömer Faruk Koru
Reşat Nuri Erol
Enerji meselesi ve bor madeni
1113 Okunma
Ilker Ardic
Hayrettin Karaman
Kimliğimizin manevi unsurları
1106 Okunma
Hilmi Altın
Ahmet Altan
Canınızı sıkmayın
1092 Okunma
Özer Ataç
Toktamış Ateş
Kürt Açılımı (3)
1086 Okunma
Osman Eskicioğlu
Mahir Kaynak
Pazarlık var mı?
1055 Okunma
Süleyman Karagülle
Nihal Bengisu Karaca
Yol haritasını Hülya Avşar çizsin
1042 Okunma
Hakan Kandal
Fikret Bila
Açılımda Yeni Yaklaşımlar
1041 Okunma
Harun Özdemir
Bekir Berat Özipek
Bakın Şu “Yugoslavya”dan Söz Edene!
1028 Okunma
Bünyamin Demir
Ruşen Çakır
Türk’ün Türk’e açılımı
1021 Okunma
Tayibet Erzen
Mehmet Altan
Amerika Dalan’a neden vize vermedi?
1016 Okunma
Mehmet Hikmetumut
Mümtazer Türköne
Açılımdan vazgeçsek!
1007 Okunma
Arif Ersoy
Ahmet Taşgetiren
30 günlük kişilik diyeti
982 Okunma
Zübeyir Erol
Zülfü Livaneli
Bu ülke “yaşa!” ve “kahrol!” dışında düşünemez mi?
977 Okunma
Ali Bülent Dilek
Cengiz Çandar
Kürtleri Kürt olarak yaşatmak sorunu...
968 Okunma
Ekrem Fildişi
Can Ataklı
Bundan sonrası karışık
942 Okunma
Mesut Karaaytu