Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1340
Rahman Suresi Tefsiri 43-45. Ayetler
10.10.2026
111 Okunma, 0 Yorum

RAHMAN SÛRESİ - 25. Hafta

 

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

هَذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَ (43) يَطُوفُونَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَمِيمٍ آنٍ (44) فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (45)

Bu, mücrimlerin tekzib ettiği Cehennemdir. Onunla kaynar suyun arasında dolaşırlar. Öyleyse ikinizin rabbinin olgularının hangisini tekzib ediyorsunuz? (43-45)

 

هَذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَ

Bu, mücrimlerin tekzib ettiği Cehennemdir.

 

İsim cümlesi

Haber

Mübteda

Sıfat

Mevsûf

Sıla cümlesi
Fiil cümlesi

İsm-i
mevsûl

Fâil

Mefûlün bih GS

Fiil

Mecrur

Cârr

الْمُجْرِمُونَ

هَا

بِ

يُكَذِّبُ

الَّتِي

جَهَنَّمُ

هَذِهِ

 

هَذِهِ: “Bu” demektir. Dişil tekil yakın ism-i işarettir. İşaret ettiği kelime kendisinden sonra gelen جَهَنَّمُ (Cehennem) kelimesi dişil olduğu için dişil tekil ism-i işaret kullanılmıştır.

جَهَنَّمُ: “Cehennem” demektir. جهنم kökünden gelmiştir. Rubâi babdan جَهْنَمَة mastarı tutuşup alev almak, alevinin şiddetlenmesi ve mümkün olan en yüksek pişirici düzeyde olmak manasındadır. Bu mastar manasından pişirici olan manasında جَهَنَّمُ “Cehennem” anlamında ism-i fâil manasında camid isimden gelmiş olan özel isimdir. Dişildir.

Bu kelimenin İbranice kökenli olduğu, Arapçaya yabancı dilden geçmiş bir kelime olduğu söylenir. Kudüs’ün güneybatısında bir vadi olduğu ve bu vadinin adının Hinnom olduğu, bu vadinin en derin yerine ise Gehenna dendiği, burada sürekli olarak bir ateşin yandığı ve şehrin yok edilmek istenen çöplerinin buraya boşaltılarak yakılıp yok edildiği söylenir. Buradan Arapçalaşmış bir kelime olarak değerlendirilir. جَهَنَّمُ gayr-i munsariftir.

İsimler harekelenme bakımından ikiye ayrılır:

  1. Munsarif isimler: Sonlarına tenvin ve üç harekeyi de (fetha, zamme, kesre) alabilen isimlerdir.
  2. Gayr-i Munsarif İsimler: Sonlarına tenvin ve kesre almayan isimlerdir. Kesre yerine fetha ile mecrur olurlar. Ancak muzaf durumundayken veya başına harfi tarif gelince kesre alırlar. Sarftan men olan isimler de denir.

Özel isim olarak alemiyet illetine sahiptir. Arapçalaşmış bir kelime olarak ucme illetine sahiptir. Üç harften uzun bir kelime olarak manevi te’nis illetine sahiptir. Bu illetler nedeniyle gayr-i munsarif bir kelimedir.

الَّتِي: Dişil tekil has ism-i mevsuldür. Dişil bir kelime olan Cehennemin sıfatı olduğu için dişil tekil has ism-i mevsul kullanılmıştır. Sıla cümlesi arkasından gelen يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَ cümlesidir. Aid zamiri de بِهَا daki هَا zamiridir.

يُكَذِّبُ: “Yalanlar, yanlışlar, tekzib eder” demektir. كذب kökünden tef’îl bâbından üçüncü şahıs eril tekil merfu muzari malum fiildir. Fâili الْمُجْرِمُونَ dir. İkinci bâbdan (كَذَبَ - يَكْذِبُ) “yalan, yanlış söylemek” demektir. Bir şeyi onda olmayan bir şeyle vasıflandırmak veya isimlendirmek manasındadır. Tef’îl bâbına gelince birisinin, birilerinin sözlerinin yalan veya yanlış olduğunu, yaptığı işlerin yanlış olduğunu, onunla ilgili bir durumun yanlış olduğunu, onda olan bir sıfatın onda olmadığını iddia etmektir. Kasıtlı olarak yapılırsa yalan, kasıtsız olarak yapılırsa yanlış olur. Arapçada ikisi de aynı fiille ifade edilir. كَذِب “yalan, yanlış” demektir. Kuran’da كذب kökü ikinci bâbdan ve tef’îl bâbından gelir. Sadece mazi ve muzari fiil olarak gelir. Emir veya nehiy fiil olarak gelmez. لَا تَكْذِبْ şeklinde gelmez. Çünkü bu kökün anlamı sadece yalan söylemek değildir. Yalan söylemeyi de kapsayan bir anlamı vardır. Yanlış söylemek ana anlamıdır ve yalan söylemek yanlış söylemenin kapsamı içindedir. Bu nedenle Kuran’da لَا تَكْذِبْ şeklinde gelmez. Gelseydi kimse yanlış bir şey söyleyemezdi.

كذب kökünün tef’îl bâbından merfu muzari malûm çekimi

Çoğul

İkil

Tekil

كذب

يُكَذِّبُونَ

يُكَذِّبَانِ

يُكَذِّبُ

Eril

3.Şahıs

يُكَذِّبْنَ

تُكَذِّبَانِ

تُكَذِّبُ

Dişil

تُكَذِّبُونَ

تُكَذِّبَانِ

تُكَذِّبُ

Eril

2.Şahıs

تُكَذِّبْنَ

تُكَذِّبَانِ

تُكَذِّبِينَ

Dişil

نُكَذِّبُ

نُكَذِّبُ

أُكَذِّبُ

1.Şahıs

 

بِ: “-i” demektir. Harf-i cerdir. يُكَذِّبُ ile müteallaktır.

هَا: “O” demektir. Dişil tekil mecrur muttasıl zamirdir. الَّتِي nin aid zamiridir.

بِهَا: “Onu” demektir.

الْمُجْرِمُونَ: “Mücrimler, suçlular” demektir. جرم kökünden if’âl bâbından üçüncü şahıs eril çoğul marife merfu ism-i fâildir. İkinci bâbdan جَرْم mastarı kök mana olarak “kesmek” demektir. Hurma ağacını kesmek, koyunun yününü kesmek, hurmanın meyvesini kesip toplamak manasına gelmektedir. Istılahi olarak birisine karşı suç işlemek manasındadır. İf’âl bâbında (أَجْرَمَ – يُجْرِمُ) sayruret etkisi vardır. Suç sahibi olmak, suç işler halde olmak anlamındadır. İsm-i fâili olan مُجْرِم de “suçlu” demektir. Muhtemelen İngilizcedeki suç anlamındaki “crime” kelimesi ile aynı kökten gelmektedir.

لِيُحِقَّ الْحَقَّ وَيُبْطِلَ الْبَاطِلَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ

Hakkı ihkâk etmesi ve batılı iptal etmesi için(dir) mücrimler hoşlanmasa bile. (Enfal 8)

Hak gerçek, geçerli olan demektir, batıl ise gerçek olmayan, geçersiz olan demektir. Allah geçerliyi geçerli kılar, geçersizi geçersiz kılar. Mücrimler hakkın hak, batılın batıl olmasından hoşlanmazlar. Burada geçerlilik Allah’a göre geçerlilik, geçersizlik de Allah’a göre geçersizliktir. Hak dediğimizde de batıl dediğimizde de Allah’a göre olandır.

وَيُحِقُّ اللَّهُ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ

Allah hakkı kelimeleriyle hak kılar, mücrimler hoşlanmasa bile. (Yunus 82)

“Kelime” sözcüğü “anlam” demektir. Türkçede kullanıldığı şekilde bir anlamı yoktur. Mücrimler Allah’ın anlamlarını (kelimelerini) sevmezler. Anlamları başka yere çekerler ve hakkın hak olmasını istemezler.

Mücrimler hakkı batıl, batılı hak kılanlardır. Hakkın hak, batılın batıl olmasından hoşlanmayanlardır. Mücrimlerle الَّذِينَ أَجْرَمُوا yu ayırmak gereklidir. Mücrimlik çok belirgindir. الَّذِينَ أَجْرَمُوا içinde olan bir kimse ise Allah’a, kitabına inanabilir, namazlarını kılabilir, hacca gidebilir, gece namazı bile kılabilir. الَّذِينَ أَجْرَمُوا mücrimlerin kurdukları sistemi kanıksamış ve o sistem içinde çaba gösteren kimsedir. Çünkü o sistem hakkı batıl, batılı hak haline getirmiştir.

Mücrimlik müşriklikle ve kâfirlikle birliktedir. Müşrikler Allah’ın kurallarına aykırı kural koyan şerikleri seçerler ve müşrik mücrim olurlar. Batılın hak, hakkın batıl olması kurallar dahilindedir. Küfürde ise kural olmadan hakkı batıl, batılı hak kabul edersin. Bu durumda kâfir mücrim olurlar.

يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَ: “Mücrimler onu tekzib etti” demektir.

الَّتِي يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَ: “Mücrimlerin onu tekzib ettiği” demektir.

جَهَنَّمُ الَّتِي يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَ: “Mücrimlerin tekzib ettiği Cehennem” demektir.

هَذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَ: “Bu, mücrimlerin tekzib ettiği Cehennemdir” demektir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta mücrimler “cehennem diye bir şey yok” diye mi cehennemi tekzib ettiler yoksa “biz cehenneme girmeyeceğiz” diyerek mi veya bunu düşünerek mi tekzib ettiler?

Tekzib fiili (كَذَّبَ - يُكَذِّبُ) iki şekilde mef’ûl alır. Mef’ûlünü ya doğrudan alır veya بِ harf-i ceri ile alır. Kuran’da tekzib fiili 176 kere geçer. Tüm geçişlerde doğrudan mef’ûl aldığında mef’ûl her zaman kişidir, resuldür, resullerdir, mürsellerdir. بِ ile mef’ûl aldığında ise mef’ûl artık kişi değil kavramlardır, şuursuz varlıklardır, yerlerdir. Din, ayetler, kitap, karşılaşma, azap, cehennemdir.

Tekzib etme demek tekzib edilen yok demek değildir. Kişi doğrudan mef’ûl olarak tekzib edilmişse o kişinin sıfatı veya sıfatlarının aslında onda olmadığı, sözlerinin, iddialarının, önerilerinin, bilgilerinin yanlış olduğu ifade edilmiş olur. بِ harf-i ceri ile tekzib edilen ise mastarsa doğrudan o fiilin olmayacağı ifade edilmiş olur, eğer mastar değil de bir varlık ise o varlıkla ilgili bir durum tekzib edilmiş olur. O varlığın aslında olmadığı veya o varlıkla ilgili bir durumun doğru olmadığı ifade edilmiş olur.

كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ الْمُرْسَلِينَ

Nuh kavmi mürselleri tekzib etti. (Şuara 105)

كَذَّبَتْ عَادٌ الْمُرْسَلِينَ

Âd mürselleri tekzib etti. (Şuara 123)

كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَلِينَ

Semud mürselleri tekzib etti. (Şuara 141)

كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ الْمُرْسَلِينَ

Lût kavmi mürselleri tekzib etti. (Şuara 160)

Bu ayetlerde tekzib edilenler mürsellerdir. Onların mürsel vasıflarının doğru olmadığı söylenmiş, onların mürseller olduklarını kabul etmemişlerdir.

كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ

Onlardan önce Nuh kavmi tekzib etti. Kulumuzu tekzib ettiler ve (o) mecnundur dediler ve o sözlerle uzaklaştırıldı. (Kamer 9)

Nuh kavmi Nuh’u tekzib etmiştir. Nuh’un vasıflarının ona ait vasıflar olmadığını, onun Allah’ın elçisi olmadığını, mecnun olduğunu iddia etmişlerdir.

وَإِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ

Eğer seni tekzib ederlerse onlardan öncekiler de tekzib etmiştir. (Fatır 25)

فَإِنْ كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ

Eğer seni tekzib ederlerse senden öncesinde de resuller tekzib edilmiştir. (Ali İmran 184)

وَقَوْمَ نُوحٍ لَمَّا كَذَّبُوا الرُّسُلَ أَغْرَقْنَاهُمْ

Nuh kavmi… Resulleri tekzib edince onları boğduk. (Furkan 37)

وَإِنْ يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَثَمُودُ وَقَوْمُ إِبْرَاهِيمَ وَقَوْمُ لُوطٍ وَأَصْحَابُ مَدْيَنَ وَكُذِّبَ مُوسَى

Eğer seni tekzib ederlerse onlardan önce Nuh kavmi ve Âd ve Semud ve İbrahim kavmi ve Lût kavmi ve Medyen ashabı da tekzib etti ve Musa tekzib edildi. (Hac 42-44)

Resuller de mürseller gibi tekzib edilmişlerdir. Onların resuller olmadığı iddia edilmiştir. Hepsinin ya mecnun olduğu ya da başka amaçları olan insanlar oldukları iddia edilmiştir.

وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

Ayetlerimizi tekzib edip onlardan kibirlenenler, onlar ateş ashabıdırlar, onlar onun içinde kalıcılardır. (Araf 36)

وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

Küfredip ayetlerimizi tekzib edenler, onlar ateş ashabıdırlar, onlar onun içinde kalıcılardır. (Bakara 39)

مَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ

Allah’ın üzerine yalan uyduran veya O’nun ayetlerini tekzib edenden daha zalim olan kimdir? (Enam 21, Araf 37, Yunus 17)

Bu ayetlerde tekzib edilen بِ harf-i ceri ile ayetlerdir. Ayetlerin ayet olmadığı veya o ayetlerin hükümlerinin yanlış olduğu veya o ayetlerde ifade edilenlerin uygulanmasının yanlış olduğu iddia edilmiştir.

مَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُ

Allah’ın üzerine yalan uyduran veya ona gelince hakkı tekzib edenden daha zalim olan kimdir? (Ankebut 68)

Bu ayette tekzib edilen haktır, gerçek olandır, geçerli olandır. Hakkı tekzib etmek onun hak olmadığını yani batıl olduğunu iddia etmektir.

قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِلِقَاءِ اللَّهِ

Allah’la karşılaşmayı tekzib edenler hasara uğramıştır. (Enam 31)

Burada tekzib edilen بِ harf-i ceri ile mastardır. Allah’la karşılaşma diye bir şey yok demişlerdir.

وَمَا كَانَ هَذَا الْقُرْآنُ أَنْ يُفْتَرَى مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلَكِنْ تَصْدِيقَ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ الْكِتَابِ لَا رَيْبَ فِيهِ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ (37) أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ قُلْ فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِثْلِهِ وَادْعُوا مَنِ اسْتَطَعْتُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ (38) بَلْ كَذَّبُوا بِمَا لَمْ يُحِيطُوا بِعِلْمِهِ وَلَمَّا يَأْتِهِمْ تَأْوِيلُهُ كَذَلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الظَّالِمِينَ (39) وَمِنْهُمْ مَنْ يُؤْمِنُ بِهِ وَمِنْهُمْ مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهِ وَرَبُّكَ أَعْلَمُ بِالْمُفْسِدِينَ (40) وَإِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ لِي عَمَلِي وَلَكُمْ عَمَلُكُمْ أَنْتُمْ بَرِيئُونَ مِمَّا أَعْمَلُ وَأَنَا بَرِيءٌ مِمَّا تَعْمَلُونَ (41)

Bu Kuran Allah’ın dûnundan uydurulmadı ve ancak ondan öncesinde olanı tasdik etmek ve içinde hiçbir bulanıklık olmayan alemlerin rabbinden olan kitabı tafsil etmek… Yoksa onu uydurdu mu diyorlar. “Öyleyse onun misli bir sure getirin ve Allah’ın dûnundan gücünüzün yettiğini de çağırın eğer sadıklarsanız” de. Aksine ilmini kuşatmadıklarını onun tevili henüz onlara gelmeden tekzib ettiler. Bunun gibi onlardan öncekiler de tekzib ettiler. Öyleyse bak, zalimlerin akıbeti nasıldır? Onlardan ona iman eden ve onlardan ona iman etmeyen vardır ve rabbin fesad çıkaranları daha iyi bilendir. Eğer seni tekzib ederlerse “benim amelim bana, sizin ameliniz sizedir, siz benim amel ettiğimden berisiniz ve ben sizin amel ettiğinizden beriyim” de. (Yunus 37-41)

Burada tekzib edilen tevil edilmesi gerekendir. Bu da tevil yani yorumlanma gerektiren şeylerin yorumlanmadan önce tekzib edildiğini ifade etmektedir. Bunlar da müteşabih ayetlerdir. Onları yorumlayacak ilimleri yoktur ama yine de onların yanlış olduğunu veya hükmünün yanlış olduğunu iddia etmektedirler. Ayetin sonunda kişinin tekzib edilmesinin amelinin tekzib edilmesi olduğu anlaşılmaktadır.

هَذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَ “Bu, mücrimlerin tekzib ettiği Cehennemdir” demektir. Mücrimler cehennem yok mu demektedirler yoksa cehenneme biz girmeyeceğiz mi demektedirler?

Cehennem yok demek ahiretle karşılaşma yok demektir. Bunu ifade eden başka ayetler vardır.

وَقَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَاءِ الْآخِرَةِ وَأَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ

Onun kavminden küfredip ahiretle karşılaşmayı tekzib eden ve onları dünya hayatında şımarttığımız ileri gelenler “bu yalnızca sizin misliniz olan, yediklerinizden yiyen ve içtiklerinizden içen bir beşerdir” dediler. (Müminun 33)

وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَلِقَاءِ الْآخِرَةِ فَأُولَئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ

Küfredip ayetlerimizi ve ahiretle karşılaşmayı tekzib edenler, onlar azapta hazır edilenlerdir. (Rum 16)

وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَلِقَاءِ الْآخِرَةِ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ

Ayetlerimizi ve ahiretle karşılaşmayı tekzib edenler, onların amelleri boşa gitmiştir. (Araf 147)

Bu ayetler ahireti kabul etmeyenleri ifade ediyor. İşte bunlar cehennem-cennet yok diyenlerdir. Cehennemi tekzib etmek demek cehennem yok demek değildir. Cehennem yok diyenler ahiretle karşılaşmayı tekzib edenlerdir.

وَقَالُوا يَاوَيْلَنَا هَذَا يَوْمُ الدِّينِ (20) هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ (21)

“Vay bize, bu din yevmi” dediler. Bu, onu tekzib ediyor olduğunuz fasl yevmidir. (Saffat 20-21)

وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدِّينِ

Biz din yevmini tekzib ediyorduk. (Müddesir 46)

Burada da din yevmini tekzib edenler görülmektedir. Bunlar da cennet-cehennemin varlığının yanlış olduğunu söyleyenlerdir.

أَرَأَيْتَ الَّذِي يُكَذِّبُ بِالدِّينِ (1) فَذَلِكَ الَّذِي يَدُعُّ الْيَتِيمَ (2) وَلَا يَحُضُّ عَلَى طَعَامِ الْمِسْكِينِ (3) فَوَيْلٌ لِلْمُصَلِّينَ (4) الَّذِينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ (5) الَّذِينَ هُمْ يُرَاءُونَ (6) وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ (7)

Dini tekzib edeni gördün mü? O yetimi iten ve miskinin doyurulması üzerine harekete geçmeyendir. Salatlarını baştan savan, riya eden ve küçük işleri engelleyen namaz kılanların vay haline. (Maun 1-7)

Hem namaz kılıyor hem de dini tekzib ediyor. Bu, “din yok” diyor demek değildir. Allah’ın kurallarının geçerli olduğu Allah’ın dinini tekzib ediyor, onun içindeki kuralları yanlış görüyor, günümüzde uygulanamaz diyor veya açıkça bunu demiyor ama uygulanamayacağını düşünüyor. Tağut’un dinini uyguluyor. Hem namaz kılıyor hem faizli sistemden hoşlanıyor ve o sistemi tüm araçlarını kullanarak uyguluyor. Hem namaz kılıyor hem de yasa içi kumarı sürdürüyor. Hem namaz kılıyor hem faizli sistemin merkezi olmak için binalar dikiyor. Hem namaz kılıyor hem çoğunluğa uyuyor ve çoğunluğu ele geçirmeye çabalıyor. Hem namaz kılıyor hem de insanlara ikrah ederek hoşlanmadığı şeyleri zorla yaptırıyor. Hem namaz kılıyor hem de Allah’ın helal ettiğini haram ediyor, haram ettiğini helal ediyor. Hem namaz kılıyor hem de cahiliye hamiyyeti ile kendinden olanı koruyor karşı taraftan olanı eziyor. Hem namaz kılıyor hem de cahiliye hükmü ile aynı fiili yapan kendinden olmayanı cezalandırıp kendinden olanı cezalandırmıyor. Hem namaz kılıyor hem de zanlarla hareket ediyor. Hem namaz kılıyor hem de Peygamberin örnek olduğu aile modelini beğenmiyor, batının boşanmanın zorlaştırdığı aile modelini istiyor. İşte bu sure bunları anlatmaktadır. Nasıl namazlarını kılıp da dinin tekzib edildiği görülmektedir. Allah’ın dini yerine Tağut’a ve cibt’e iman edenlerin durumu budur.

İşte bu ayetlerin ışığında هَذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَ “Bu, mücrimlerin tekzib ettiği Cehennemdir” cümlesi, ahiretle karşılaşmanın olmayacağını iddia eden mücrimlerin “cehennem diye bir şey yok” dediğini, ahiretle karşılaşmayı bekleyen mücrimlerin ise “cehenneme biz girmeyeceğiz” dediğini ifade etmektedir.

وَقِيلَ لَهُمْ ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ

Onlara “ateşin tekzib ediyor olduğunuz azabını tadın” denildi. (Secde 20)

وَنَقُولُ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّتِي كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ

Zulmedenlere “tekzib ediyor olduğunuz ateşin azabını tadın” deriz. (Sebe 42)

Bu ayetlerde de ateş veya ateşin azabı için aynı durum söz konusudur. Ya ateş yoktur ya da ateş bana dokunmayacaktır demektedirler. Ya ateşin azabı yoktur ya da ateşin azabı bana dokunmayacaktır demektedirler.

Kendilerinin Cehenneme gireceğinin yanlış olduğunu düşünüyor/söylüyorlardı. Hatta en yüksek cennette olacaklarını bile düşünüyor olabilirler. Kendilerinin büyük bir cihat içinde olduklarını bile düşünüyor olabilirler ancak ilerledikleri yolun cehenneme giden, hız sınırı olmayan bir otoyol olduğunun farkında bile değillerdir. “Biz doğru taraftayız, Allah'ın rahmetine/ödülüne layığız” diye düşünüyor olabilirler. Namazlarını kılıyorlar, oruçlarını tutuyorlar, haccı-umreyi su yolu yapıyorlar ama hakkı batıl, batılı hak kılıyorlardı. Kendilerini hak üzerinde görürler, yanlış davranışlarını doğru kabul ederler ve kendileri için öngörülen cehennem sonucunu reddederler. Kendilerini o kadar yüksekte görürler ki kendilerini topluluklarına Allah’ın bir hediyesi olarak görürler ve kendilerinin gücü elinde bulundurmasının, rakiplerinin güçlerini kırmanın hak yol olduğunu iddia ederler. Kendilerini cihad içinde sanırken aslında cidal içinde bocalamaktadırlar. Kendilerini mümin sanarlar ama maalesef mücrimdirler. Şirkin ve küfrün içindedirler. Kıyamet yevminde cehennemlik olduklarını kendi simalarından kendileri bile anlarlar. O anda şok olurlar.

فَرِيقًا هَدَى وَفَرِيقًا حَقَّ عَلَيْهِمُ الضَّلَالَةُ إِنَّهُمُ اتَّخَذُوا الشَّيَاطِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ

Bir fırkaya rehberlik eder ve bir fırka, onların üzerine dalalet hak olur. Kesinlikle onlar ihtida edenler olduklarını sanır haldeyken şeytanları Allah’ın dûnundan veliler edinirler. (Araf 30)

وَإِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ السَّبِيلِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ

Kesinlikle onlar ihtida edenler olduklarını sanır haldeyken yoldan alıkoyarlar. (Zuhruf 37)

Bu ayetlerde kendilerini hidayette sananların aslında ne durumda olduklarını görmekteyiz. Kendilerinin doğru yolda olduğunu, Allah’ın hidayetine kavuştuklarını sanmaktadırlar ama öyle işler yapmaktaydılar ki tam da şeytanın istedikleriydi. Bu nedenle şeytanları veliler edinmişlerdi.

قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْأَخْسَرِينَ أَعْمَالًا (103) الَّذِينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعًا (104)

“Size ameller olarak en zararda olanları haber vereyim mi?” de. Çok iyi işler ürettiklerini sanıyor halde iken dünya hayatında emekleri kaybolanlardır. (Kehf 103-104)

صُنْعًا Türkçede sanat kelimesi ile benzerdir. Dizi şeklinde işlemlerin sonucunda ortaya çıkan üründür. Musa Peygamber de bu şekilde bir üründür. Bu ayette de iyi işler ürettiklerini sananlar ifade edilmiştir. Büyük bir çabayla kanunlar, kurallar üretip bunun en iyisi olduğunu sanmışlardır. Oysa bunlar Allah’ın kurallarına aykırıdır. Bu durumda en zararda olanlardır.

Görüldüğü gibi mücrimlerin bir kısmı kendilerini cennetlik sanan, hidayette olduğunu sanan, yanlış işler yaptıkları halde en iyisini yaptıklarını sananlardır ve kendilerini cennetin baş köşesinde sanırlarken cehennemi boylamışlardır.

 

يَطُوفُونَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَمِيمٍ آنٍ

Onunla kaynar suyun arasında dolaşırlar.

 

Fiil cümlesi

Mefûlun fih

Fâil

Fiil

Ma'tûf

Atıf
harfi

Ma'tûfun aleyh

Muzâfun ileyh

Muzâf

Muzâfun
ileyh

Muzâf

Sıfat

Mevsûf

آنٍ

حَمِيمٍ

بَيْنَ

وَ

هَا

بَيْنَ

و

يَطُوفُونَ

 

يَطُوفُونَ: “Tavaf ederler, dolaşırlar” demektir. طوف kökünden birinci bâbdan üçüncü şahıs eril çoğul merfu muzari malum fiildir. Birinci bâbdan طَوْف mastarı birisinin, birisinin veya bir şeyin çevresinde, ona bütün yanlarından gelecek şekilde, yürüyerek veya hareket ederek ya da buna benzer biçimde dolaşması demektir. Birisinin, bir şeyin etrafında dönmesi, çevresini sarması demektir.

بَيْنَ: “Arası” demektir. İki anlamı birden barındırır. Hem ayrılma hem de birleşme manalarına sahiptir. Bu nedenle ara manasındadır. Aranın açılması veya birleşmesi bu nedenle bu kelime ile ifade edilir.

البَيْنُ في كلام العرب جاء على وجْهَين: يكون البَينُ الفُرْقةَ، ويكون الوَصْلَ، بانَ يَبِينُ بَيْناً وبَيْنُونةً، وهو من الأَضداد

Beyn Arap kelamında iki yön üzerine gelir: Beyn ayrılma olur ve birleşme olur. بانَ يَبِينُ بَيْناً وبَيْنُونةً. Ve o zıtlardandır. (Lisanu-l Arab)

İkinci bâbdan بَانَ - يَبِينُ şeklinde başkasının ayırması, fark etmesi için bir şeyin çevresinden ayrılacak ve çevresindekilerden farklılaşacak şekilde sınırlarının belli olması, anlaşılır ve açık olması manasındadır.

هَا: “O” demektir. Dişil tekil mecrur muttasıl zamirdir. Cehenneme racidir.

وَ: “Ve” demektir. بَيْنَهَا ya بَيْنَ حَمِيمٍ آنٍ i atfetmiştir.

بَيْنَ: “Arası” demektir.

حَمِيمٍ: “Sıcak su” demektir. حمم kökünden gelmiştir. Birinci babdan حَمّ mastarı suyun veya bir sıvının ısınması manasındadır. Bu mastar manasından حَمِيم “ısınmış su” anlamında isimdir. Aynı zamanda ısınmadan kinaye “yakın arkadaş” manasına da gelmektedir.

آنٍ: “An” demektir. ءني kökünden gelmiştir. İkinci babdan bir işin veya bir şeyin birisi için vaktinin gelmesi manasındadır.

حَمِيمٍ آنٍ: “Vakti gelen ısınmış su” demektir. Bu “kaynama noktasına gelmiş su” anlamındadır. “Kaynar su” demektir.

بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَمِيمٍ آنٍ: “Onunla kaynar suyun arası” demektir. Arapçada zamir muzafun ileyh olduğunda doğrudan atfedilemez. Bu nedenle muzafın tekrarlanması zorunludur. بَيْنَهَا وَحَمِيمٍ آنٍ şeklinde kullanılmaz. Bunun yerine بَيْنَ tekrarlanır. İki ayrı بَيْنَ (arası) yoktur. Sadece kural gereği tekrarlanmıştır.

يَطُوفُونَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَمِيمٍ آنٍ: “Onunla kaynar suyun arasında dolaşırlar” demektir.

Burada dikkat çeken nokta Cehennem ve kaynar suyun ayrı varlıklar olmasıdır. Yani mücrimler Cehennem dışında bir yere gidip tekrar Cehenneme gelmektedirler veya arasında dolaşmaktadırlar. Zaten cins isim olan sıcak su olan حَمِيمٍ nekre geldiği için terim anlamı verilmelidir. Bildiğimiz sıradan bir sıcak su değildir. Bu, Cehennemin dışında bir mekândır.

مَأْوَى (barınak) kelimesi Kuran’da 22 kere geçmektedir. Dördü harf-i tarifle (الْمَأْوَى) on sekizi izafetle marife olarak gelmiştir.

Kuran’da geçiş

Sayı

Ayetler

مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ

8

Ali İmran 197, Nisa 97, Nisa 121, İsra 97, Tevbe 73, Tevbe 95, Rad 18, Tahrim 9

مَأْوَاهُ جَهَنَّمُ

2

Ali İmran 162, Enfal 16

Cehennem

10

 

مَأْوَاهُمُ النَّارُ

4

Secde 20, Yunus 8, Ali İmran 151, Nur 57

مَأْوَاكُمُ النَّارُ

3

Hadid 15, Ankebut 25, Casiye 34

مَأْوَاهُ النَّارُ

1

Maide 72

Ateş

8

 

İzafetle gelişlerin hepsi isim cümlesi şeklinde mübteda ve haber olarak gelmiştir. İki tür barınak vardır. Biri Cehennem diğeri ateştir. İyi bir barınak için bu şekilde izafetle geliş yoktur.

جَنَّاتُ الْمَأْوَى, جَنَّةُ الْمَأْوَى, فَإِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوَى şeklinde Cennet harf-i tarifle marife bir şekilde (الْمَأْوَى) barınak olarak ifade edilmiştir.

Bir de Cehîm için فَإِنَّ الْجَحِيمَ هِيَ الْمَأْوَى şeklinde harf-i tarifle marife ifade edilmiştir.

Harf-i tarifle geldiğinde o yer barınak özelliği taşımaktadır. Yani o yer barınmak için özelliklere sahiptir. İzafetle gelişlerde o yer barınak değildir, o kimseler için barınaktır.

Cennet barınak olarak yaratılmış demektir. Cehennem ve ateş gerçekte barınak değildir. Barınak özelliği taşımayan bu yer suçluların mecburi barınağıdır.

Cehîm de barınak olarak yaratılmıştır. Cehîm Cehennemden farklıdır. Cehennem barınak değildir ama mecburi barınaktır. Cehîm ise kendisi barınaktır, kötü bir barınaktır.

Barınağın ateş olması ile Cehennem olması arasındaki fark nedir?

Kuran’da 9 kere نَارُ جَهَنَّمَ ifadesi vardır ancak نَارُ الْجَحِيمِ ifadesi geçmez. Bu durumda barınakları ateştir (مَأْوَاهُمُ النَّارُ) ifadesini “barınakları Cehennemdir” şeklinde anlayabilir miyiz? Ateş sadece Cehenneme özel bir durum değildir. Cehennem dışında kötüler için Kuran’da adı geçen başka ateş içeren yerler vardır: السَّعِير, سَقَر, لَظَى, الْحُطَمَة. Bu nedenle barınakları ateştir dendiğinde bir kısmı için bu Cehennem olurken diğerleri için diğer ateş içeren bu yerlerdir.

Cehîm’in kendisinin barınak olması sebebiyle Cehîm hepsini kapsayan bir yer denebilir. Cehennem Cehîm’in içinde bir bölgedir ve diğerleri de Cehîm’in içinde yerlerdir denebilir.

Kötü insanlar Kıyamet yevminde kötülük derecelerine göre değişik yerlerde cezalandırılacaklardır. Bu yerlerin bu çeşitliliği az kötü olanların daha hafif, çok kötü olanların daha şiddetli ceza çekmelerini sağlamak içindir.

Sâffât suresinde geçen Cehîm (الْجَحِيمِ) ifadeleri dikkat çekicidir.

صِرَاطِ الْجَحِيمِ

Cehîmin sıratı (Sâffât 23)

فِي سَوَاءِ الْجَحِيمِ

Cehîmin ortasında (Sâffât 55)

فِي أَصْلِ الْجَحِيمِ

Cehîmin kökünde (Sâffât 64)

مَرْجِعُهُمْ لَإِلَى الْجَحِيمِ

Onların dönüş yeri cehîme doğrudur (Sâffât 68)

Bu ifadelerde Cehîm’in yolu, ortası, kökü ve dönüş yeri olan bir mekân olduğu görülmektedir. Özellikle Sâffât 55’te cennetteki bir kişinin arkadaşını Cehîm’in ortasında görmesi ve onunla konuşması, Cehîm’in yalnızca ateşin olduğu bir alan olmayabileceğini düşündürmektedir.

Kuran’da نَارُ جَهَنَّمَ (cehennem ateşi) ifadesi geçerken نَارُ الْجَحِيمِ (Cehîm’in ateşi) ifadesinin geçmemesi ve أَصْحَابُ الْجَحِيمِ ifadesi altı defa geçerken أَصْحَابُ جَهَنَّمَ ifadesi geçmemesi de Cehîm ile Cehennemin aynı şeyi ifade etmediğini göstermektedir. Cehîm, kalıcı olarak bulunulan sıcak bölgenin bütünü iken cehennem ise bu bölgenin sıcak kalmasını sağlayan ateşin yandığı alanlardır. Dolayısıyla Cehennem, Cehîm’in içinde bulunan bir alandır.

Rahman suresinin bu ayetinde Cehennem ile حَمِيمٍ آنٍ (çok ileri derecede ısınmış su) arasında gidip gelmekten söz edilmektedir. Bu anlatım, Cehennem ile kaynar suyun birbirinden ayırt edilebilen iki ayrı öğe olduklarını göstermektedir.

Hamîm, Cehîm bölgesinde bulunan ve cehennem ateşinin sıcaklığıyla ısınmış sudur. Böylece Cehîm sıcak bölgenin bütünü, cehennem ateşin yandığı alanlar, hamîm ise bu ateşin sıcaklığıyla ısınmış suyun olduğu bölge olarak birbirinden ayrılır.

Bu iki yer arasında gidip gelme ifadesi, aynı azap ortamı içindeki farklı unsurlar arasında hareket edildiğini göstermektedir.

Cehîm: İçinde kalınan sıcak bölgenin bütünü.

Cehennem: Cehîm bölgesinde ateşin yandığı ve sıcaklığı sağlayan alanlar.

Hamîm: Cehennem ateşinin sıcaklığıyla ısınmış su.

Mücrimler de Cehennem ile Hamîm Ân arasında dolaşmaktadırlar. Cehennem ateş alanı, Hamîm Ân ise kaynar sudur. İkisinden de kaçınarak ikisinin arasında dolaşmaktadırlar.

 

فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ

Öyleyse ikinizin rabbinin olgularının hangisini tekzib ediyorsunuz?

 

Soru cümlesi
Fiil cümlesi

Fâ-u
isti’nâfiye

Fâil

Fiil

Mefûlün bih GS

Mecrur

Cârr

Muzâfun ileyh

Muzâf
İstifhâm
edatı

Muzâfun ileyh

Muzâf

Muzâfun ileyh

Muzâf

ا

تُكَذِّبَانِ

كُمَا

رَبِّ

آلَاءِ

أَيِّ

بِ

فَ

 

فَ: İsti’nafiyye edatıdır (الْفَاءُ الاِسْتِئْنَافِيَّةُ).

بِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ: “İkinizin rabbinin olgularının hangisini tekzib ediyorsunuz?” demektir.

Buradaki آلَاءِ “olgular” demektir. ءلي kökünden isimdir. Tekili إِلًى veya أَلًى dir. Kuran’da tekil geçişi yoktur. İkinci bâbdan (أَلا - يَأْلِي) birisinin bir işi veya bir şeyi titizlikle ve çaba sarf ederek derinlemesine araştırıp etraflıca incelemesi anlamındadır. Bu bâbdan إِلًى veya أَلًى ism-i mef’ûl anlamında camid isimdir. Hakkında araştırma yapılan ve incelenen şeydir. Araştırmayı, incelemeyi ve titiz sorgulamayı gerektiren kozmik olgu veya düşündürücü meseledir. Allah’ın kâinattaki âyetleri (kozmik olgular) إِلًى dir. Kitabında anlattığı tarihsel olgular إِلًى dir. Kuran’da okuyup da anında ne olduğunu anlayamadığımız, anlamak için derin bir araştırma, bir alt yapı ve bilgi gerektiren her türlü olgu إِلًى dir. Bir şey, bir iş, gerçekleşen bir durum آلَاءِ dan ise onun olduğunu görürsün ama nasıl olduğunu anlaman için çok derin araştırma yapman, o iş üzerinde kafa yorman, incelemen gerekir. Rahman suresinde 31 kere tekrarlanan bu ayetlerin arasında geçen tüm cümleler derin araştırma yapılması, kafa yorulması ve incelenmesi gereken durumlardır.

Bu ayetten önceki iki ayette هَذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَ يَطُوفُونَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَمِيمٍ آنٍ (Bu, mücrimlerin tekzib ettiği Cehennemdir. Onunla kaynar suyun arasında dolaşırlar) denmektedir. Bu da bir olgudur. Cehennem, Cehîm v.b. yerler görmediğimiz yerlerdir. Bunları anlamak, çözmek için derin bir araştırma, bilgi birikimi ve Kuran’ı derinlemesine inceleme gerektirmektedir. Bu nedenle bu da bir olgudur.

 

 

Teşvikiye, Yalova

10 Ekim 2026

M. Lütfi Hocaoğlu

 






Son Eklenen Seminerler
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1340
Rahman Suresi Tefsiri 43-45. Ayetler
10.10.2026 111 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1339
Rahman Suresi Tefsiri 41-42. Ayetler
3.10.2026 370 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1338
Rahman Suresi Tefsiri 39-40. Ayetler
29.08.2026 2466 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1337
Rahman Suresi Tefsiri 37-38. Ayetler
22.08.2026 2595 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1336
Rahman Suresi Tefsiri 35-36. Ayetler
15.08.2026 2664 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1335
Rahman Suresi Tefsiri 33-34. Ayetler
9.08.2026 2523 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1334
Rahman Suresi Tefsiri 31-32. Ayetler
1.08.2026 2306 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1333
Rahman Suresi Tefsiri 29-30. Ayetler
25.07.2026 2236 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1332
Rahman Suresi Tefsiri 26-28. Ayetler
18.07.2026 2243 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1331
Rahman Suresi Tefsiri 24-25. Ayetler
11.07.2026 2370 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1330
Rahman Suresi Tefsiri 22-23. Ayetler
4.07.2026 2346 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1329
Rahman Suresi Tefsiri 19-21. Ayetler
20.06.2026 2573 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1328
Rahman Suresi Tefsiri 17-18. Ayetler
13.06.2026 2419 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1327
Rahman Suresi Tefsiri 15-16. Ayetler
23.05.2026 2631 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1326
Rahman Suresi Tefsiri 14. Ayet
9.05.2026 2610 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1325
Rahman Suresi Tefsiri 13. Ayet
2.05.2026 2547 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1324
Rahman Suresi Tefsiri 10-12. Ayetler
25.04.2026 2508 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1323
Rahman Suresi Tefsiri 9. Ayet
18.04.2026 2487 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1322
Rahman Suresi Tefsiri 7-8. Ayetler
11.04.2026 3123 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1321
Rahman Suresi Tefsiri 6. Ayet
4.04.2026 2504 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1320
Rahman Suresi Tefsiri 5. Ayet
28.03.2026 2646 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1319
Rahman Suresi Tefsiri 4. Ayet
7.03.2026 2596 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1318
Rahman Suresi Tefsiri 3. Ayet
28.02.2026 3171 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1317
Rahman Suresi Tefsiri 2. Ayet
21.02.2026 2529 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1316
Rahman Suresi Tefsiri 1. Ayet
14.02.2026 2851 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1315
Cin Suresi Tefsiri 26-28. Ayetler
7.02.2026 2654 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1314
Cin Suresi Tefsiri 25. Ayet
24.01.2026 2603 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1313
Cin Suresi Tefsiri 24. Ayet
17.01.2026 2611 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1312
Cin Suresi Tefsiri 23. Ayet
10.01.2026 2541 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1311
Cin Suresi Tefsiri 22. Ayet
3.01.2026 2562 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1310
Cin Suresi Tefsiri 21. Ayet
27.12.2025 2668 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1309
Cin Suresi Tefsiri 20. Ayet
20.12.2025 2572 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1308
Cin Suresi Tefsiri 19. Ayet
13.12.2025 2720 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1307
Cin Suresi Tefsiri 18. Ayet
6.12.2025 2645 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1306
Cin Suresi Tefsiri 16-17. Ayetler
29.11.2025 2464 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1305
Cin Suresi Tefsiri 14-15. Ayetler
22.11.2025 2504 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1304
Cin Suresi Tefsiri 13. Ayet
15.11.2025 2564 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1303
Cin Suresi Tefsiri 12. Ayet
8.11.2025 2522 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1302
Cin Suresi Tefsiri 11. Ayet
1.11.2025 2551 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1301
Cin Suresi Tefsiri 10. Ayet
25.10.2025 2520 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1300
Cin Suresi Tefsiri 9. Ayet
18.10.2025 2591 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1299
Cin Suresi Tefsiri 8. Ayet
4.10.2025 2319 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1298
Cin Suresi Tefsiri 7. Ayet
27.09.2025 2424 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1297
Cin Suresi Tefsiri 6. Ayet
20.09.2025 2682 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1296
Cin Suresi Tefsiri 5. Ayet
13.09.2025 2308 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1295
Cin Suresi Tefsiri 4. Ayet
6.09.2025 2458 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1294
Cin Suresi Tefsiri 3. Ayet
30.08.2025 1951 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1293
Cin Suresi Tefsiri 1-2. Ayetler
23.08.2025 1791 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1292
Secde Suresi Tefsiri 30. Ayet
9.08.2025 1857 Okunma
Lütfi Hocaoğlu
Kuran Seminerleri II 1291
Secde Suresi Tefsiri 28-29. Ayetler
2.08.2025 1734 Okunma


© 2026 - Akevler