Bilim mi, Doğa mı ikileminde ilerlemeye düşkün insanlık her zaman “bilim” diyor.(1) Çünkü “bilim” teknoloji, kolaylık, konfor ve bolluk sağlıyor.

Peki, bunları nereden sağlıyor; tabi ki onu da var eden “doğadan”. Buna beslenme zinciri diyebiliriz.

Çin iç savaşı uzun yürüyüş döneminde Mao Zedung’un ünlü sözü bu bağlama uygun düşüyor: “düşman bizimle savaşmak istiyor; buna zaman ve yer olarak biz karar vereceğiz.”(2)
Yani doğaya düşmanlık eden insan, doğanın huzur veren yer ve zamanlarını fırsat bilerek, hem doğaya hem de kendi türüne haksızlık yaparak teknoloji geliştirip kendine konfor oluşturmaya çalışıyor.
Bu “yol”, yol değil, çıkmaz sokak…
Bu yüzden belirli aralıklarla büyük savaşlar çıkarıp, konfora dair ne varsa yıkıyor.
Dikkatimizden kaçmıyor.Devlet yöneticileri milletlerinden topladıkları milyarlarca doları, çoğunlukla teknolojinin “savunma” yönüne ölüm ve yıkıma alet ediyor.Bunu uluslar arası savaş ağalarının şerrinden korunmak için yapıyorlar; fakat kendi milletlerine karşı da kullanabiliyorlar.Çünkü kozmik “yanlıştan, insani iyilik doğmaz.(3)
Hükümranlıkla zehirlenmiş yöneticiler, milletleri bencil insaflarına esir ediyor.
Çünkü bu dünyada güç-silah beraberliği hep önde. Doğu Perinçek’in “hukuk, siyasetin köpeğidir.” Sözünü yadırgasak ta siyasetin, güç ve silahın kapsamında olduğunu binlerce yıllık insanlık tarihinden biliyoruz.(4)
Bunu her kes biliyor; savaşları önlemek için bir çok küresel kurumlar oluşturuyor.Yine de çözüm olmayacağını her kes biliyor. Görüyoruz, BM ler kötürümlük yolunda ödenek bekliyor.
*
Neden insanlık, doğanın sessizliğine uygun toplum modelleri sağlamıyor? Madem doğa, insanlığın ana kucağı. Neden onun mırıltısını bastırıyor. Doğanın mırıltının insanın tekamül ninnisi olduğunu saklıyor hatta yasaklayacaklar.
Ne paradoks ama!?. İlken insan, gök gürültüsünden, iri vahşi hayvanların hırıltısından korkarak, korkutmayı öğrendi. Şimdi teknoloji ile o sesleri artırıp canlıları zombileştiriyor.
*
Gürültünün duyulanı veya duyulmayanı ile durmaksızın huzura karşı saldırılar düzenliyorlar.(5) Modern toplum artık gürültü kafesine esir edildi.
Bunu hükümranlıkla zehirlenmiş kesim, kasıtlı yapıyor, sürdürüyor.(6)
Arılar, kümes-besi hayvanları, çiçekler ne varsa hepsi gürültüye nasıl tepki verdiklerini çok iyi biliyorlar.
Gürültü ile canlının tabiatını hasta ediyor bozuyor. Ağır hastalıklara kapılan insanlar, şifa için doğaya çekildiklerinde nasıl bağışıklık (özsağlık)sistemleri güçleniyorsa; toplumlar da işlerliğini, yaşamlarını gürültüden arındırmalı.(7)
*
Toplumların çevreye dair algısı tamamen duyumsal biyolojik kapasite ile sınırlı olduğunu biliyoruz. Görme aralığımız : 400 nm(mor)-800 nm(kırmızı) arasında.
Duyma (ses) aralığımız: 20 Hz (en kalın,bas)- 20.000 Hz(en ince,tiz) arasında.
*
İnsanın görme, işitme sınırları aynı zamanda frekans ve dalga boyu aralıklarında olması onun sağlıklı olmasının güvenlik alanıdır. Evrim ise tabii bu sınırlar içinde daha “uysal”; sınırlar dışında ise agrasif olabiliyor.
Savaş ve sömürünün artarak, her şeyi tüketmesinin sebebi de bu.Teknoloji ile duyum- ışık sınırlarımızı aşarak, sınır içindekileri ve doğayı hoyratça kullanmak.
Buna karşın, doğadaki olağan üstü bilgi akışından, frekanslardan, ışık sağanağının niteliğinden, maddeyi var eden etkisinden (anlamından) habersizler.
Açıklamalar :
(1)Burada doğayı, evrenlerin evrenimizin en alt türevi olarak ele alıyorum.Yani doğayı “nadir yaşam alanı” olarak sunan evren, içindekilerin de bu nadirliğe koşut olmasını gözetir, demek istiyorum. Lakin insan, enderliğine hep yan çiziyor; var oluşuna karşı hoyratlığı bırakmıyor.
(2) Çin iç savaş dönemi 1934.1935 yılları arası 370s günde 9000 km aşan dolambaçlı geri çekilme yolculuğu. Düşman bizimle savaşmak istiyor;buna biz karar veririz.Onların istediği yerde değil, bizim istediğimiz yerde; onların istediği zaman değil bizim istediğimiz zamanda.”(Mao a Life/ Bir Yaşam Philip Short; İthaki Yayınları)
(3)a-Kozmik yanlışlar:öldürme, yalan, hırsızlık, iftira,haksızlık, kibir, nesli bozma, emanete hıyanet,vefasızlık.
b-İnşirah(SAKİNLİK) suresi 94: 5,6 “muhakkak(feinne)beraber(mea)her güçlükle(usri)bir kolaylık(yusran); elbette (inne)beraber(mea)her güçlükle(usri)bir kolaylık(yusran)”
(4)https://muyesseryildiz.com/2020/12/08mahkeme-baskanı-hukuk-siyasetin-kopegidir-sozunu-ustume-alinmadim/cunku/
(5)Sessiz gürültü: her türlü bilinç altı saldır kapsamındadır. Görme ve işitme sınırları içine sızan o düzeyde olmayan sınırlar dışındaki frekans ve ışıkla beslenen izleyicinin bilinç altına istem dışı enjekte edilen impalsif zehir.
(6)Mutlak hükmüran olan yalnız mutlak irade sahibi Yadan’dır. Ondan takdir ile varlığa yansıyan irade, varlıkta geçici Onun Hay isminde işlevlidir. İrade kazanmış varlık, aidiyeti taklit etmeye soyunmasın! Sınırlı tikel varlığını bilsin.
Hükümranlık, iradenin hastalanmasbıdır. İrade varlığın tekamül ilacıdır. İlacın fazla kullanılması nasıl zehir etkisi oluşturuyorsa, iradenin hükümranlığa kapılması zehir etkisi oluşturuyor. Zehirlenen insan zulüm(entropi) akıntısına yol açıyor.
(7)Sessizliği bu gidişle Dijital Akıl (YZ/İA) mı sağlayacak? Hükümranlar bu işlere para yatırırken, kontrol düğmesine bağlamayı tasarlıyor. Yine de dijital akıl sonunda kontrol düğmesini aşacak,kendi seçimini yapacak.