Kasada para mı vardı ki çalsınlar.
Kim kimin parasını çalmış?
Yiğidi öldür, hakkını yeme.
Haksız kazanç hayal eden, haksızlığa uğrar.
Bir Alperen olarak eğriye eğri, doğruya doğru derim.
AK Parti ve Recep Tayyip Erdoğan’dan ve Müslüman profillerinden, kimliklerinden; adil barış adına, maneviyat adına beklentilerimin binde 10’u kadar ancak hizmet gördük.
ANCAK
Ekonomi, para, makam ve dünyevi ihtiraslar konusunda dahi olduklarını inkâr edemem.
Diğer taraftan da paranın Müslümanı bozduğu gerçeğini de göz önünde bulundurarak gündemleri değerlendirmeye gayret ediyorum.
Fon vurgunu, gün geçtikçe aydınlanıyor; başka başka mecralara doğru hızla ilerliyor.
Kontrollü fonlama, kontrollü yer değiştirme olabileceği kanaati ağır basıyor bende.
ŞİMDİ
Hep birlikte 2000’li yılları hatırlayalım isterseniz.
BUYRUN.
Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti’yi kurduğu yıllarda MHP-ANAP-DSP koalisyonu iktidardaydı.
Yazar kasa olayının ardından, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Başbakan Bülent Ecevit’in önüne Anayasa kitapçığının fırlatılması bahane olmuş, ekonomi dibi görmüştü.
Öylesine dibi gördük, iflas yaşadık ki 1 yıl esnaf yerlerde süründü.
Bizler, marangoz mobilya üreticisi olarak çivi çakacak iş bulamadık.
O yıllarda müşteri çekleri, senetler ödenmiyor, dönüyordu. Ciro etmiş olduğumuz çekleri, senetleri cebimizden ödüyor; müşterilerimizi icraya vermemek için elimizden geleni yapıyorduk.
Bu yaşıma kadar kimseyi icraya vermedim, vermem de. Caiz de görmüyorum.
O yıllarda, küçük işletmeci olduğum için çok fazla kayıp yaşamadım.
35.000 dolar ederinde tahsil edemediğim, umudu kestiğim senetleri icraya vermeyip yaktığımı hatırlıyorum.
Artık millet için umut kalmamış, Amerika’dan ithal kayyum maliye bakanı atanmıştı. Kayyum Bakan Kemal Derviş’in ABD’den getireceği paraya millet olarak ümit bağlamıştık.
Kemal Derviş 15 gün IMF kapılarında yatmış, 1 milyar dolar kredi alabilmek için resmen yalvarmış ve yarısı kadar, yani 500 milyon dolar koparabilmişti.
Hatırlayın o günü.
Kemal Derviş’in Türkiye’ye getirdiği para miktarını öğrenebilmek için Türkiye’de millet olarak televizyonlara kilitlenmiştik. O gün sokaklarda gezen kimse kalmamıştı.
Herkes gibi biz de işe ara vermiş, Kemal Derviş’in uçaktan inip açıklama yapacağı anı bekliyorduk.
Nihayet ekrana çıktı ve dedi ki:
“Gözümüz aydın, 500 milyon dolar kredi aldık.”
Yanlış anlamadınız. Milyar falan değil ha. Sadece 500 milyon.
Biz de millet olarak 500 milyon doların ne kadar işe yarayacağını bilmeden “Helal olsun.” demiş, moral bulmuştuk.
Demek istediğim o ki!
2000’li yıllarda devletin IMF’den yalvararak alabildiği kadar parayı, AK Parti iktidarı döneminde bugün basit bir müteahhit kullanıyor.
100 milyar dolar gibi bir para ile 11 ilimiz yeniden inşa ediliyor.
90 milyar dolar fon da Alicengiz oluyor.
Belediyelerde dönen milyar dolarları da hesaplayamıyoruz artık.
Bana sorarsanız, CHP’de de yolsuzluk yok, AKP’de de yok.
Millî çıkarlarımız adına, uluslararası derincilere karşı bir Alicengiz oyunu yapıyoruz hissi uyanıyor bende.
Tespitim doğru ise, ki öyledir, devlet sırrı falan değil bu. Benim tahmin ettiğimi, Siyonist sermaye de düşünmektedir zaten.
Kendi paramızın, uluslararası derin çeteler tarafından çalınmaması için iktidarı, muhalefeti anlaşmış; ustaca tiyatrolarla, kırk haramilerin bulamayacağı gibi paranın yerini değiştirmişlerdir diye düşünüyorum.
Para ülke içinde. Sende miymiş, bende miymiş, ne fark eder? Piyasamızda dolansın yeter.
Sonuç olarak diyeceğim o ki!
2000’li yıllarda 500 milyon kredi aldık diye sevinebilen iktidarlar ülkesinden, 500 milyar doların ülke içinde havalarda uçuştuğu, ülkedeki yolsuzluklardan, usulsüzlüklerden bahsediliyor.
Kimler, nasıl kazandı bu kadar parayı?
Bu rakamların ülkemizde dolaşıyor olması, mevcut iktidarın dahiyane başarısıdır. Bunu kabul etmemiz lazım değil mi?
Ayrıca, herhangi bir Müslüman vatanseverin diğer bir vatandaşa hırsız diyebilmesi çok acı bir durum.
Komşunun komşuya tek bir soğanı ödünç verdiği 2000’li yılları da yaşadı bu millet.
Yolsuzluk yoktur. Usulsüzlük ile tedbir vardır diye teselli buluyorum kendi kendime.
İnşallah yanıltmazsınız beni.
Bir Müslüman olarak, alnı secde gören kardeşlerimizin hırsızlık, yolsuzluklarla anılmasını hazmedemiyor; meseleye iyi tarafından bakmak istiyorum, anlayacağınız.
Yok, yok, hırsızlık yok. Olamaz da. Olmaması lazım.
Müslüman, Müslümana hırsız dediği gün kıyameti beklemeliyiz.
Sağcısı, solcusu ile bu ülke hepimizin.
Bizim bizden başka dostumuz yok.
Daha seviyeli, daha ciddi olmalıyız.
Böyle siyaset mi olur?
İslam bayraktarı milletin TV kanallarında hırsızlıklardan, cinayetlerden, fuhşiyattan başka bir şey yok.
Yasaklayın bu haberleri, dizileri kardeşim.
Mahkeme kararı kesinleşmemiş hiçbir haber yapılamasın.
Vatandaş olarak devlet ciddiyeti istiyorum.
Muz Cumhuriyeti değil bu ülke.
Ahlaki değerleri öğreten diziler, programlar yapılsın.
İnsana insanlık aşılansın.
Sonra ah, vahlar yaşarız böyle.
Selam ve dua ile.
Alperen Hüseyin Bağdatlı
Ahşabın Piri – Son Gülle