KUR’AN AYI RAMAZAN'DA KUR'AN NİZAMI ADİL DÜZEN ÇALIŞMALARINA DEVAM
Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 142
Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
Müçtehidin yaptığı içtihatları uygulayanlar aynı zamanda onun dayanışması içindedirler. Yani o içtihattan dolayı tazminat ödemek zorunda kalan kimsenin tazminatını o müçtehidin içtihadı ile hareket edenler tazmin ederler. Müçtehit de içtihatlarını yaparken ona göre cemaat bulabilmesi için gerekeni yapar. Baştan hatalı içtihat yapanlar çok ortak bulurlar ama mahkeme tazminatlarının yükü bindikçe artık hatalı olmaktan kaçarlar.
Bakınız, demokrasi kendi kendisini dengede tutmaktadır.
Sadece parmak kaldırarak kanun çıkaranların sorumluluğu nedir ki?
Halkın rızası ve halkın sorunu meselesini çözenler yeryüzüne hâkim olacaklardır.
İşte ayetin başındaki “hidayet” bu hidayettir, içtihattır.
İnsanların özgürlüğünü ve çeşitliliğini sağlayan hidayettir.
-Her bucakta on’a yakın ekol olacak, halk o ekollerden istediğine tâbi olarak hür yaşayacaktır. Bunlar “zakir” mertebesinde olan müçtehitlerdir.
-İllerde ise “fakih” mertebesinde olan müçtehitler vardır; il ve ilçe merkez bucaklarında bunların içtihatları ile amel edilecektir.
-Ülkede ise “rasih” (“er-rasihune fi’l-ilmi” / Âl-i İmran 7) mertebesinde müçtehitler vardır; bölge merkezlerinde bunların içtihatları ile amel edilecektir.
Şimdi ikinci hidayeti ele alalım. Bunlar da icmalardır. Önce bucak uleması zakirleri ittifak ederek “bucak kamu hukukunu” hazırlar, halk bu kamu hukukuna göre hareket eder. Yönetim bu ittifakla sabit olan kamu hukuku ile yönetir. Bunların da dereceleri vardır.
Bucak sakinlerinin ayrı ayrı ekollerinde oluşan içtihatlar arasındaki ortak hususlar. Bunlara “kavli icmalar” diyoruz. Bucaktaki ekoller arasında birbiriyle çelişmeyen hükümler. Aynı hüküm bütün ekollerde yoktur ama birinde olan aykırılık başkasında bulunmamaktadır. Buna da “sükuti icma” denir.
Bunun dışında “istişarî kararlar” da birliğe götüren hususlardır. Başkan istişare eder. Bucak uleması da ortak karar alır. Ekollerinde yazılı değildir ama başkana katılmış ve karar almışlardır. Bu da “bucak kamu hukukunu” oluşturur ve kişileri bağlar.
Başkan istişare etmektedir ama birlik sağlanamamıştır. Ortak hakem olarak birisini seçerler. Bu hakem başkan da olabilir. Onlara vekaleten hakem tercihini yapar. Bu da “istişarî karar”dır. Vekilin kararı müvekkilin kararı olduğu için yine ittifakla karar almış gibi olurlar.
Kişiler ekollerini değiştirdikleri gibi bucaklarını da değiştirebilirler. Ayrılıp gidenin taşınmaz mallarının yönetim tarafından değer fiyatla satın alınması zorunluluğu vardır. Böylece “hicret demokrasisi” dediğimiz olayla insanların izni ve rızaları sağlanmış olur.
Taşra bucaklarda böylece yapılan ittifakla “kamu hukuku” oluşur. İl merkezlerine ise bucaklardan ilmî temsilciler gelir, onlar orada yerleşirler. Onlar istişare ederler; onların vardıkları sonuçlar il ve ilçe yönetimlerindeki kurumları bağlar.
Bugünkü temsilcilerin yaptıkları kanunlar ve aldıkları kararlar taşra bucaklarını da bağlıyor. Oysa bu ayetlerin hükümleri ile oluşan il merkez bucağı kararları taşra bucaklarını bağlamıyor, sadece merkez bucaklarını bağlıyor.
Benzer muhakemeyi millet için yapacağız, devlet için yapacağız. Ankara’daki meclisin çıkardığı kanunlar sadece devlet merkez ili ile bölge merkez illerini bağlıyor; taşra illerini bağlamıyor. Merkez illerin kanunlarını taşra temsilcileri çıkardıkları için hürriyet sağlanıyor. Merkez illerde tek kanun uygulandığı için de birlik sağlanmaktadır.
Bu takdirde uygulama birleşmiş milletlerin benzeri olmaktadır. Kıta merkezlerinde bulunan bölgelerin yönetimi insanlık teşkilatına aittir. Tüm devletler tarafından oluşturulan Mekke Meclisi’nin aldığı kararlar ve çıkardığı kanunlar kıta merkezlerindeki bölgeleri bağlamakta, devletleri bağlamamaktadır. Her devlet iç işlerinde tamamen bağımsızdır.
Temel sorun her kademede mevcuttur. İller bağımsız olurlarsa özgürlük içinde yaşarlar. İller bağımsız olurlarsa refahları düşer. (Devamı var)