Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 155
Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
“Ve kâleti’l-yehûdu vennesâra / Ve Yahudiler ve Nasara dedi” (Maide 18)
Bundan evvelki ayetlerde; biz Nasarayız diyenlerden, Meryem oğlu Mesih’in tanrı olduğunu söyleyenlerden ve Kitap Ehli’nden bahsetmiştir.
Burada Kitap Ehli’nden değil de yalnız Yahudi ve Nasara’dan bahsetmektedir. Yani bütün Ehli Kitap’tan değil, yalnız Yahudi ve Nasara’dan bahsetmektedir. O halde Ehli Kitap bunlardan daha geniştir. Hıristiyanlar, Müslümanlar, Budistler ve Hindular Ehli Kitap’tır. Laik hukuk düzenine (yani metinlerine) sahip olanlar da Ehli Kitap’tır.
Yahudi ve Nasara’nın özelliği, kendilerinin seçilmiş topluluklar olduklarına inanmalarıdır. Burada Yahudiler ayrı Nasara ayrı dediler denmiyor, ikisi birden biz seçilmiş kavimiz demektedirler. Şimdiye kadar Yahudiler ve Hıristiyanlar bir olup da bu şekilde kendilerini dünyayı yönetmeğe memur ve mümtaz olduklarını iddia etmemişlerdir. Bu ancak 20. yüzyılın ilk yarısından sonra ortaya çıkmıştır.
Tekel sermaye dünyanın ekonomisini ele geçirince, Yahudi ve Hıristiyanlık dışı tüm dinleri ortadan kaldırmak ve tüm insanlığı bu dinlerin uzlaşması ile meydana gelen yeni bir dinle yönetme ilkesini benimsemiştir. Onlara göre; Yahudiler seçilmiş kavim oldukları, Hıristiyanlar ise Tanrı’nın askerleri oldukları için Allah’ın oğullarıdır. Mademki Hazreti İsa Allah’ın oğludur, ona tapanlar da Allah’ın oğludur, dünyayı yönetmek onların hakkıdır.
20. yüzyılda, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nda Yahudiler ile Hıristiyanlar arasında kanlı savaşlar olmuştur, daha doğrusu Yahudilere zulüm yapılmıştır. Ne var ki gerek Birinci gerek İkinci Dünya Savaşları’nı Yahudiler çıkarmışlardır. Birinci Dünya Savaşı ile imparatorlukları yıkarak Filistin’de vatan oluşturdular. İkinci Dünya Savaşı’nda ise Yahudileri Filistin’de toplamak için Hitler’i araç olarak kullandılar. Böylece İkinci Dünya Savaşı sonrasında birleşip birlikte dünyayı nasıl yöneteceklerine karar verdiler.
Önce dünyayı kapitalizm ve komünizm blokları olarak ikiye ayırdılar. Sonra soğuk savaşla denge kurmaya çalıştılar. Türkiye’de başlayan dine dönüş hareketine zamanla katılan İran/Humeyni ve Rusya/Gorbaçov ile bu çatışma sona erince, Hıristiyanları ve Yahudileri birleştiren ortak düşman aradılar. İkiz kuleleri kendileri yıktılar ve bunu Usame bin Ladin’e mâl ederek tüm dünyayı İslâm âlemine saldırtmak istediler.
Bugün Yahudilerle Hıristiyanları birleştirmeye çalışan birçok mezhepler vardır. Bunların başında Yahova Şahitleri ve Evangelistler gelmektedir. Bunlar Yahudileri ve Hıristiyanları tek din içinde birleştirmeye çalışmaktadırlar. Bunların içinde Kur’an yoktur. Benimsedikleri felsefelerine göre onların Allah’ın oğulları olduğu, yani seçilmiş topluluklar olduğu iddia edilmektedir.
Demek ki buradaki bu ayet çağımızı anlatmaktadır.
“Yahudiler”den bahsederken “Hûd” denmekte, “Yahudiler” denmekte, “Ellezîne Hâdû” denmekte ve “İsrailoğulları” olarak denmekte, daha çok “HVD” kökü geçmektedir.
“Hûd” bir peygamberin adıdır, Hazreti Nuh peygamberden sonra gelen peygamberlerdendir. “Hade”nin tevbe etti, rücu etti anlamına geldiği lügatlerde yazılıdır. Bir yerde “hudna ileyke” denmektedir. Kelimenin ilk manası bilinmemektedir. Kelimenin ilk manası gözle görülen şeyin ismi olmalıdır. Eğer bir kelimenin ilk kökünü bulamıyorsak, o zaman onun akrabaları olan kelimeye gideriz. “HVD” köküne çok yakın “HDY” kökü/kelimesi vardır, hidayet etmek, yol göstermek demektir. “Hadi” kılavuzdur.
“Hudna ileyke” demek, sana doğru yol aldık anlamına gelmiş olur. Ters yolda giderken şaşırmışken birileri size doğru yolu gösterirse “HVD” olur. Siz de o yola giderseniz haid olursunuz. Baştan sorduğunuz yolu tutarsanız hadi olursunuz.
İsrail oğullarına “haid oldular” denmektedir. Yani doğru yolu buldular. “Yehud” kelimesi aslında fiili muzaridir ama isimleşmiştir. Başına bu sebeple harfi tarif (El-Yehudu) gelmiştir. “Türk” kelimesinin başına “el-Türk” gelir. “El-Arab gelir. (Devamı var)