Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 156
Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
“Ve kâleti’l-yehûdu ve’l-nesâra / Ve Yahudiler ve Nasara dedi” (Maide 18)
“Nasara” kelimesi: Hazreti İsa Nasıra’lıdır yani memleketi Nasıra’dır. Bununla beraber havariler “biz Allah’ın ensarıyız” dediler. Dolayısıyla Hıristiyanların adı “Nasara” olmuştur; yardımcılar anlamındadır.
“Yahudiler”in kıyamete kadar görevleri bozulma, sonra tevbe etmedir. “Havd” kelimesi “avd” kelimesine ile akrabadır. İsrail oğullarının kaderi devamlı bozulma ve düzelmedir. Başarılı oldukları zaman azarlar ve bozulurlar. Nitekim bugünkü durumları böyledir. Ondan sonra başlarına bela gelir, zulme uğrarlar ve bu sefer düzelirler. Yeniden refah bulurlar. Yeniden azarlar. “Yehudu” demek “yeudu” (döner) demektir.
“Hıristiyanlar” hep yardımcı (nasara) olacaklardır. Önce Hazreti İsa’ya yardım ettiler. Sonra Roma ve Bizans devletlerine yardım ettiler. Sonra Yahudilere yardım ettiler, onların işçisi oldular, böylece bugünkü uygarlık oluştu. Şimdi de “Adil Düzen”e yardım edecekler ve “Üçüncü Bin Yıl Adil Düzen Medeniyeti” böyle oluşacaktır. Onun için bunlar her zamana “Nasara” olacak yani ensar olacaklardır.
“Nahnu ebnaullah / Biz Allah’ın oğullarıyız” (Maide 18)
Üstün olmanın yolu nedir?
Üstün olmak için ya asil ırktan olmak ya da asil dinden olmak gerekiyor. Hıristiyanların kendileri asil olmamakla beraber peygamberleri asildir. Dolayısıyla onlar asil topluluklardır. Yahudilerle Hıristiyanlar birleşirler, aralarında kavga olmazsa dünyaya hükmetmeye görevlenmiş olurlar. Yahudiler Hazreti İsa’yı Mesih kabul etmiyorlar, Mesih’i bekliyorlar. Hıristiyanlar da Hazreti İsa’nın geleceğini bekliyorlar. Yehova şahitlerinin felsefesi budur.
Mademki Hıristiyanlar Mesih bekliyorlar... Mademki Yahudiler de Mesih bekliyorlar... Mesih geldiği zaman öğreniriz... Hazreti İsa’nın kendisi gelirse, demek ki Mesih o imiş... Yok, eğer başkası ben Mesih’im derse, o zaman da Hıristiyanlar yanılmış olur... O halde birleşelim ve Müslümanları öldürelim ki Mesih gelsin...
Yirminci yüzyılın ve çağımızın fitnesi işte budur.
Yahudi ve Hıristiyanlar bu ayette marifedir, bellidir, belirlidir. Herkes değil, bazıları hûd olurlar. Mamafih dinlerde böyle saplantılar vardır.
İnsan kâinatta Allah’ın halifesidir. Kâinatı Allah dört varlık için yarattı; melek, cin, ruh ve insan. Bu dört yaratığın dışındakilerin bir değeri yoktur. Taş kendi varlığından habersizdir, dolayısıyla muhatap değildir. Bunlar içinde melekler ve ruhlar bâtın âlemin varlıklarıdır. Zahir âlemin varlıkları ise insanlar ve cinlerdir. Cin sıcak cisimlerde yaşar, güneş ve yıldızların içinde yaşar. İnsan ise soğuk dünyanın ve gezegenlerin tek halifesidir.
İnsana çok büyük üstünlük verilmiştir. İyi insanlar melek ve cinlerden daha üstündürler, kötü insanlar da onların çok altındadırlar. İnsanlar sıcak âlemde yaşayamazlar. Oysa cinler hem güneşte hem de gezegenlerde yaşayabilmektedirler. Ama insanlar bunların üstünde evrim yapabilen varlıklardır, dolayısıyla iyileri Allah’a en yakın olanlardır. Bu üstünlüğün şerefini koruyamayanlar ise esfel-i safiline (aşağıların aşağısına) uğrarlar.
Yahudi ve Hıristiyanların hataları işte budur.
Her şeyden önce, tüm insanlar eşit şartlara sahiptir. Irk veya din mensubu ayırt edilmeyecektir. Ayrıca insanlar arasında iyi insanlar olur, kötü insanlar olur. Halbuki onlara göre mensubiyetle iyi veya kötü olunmaktadır. Oysa her insan iyi veya kötü olabilir.
“Ve ehibbauhu / Ve O’nun habibleriyiz.” (Maide 18)
“Habbe” kabarcık demek, tane demektir. Yuvarlak küçük parçalar habbedir. “Kubbe” kelimesi de buraya akrabadır. İnsan birisini sevdiğinde kalbinde sıcaklık hisseder, sıcaklık da çıkan kabarcıklarla ortaya çıkar. “Muhabbet” kelimesi oradan gelir. Türkçede “kanım kaynadı” deriz. Bir annenin çocuğuna olan muhabbeti böyledir. Eşlerin birbirlerine duydukları sevgi böyledir. Genellikle çocuğunuz kötü de olsa onu seversiniz. (Devamı var)