Prof. Dr. Arif Ersoy; ‘Adil Düzen Ortaklık Ekonomisi’-2
Bu yazılar hem Yük. Müh. Süleyman Karagülle, Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Prof. Dr. Arif Ersoy’u anma hem de yaşanan ‘sosyal TUFAN’ için ÇARE yazılarıdır…
‘Sosyal Tufan’ derken…
Hem ülkemizde ve hem de bütün dünyada hayatımızın ilmî-iktisadî-ahlâkî-idarî/siyasî dört ana alanını da sarmış olan ‘sosyo-ekonomik tufan’ demek istiyor, çare/çözüm olarak da ‘Adil Düzen Ortaklık Ekonomisi’ önerimizi sunuyoruz…
***
Arif Ersoy’un İslâm İktisadına Bakış Açısı: Ortaklık Ekonomisi (*)
(*) Bu röportaj 2016 yılında Ankara’da yapılmıştır, çeşitli sebeplerle bugüne kadar yayımlanamamıştır. Röportaj sorularının hazırlanması, röportajın redaksiyonu ve deşifresi Ozan Maraşlı, Safa Yıldıran ve Şükrü Çağrı Çelik tarafından gerçekleştirilmiştir. Bizlerin üzerinde emeği bol olan merhum Prof. Dr. Arif Ersoy hocamıza minnetlerimizi sunarız.
***
Şükrü Çelik: Hocam öncelikle hoş geldiniz. Bize ders vermek için İstanbul’dan Ankara’ya kadar geldiniz. Çok teşekkür ederiz. “İslâm Ekonomisi / Ortaklık Ekonomisi” nedir? Kısaca açıklar mısınız?
Arif Ersoy: İslâm Ekonomisi; insan merkezli, insan fıtratına uygun, yaşama ve çalışma arasında denge kurallarını ortaya koyan bir Ortaklık Ekonomisidir. Yani İslâm dini, bildiğiniz gibi, yeryüzünü imar ve ıslah etmenin yol haritasıdır. Dolayısıyla, insanlar bu yol haritasını takip ederlerse sosyal hayatta barışı, yardımlaşmayı ve dayanışmayı tesis ederler. İktisadî hayatta da insanı merkeze alarak, kaynakları üretim yoluyla insanlara faydalı hale getirirler. Dolayısıyla, biz iki düzenden söz ediyoruz. Genel manada ilki: barış düzeni.
İnsanlar kendi rızalarıyla başkalarıyla bir araya geliyorlar ve haklıyı koruyorlar, hukuku üstün hale getiriyorlar, elde ettiği hâsılayı da kendi irade ve rızasıyla paylaşıyorlar. Bu doğal bir ekonomik düzendir. Ortaklık Ekonomisidir.
İnsanlık tarihinin her döneminde olmuştur. Bir de çatışmacı tekelci düzen var. Bu düzende de insanlar arasında güçlü konumda olanlar insanları organize ediyorlar, üretimi yönlendiriyorlar, sosyal hayatı idare ediyorlar, sonra da elde edilen hâsılanın paylaşım kurallarını koyuyorlar. Buna aslında tekelci ekonomi diyoruz.
Tekelci ekonomiyi de ikiye ayırıyoruz. Eğer tekel siyasi ise buna sosyalizm, tekel ekonomik ise buna kapitalizm diyoruz. Bu tekelci sistemler insan doğasına aykırıdır. Çünkü kâinatta barış, yardımlaşma ve dayanışma vardır. Sosyal hayatta da esas olan barıştır.
Tüm peygamberlerin insanlığa tebliğ ettiği İslâm dini, bu barış düzeninin yol haritasıdır. Onun için İslâm ekonomisi herkesin yararınadır. “Rahmeten lil âlemin” dir ve fıtrî bir ekonomidir. Yani esas ekonominin temel/doğal kanunlarına göre üretim ve tüketim arasındaki dengeyi sağlayan prensipleri içeren bir ekonomidir.
Kapitalizmde denge kurallarını ekonomik tekel konumundakiler belirliyor. Onun için dengeyi sağlamak mümkün olmuyor ve faiz yoluyla sürekli dengesizlikler ortaya çıkıyor. Sosyalizmde ise bürokrasi paylaşımın kurallarını belirliyor. Dolayısıyla, orada da insanlar kendi rıza ve iradeleriyle paylaşamamaktadır.
Biz, İslâm ekonomisine ilmî bir ekonomi diyoruz. Yani prensipleri İslâm dini tarafından ortaya konmuştur ama dayandığı ilkeler ilmîdir. İnsanın istek ve arzularını şekillendiren arz ve talep kanunu en iyi İslâm ekonomisinde uygulanır. Yani fıtrî bir ekonomi, belli bir egemen gücün menfaatine göre oluşturulmuş bir ekonomi düzeni değildir.
İnsanlık tarihinin her döneminde esas olan üretimde, üretim faktörlerini bir araya getirmek ve üretimin külfeti ve nimetini adil bir şekilde paylaşmayı hedeflemek doğal bir ekonomidir. Onun için “Doğal Ekonomi” diyoruz. Bazen de insan merkezli ekonomi demek için, “Human Economics” tabirini kullanıyoruz.
(Devamı var)