Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 183
‘Sosyal Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda, çare ve çözüm bu yazılarda… Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
“Üdhulû el-erda el- mukadese / Mukaddes arza duhul edin” (Maide 21)
“Mukaddes arza girin” denmektedir. Hz. Yakup peygamber Hz. İsmail’i ziyaret edip Filistin’e dönerken geceyi bir yerde geçirmiş, bir rüya görmüş ve oranın mukaddes bir yer olacağı bildirilmişti. Sonra Hz. Süleyman peygamber onu inşa etmiştir. Kudüs oradadır. Kudüs mabedi onun zamanında yapılmıştır. Sonra Hıristiyanların eline geçmiştir. Daha sonra yanına Kudüs Camii yapılmıştır. Mabet Hıristiyanlar tarafından harap edilmiştir.
Kutsiyetin yani mukaddes olmanın manası toplantı yeri olmasıdır. Halkın görüşmek, konuşmak, ibadet etmek için toplandığı alan mukaddestir. Mabetler bu bakımdan mukaddestir. Bugün Hıristiyanların ve Yahudilerin kıblesidir. Müslümanlar da orasını ikinci mukaddes yer kabul ederler. Üç mescitte kılınan namazların efdal olduğunda ittifak vardır.
Hz. Musa orasına mukaddes ülke demiştir. Mukaddes yerlerin özelliği oraların açık alan olması, herkesin gelip ziyaret ettiği ve dolaştığı yer olmasıdır.
Yahudilerin yeryüzündeki nüfusu 15 milyon civarındadır. Filistin’de beş milyonu yaşamaktadır. Beş milyonu da Amerika’dadır. Başka bir milyonu bulan yer yoktur. Bunların hepsi Filistin’e gelse 15 milyon olurlar. Yahudiler tarımı ve sanayii bilmezler, onlar ticareti bilirler. ABD’de üretilen mallar İsrail’e satılmakta, İsrail de onları dünyaya pazarlamakta, onların taşeronluğunu yapmaktadır.
Kur’an’da burası mukaddes arz olarak geçmekte, bir de Medyen’den çıkıp Mısır’a dönerken de mukaddes tuva vadisi olarak geçmektedir. Marife geldiğine göre bu iki yer aynı yer olmalıdır. Yani Hz. Musa aleyhisselam da bu vadide Allah’la konuşmuştur. Demek ki bu yer insanlık için mukaddes olarak seçilmiştir. Yani tüm insanların toplanıp görüştükleri ve yaşadıkları yerler olacaktır.
Bizim Mekke için projemiz vardır, İstanbul için projemiz vardır ama Filistin için bir projemiz olmamıştır. Bunu bizim değil onların yapması gerekir ama biz burada bir proje önerelim. Orada Yahudiler de olacak, orada yerleşecek, orada organize olacak, iller şeklinde teşkilatlanacak, kendi güvenliklerini kendileri sağlayacaklar ama İsrail devleti ve ordusu olmayacak. Ülkenin savunmasını Hıristiyan ve Müslümanlardan oluşmuş ordular yapacaktır. İç işlerine karışılmayacak ama güvenlik hususunda görevli Hıristiyan ve Müslüman askeri birlikler olacaktır. Yani Kudüs mabedinin bulunduğu kent insanlığa açık kent olacak, herkes gelecek ve gidecektir. Burada mülkiyet olmayacak, Mekke şehri gibi açık olacak.
Herkese açık il/şehir ama iç yönetim İsrail oğullarının, dış güvenliği ise Hıristiyan ve Müslümanların. Başka bir ifade ile belediye hizmetleri, ekonomik işler Yahudilerin olacak, sadece askerlik ve polislik hizmetleri Hıristiyan ve Müslüman müminlerin olacaktır.
“Mukaddes” sıfatının verilmiş olmasının sebebi budur. Siyasi güç olarak yetkileri olmayacak ama ilimde ve ekonomide tüm organizasyon onların olacak. Onlar kıyamete kadar varlıklarını sürdüreceklerdir. Kimse onların ülkesine gitmek zorunda olmayacaktır ama gidenler de onların durumlarını benimseyeceklerdir.
Mekke ise insanlığın merkezi olacaktır. Orada seçilmiş kimseler değil insanlığın temsilcileri olacaktır. Oralarda adalet ve eşitlik ilkeleri geçerli olacaktır.
Bu durum neden böyledir?
Demokrasi iyi bir şeydir, insanların rahatı ve saadeti için iyidir de demokrasi ilerlemeye müsait değildir. Uygarlığı üreten merkez kapalı bir kuruluş olmak zorundadır. Bunun için Allah o kenti takdir etmiş ve insanlığa vermiştir. Şimdi bu belde mukaddes belde olduğu için herkes oraya gelecektir. Mekke’nin Kureyşlileri ise Arap değil tüm insanlıktan oraya giden gelen alim ve tüccar kimseler olacaklardır. Böylece bu iki merkez insanlığa hizmette birbirleriyle yarışacaklardır.
(Devamı var)