Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 177
Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
“Ve iz kâle musa / Ve Musa demişti” (Maide 20)
Buradaki “Ve” harfi nereye atfedilmektedir?
Bundan önce iki yerde İsrail oğulları anlatılmıştı. Biri onlardan misak aldığından söz etmiş, ikincisinde ise onların ‘biz Allah’ın oğullarıyız’ sözlerinden söz etmişti. Bundan önce “İz” geçmemişti. ‘İsrail oğullarından misak almıştık’ denmişti. Oradaki hitap bizedir; zikrediniz, hatırlayınız, öğreniniz. İsrail oğulları ile nasıl sözleşme yaptık, sizlerle de yapıyoruz. Onları örnek alın. Oradaki “LeKad”a buradaki “İz” tekabül etmektedir. Allah İsrail oğullarından misak almış, Hz. Musa ile konuşurken de misak almıştı anlamına gelir. 20’inci ayetten 12’inci ayete atıf yapmakta, konular iç içe anlatılmaktadır.
Sinemada filimde bir sahne devam ederken birden konu değişir, başka konuya gider, ondan sonra tekrar o sahneye döner. Buna ihtiyaç vardır. Konular arasındaki irtibat böyle sağlandığı gibi, insan beynine bu şekilde hitap etme onu seyirde daha dikkatli olmaya sürükler. Üst şuurla yeni sahneyi seyrederken alt şuurla da eski sahne üzerinde hesaplamalar yapar.
Beyinde iki ayrı alan var, ayrı ayrı düşünebilmektedir.
Bilgisayarda da böyle iki işlem beraber yürütülmektedir.
Sanatın görevi insanların duygularını harekete geçirerek onları sahneye çekmektir. Kur’an bütün surelerde bu sanatı uygulamakta. Kur’an’ın bunu yapmasının başka sebebi bizi karşılaştırma ve muhakeme sistemine götürmedir. 1) Helal ve haramı. 2) Temizliği. 3) Uluslararası davranışlarda adil olmayı. 4) Alınan misakla peygamberlik müessesesi anlatılmaktadır. Burada misaklara dönülmekte, misaka atfedilmektedir.
Toplulukları oluşturan kurallar sözleşmelerle meydana gelir. Tevrat, Kur’an ve diğer mukaddes kitaplar verilen sözlerin yerine getirilmesini emretmektedir. Diğer içerikler sözleşme örnekleridir. Yani Kur’an sözleşmeleri esas almakta, bize sözleşmelerdeki sınırlamaları bildirmektedir. İçtihat ve icma müesseseleri budur. Demokrasi budur. İcma ve içtihatlardır. Demokrasi halkın kendi kendisini yönetmesidir. Bu yönetim kanunlarla değil, icma ve içtihatlarla gerçekleşebilir.
***
“Likavmihi / Kavmine” (Maide 20)
Resuller hep kavme gelmiş, yani kendi içlerinden gelmiş, onların dilini bilenlere gelmiştir. Başka türlü olması zaten düşünülemez. Sadece bir tane İslâm devleti olamaz. Öyle olsa o zaman Müslümanlar bir devlet içinde toplanacak ve hepsi Arapça konuşacaklardır. Emeviler böyle yaptılar, işgal ettikleri ülkelerin halklarını Araplaştırdılar. Oysa Hazreti Peygamber Arabistan’ın dışına çıkmamıştır. O tüm insanlara resuldür, mübelliğdir ama bütün o insanların başkanı değildir.
Hazreti Musa peygamber de “Ey kavmim” diye hitap etmekte, “Ey ümmetim” dememektedir. Bu hitap devletlerin kavmî olduğunu belirleyen açık beyandır.
***
“Kavm/kavim” ne demektir?
Bir ağacın gövdesine “kavm/kavim” denmektedir. “Şa’b” ise ağacın dallarıdır. İnsanlık bir ormansa; kavim/ler da insanlığın ağaçlarıdır, şa’b dalları yani illeridir.
Sonra “kabile” gelmekte; “kabile/bucak” ise her gün birbirleriyle karşılaşan ve kendi hukuk düzenini kuran bir topluluktur. Kabileler de “aşiretlerden/ocaklardan” oluşmaktadır. Aşiret demek, kabileden farklı olarak birlikte yaşayan insanlar topluluğu demektir.
Kişi, aşiret/ocak, kabile/bucak, şa’b/il, kavm/ülke ve nâs/insanlık.
On aile bir aşireti oluşturur. Yüz aşiret bir kabileyi, yüz kabile bir şa’bi, yüz şa’b bir kavmi, yüz kavim de nâsı oluşturmaktadır. Biz Türkçede bunlara “ocak, bucak, il, ülke ve insanlık” diyoruz.
(Devamı var; “Bunların görevleri nelerdir?” konusu ile devam edeceğiz…)