Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 179
‘Sosyal Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda, çare ve çözüm bu yazılarda… Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
“Ya kavmi / Ey Kavmim” (Maide 20)
“Ya” harfi hitabın tevcihi içindir ama tahsis için değildir. Başkaları da dinler, onlar da yararlanabilirler. Hz. Musa İsrail oğullarına gelen bir resuldür, Tevrat da onlara nazil olmuştur ama onun peygamberliğinden ve kitabından diğer insanlar da yararlanabilirler. Nitekim Kıbrıslı Zenon Tevrat’ı laikleştirerek Stoa ekolünü kurdu. Sonra Romalılar bunları 12 levha kanunları diye tedrise başladılar. Roma devleti bunu benimsedi ve büyük imparatorluk oluşturdu.
Hz. İsa geldi, Tevrat hükümlerini beşerileştirdi, böylece Tevrat tüm insanlığın resmi şeriatı oldu. Hz. Muhammed ise başkan olarak Arapların başkanı olmuştu ama tüm insanlığa gönderilmiştir ve Kur’an tüm insanlığın kitabıdır. İnsanlığın ilim dili Arapçadır, Kur’an dilidir.
“Kavim” kelimesinin sonunda olan “kesre” “ya”dan dönüşmüştür. Hitaplarda eğer hitabı uzaktakilere yapmıyorsan kısa yaparsın; “Fatma” yerine “Fato” demiş olmamız gibi.
İsrail oğulları örnek kavimdir. Ana dilleri İbranicedir. Bir ara İbraniceyi unuttular ama sonra Arapçanın da yardımı ile İbraniceyi dirilttiler. Uzun zaman devletleri olmamıştır. Şimdi de devlet kurmaya çalışıyorlar ama kuramıyorlar. Bunun müsebbibi yine kendileridir. ABD Yahudileri İsrail’deki Yahudilerin gelişip hâkim olmamaları için her iki tarafı yani Yahudileri ve Filistinlileri silahlandırıp durmadan savaştırmaktadırlar. Bunun için hem İslâm âlemine hem Müslümanlara hem de kendilerine dünyayı cehennem ediyorlar. Bu kavim Filistin topraklarının bir kısmında var olacak ama kendi devletlerini kuramayacaklar. Kur’an ehli -belki de barışsever Hıristiyanlarla beraber- o topraklara girip güveni sağlayacak ve Filistin’i her iki taraf için tekrar ‘barış yurdu’ yapacaklardır.
“Üzkürû ni’metellahi aleyküm/Allah’ın üzerinizdeki nimetini zikredin” (Maide 20)
Hz. Musa aleyhisselâm kavmine “zikredin/anın” diyor.
“Zikretmek” ne demektir?
Türkçedeki anmak anlamındadır. Ne var ki anmak sadece dil ile olduğu halde, Kur’an namaza “zikir” demektedir. Zikir, görevi hatırlayıp da yapmak demektir. Yani gereğini yapınız demiş olmaktadır. Bu sözü ne zaman söylemektedir? Kavim nasıl zikredecektir? Her biri ayrı mı zikredecektir yoksa topluca mı zikredilecektir? Topluca zikir nasıl olacaktır?
Burada mücmel emir verilmiştir. Önce birileri anlatacak diğerleri dinleyecektir. Böylece topluca zikir yapılmış olur. Fiilde de herkes kendisine düşen görevi yapacaktır. Başkanın önderliğinde işler yapılacaktır. Her nimetin bir külfeti vardır. “O gün nimetlerden elbette sorulacaksınız” (Tekâsür, 8. ayet) deniyor. Demek ki nimeti hatırlamak demek sorumluluğu hatırlamak demektir. Her birimizin Allah’ın verdiği nimetleri hatırlayıp onun şükrünü eda etmemiz gerekir. Emir cemaate olduğuna göre bu şükür başkanın yönetiminde eda edilecektir. Zaten Hz. Musa bu hitabı yapmakla vereceği görevleri hatırlatmaktadır.
“İz ceale fiyküm enbiyaen / İçinizde nebiler ca’letmişti” (Maide 20)
Buradaki “İz” zaman zarfıdır, hatırlanacak zamanı bildirmekte, zikredilecek zamanı bildirmektedir. Fiil ister mazi ister muzari olsun “İz” geçmiş zamanı, yine fiil ister mazi olsun ister muzari olsun “İza” gelecek zamanı bildirir.
“İza”da şart da olduğu halde, “İz”de sadece haber vardır.
“Ce'ale” koymak, yerleştirmek, görevlendirmek anlamındadır.
İsrail oğulları için nebiler görevlendirilmişlerdir. İnsanlık tarihini kısaca hatırlayalım. İnsanlar göçebe dönemini yaşarken, Milattan önce 3500 senelerinde Mezopotamya’da kentleşme başlamıştı. O dönemdeki insanlar Fırat ve Dicle üzerinde barajlar yaparak bugünkü sanayi uygarlığının temellerini atmışlardı. Tarım ve sanayideki gelişmeye insanlar ayak uyduramadığı için barajlar patlamış, Mezopotamya’yı sular almıştı.
Hazreti Nuh peygamber bu dönemde ilk uygarlığı insanlara öğretmişti.
(Devamı var)