Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 167
Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
“Ya ehle’l-kitabi / Ey Ehli Kitap” (Maide 19)
Yukarıda anlatılan bu usul ile insanlık 50 bin sene yaşadı.
Sonra dünyada yeni bir olay oldu.
Kuzeyden gelen Sümerler Mezopotamya’da barajlar yaptılar. Bu sayede hem geniş alanlar sulandı hem de sular toplandı, tüm yaz kullanılabildi. Sulama tarımı doğdu, tarım verimi yüzlerce defa arttı. Bunun üzerine çevreden göçler geldi. Kentler doğmaya başladı. İnsanlar artık başkanların sözlü talimatları ile yönetilemedi. Yazılı metinler ortaya çıktı. Halk yazılı kurallara uymaya başladı.
İlk yazılı kuralları getiren peygamber Hazreti Nuh peygamberdir.
İşte, yazılı kuralları olan topluluklara “Ehli Kitap” denir.
Yazılı kuralları başlangıçta peygamberler koydular. Ne var ki sonra o kuralları devlet adamları benimsediler ve böylece önce iller, sonra da devletler doğdu. Daha sonra imparatorluklar meydana geldi. Şimdi de Birleşmiş Milletler var.
Bu yazılı kurallara “kanun” denmektedir.
Kanunlarla şeriat arasında ne fark vardır?
Kanunlar tekli sistemdir. Oysa şeriat çoklu sistemdir. Şeriat şır’alardan oluşur.
Tevrat kanundur.
Kur’an şeriattır.
Tevrat’ta içtihat yoktur, Tevrat’tan farklı hükümler çıkarılamaz. İncil de öyledir, resmi Papalık fetvaları vardır, İncil’i yalnız Papa yorumlayabilir. Luter (Luther) bunu değiştirememiş, sadece Papa’dan bağımsız kendileri fetva vermeye başlamışlardır.
Kur’an’da ise kanunlar yoktur, kanunların nasıl yapılacağı vardır.
Bugün anayasalar vardır, devletin yapısını ve kanun yapma şekillerini öğretir. Batı ancak son asırlarda bunu öğrenmiştir. Oysa Kur’an anayasa olarak nazil olmuştur. Sünnet onun ilk uygulamasıdır. Sünnet kanundur.
Kur’an şu kuralları koymuştur.
Özel hukukta insanlar mezheplere ayrılacak, herkes kendi mezhebine göre hareket edecek, onunla ilzam olunacaktır. Yani topluluklarda özel hukuk kanunları yoktur. Mezhepler var, halk istediği mezhebi kendisine seçer. Çok merkez vardır. Bir Türk Arjantinli bir köylü ile aynı mezhepte olur ve onlar o mezhebe göre ilzam olunurlar. Bir evde bile farklı mezhepte insanlar olur, onlar da o mezhebe göre ilzam olunurlar.
Kamu hukukunda ise yerinden yönetim vardır. Aşiretin kurallarını aşiret meclisi koyar ve onunla yönetir. Bucakların kamu ile ilgili kanunlarını bucak meclisi koyar ve o uygulanır. İl merkez bucaklarının kanunlarını iller koyar ve o bucaklarda onlar uygulanır; taşra bucaklarda geçerli değildir. Merkez illerin merkez bucaklarının kanunlarını ulusal meclis koyar ve onlar uygulanır; taşra illerindeki bucaklara karışmazlar. İnsanlığın da merkez bölgeleri vardır, oradaki merkez bucaklara insanlık meclisinin yaptığı kanunlar uygulanır; ülke bucaklarına teşmil edilmez.
İşte, “Ey Ehli Kitap” dediğimiz zaman, ey mezhep sahibi olanlar demektir ve “ey bucaklar” demektir. Özel hukuk çok eskiden beri gelişmiştir, kamu hukuku ise ancak son yüzyıllarda gelişmeye başlamıştır.
“Ehli Kitap” dediğimiz zaman, burada bucaklar ve mezhepler anlaşılacaktır. Her birine ayrı ayrı hitap etmektedir. “Kitap” müfrettir. O halde herhangi bir kitap ehlini muhatap almaktadır. Yani her bucağa ayrı ayrı hitap etmektedir.
Devlet merkezinden valilere bir emir çıkarılsa, ‘Valiler, yarın Ankara’da olacaksınız’ dense, mektup gönderilir. Her valiye ayrı ayrı mektup gelir, her valiye ayrı hitap eder. Her biri kendi aldığı emri uygulamakla görevli olur.
(Devamı var)