Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 189
‘Sosyal Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda, çare ve çözüm bu yazılarda… Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
Bizim içinde bulunduğumuz topluluğumuz şimdilik korku hâlindedir, “Adil Düzen”in gelmeyeceğinden emindirler. Kur’an’ın sorunları çözeceğine inanmıyorlar. Ayetteki gibi ‘orada cebbar kavim vardır, biz oraya dâhil olamayız’ diyorlar. Dolayısıyla bu seminerleri takip etmiyor yahut bu seminerlere benzer çalışmalar yapamıyorlar. Ama sizler bu seminerleri takip ediyorsunuz, okuyorsunuz, yazmasanız bile fikren düzeltiyorsunuz, kimini tasvip ediyor kimini ayıklıyorsunuz. Sizler Allah’ın nimetine eren kimselersiniz. İşte, sizler söylüyorsunuz, öyle bir yer gelir ki artık söylersiniz.
Burada önemli bir husus vardır. Tek kişinin söylemesi değil, iki kişinin söylemesi önemlidir. Yasin Suresi’nde de buna benzer bir olay vardır. Önce iki kişi gelir, sonra üçüncü kişi onları teyit eder. Burada da önce Hz. Musa söyler, sonra iki racül/kişi onu teyit eder.
Demek ki tebliğe bir kişi başlar ama üç kişi olurlarsa etkili olur. İki kişi başlar ama üç olurlarsa etkili olur. On kişi oldukları zaman artık topluluk oluşmuş ve topluluk kurulmuş olur. Biz şimdilik üç-bei kişiyiz, henüz on kişi olamadık. Sizleri hicrete davet ediyorum. Biz “ilmî ekol” kurmalıyız, “aşiret/ocak” olmalıyız, sonra “kabile/bucak” olmalıyız.
“Udhulû aleyhim el-bâbe / Onlara kapıda dâhil olunuz.” (Maide 23)
Burada “Mine’l-Bâb” denmiyor da “el-Bâbe” diyor. Oysa Yusuf Suresi’nde “Min” ile zikredilmiştir. Buradaki bâb açılıp kapanan bâb olmayıp giriş yapılan bâbdır. Edirne girişi, Kars girişi gibidir. Yani kaçak yerden girmeyip kapıdan giriş yerinden giriniz diyor.
Kentler surlarla çevrilir ve oralardaki giriş ve çıkışlar kontrol altına alınır. Kent dışındaki alanlarda ise serbest vize ve gümrük yoktur. Bununla beraber kalenin dışının güvenliğini de kaledekiler sağlardı. Saldırganları bir fırsatta yakalayıp saldırır ve öldürürler, ondan sonra kalelerine sığınırlardı. Düşman gelir, muhasara eder, aylarca sürer, sonunda bırakıp gitmek zorunda kalırdı.
Buradaki emir kavme hitap etmektedir ama Arapçada “girelim” ile “giriniz” aynı kalıpladır, yani “girelim” kelimesi yoktur. Kural olarak “linedhul” olması gerekir. Ancak böyle bir kullanım şekli yoktur, “giriniz” ile “girelim” de ifade edilir. Musa aleyhisselam da kavmine “giriniz” derken “girelim” demiştir.
Büyük devletler yabancıların gelmesine normal olarak mâni olmazlar, gelenlere ülkelerinde yer verirler. Artan nüfus uygarlık demektir. Tarım alanlarında ise yabancıların gelmesi onları sıkıntıya sokar. Mısır ve Mezopotamya kentleri sanayi kentleri değildi, tarım kentleri idi. Mısır’da da Nil sayesinde Mezopotamya’da olanlardan daha büyük kentler oluşmuştu. Ne var ki bunlar Nil kenarlarındaki tarım ile yaşıyorlardı. Tarım yapılan yerleri kışın sular kaplardı. Dolayısıyla yerleşim noktaları ayrı yerde idi. Oysa Hititlerde durum tamamen farklıdır. Büyük kentler sanayi kentleri şeklinde oluşmaktadır. Yani o kente girdiğiniz zaman tarım yapacak tarlanız olmasa da kendinize iş bulur yaşarsınız. Ama İsrail oğulları bunları bilmemektedir. Mısır’da tarım işçiliği veya çobanlık yapmışlardı.
İstanbul bir milyonluk şehirken 1950’den sonra insanlar Anadolu’dan İstanbul’a geldiler ve zengin oldular. Köyde kalanlar ise fakirleşip eridiler. Sanayi verimi çok artırmaktadır. Yiyecek köylerden akıp gelmektedir. Sanayi mamulleri ile değişme/takas yapılmaktadır. Köyden veya çölden gelenler sıkıntılı bir hayata alışmış kimselerdir. Dayanıklı ve sade yaşamayı bilen kimselerdir. Benim ablam hala plastik su bardaklarını görünce onların israfına sıkılır, toplayıp yığar, yazın köye gidince akarsuların yanına koyarak onları değerlendirmeye çalışır. Evdekiler ise buna kızmakta, kirli plastikleri ne diye taşıyorsun demektedirler. İşte, köyden ve çölden gelenler bu şekilde sade hayat yaşarlar, çok çalışkandırlar, adeta yerlerinde duramazlar. Bu da onları zengin eder ve bir müddet sonra şehre hâkim duruma geçerler. Mezopotamya’da Sümerler böyledir. Eski Yunanistan’da Dorlar böyledir. Uygarlaşmada Germenler ve Türkler böyledir. (Devamı var)