Prof. Dr. Arif Ersoy; ‘Adil Düzen Ortaklık Ekonomisi’-9
Bu yazılar hem Yük. Müh. Süleyman Karagülle, Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Prof. Dr. Arif Ersoy’u ‘anma’ hem de yaşanan ‘sosyal TUFAN’ için ‘ÇARE’ yazılarıdır…
‘Sosyal Tufan’ derken, ülkemizde ve bütün dünyada hayatımızın ilmî-iktisadî-ahlâkî-idarî/siyasî dört ana alanını da sarmış olan ‘sosyo-ekonomik tufan’ demek istiyor, çare/çözüm olarak da ‘Adil Düzen Ortaklık Ekonomisi’ önerimizi sunuyoruz…
***
Arif Ersoy: Biz diyoruz ki: Küllî ıslah esastır. Eğer küllî/toptan düzeltemiyorsan kısmî ıslah da külli ıslaha giden yoldur. Madem İslâm Ekonomisi ve Finansı önümüze çıktı; öyleyse bunları uygulamak için ortaklıklar kurmalıyız, insanları bir araya getirmeliyiz.
Ortaklıktaki mantık şudur: Kimsenin hakkını yemeyiz ama başkasının hakkımızı yemesine izin vermeyiz. Dört kitaba göre ideal insan, başkasına zulüm etmeyen, kendisine de zulüm edilmesine müsaade etmeyen insandır. Üniversitelerimizde böyle gençler yetiştirmeliyiz. Faşistler ve Marksistler, gençleri organize etmek için bu yöntemi kullandı ama ikisi de batıl olduğu için bir şey yapamadılar.
Tevhid ve adalete inanan insanlar kendilerini yetiştirmelidirler. Günümüzde tevhid ve adalet bilincine sahip insanların sayısı küresel düzeyde giderek artıyor. Şu anda sizin kurduğunuz ortaklık gibi ortaklıklar, batı ve doğu üniversitelerinde, dünyanın her yerinde var. Öyleyse zaman yaklaşıyor. Biz hazır olacağız.
Biz hazır olalım, getiren Allah’tır. Peygamberler, biz iktidar olacağız veya biz galip geleceğiz demezler. El-Hamra Sarayı’nın her tarafında “La Galibe İllallah” yazıyor. “Kimse galip gelmez, Allahtan başka!” Ama biz tedbir almakla yükümlüyüz.
Şükrü Çelik: Hocam, işin akademik kısmıyla alakalı bir soru soracağım izninizle. Muhammad Siddiqi tüketici davranışlarını açıklarken lüks ürünlerden kaçınan bir tüketici profili çiziyor. Keza, Muhammad Anas Zarqa tüketicinin yeterlilik eşiği ile savurganlık sınırı arasında yer alması gerektiğini söylüyor. Bunun yanı sıra günümüzde ihtiyaç kapsamında zikredilen ürün ve hizmetlerin giderek arttığını görüyoruz. İhtiyaç olarak gördüğümüz şeyler, gerçekten bu kapsama girebilir mi? Müslümanlar olarak Siddiqi ve Zarqa gibi birçok kişinin bahsettiği bu üst sınırı (savurganlık sınırını) nasıl belirleyebiliriz?
Arif Ersoy: Bu, eğitim meselesidir. Eğitim, bir de düzen meselesidir. Kapitalizm sürekli tüketimi teşvik ediyor: “Al kullan at!” diyor. Şu telefonun halini biliyorsun. Kaç senenin içinde kaç telefon değişti. Sürekli değişti. Ufak bir şey ekliyor, değişiyor. Ufak bir şey ekliyor, değişiyor. Dolayısıyla bu sistem tüketimi teşvik ediyor. Evet, ekonominin konusu ihtiyaçlarımızı karşılamak ama buna zorunlu ihtiyaçlardan başlayarak bir sıra koymalıyız.
Bizdeki paylaşım sistemi şudur: Eğer siz servet elde ediyorsanız, servetinizin bir kısmını da fakirlerle paylaşmak zorundasınız. Bu, tamamen eğitimle, algı değişikliği ile düzeltilir. Aslında bu, tüm dünyada da erdemli bir harekettir. Batıda birçok insan savurganlığı protesto ediyor şu anda. Adam dindar bile olmasa protesto ediyor. Bu doğaldır. Siz sürekli tüketirseniz dünya kaynaklarını belli ülkelerde toplamanız lazım.
Bu sistem aynı zamanda kendi kendini de yıkıyor. Çünkü aşırı tekelleşme sistemi de probleme sevk ediyor. Zaten bu savaşların, bu çatışmaların nedeni de o. Dünyanın üçte ikisi fakirleşti. Kâr oranları düştü. Sistem de sürekli üretmek zorunda. Üretmek için pazarlamak zorunda. Tüketim olmayınca, alım gücü olmayınca nasıl üreteceksin?
1929’da kapitalizmin çöküş nedeni buydu. 2008’de de çöküş nedeni buydu.
Şimdi ise bu çöküşü engellemek için çatışma çıkartıyorlar.
Terörün bir amacı da silah talebini arttırmaktır. Onun için Afrika’da, Orta Doğu’da ekmek darlığı var ama sofistike silahların darlığı yok. Çünkü bütün kaynaklar oraya gidiyor. Finans kapitalizmi şu anda en büyük yatırımı silah sanayisine veya onun yan sanayilerine yapıyor. Çünkü kâr oranı orada daha yüksek.
(Devamı var)