Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 203
‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…
çare ve çözüm önerilerimiz de bu yazılarda uygulanmayı bekliyor…
Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
***
Kısası büyük sermaye kaldırmaya çalışmakta. Onlara göre devlet tek sermaye devleti olacak. Güvenlik nizami silahlı kuvvetlerle değil, tetikçilerle sağlanacak. Tetikçiyi bulmak için de idam cezası kalkacak, hapishaneler otel olacak ve para dünyanın düzenini sağlayacak.
Sömürü sermayesinin bu hayalinin gerçekleşmeyeceği burada bildirilmiştir. Basit bir kurban meselesinde kardeşini öldüren bir insan yapısı tetikçiden korkarak öldürmekten mi vazgeçecek. O halde parası olmayanlar da öldürecekler ve düzen sağlanamayacak.
“Kâle innemâ yetekabbelullahu/ Sadece Allah kabul eder diye kavl etti” (Maide 27)
Demek ki ilk yaratılan insan hemen Tanrı’sını tanımıştır.
İlk insanla bugünkü insan arasında hiçbir fark yoktur.
Süleyman Karagülle anlatıyor: Ben bir köyde doğdum. Köyüm kapalı bir hayat yaşıyordu. Tarım dönemi yani beş bin sene önceki tarım döneminden hiçbir farkı yoktu. Günlük hayat tam ilkel tarım dönemi hayatı idi. Bu durum benim orta, lise ve üniversiteyi okumamı engellememiş, alt sıralarda yer almamıştım. Bunun dışında okula gitmeyen ve İstanbul’a gelip işe başlayan arkadaşlarım İstanbul’da büyük iş sahibi olmuşlardır. Sadece görgü bile onları İstanbul’un en büyük müteahhitlerinden biri yapmıştır.
Demek ki ilahi vahyi alan ve tebellüğ eden kimsenin Allah’ı idraki ile bugünkü insanın Allah’ı idraki aynıdır. İman bakımından herhangi bir ilerleme olmamıştır. Yirminci yüzyıl insanı daha inançsızdır, sadece bir şeyleri bildiğini sanmaktadır.
Söz konusu ayetteki kişi “Allah kabul eder” diyor. Kabul eden babası olduğu halde “Allah kabul eder” diyor. Çünkü biliyor ki babasına o işi yaptıran Allah’tır. Babası öyle karar vermişse babasına Allah öyle karar verdirmiştir.
Bugün bu anlayışa ulaşan kaç mümin vardır? Birilerine veya birbirlerine saldıran insanlar bu gerçekleri göremiyor. Olan her şey takdir-i ilâhidir. Biz olmuş olanlara değil olacaklara bakmalıyız, biz geçmişe değil geleceğe bakmalıyız.
“Mine’l-müttakiyne / Muttakilerden Allah kabul eder.” (Maide 27; ayetin sonu)
Bu ifadeden anlıyoruz ki kardeşi yaptığı takribi uygun yapmamış, iyi yapmamış, o sebeple kabul edilmemiş, reddedilmiştir. Kardeşine diyor ki; ‘senden kabul edilmemişse kusurlu sensin, yanlış yaptın, eksik yaptın, dikkat etmedin o sebeple kabul olunmamıştır.’ Kardeşi eğer dah iyisini yapmasaydı o zaman onunki kabul edilecekti.
Bu hasettir. Yani bir kimse ondan daha iyisini yaptım derse ve yaparsa bu hayırda yarıştır. Burada topluluğun yararı vardır. Ama bir kimse o benden daha kötüsünü yapsın ki ben kazanayım derse, bu hasettir ve topluluğa zararı vardır.
Kardeşlerden biri iyiliği temsil etmekte, diğeri ise kötülüğü temsil etmektedir.
Buradaki ifade kurallı çoğul kullanılmış ve “Min” ile teb’iz edilmiştir. Hz. Âdem aleyhisselam zamanında dil bu kadar gelişmiş değildi. Ne var ki insanların dilden anlayışları bugünkü insanların ana kavramlarına uygundu. Bu da ferdin cemaate mensup olmasıdır. Sadece fert olmadıklarını, topluluğun bir üyesi olduklarını bilmektedirler.
“Lein besatte ileyye yedeke / Yedini/elini bana bast etsen” (Maide 28)
“Yed” el demektir, kol demektir; aynı zamanda güç demektir, üstünlük demektir.
“Bast etmek” uzatmak, “eli bast etmek” saldırmak anlamındadır. “Ellerini bast etsen” denmiyor. O zaman gerçek manaya gelir ama eli bast edince tek elin uzatılması, zamanla saldırma anlamında kullanılmaya başlanmıştır. “Bast” kelimesi “İlâ” ile kullanıldığı zaman saldırma anlamına gelir. “İla”sız veya “Li” ile kullanıldığı zaman ise ikramdır. Demek ki burada “İlâ” ifadesi “Alâ” manâsına gelmektedir.
(Devamı var)