Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 239
‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…
çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…
Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…
***
“Ve yes’avne fi’l-erdi fesâden / Ve arzda fesaden sa’yederler” (Maide 33)
Hakemlerin mevzuat söz konusu olmayan durumlarda doğal hukuk kurallarına göre karar almaları gerekir. Bu durumda hakemler vazı’ kanun imiş gibi hareket ederler.
Herkes hürdür, kendisi de dahil kimse onun kişiliğini elinden alamaz. Kölelerin elinden de kişilikleri alınamaz. Ancak mallarına el konabilir. Tasarrufa el konabilir. Kendi malını alıp satar. Sadece sonuç sahibine ait olur. Bu doğal haktır. Kısas doğal haktır. Meşru müdafa doğal haktır. Bunları kimse sınırlayamaz.
İkinci haklar ise sözleşmelerden doğar. Sözleşme yapma temel haktır ama yapılan sözleşmenin içeriği sözleşme hakkıdır. Burada baştan tanımlanmış olması gerekir. Beraatı zimmet asıldır. Doğal hakları ise hakemler tanımlar.
Fesad doğal hukuka girer, hakemler neyin fesad olduğuna neyin fesad olmadığına kendileri karar verirler. Hakem kararlarında; a) icmaa aykırıysa, b) kararlarda çelişki varsa, c) teknik bakımından uygulanamazsa, d) hikmete muvafık değilse, zarar doğuyor veya abesle iştigalse, ona göre karar verebilirler.
“İn yukattelû / Katl olunmalarıdır” (Maide 33)
“Ceza” mübtedadır, “En Yukattelû” haberdir. Mef’ulün fiile takdimi caiz olduğu halde, failin takdimi caiz değildir. Fail takdim edilirse mübteda haber olur. Bunun ispatı şöyle yapılabilir. “Zehebe Zeydün ve Amrun” dediğimizde fiili müfret yaparsınız. “Zeydün ve Amrun zehebâ” dersiniz. Eğer mef’uller takdim edilmeseydi “zehebe” dememiz gerekirdi. Burada fiil “En” ile gelmiş, fiil olmaktan çıkıp masdar olmuştur. Dolayısıyla haberdir. Haber nekre olur, bu da nekredir. Marife mübtedaya nekre haber gelmiştir. Sade cümledir demektir.
“Katl olunmaları” diyor da kimin katledeceği belirtilmiyor. O zaman katlin serbest olduğu hükmü ortaya çıkar. Hakem kararı ile katline karar verildikten sonra kim katlederse katledebilir, suç oluşturmaz. Bugün infaz uygulaması sadece yetkililere verilmiştir. Oysa İslâmiyet’te infaz bütün vatandaşlara tanınmış bir haktır, müminler ise görevlidir.
Ana kural şudur. Hakemler hakkı tespit edip ilan ederler, onun icrasına karışmazlar. Onların icra yetkileri yoktur. Onların görevi sadece hüküm vermedir. Bugün yargı infaz müessesesi getirilmiştir. Savcılar görevlendirilmiş, savcılara da imtiyazlar tanınmıştır. Oysa böyle bir olay daima istismar edilir. Mahkûm rapor alır ve hastanede yatar. Oradan da ayrılıp dolaşabilir. İslâmiyet’te ev hapsi vardır. Ne var ki kimse hapsedilen kişinin kapısında beklemez. O mahkûm hukuk düzenine uyar, evinden dışarı çıkmaz. Çıkarsa ne olur? Dışarıda ölü bulunsa öldüren suçlanamaz. Kimsenin evine mahkûm da olsa girilemez. Gireni içerdeki öldürür, sadece diyet verir, kısas yapılmaz. Bir bucaktan sürülmüş kişi için de hüküm aynıdır. O kişi o bucağa gelemez. Gelirse, kanı hederdir, hukuk onu korumaz. Çünkü o kimse harb durumuna düşmüş olur.
Kur’an farklı durumları ortaya koymaktadır. Durumların tespiti uygulayanlara ve hakemlere aittir. Katl kılıçla veya mermi ile olur. Silah atarsınız, kişi ölür. Kişi kendi iradesi ile ölüme gelmişse yani teslim olmuşsa bu katldır. Katlin amden mi yoksa hataen mi yapıldığı hususunun tespiti soruşturmacılara bırakılmıştır. Soruşturmacılar kuru kanaatle sonuca varamazlar, kanaate varış sebeplerini ortaya koyarlar, böylece sonucu bildirirler. Hakemler dosyayı inceleyip soruşturmacıların kanaatlerinde haklı olduklarına kanaat getirirlerse, tanıklığı kabul ederler veya reddederler. Soruşturmacılar ancak yalan kayıtlar ve sahte belgelerden dolayı sorumludurlar, yoksa kanaatlerinden sorumlu değildirler. İşte, katlin amden mi yoksa hataen mi olduğunu soruşturmacılar tesbit ederler. Hakemler tespitin yerinde olduğuna kanaat getirirler ve ona göre hüküm verirler. (Devamı var)