Kur’an’a göre devlet-257; Allah’a ittika ediniz…
‘SosYO-EKONOMİK Tufan’ ülkemizi ve dünyayı sarmış durumda…
çare ve çözüm önerilerimiz bu yazılarda; uygulanmayı bekliyor…
Önceki yazılarla birlikte okunmasını da tavsiye ederek devam…
***
“Yâ eyyühelleziyne âmenû /Ey iman etmiş olan kimseler” (Maide 35)
Sonra Kur’an’a göre çağımızın “ilmî-iktisadî-idarî-dinî/ahlâkî” kurumlarını kuracağız ve uygulamalarımızla da anlatarak, ikna ederek, hayatımızın dört ana alanındaki örnek uygulamaları göstererek “bağımsız bucaklar düzenini” getirmeye davet edeceğiz.
Bağımsız bucak ne demektir?
3 bin kişi ile 10 bin kişi arasında oluşturacağımız sitelerde kurulacak bucaklardır. “Adil Düzen”e göre kurulacak bir bucak refah ve saadette diğer bucaklara fark atacak, dolayısıyla diğer bucaklar da Kur’an’ın öğrettiği sisteme/düzene geçecek. Böylece insanlar “ocak ve bucak kuruluşları düzenine” zorlanmadan kendiliklerinden girecekler.
Düzende zorlama yoktur. Her bucak kendi düzenini kuracaktır. İsteyen istediği düzeni kuracaktır. Bir bucak diğer bucağa karışmayacaktır. Dinler her bucağa tavsiyede bulunacak, tebliğde bulunacak ama onları zorlamayacaktır. Barış böyle sağlanır. Bucağı veya ocağı beğenmeyen oradan hicret edebilecektir; biz buna “Hicret Demokrasisi” diyoruz.
Merkez bucaklar da oluşacak, bu bucaklar müminlerin bucağı olacak. Bu bucaklar il ve ilçe merkez bucaklarıdır. İl merkez bucağı müminlerden yani gönüllü askerlerden oluşacak, onlar taşra bucaklarından cizye alarak onların güvenliklerini sağlayacak. İşte burası, bu merkez ilçe bundan önce sözü edilen muhariplerin faaliyet sahasıdır, hakemlerin kararlarına uymayanları bunlar tenkil edeceklerdir.
***
“İttekullahe / Allah’a ittika ediniz” (Maide 35)
Bundan önceki ayette “Allah” kelimesi geçmiş, haberi nekre gelmişti, bu sebeple orada “topluluk” manasını verdik. “Allah” kelimesi burada iade edilmiş, zamir gönderilmemiştir. Yukarıda muhatap olanlar başka, buradaki muhatap olanlar başka ise, zamir getirilmez, kelime iade edilir. Ayet harfi atıfsız “Ey İman edenler” diyerek başladığına göre, muhatap olanlar farklı olabilir. Birincideki muhataplar merkez bucağının müminleri; buradaki muhataplar ise taşra bucak müminleridir. Bu sebepledir ki “Allah” kelimesi izhar edilmiştir. Buradaki “Allah” kelimesini âlemlerin rabbi olarak anlayabildiğimiz gibi, O’nun halifesi olan topluluğu olarak da anlayabiliriz.
“İttika” emri Kur’an’da değişik yerlerde tekrar edilmektedir. Bizim bilgilerimiz iki şekilde kesin bilgiye dayanır. Mesela, “bir insanın diyeti 1 000 000 TL’dir” dersek, burada artık içtihat yoktur, diyet varsa bu verilecektir demektir. Burada içtihat yoktur, takdir yoktur. Ama bir ağacı kesene tazmin ettirilecek miktar kesin değildir. Burada kişinin takdiri söz konusudur. İşte, takdir söz konusu olan hallerde “ittika” emri verilir, yoksa “biliniz” denir.
Eğer buradaki “Allah” kelimesini âlemlerin rabbi olarak anlarsak; o zaman ittika ediniz, yetkili sizsiniz, ahirette hesabı sorulur, bu dünyada müeyyidesi yoktur demek olur. Takdir edenleri mesul etmeme bakımından bu şekilde ayetleri yorumlarız. Ama mağdur olanların mağduriyetlerini değerlendirirken o zaman Allah’ın halifesi olan topluluğu anlarız. Yani takdirlerin hakemlere gidilerek hakemler tarafından denetleneceği anlamına gelebilir. Yargının üstünlüğü burada da uygulanır.
***
“Ve ibtegû ileyi’l-vesiylete / Ve O’na vesile ibtiğa ediniz” (Maide 35)
“Vasl” kelimesi “Sad” harfi ile bitişik demektir, “Fasl” ise ayrı demektir. Kişinin töremesine “fasıle” denmektedir. “Sad” harfi “Sin” harfine dönüşmüştür. Ulaşmak için yol arama demektir, yani yoldur; bir yere ulaştıran yoldur.
(Devamı var)