Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 131
Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
Görüyorsunuz ki biz hep aynı şeyleri söylüyoruz ama yeni şeyler söylüyoruz. Kur’an bize değişik manaları ile aynı şeyleri anlatmaktadır; Kur’an’ı ve diğer kitapları nasıl anlayacağımızı bize ve tüm insanlara anlatmaktadır.
“Kad câeküm rasûluna / Size resulümüz gelmiştir” (Maide 15)
Evet, buradaki resul Hazreti Muhammed aleyhisselamdır.
“Size geldi” deniyor. Ehli kitaba geldi. Eski peygamberler kendi kavimlerine gelmiştir, kendi dinlerine gelmiştir. Hazreti Muhammed aleyhisselam ise sadece Arapların ve Müslümanların resulü değildir; kâffeten li’n-nâs yani bütün insanlığa rahmettir. Hazreti Muhammed Arabistan’da gelmiş ve İslâm dinini/düzenini orada tedvin etmiştir. 1400 senedir kendilerine Müslüman diyenler onu kendi peygamberleri yapmışlardır. Yani Hazreti Musa Yahudilerin, Hazreti İsa da Hıristiyanların peygamberi olmuştur. Hazreti Muhammed de Müslümanların peygamberidir. Ne var ki o zaman öyle idi. Şimdi ise O ölmüştür ama O’nun bıraktığı Sünnet tüm insanlığa hitap etmektedir yani şimdi rahmeten li’l-âlemindir.
Şimdi önemli bir sorunla karşılaşmaktayız. Kur’an sahabelerin ona titizlikle sahip çıkmasıyla zamanımıza kadar hiç değişmeden gelmiştir. Sahabeler hadisleri aktarmaya fazla önem vermemişlerdir. Hazreti Peygamber onlara Kur’an’ın dışında bir şey yazmamalarını emretmiştir. Ondan sonra gelen hadis âlimleri büyük ayıklamalar yaparak Sünneti Asr-ı Saadet’e kadar götürmüşlerdir. Ne var ki onlar da bazı hatalar yapmışlardır.
Bugün yalnız Müslümanların değil tüm insanlığın Sünneti yeniden ele alması gerekmektedir. Bunun için takip edilecek yol şudur. Hadis ilminde 6 seçilmiş kitap vardır; Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesei, Ebu Davud ve İbni Mace. Bunların hadis âlimleri olduklarında icma vardır. Bu kitapları ele alarak buralardaki hadisleri ilmî bir sistemle değerlendirmemiz gerekecektir. Diğer hadis kitaplarından gelen rivayetler bu hadis kitaplarındakileri açıklıyorsa değerlendiririz. Uygun gördüğümüz üzerinde dururuz. Ama bu altı kitapta geçen hadislerin üzerinde durmamız gerekmektedir. Bu hadislerde ilk yapacağımız inceleme, kendi aralarında çelişki var mıdır, ona bakacağız. Önce Kur’an’a uyan hadisleri rivayet edenlere ön sıralarda yer veririz. Çelişkili olan hadisleri ravilere göre ayıklar, onları da Kütübü Sitte’nin dışına çıkarırız. Hadislerde rivayet edilip Kur’an’a uymayan hadisleri de çıkarmamız gerekecektir.
“Yübeyyinü leküm / Size tebyin eder” (Maide 15)
Önce resulden bahsetmektedir. Sonra Kur’an’dan bahsedecektir.
Genel olarak kitaplar kollektif olarak zamanla oluşur. Oysa Kur’an’a Hazreti Muhammed aleyhisselâmın öğrettikleri dışında bir harf bile ilave edilmemiştir. Dolayısıyla “Kur’an” dendiği zaman onun zamanla oluşmuş yorumları değil, bizzat Hazreti Muhammed’in getirdiği kitap ele alınmaktadır. Yorumlar da onun yorumlarına uygun olmalıdır. Biz ona çok şeyler katacağız ama kattıklarımız bize aittir, bizden sonra gelenlere ait değildir. Kur’an’dan sonra gelenler Kur’an’ın açıklanmasında ve uygulanmasında elbette çok büyük katkıları olan kimselerdir ama bize nazil olan yani şimdi bize hitap eden Kur’an Hazreti Muhammed aleyhisselâma inen Kur’an’dır.
“Kesiyran mimmâ küntüm tuhfûne/ Hafyettiğinizin/gizlediğinizin çoğunu size tebyin eder” (Maide 15) Resul sadece Kur’an’ı getirmemiş, Kur’an’ın beyanını da yapmıştır.
Onların gizledikleri nedir?
Topluluk bir şeye inandırılır. Bunu kim yapar, nasıl yapılır; orası zor anlaşılır. Din adamlarında bir hastalık vardır, halkın hoşuna gitmeyen bir şey olursa onu gizlerler, ters çevirip anlatırlar. Örnek olarak Müslümanları ele alalım. Kur’an tefsirlerini yaparken hep ‘Habibim Ya Muhammed’ diye başlarlar ayetleri yorumlamaya; Kur’an sanki sadece Hazreti Muhammed’e indirilmiş de biz ondan yararlanmakta imişiz gibi! Oysa Kur’an her okuyucuya, her inanana hitap eder. “Sen böyle yap” dediği zaman bizzat o insana “sen böyle yap” demektedir, yoksa birçok mükellefiyet sadece Peygambere yapılmış olurdu. (Devamı var)