Kur’an’a göre devlet düzeni ve medeniyet - 154
Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
Bu arada biz yeniden insana dönelim.
İnsan yaratılanlar içinde özel yeri olan bir varlıktır.
Kişiliği vardır, “ben” diyebiliyor. Kâinat bilinen, insan bilen varlık; kâinat yapılan, insan yapan varlıktır. Kâinatın karşısında bulunan insan Allah’ın halifesidir.
Allah kâinatta neler yapıyorsa insan da cüz’i olarak onu yapmakta. Allah’ın zatı ile hiçbir benzerliği olmayan insanın sani’ ve halik olması bakımından benzerlikleri vardır. Bu göz ile bakıldığında insanda bir benzerlik vardır ama büyüklük bakımından bunun mukayesesi mümkün değildir ama sadece çok küçük bir model olarak görebiliriz.
İnsandaki bu özellik insanı şirke götürmekte. İnsan halik değildir yani kâinattaki her zerre Allah tarafından var edilmiştir. Kimsenin, meleklerin dahi onda bir ortaklığı yoktur.
İkinci fark da çok çok cüzi olarak insan bir şey yapabilir. Bunu yine sonsuzlukla anlamaya çalışalım. Bir sayıyı sonsuza bölersek sıfır eder yani yok olur. Oysa sayıları birbirine bölersek daima bir sayı eder. Yani bizim aramızda mukayese mümkündür, kimimiz büyük kimimiz küçüğüz ama Allah’la mukayese edildiği zaman biz hepimiz sıfırız.
Hz. İsa ve Hz. Muhammed bizden daha faziletli olabilir ama hiçbir zaman sonsuz olamaz. Belli sayı oranındadır. Oysa Hz. İsa veya Hz. Muhammed ne kadar büyük olursa olsunlar Allah’ın yanında sıfırdırlar. Hıristiyanlığın çıkmazı; sonsuz olan Allah ile sonlu olan Hz. İsa’yı topluyor, çıkarıyor, bölüyor, çarpıyor; oysa bu mümkün değildir.
***
“Ve Allahu alâ külli şey’in kadiyrun / Ve Allah her şeye kadirdir.” (Maide 17)
Türkçede “kadar, mikdar” kelimeleri vardır, bunlar sayıyı ifade eder, bir de “kudret” kelimesi vardır, bu da gücü ifade eder. Sayı ile kudret arasında acaba ne ilişki vardır ki aynı kökten üretilmişlerdir? Sayı ile kudret arasında asrımızda anlaşılan iki önemli ilişki mevcuttur.
Birincisi, kâinatta kudret yani enerji sınırlıdır, artmaz ve eksilmez. Bir yerden başka yere geçer ama değişmez. Kâinat zerrelerden oluşur, cüz’ün la yetecezzadırlar. Artık parçalanmazlar, yeniden de var olamazlar. Bunların kâinattaki sayısı sayılıdır, artıp eksilmemektedir. Kâinat ilk yaratıldığı günden bugüne kadar ne ise onlar o kadardır.
Ayrıca bunların enerjileri vardır. O da hızlarının kareleri toplamıdır. Bunlar da toplam olarak değişmez. Parçacıklardan kimi hızlanır, kimi yavaşlar ama toplam miktarları değişmez. Buna “enerji sakınım kanunu” denmektedir. Yirminci yüzyılda keşfedilen bir şey daha var, enerjinin yani hızın sayılı olduğu, taneciklerden oluştuğudur. Bu bakımdan da kâinat sayısaldır.
İşte…
Sayısal olan kâinatın sayılarını belirleyen Allah’tır. Sınırlı tutmuştur. Yani sonsuz bir şey yoktur. Eskiden zaman ve mekânın sonsuz olduğu iddia ediliyordu. Oysa bugün zamanın başlangıcının olduğu ortaya çıkmıştır. Allah haliktir ama aynı zamanda kadirdir. Yani her şeye gücü yeter anlamında olduğu gibi her şeyi ölçülü yapmıştır anlamındadır.
Öyleyse Hz. İsa da ölçülüdür, sınırlıdır, sonsuz değildir, dolayısıyla tanrı değildir.
“Kadir” kelimesi burada nekre olarak zikredilmiştir. Yani Allah’tan başka da kadir olan kimseler vardır demektir. Gerçekten de öyledir. Sayı sayan bir varlık vardır, o da insandır. Diğer canlılar sayı saymayı bilmezler. İşte bu da insana has, insanın Allah’a benzer tarafıdır.
Burada nekre olarak geçen bu kelime başka yerde de marife olarak geçer. Orada da yalnız Allah’ın kadir olduğu ifade edilmektedir. Buradan öğreniyoruz ki, insan matematiğin tüm formüllerini çözme gücüne sahip olamayacaktır. Allah ise bütün matematik formüllerini çözmüş durumdadır. Zaten bunu bugün görüyoruz. Kâinat en ince matematiğe dayanmakta, bizim beynimizin yetişemeyeceği sayıda bilinmeyenleri içeren o kadar sayıda denklem vardır.
“Şey” kelimesi tasarlanmış demektir. Yani Allah tarafından olması istenmiş demektir. İnsan ancak onları düşünebilir. İnsanın düşündüğü her şeyi Allah halk etmeye kadirdir.
(Devamı var)