Kadim “Hamili Kart” : Senyoraj

Önceki yazımda bozulan dünya düzeni için ‘Yeni/den Orta Çağ’ tanımlamasını yaptım. Süreç yeni başladığı için makalelerim de öyle süreceğimi umuyorum. Kazım Erten arkadaşın sosyal etkileşimlerinden ve küresel alt-üst oluşların ülkemizin hava sirkülasyonunu tıkadığı keder gamından olacak; tıkacın mahiyetini çözümleyen yazıyı iletmişti. Onca uğraşla ortaya çıkan insani yönetişim değerlerini etkisiz kılmak için onlara yüklenen yüklerden söz ediyor. “Umut vaat eden bütün birikimler, artırılmış yerçekimiyle (gravitasyondan) yere çakılıyor. Daha iyi Dünya için ilerleyen milyonlar yere kapaklanıyor; adeta sürüngen genlerimizle oynuyorlar.” yollu uyarılar yapmış.

Evrensel değerlerin “dengeli ilerlemesi” yalanıyla, içlerine safralar eklenmesi, uzaydaki yer çekimsel etki değil tabi. Uzay boşluğunda gerilmiş çarşafa atılan bilyenin ağırlığı ile meydana gelen eğimin yörüngeler oluşturup, ışığı bükmesi söz konusu küresel safracılara ilham verdi mi bilmiyorum. Bildiğim, ışığı büken ağırlığın, evrensel değerlerimize yüklenerek insanlığı ilerlemeden alıkoyacağı gerçeğidir. Bu safralama, değerler gemisini dengelemek için değil, batırmak için konduğu çok açık.(1)
Gel gör ki gemi azıya almış, eline geçirdiği gücü benliğine tasma yapmış; hukuk- insaf tanımaz, kendi türüne vampir hükümranlar; evrensel değerlere yükledikleri ağırlıklarla kendileri de batacak. Bu yüzden insanlık, ortak vicdanda toplanmalı; değerleri işlemez hale getiren safracılara, onlara yükler ihdas edenlere, para artırıcı faizcilere engel olmalı.
***
Negatif Gravitasyon (2)
“ Modernizm ve pozitivizmin ontolojik yükü ve yeni bir meşruiyet arayışı! Ağırlaştırılmış ideolojiler , rejimler! Ağırlaştırılmış inanç, itikad; ağırlaştırılmış dindarlık!” (KE)
Küresel meşruiyetin kaynağı olan evrensel insan ideali zehirlenince; meşruiyet, Orta Çağın iflas etmiş Avrupa krallarının kamu yetkilerini para karşılığı devretmelerine dönüştü. Küresel zorbalık, BM’lerin sözleşmelerini Trump’ın pano belgelere attığı duvar yazısına benzer(graffiti) imzalarıyla geçersiz kılıyor. Buna karşın hangi ülkede neyi yapacağını doğrudan duyuruyor. Egemenlik daha önce parti , seçim süreleri dolayımda sahibine unutulurken; şimdi itaat dönüştü. Dolaylı itaat, dolaysız talimat oldu.
Küresel kumarbazlar el koyduğu Dünya ve insanlık değerleriyle yetinmiyor; ne yapsalar tatmin olmuyor, olmayacaklar. İnsanlığın binlerce yıllık uğraşı, keder dolu fedakârlığı ile inşa edilen her tür “medeniyet”, yerel senyorajlarca her aşamada istismar edildi; alışmayalım, direnelim. Biliyorsunuz zorbalar, insanların lehine olan her şeyi kendilerine yük görüyor. Oysa insanlığın vicdani birliği, yardımlaşması, paylaşması yük değil, evrensel tabiatına uyumlu hedefidir. Bunu istemiyorlar.
İnsanık aklını çelen yönetim, makam ve inançlardan özgürleşmeli. Gücün, yetkinin tekelini kıracak nitelikli seviyeye erişmiş ortak akıldır. Böylece yaşam verimli, adil sürdürülebilir. “Tövbekar” medeniyet, bu yüzden Dünya yaşamını “mahkumiyet” olmaktan çıkarmayı vaat etti. Bu yüzden sosyal düzenle inançlar ile arasına mesafe koydu.
Egemenlerin milletleri istismarı şimdilerde sofistike cihazlara devredildi. Eşitsizlik yine yeniden devam ediyor; bin bir sahtelikle kalıcı hale geldi. İlla piramitleri yıkılacak. Bunun aksine düşünenler, alternatif yol arayanlar, içlerine sokulan ajanlarla “terörist”, milletler ambargolarla perişan oldu. Yetmeyince, dolaylı dolaysız silahla bastırıldı.
Yani hazcı geriliğin (ki hazcılık geriliğin yakıtıdır), payandası silah kullanımı yerli yerinde! Onlar kendilerini özne sanıyor; gücün, paranın nesnesi olduklarını da bilmiyor. Bu yüzden talana koşullular. Tersini düşünmüyorlar; asıl gücün yardımlaşmanın inşa edeceği ruhsal (vicdani) birlik olmayı istemiyorlar. Güvenli (ilkeli) ortaklıklar, insanlığın ufkundan hiçbir zaman düşmeyecek. Ufku ne kadar karartsalar da sisin dağılmasıyla yine görülecek. Azimle bekliyoruz.
*
Bizi biz yapan ne varsa yaşamımızda neden işe yaramıyor? Onlar gerçekten yararsız mı? Bu değerler işe yaramazsa “bu saate “, bu aşamada hangi değerlerle yaşayacağız?
Değerli olanı işe yaramaz hale getirmek tam bir sahtekarlık! Düşünün, bunu bütün dünyada yapıyorlar;
“Hukuk devleti” , “Anayasal Devlet” inşa ediliyor…yine de hukuksuzluk, istismar, güvensizlik, belirsizlik ortadan kalkmıyor?!
Bunun sebebi yasalar mı; yönetim şekli mi; yönetim yetkisini verdiğimiz siyasiler mi; yoksa yönetimde devamlılığı sağlayan bürokratlar mı? Belki, sorumlu hiç bakılmayan yerde; meşruiyetin kaynağı vatandaşta! Eğer öyleyse, vatandaş gerçeği göremeyecek, doğruyu seçemeyecek kadar aciz durumdadır.
Sormalıyım: sorun giderici yasalar, alt yasalarla neden bağlanıyor ? Bir tek bunun cevabı bile, hukuka çelme/dolayım tuzağını gösteriyor. Bu doğal değil! Hukukun işlevsiz kılınması ve buna seyirci kalan toplumlar, Musa nebinin kavmiyle çöle duçar olmasını yaşayacaklar. İlahi uyarıların dili doğadır.
*
“Aydınlanma devriminden bu güne, insanın sırtındaki yükü alması gerekirken, ağırlaştırılmış ekonomik senyoraj !” (KE)
Eriştiğimiz düzey aydınlanma gibi mi görünüyor!? Ortalığın “aydınlanmasından” söz etmiyorum. Kafanın, aklın aydınlanmasından söz ediyorum. Gece uçak yolculuğu yaparken, yeryüzündeki karanlığın ne kadar yaygın olduğunu, yerleşim yerlerinin azlığını; yukarıya ulaşan ışıkların tıpkı işlevsel beyin hücrelerimizi andırdığını hatırladım; çoğunuz izlemiştir. İnsan beyninin işlevsiz karanlık kısımları, yeryüzünün karanlık coğrafyalarına ne kadar çok benziyor.
Çoğulculuğu bütün dünya egemenleri haz etmez. Yerel hükümranlar daha fazla rahatsız olurlar. Bu aralar yerellik küreselliğin kopmuş taşkınlığı sebebiyle göze daha ılımlı görülüyor. Siz bakmayın devletlerin teritoryal(sınırlara saygı) bağlık sözlerine.
Özünde devlet, yola çıkmış güç demektir. Yolu, güçlenmek, hükümranlık, yetkinlik, büyümektir. Onu var eden insanlar doğup ölürken o güçlenir. Her nesilden diğeri için fedakârlık ister. Nesillerin vicdanı var; peki devletlerin vicdanı var mı; varsa nedir?
Devletlerin yerel hükümranlığı düşünsel planda hiçbir zaman “çocuk” olarak kalmaz. Büyümek fethetmek , yetkinliklerini, iç tekel gücünü küresel tekeliyete dönüştürmek ister. Tabi bu “arzuyu” küresel patronaj devler de biliyor. Bu yüzden uyduluk, pakt , birlik gibi ortaklıklar inşa ettiler. BM ler böyle doğdu.
Yerel devletler egemenliği halkından alır. Bu alış yedi emin hukukudur. Sonra devredilmiş egemenlik, belirli ilkeler doğrultusunda otomatiğe bağlanır.Nesiller değişir; “egemenlik” artık, tıpkı ilkeler gibi halktan uzaklaşır; halk egemenliğine yabancılaşır. Çünkü halk, yaşamın türlü zorluklarına karşı değişik uğraşıya kapılmıştır. Egemenlik halka verilse de onu istemez. Kendi evini geçindirmenin yüküyle kıyaslandığında egemenlik onun için taşıyamayacağı yüktür. Çünkü bütünlüğün, ortaklığın, birliğin, bereketinden kolaylığını unutmuştur. Vatandaş onca kalabalık içinde yalnızlaşmış, atomize olmuştur. İşte size modern insan.
Egemenliğin “hamili kartı” senyorajdır. Bu güç yetkisini hükümdarlar, kamusal otorite kullandığı gibi büyük sermaye de kullanıyor. İstediği şeyin değerini artırır , düşürür; artandan pay alır, düşeni yükseltmek için ucuza kapatır. Senyoraj kapsamında güç, devletlerden küresel sermayenin eline geçiyor. Heyhat!.. Devlet veya sermayenin egemenliği yine yetinmez; emek hırsızlığının en sinsi olanını, her an işlenen hırsızlığı, enflasyon canavarına dokunulmazlık verir.
Alın teri, kafa emeği, emeğin çileli halleri… bütün dürüstlük ve hak edişlerin düşmanı enflasyon Orta Çağ’dan buyana emek ve üretimin paylaşılmasını engelleyen en ağır ve vicdansız çapadır. Rahmetli Necmettin Erbakan, “Bütün yollar Roma’ya çıkar” (1175) yollu, “her kötülüğün faili, faiz lobisidir” sözünü her vesile ile ısrarla duyurmuştu. Benzer deyişi Süleyman Karagülle’den işitmiştim: “ “Şeytanı görmek isteyen abd dolarına baksın; şeytan ile yapılacak en tesirli mücadele, abd dolarının hükümranlığına alternatif değişim değer kullanmaktır.” Bunun için Akevler Kooperatifi üyelerinin katılımlarını rayiç demir çimonto hesabıyla kaydedip işletiyordu. Buna öykünen organizasyonlara ya demir-çimento ya da kendi ürettikleri ürünleri değişim ücret belgesine dönüştürmelerini önermişti. Akevler Kooperatifi bu hak esaslı uygulamasını hala sürdürüyor.
İnsanlığın uç aklının ürünü olan keşiflerin kazanımları insanlığa eşit dağılmıyor. Sermaye bunu, yatırım maliyeti, lobilerin bürokratik lisans manipülasyonlarıyla engelliyor. Kolaylığın halka ucuz güvenli ulaşmasını engellemek sermayenin senyorajıdir. Bilimsel keşifler tarihinde, kaşifler çalışmalarını önceki araştırmaları temel alarak, farklı yollarla sürdürdüğünü; denemelerinin bitip tükenmezliğini, çoğu keşiflerin en son raddede “sezgisel ikram” suretiyle oluştuğunu, beyan ediyorlar. Bunu, büyük buluşların tüm disiplinli arayış çabalarının takdiri olarak çoğunlukla sezgi kanalıyla sunulmasının altını çizmek için naklettim. Sezgi, her ne kadar birimsel görülse de insanlık ailesinin ortak bilinç altının kılcal kanalıdır. Bu yüzden buluşlar insalığı sömürme nesnesi değil, insanlığın ortak değeridir. (3)
*
“Özgürleştirme iddiası ile cumhuriyet, demokrasi formlarından; bireyi yapıp ettiklerinden, fiillerinden öte, bilinçaltını dahi köleleştiren siyasal kısıtlamalar! Mahreç, çıkış mümkün mü?”(KE)
İflah olmayan yaygın siyasal sorunların mahrecini, yaratılışımızın ilk düğmenin iliğine, en yüksüz halimize ya da “aşağıların aşağısı dünya’ya” indiriliş testimize ve ya Prometeus’un malum “suçu” işlemeden önceki halimize kadar indirmeyelim.
Başlangıçtaki hatayı düzeltmek için tüm örgüyü söksek mi? Evişlerinde öyle yapılır. 8,5 milyar insan için bu mümkün değil. Sorunların köklerine dönsek te onlar artık orada değil; her şey gibi başkalaştılar. Var oluşumuzun doğal eğilimi (ontolojik yönseme), geçmişi yada geçmişin etkilerini bugünkü farkındalığımız ve yapacağımız tercihlerimizle değiştirebileceğimizi söylüyor.
Kölelikten, ilkel senyoraj esarete karşı aralıksız savaşarak yiterek özgürleşen insanlık, soluklanmak için cumhuriyet, demokrasi aşamasına ulaştı. Çok eski çağlarda bu aşamalar seçkinler için geçerliydi. Şimdi bütün insanlığın ortalığına dönüştü. Bu aşamaların imkanlarıyla kendini, bilgisini, işini ilerletmek istiyor. Fakat olmuyor. Bu değerler insanlığı geliştirmiyor, özgürleştirmiyor. Aksine yine eski hastalıklar düşmanlıklar, cepheleşmeler, ayrılıklar, korku seansları ürüyor. Ne oldu; bu değerler neden artık yolumuzu zihnimizi, vicdan ortaklığımızı sağlayamıyor? Çünkü çöl yolculuğumuzun su matarasına zehir damlattılar. Cumhuriyet ve demokrasi, danışma, paylaşma, ortaklık değerlerini türlü kolaylık standart bahaneleriyle işlevsiz kısır yaptılar. Yukarıda değindim, yasalar kendi içinde iki türlü felç edilir. Birincisi aynı temada çoğaltılır. İkincisi, alt yasalarla boğulur. Madem insan toplumsaldır, madem yetki devri süreli ve kaçınılmazıdır, madem kurallar olmalıdır. O halde yasaları ucu açık özgürlüklere bulaştırmayalım. Ucu açık özgürlüklerin sürmesi için evrensel varlığın bütünlüğünü esas alan yasakları tarif eden yasalar yapalım.
Umutluyuz, hala fırsat var sanıyorum. Dünya bizden vazgeçme emareleri gösterse de. Günümüzün trendi “cumhuriyet”, “demokrasi”, “eşitlik”, “özgürlük” değerlerine hastalık bulaştı tanısıdır. Bu yüzden otokratik aşı zorunluğu yaşıyoruz. Artık otokratlar trendindeyiz ve hepimiz aşılandık.(4)
Açıklamalar :
(1)Safra: gemicilikte, geçici ya da kalıcı olabilecek şekilde gemi su çekimlerini, baş-kıç,sancak-istkele eğimlerini düzenlemek amacıyla gemilerde özel bölümlere yerleştirilen ağırlık suyu. Tıbta, Karaciğerin salgıladığı sindirim sıvısı.Konumuz bağlamında evrensel değerleri varlığına tehdit gören Küresel Sermaye’nin onları sindirilme işlevi.
(2) Adil Düzen Çalışanlarından Kazım Erten (KE) özlü çözümlemelerini yorumlamamı istemişti. Yeni/den Orta Çağ başlıklı makalelerimle örtüşüyor. Yorumluyorum. Umberte Eko’nun Cambridge’de verdiği 1990 Tanner Konferasları’na dayanak kitabında değindiği kutsal metinlerin amacını aşan yorumların felsefeye kaynaklık ettiğini, kaynağın niteliğine eş akış ve yataklar oluşturadurmasını inceliyordu. Yorumlarımda böyle bir artırma-akış var mı okuyucu karar verecektir.
Gravitasyon: Tüm cisimlerin kütleleriyle doğru uzaklıklarının karesiyle ters orantılı birbirlerini çekme gücü. Fransızca (evrensel çekim). Gravite, yer çekimi; gravitare (Lat./ ağırlık , çekmek); gravis (Lat., ağır);gır (kürtçe/iri ,büyük); grand (kocaman, iri).
Meşruiyet , “siyasi rejimlerin devamlığını sürdürebilmesi için en önemli faktör.” (Max Weber)Yasaya, dine veya kamu vicdanına uygun olan.Kamusal otorite eylem ve kararlarında meşru olmak için toplum katında “paylaşılan” bir dizi değere uygunluğu gözetir.
3) Patent, kaşifin hakkı; ilkesi haklı görülüyor. Fakat çok getirisi olacak buluşlar sermaye çekim alanından çıkamıyor. Bilim insanı ile keşfi arasına her zaman sermaye giriyor. Bunu bilim insanın ödülüne bağlamak aldatmacadır. Bilim insanlarının performans güvencesi tüm toplumun uhdesine borçtur.
Senyoraj: Ekonomik kavram. Yazılı (hukuki) değeri yükselten erk baskısının değişim kazancı. abd dolarının, diğer ülke paralarına üstünlüğü ya da ülke merkez bankalarının kontrolündeki bankalara üstünlüğü gibi hakimiyet /hükmetme etkilerdir.
4) Aşı, yeni-yabancı ortakçıya, sirayet ile intibak sağlıyor.Frekans olanları sınır zaman tanıyor; sürekli her görüntü ve mesajda muhatapları kodluyorlar.
Otokrasi: Bir hükümdar; küçük bir küme ya da tek bir siyasal partinin siyasal erkin yönetim biçimi. Çoğulcu yönetimlerin karşıtı. Günümüzde siyasal sistemler otokratik ve demokratik unsurları bir araya getirerek literatürde anokrasi, melez rejim, seçimli otokrasi gibi adlarla anılan hibrit yönetim biçimleri ortaya çıkıyor. Orta Çağda yaygındı. Şimdi yeniden sahne alıyor. Çünkü güvensizlik, kaygı ve kitlesel bezginliğin getirdiği atalet, kuvvetli merkezlerin toparlayıcı olacağına inandı. Oysa tüm olumsuzluklar, piramit hiyerarşik yapılanmadan kaynaklanıyor. İnsan disiplinli nitelikli gelişimden mahrum bırakılıyor.