TÂHA SÛRESİ TEFSİRİ
Süleyman Karagülle
530 Okunma
1-8.AYETLER

TAHA SÛRESİ - 1. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

طه(1)مَا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى(2)إِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشَى(3)تَنزِيلًا مِمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ الْعُلَا(4)الرَّحْمَانُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى(5)لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَى(6)وَإِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى(7)اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى(8)

 

***

 

طه(1)

OaHAv

“Taha”

Kuran, özeti olan Fatiha ile başlar. Fatiha 112 harf içerir. Bundan sonra 112 sure ve besmelesiz 1 sure vardır. 4x16=64   4x8=32 ve 4x4=16 surelerdir. 64+32+16=112 sure eder.

İlk 64’lü grupta önce 4x2=8 sureler uzun surelerdir. Kur’an’ın içeriğini anlatır. 200 sayfa civarındadır. Kur’an’ın üçte birini içerir. Sonra üçlü surelere geçer. Taha Suresi bunların ilkidir. Bundan sonra gelen Enbiya Suresi ile 3x4 12’li sureler tamamlanır. Dörtlü geçiş sureden sonra 7’li gruplar başlar sonra onlu grup gelir.

Üçlü sureler daha çok peygamberlerin kıssalarını anlatarak Kuran uygarlığına nasıl gelindiğini anlatır. Bu sure de Kur’an’ı takdim eder. Bir savaş kitabı değil bir barış kitabı olduğuna işaret eder. Yeryüzüne barışı tesis için gelmiştir. Henüz devlet aşamasına gelmemiş bir topluluğa gelir. Bir asır için yeryüzünün tek süper gücü olur. Hükümranlık Arapların elinden çıkar. Bininci yıl uygarlığı oluşur ve batı uygarlığı onun kuvvet uygarlığına dönüşmesi ile doğar.

Şimdi ikinci Kuran uygarlığına gidilmektedir. Peygambersiz Kur’an uygarlığına gidilmektedir. Bugün uygarlık Hıristiyanların elindedir ancak bu uygarlığı oluşturanlar Hıristiyanlar değildir. Yahudilerin aracılığıyla İslam ve Roma uygarlığının sentezinden doğmuştur. Kur’an bu uygarlıkları peygamberlerin kıssası ile anlatmaktadır. Musa anlatılırken Mısır Uygarlığı anlatılıyor. İsa anlatılırken Roma İmparatorluğu anlatılıyor.

Sure Medyen’den çıkışı ile anlatmaya başlar. Mustafa Kemal de büyük Nutuk’una 19 Mayıs 1919’u anlatmakla başlar. Oysa İsa’yı anlatmaya Zekeriya ile başlar. İncil şeriat kitabı değildir. Orada kişi önemlidir, burada ise düzen önemlidir.

Musa’nın Firavun’la mücadelesini anlatırken Adem’in kıssasına geçer. Yeryüzü insan için var edilmiştir. Biyolojik uygarlık bitmiş sosyal uygarlık başlamıştır artık insan evrimleşmiyor. Topluluk evrimleşiyor. Musa bunun ilk sıçrama dönemidir. Adem ile başlayan insanlığın bebeklik dönemi Nuh ile 7 ve İbrahim’in zamanında 10 yaşlarına gelmeye başlamış Musa ile 15 yaşına doğru ilerlemiştir. Muhammed ile 15 yaşına gelmiştir. O zamana kadar vahiy ile yönetilen insanlık ondan sonra içtihatla yönetilecektir. Tevrat ilk şerait kitabıdır. İkinci şeriat kitabı ise Kur’an’dır. Başka da şeriat kitabı yoktur. Bundan dolayı Muhammed Musa’ya benzetilmektedir.

O halde Musa ile insanlık kişi yönetiminden kitap yönetimine geçmiştir. Kural yönetimine geçiş dönemidir. Bunun vahiy tarafı Kur’an’ın nüzulu ile başlamıştır. Uygulama tarafı da bugün tamamlanmaktadır. Bu sure insanlığın erginlik çağına geçiş dönemini anlatan surelerden sonra ikincidir. Bundan sonra Enbiya Suresi’nde tüm peygamberler anlatılacaktır sanıyorum. Sanıyorum çünkü bakmadım.

Bu surede Kur’an yönetiminin başlaması kıssa edilmektedir. Adem halife yaratıldığı zaman zaten kendisine irade verilmiş ve evrimleşme başlamıştır. Musa ile ilk uygulamaya geçilmiştir. Bilgi olarak Kur’an’la tamamlanmıştır. Fiilen ise bugün geçilmektedir.

Bu hususu Adil Düzen çalışanları iyi bilmelidirler. Bugün Kur’an düzeninin kurulma zamanıdır. Birinci Kuran uygarlığı kişiler için olan fıkhı oluşturdu. Şimdi biz topluluğun fıkhını oluşturuyoruz. Musa’nın suresini bunun için Meryem suresinden sonraya aldı.

Şimdi bir soru sorma durumundayız; surenin adı neden Taha kondu, neden son sureden bir sure önceye yerleştirildi?

ط orta harftir. Sert süreksizdir. Harf hesabı da itaati ifade eder. Serttir çünkü yaptırımları maddidir. Cezaları içeren bir düzendi. Süreksizdir çünkü hakem kararları yalnız bir defa uygulanmak üzere alınır. Hakemler kural koyma yetkisine sahip değiller. Bir kararı ikinci olaya uygulayamazlar. Mahkemede emsal kararlar alınmaz.

ه harfi ise yumuşaktır ve süreksizdir. Tevrat ve Kuran şeriat kitabı olmakla beraber zorlayıcı değildirler. Yani kimsenin hareketlerine karışmazlar. Herkes kendi içtihadına göre hareket eder. Hakemler ancak fiil oluştuktan sonra muhakeme edebilirler.

ه Allah’ı temsil eder. Şeriat düzeninin özelliği vardır; kişi Tanrı’nın halifesi olarak içtihat yapar ve O’nun görevlisi olarak amel eder, kulluk yapar. O halde O görevde birlik sağlanacak onun istediği kimseye itaat edilecektir. Ancak içtihat yaparken veya sözleşme yaparken ise Allah’ın halifesi olarak kendi içtihadına göre karar alacaksın.

Enbiya Suresi’nin bir öncesine alınmıştır. Biz içtihadımızı yaparken nebilerin getirdikleri ve yaptıklarına dayanarak içtihat yapacağız. Müstakim sırat üzerinde kalacağız. Bundan dolayı bu sureleri enbiya süresi ile tamamladı.

Kur’an’ın ilahi söz olduğu müspet ilimle kesinlik içinde ispatlanmıştır. Kuran geçmiş peygamberlere ve kitaplara dayanılmasını istiyor. O halde onlar da ilahidir demektir. İki şartı gerçekleştirmeleri şartı ile kitaplar da ilahi kitaptır. Birincisi müspet ilmin verilerine uyacak, ikincisi Kur’an verilerine uyacaktır.

 

YORUM

ط uyumluluğu, ه da O’nu, Allah’ı temsil eder. İslamiyet demek O’na yani Tanrı’ya itaat demektir. Bütün peygamberler ve kitaplar ona itaati tedvin etmektedirler. Hem de zor kullanmadan, inandırarak. Kuran bunu temsil eder.

 

Öz Türkçe ile:

Öz Türkçesi yoktur.  (ط=9  ه=5) ifade eder. Asrımıza bakalım…

Kur’an kelimeleri ile:

“Ta Ha”

OA HA

طه(1)

 

***

 

مَا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ  

MAv EaNZaLNAv GaLaYKa (MAv EaFGaLNAv GaLaYKa)

“Sana inzal etmedik”

Buradaki كَ (sen) zamiri Muhammed’e işaret etmektedir. Çünkü Kur’an ilk olarak ona nazil olmuştur. Kur’an’ın manası Cebrail’e öğretilmiştir. Cebrail de onu Muhammed’e öğretmiştir. Biz ondan öğrendik. Bize mazisi vahyolunur içtihadımızla anlıyoruz. İcmalarla anlıyoruz. İnzalde ise babalarımızın bize öğrettikleri ile Kur’an’a ulaşıyoruz.

Burada أَنْزَلْنَا denmiş نَزَّلْنَا denmemiştir çünkü Muhammed’e farklı zamanlarda geldiği halde bir bütün olarak ümmete bırakılmıştır. Bugün ‘inzal ettik’ ayeti ile bir bütün olduğuna işaret etmektedir. Yani Kur’an bize birden nazil olmaktadır. Önce nazil olan, sonra nazil olan yoktur. Hepsi birden gelmektedir. Buradaki أَنْزَلْنَا kelimesi bunu ifade etmektedir. Dolayısıyla Kur’an’da nesh etme yoktur. Mensuh da yoktur. Enbiyanın kitapları ise zaman ve yere göre nasıh ve mensuhları içerir.

Kur’an’ın diğer kitaplardan dört farkı vardır.

a) Son kitaptır. Önceki bütün kitapların hükümleri onda vardır. İçtihatla o kitapların içeriği Kur’an’dan istinbat edilmektedir.

b) Önceki kitaplar birer uygulama kitabı idi, fıkıh kitabı idi. Kur’an ise kendisi fıkıh kitabı değildir, fıkıh yapmayı öğreten kitaptır. Bu sayede Kur’an her yere ve her zamana uygulanır. Kur’an insanın yapısına göre değişmeyen hükümler içerir. Daha önceki topluluklara ve zamanlara göre hükümler içeriyordu. Kur’an bunu içtihada ve icmaya bırakmıştır. İçtihadı ve icmayı kabul etmeyen Kur’an’ı temelden reddetmiş olur.

c) Kur’an’ın metni bozulmadan gelmiştir. Yalnız sözleri değil lügati de dil kuralları da bozulmadan gelmiştir. Oysa diğer kitaplarda asıl metin elinizde olmadığı için dilleri de unutulmuştur. Bu da Allah’ın takdiridir. Eğer onlar da Kur’an gibi diliyle, metniyle bozulmadan gelseydi o zaman o günkü şeriatı bugün yaşamak zorunda olurduk. Nitekim sünnet de bize değişerek gelmiştir. Yoksa sahabelerin dönemini yaşamak zorunda kalırdık.

d) Kur’an kesintiye uğramadan tam bin yıl uygulanmış şeriatı içermektedir. Oysa Tevrat Musa zamanında uygulanmış ancak Davud uygulamış o da öldükten sonra tehcir edilmişlerdir. Sayıları az olduğu gibi belki bir devleti oluşturmuşlardır. Hristiyanlık Pavlus’la şirke dönüşmüş. Kur’an ise tüm ömrünü fazlasıyla tamamlamış ve etkisiyle oluşan batı uygarlığı bugün Kur’an’ın hükümlerinin uygulanabilmesi için gerekli maddi uygarlığı sağlamıştır.

الْقُرْآنَ

eLQUREAvNa (eKFuGLAvNa)

“Kur’an”

Kur’an’ın dört ismi vardır. Kur’an, Kitap, Zikr ve Furkan. Bunlar aynı zamanda daha önceki kitapların vasıflarıdır. Sadece Kur’an son inzal edilen kitaptır.

Dilin iki çeşit kullanım şekli vardır. Bir konuşma şeklidir. Siz birine “bana bir kurşun kalem al” dersiniz. O da çarşıya gider, değişik bakkalları dolaşır ve kalemlerden birini seçer ve alır. Birincisi konuşma dilidir. Diğeri ise uygulama dilidir. Eski kitaplar konuşma dili ile inzal olunmuştur. Konuşurken muhatap ne anlıyorsa, söylenenin manası o idi. Yorumlama kuralları yoktu. Peygamberler yorumlama yetkisine sahipti, Kur’an ise yorumlama dilini de öğretti. Bunu Kur’an’da bildirdi. “Onu beyan etmek sonra bize aittir” (Kıyamet, 75/19) ayetini indirdi. Peygamber’e yorumlama yetkisini vermedi. Yani önceki peygamberlerin asıl görevi kitabı yorumlamak olduğu halde Kur’an bunu Muhammed’e yasakladı çünkü içtihat ve icmalar uygulanacaktı. Nitekim hemen Kur’an’ın nazil olduğu asrın arkasından müçtehitler yetiştiler, yorumlama ilmini, usulü fıkhı koydular. Şimdi de biz o ilme uyarak güncel yorumlar yapıyoruz. Kur’an hükmen Arabiyye’dir. Yani biz kıraate göre hüküm istinbat edeceğiz. Daha önceki kitaplar Zikr ve Furkan olduğu halde yalnızca son kitap Kur’an’dır. Harfi tarifle gelmektedir. Özel isimler harfi tarifsiz de gelse, nekre olarak da gelse Kuran’ın tamamı veya bir bölümü olarak marifedir.

لِتَشْقَى(2)

LiTaŞQAv (Li TaFGALa)

“Şakavet etmen için”

شقي yüksek dağlardaki kayalıktır. Yukarıya çıkmayı zorlaştırır, engeller. Lazım ve müteaddi olur. Zorluk içinde kalma anlamında olduğu gibi zorluk çıkarma anlamındadır da.  Birisinin bir şey yapmasını engellemeye çalıştı demektir.

ش sıçramadır, ق kuvvettir, ي kolaylıktır.

شَاقِي çıkılamayan dağdaki kayalıktır. Eşkıyalık yapanlar köyde, kentte halkı korkuturlar, soyarlar sonra dağlara çıkıp orada korunurlar. Sonra kaleler şeklinde yapılanmışlardır. Kur’an adaletin yanında getirmektedir. Dalalet ormanlara düşmedir. İlgisizlikten, dikkatsizlikten yolu kaybetmedir. Şakavet ise bilerek yoldan çıkıp başkalarına zarar vermeye devam etmedir.

Bugünkü teröristler birer şakiydir. Lazım fiil olarak şaki olmadır. Müteaddi fiil olarak da eşkıyayı desteklemedir. Bugünkü sosyalistler ve kapitalistler eşkıyayla iş birliği yaparak varlıklarını sürdürüyorlar. Gerek teröristler gerekse gizli istihbaratçılar şakiydirler. Yer altı örgütleri şakidirler.

Halkımızın da bir sözü vardır: “Müslümanın işi aşıkaredir”. İstihbarat meşrudur ancak açık olmalıdır. Provoke etmekse gayri meşrudur. Bu ayet bunu tasdik etmektedir. İslam barış dinidir, şekavet dini değildir. Surenin başında bunu ortaya koymaktadır.

 

YORUM

Allah önce Kur’an düzenini irade etti. Kur’an’ı uygulayarak insanı var etti. İnsanlar 60.000 seneden fazladır Kur’an düzenini uygulayacak şekilde eğitilmektedir. Bugün uygulayacak hale gelmişlerdir. Birinci Kur’an uygarlığında, Müminler onun hikmetlerini tam kavramadan sünnete uyarak uyguladılar. Bu sayede insanlık bugünkü seviyeye ulaştı. Şimdi Kur’an’ı uygulayabilecek hale geldi. Şimdi biz içtihat ve icmalarımızla uygulayacak hale getirdik.

Kendime bakıyorum, çevremdekilere bakıyorum. Benim acziyetimi biliyorum. Çevremdekiler de kendilerini benden üstün görmüyorlar. Bu büyük inkılap bizimle nasıl mümkün olacak diyorum. Dünyaya kulak verdiğimizde onlar da bizden daha ilerde değiller.

Siz de kendinize bakarsınız “bunlar bizimle olabilir mi?” dersiniz ancak yanıldığınız bir husus vardır. Bunun inkılabını biz yapmayacağız, Allah yapacaktır. Hem de bizim gibi beceriksiz, zavallı kimselerle yapacaktır.  Böylece “bu işleri ben yapıyorum, hem de bunlarla” deyip gösterecektir. Kur’an uygarlığını biz koymayacağız, belki de biz uygulayamayacağız ama bizim ortaya koyduklarımız uygulanacak. Kısa zamanda yüz lojmanlı apartman semtleriyle yeryüzü dolmaya başlarsa Yalova’da çalışan üç beş garibanın işi olmadığını, bunu Allah’ın yaptığını göreceklerdir.

Bunları Allah bize söyletiyor. Hiçbir gücü olmayan, çevresi olmayan, parası olmayan, makamı olmayan bizlere söyletiyor. Allah’a hamd etmeliyiz ve gece gündüz çalışmalıyız.

 

Öz Türkçe ile:

“Sana Kur’an’ı azasın diye indirmedik.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Sana Kur’an’ı şakavet edesin diye inzal etmedik.”

 

MAv EaNZaLNAv GaLaYKa eLQuREAvNa Li TaŞQAv

مَا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى(2)

 

***

 

إِلَّا تَذْكِرَةً

EilLAy TaÜKiRatan (ilLAv TaFgILatan)

“Sadece bir tezkire”

ذِكْر bir ağacın bir dalını çekip bıraktığınızda eski yerine gelmesidir. Buna bugün elastik diyorlar. Böyle olanların vasfı ذَكَر’dir. Çekersiniz geldiği yerde kalıyorsa plastik demektir. Kur’an’daki karşılığı أُنْثَى’dır. İnsandaki eski bilgiler hafızaya saklanmıştır. Bir uyarıp çektiğiniz zaman onu tekrar hatırlarsınız, görürsünüz buna ذِكْر denir. Türkçede anmak şeklinde ifade edilir. Bilgisayarda dosyalar vardır. Ona bastığınızda dosya açılır bu ذِكْر’dir. Kur’an insanlara yeni şeyler söylememektedir. Zaten bildiklerini ekrana çıkarmaktadır. Biz Adil Düzen’e insanları davet ederken onlara bilmedikleri bir şey söylemiyoruz, sadece bildiklerini hatırlatıyoruz. Kur’an’ın görevi insanlığa hatırlatmaktan ibarettir. Ondan sonra karışmaz. Biz içtihadımızı söyleriz. Ondan sonra onları asla zorlamayız. Onların içtihadına uygun değilse bizim içtihadımıza uymalarını dahi istemeyiz. Herkes kendi içtihadına göre hareket edecektir.

لِمَنْ يَخْشَى(3)

LiMaN YaHŞAy

“Haşy eden kimseye”

خَشْي dik duran kuru ottur. Hışırtı, otlardan gelen sestir. Hışırtı sesinden doğan korkudan gelişerek haşiye korku anlamına gelir, yani Rabbinden korkmak demek, onun sözüne kulak vermek demektir. Kulak verilmediği zaman başa gelecekleri hesap etmek demektir.

خ yıkılmayı, ش  sıçramayı,  يkolaylığı ifade eder.

خفي başına gelecek kötülüklerden korunmaktır.

Türkçede darılmasın diye korkmak ile saldırıdan korkmak aynı kabul edilir. Oysa korkmada korktuğuna karşı cephe alırsın, haşyette ise haşyet edenin yanında olursun.

Demek Ku’ran Allah’ın yanında olmak isteyenlere yardım etmek için onlara nasıl Rahman’ın yanında olabileceklerini bildirmektedir. Bizim görevimiz kötüleri iktidardan indirmek değildir. Bizim görevimiz iktidarda olanlardan haşyet edenlere yardım etmektir. Hesap bize ait değildir.

Biz bizden saymadıklarımızdan bahsetmeyiz. Eğer Erdoğan’dan söz ediyorsak onu bizden saydığımız için ediyoruz. Biz kimin kâfir olduğunu bilemeyiz. Beş vakit namazı kılanlar bizdendir, inanmıştır. Onlar kardeşlerimizdir. Onların arasını ıslah etmek Allah’ın bize verdiği görevdir.

 

YORUM

Biz Allah’ın bize öğrettiklerini aktarıyoruz. İsteyen işitir. Evet, cumhurbaşkanımıza tekrar hatırlatmak isteriz.

Savaşla terör arasındaki temel fark şudur; savaşçı düşmanına saldırır ve onu öldürerek zafer kazanmak ister, terörist ise yıkmak istediği, devirmek istediği kimseyi öldürmez hatta öldürmek bile istemez. Onun iktidarını sarsmak için masum insanlara saldırır ve onları öldürür. FETÖ terör örgütüdür deniyor. 15 Temmuz’da diyelim ki Gülen’in subayları, iktidarı devirmek istediler. Bunu engellemeye çalışanları da öldürdüler. Bu isyandır ama terör değildir. Bugün zafer kazanılmış, terörün kökü kazınmış ve Gülen’in isyancıları da teslim olmuş durumdadır. Onları hapsedelim. Suçlarının cezasını verelim. OHAL’i sürdürmeyelim.  Bunlar Erdoğan’ı iktidarda tutma değil Erdoğan’ı iktidardan indirmedir. Halkı ile en güçlü şekilde boğuşan Sovyetler olmuştur. Saddam olmuştur. Şimdi adları bile yok. Biz bunları Erdoğan’a karşı olduğumuzdan dolayı söylemiyoruz, yanında olduğumuz için söylüyoruz. Haşyet edebileceğinden ümit var olduğumuzu söylüyoruz.

Evet, Kur’an Muhammed’e nazil olmuş ama kıyamete kadar bütün insanlara tezkiredir. Onun için Tefil babı ile getirilmiştir. Tekrar içindir.

 

Öz Türkçe ile:

“Sadece çekinen kimseye anlatma olarak”

Kur’an kelimeleri ile

“Sadece haşyet eden kimseye tezkire olarak”               

 

EilLAv TaÜKiRaTan LiMaN YaPŞAy

إِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشَى(3)

 

***

 

تَنْزِيلًا

TeNZİyLan (TaFGıyLan)

“Tenzil olarak”

“Biz sana inzal ettik ancak tezkire olmak üzere inzal ettik” diyor. Burada تَنزِيلًا kelimesini getiriyor. Yani Kur’an Muhammed’e inzal olunmuştur, bize ise tenzil olunmaktadır. Tüm insanlara tenzildir. Evet, Cebrail ona okumuştur ama tüm insanlığa ulaştırmak üzere okumuştur. Zikri biz indirdik biz onu koruyacağız ayeti bunu ifade etmektedir. Muhammed için Cebrail ne ise bizim için de Muhammed odur. Böylece bizim Kur’an her zamanda ve herkese ayrı ayrı nazil olmaktadır. Aynı kelimeler kullanılıyor, manaları ise ayrı ayrıdır. Bir kimse çalıştırdığı şoförlerden birine “arabayı al, bana gel” dese ertesi gün de başka şoföre bunu söylese cümle aynı cümledir ama muhatapları farklı olduğu gibi getirecekleri arabalar da farklıdır. İşte Kur’an da böyledir. Aynı kitaptır. Sözlerde değişiklik yok ama manaları farklıdır. Kur’an 1400’lerden günümüze Arabistan’da Muhammed’e nazil oldu. Şimdi ise bize bugün Türkiye’de nazil olmaktadır. O zamanki manası başkadır, şimdiki manası başkadır. Onlara emredilenler başkadır. Bize emredilenler başkadır. O zamanki zekat başkadır, bugünkü zekat başkadır. İşte buradaki تَنزِيلًا kelimesi bunları ifade etmektedir.

مِمَّنْ خَلَقَ  

MiNMaN PaLaQa (MiNMaN FaGaLa)

“Halk eden kimseden”

Burada الَّذِي خَلَقَ denmesi gerekirdi çünkü kastedilen bilinmektedir. Yukarıdaki bizdir. Nekre getirilmiştir. Halk etmesi bilinmektedir ama halk eden bilinmemektedir. Bunu böyle zikretmesinin iki nedeni vardır. Birincisi; Allah’ın zatını bilememekteyiz, dolayısıyla gaib olan Allah nekre olarak zikredilir. Diğeri de الَّذِي akîl olmayanları da içerir. Halk edenin şuurlu varlık olduğunu göstermesi için مَنْ gelmiştir. Bu sefer de çok tanrılı bir kâinat varmış gibi açıklanır. Bundan dolayı bundan sonraki ayette bunun Rahman olduğunu bildirmektedir.

الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ

elEaRWa Va elÖaMAvVATı (FaGaLa elFaGaLAvTı va elFuGLAv)

“Arz ve semavat”

Arz çekim merkezi olan yerlerdir. Semavat da bu merkezlerin çekim alanlarıdır. Her atomun çevresinde 7 sema vardır. Yeryüzünün de 7 seması vardır. Semai ma yağmur seması, semai şıhab hava seması, semai sabah ışık seması, semai kamer ay seması, semai şems güneş seması, semai buruç yıldızlar seması, semai hubuk galaksiler seması. Semavat ve arz beraber zikredildiği zaman bu bir tek isim olarak getirilir. Kur’an’da السَّمَوَاتُ وَالْأَرْضُ geçtiği halde burada önce arz geçmektedir. Bu şekliyle yalnız 1 defa, burada geçmektedir. Kur’an arza tenzil edildiği için öne almıştır. Yani insanlara tenzil edilmiştir.

الْعُلَا(4)

elGuLAy (elFuGLav)

“Ula”

الْعُلَا Semavata sıfat olmuştur. فُعَلَ vezni üzere olup sonundaki ي zaid değildir. Dolayısıyla kelime müzekkerdir. Bu sebeple ا ile yazılmıştır. Semavata sıfat olmuştur. Dişil kurallı cemler bir sistemi ifade ettiği için bunlara müzekker müfred zamirler geldiği gibi sıfat da olabilirler. Çok parçalardan oluşmuş tek varlık anlamı taşır. Bu kitabın görevi kainatın merkezinde oturan insanlara emaneti taşıyabilmeleri için yol göstermektir. Müminlerin görevi budur, Adil Düzen çalışanlarının görevi budur. Semavatı neden ula olarak zikretti? Semanın büyüklüğünü ifade etmek için. O kadar uzakta galaksiler vardır ki onların ışığı bize kadar gelmemektedir, onun tarafından gönderilmiştir.

 

 

YORUM

Kur’an, arz ve ula semavat kiminse onun tarafından inzal olunmuştur. Kâinat elektron ve pozitronlardan oluşur ve hunsalardan (hem erkek hem dişi olan) meydana gelir. Buna nötrino denmektedir.1836 pozitron bir araya gelir bir elektron etrafında toplanırlar. Çevrelerindeki bir elektronu doldurur. Bu, suyun yakıtıdır. Hidrojen elde edilir. Bunların birleşmesiyle de atomlar oluşur. Atomların birleşmesi ile moleküller oluşur. Bunlar topluca arzları meydana getirir bir çekim merkezi olurlar. Onların çevreleri semavat olur. Bu üç boyutludur. Arş içinde kürsiyi oluşturmaktadır. Kur’an bu kainatın ana planıdır, projesidir. Önce Kur’an, sonra insan, sonra kainat takdir edilmiştir. Yaratılışta tersi olmuştur. Önce kainat yaratılmış, sonra insan yaratılmış, sonunda Kur’an indirilmiştir. Kur’an inmeden önce insanları Kur’an’ı anlayacak seviyeye getirtmek için diğer peygamberler ve kitaplar gelmiştir. Böylece insanlık rüşt seviyesine ulaşmıştır. Üçüncü bin yıl ilk buluğ çağıdır.

Kur’an böylece bugünkü insanlığın nerede olduğunu anlatmakta ve burada Kur’an hizmetçilerinin yüklendikleri ağır ama o kadar da şerefli görevi hatırlatmaktadır.

Akevler Kuran’ı bu anlayışla değerlendirmeye 1967’de başladı. Pek çok insan önce yanında yer aldı. Böylece peygambersiz üçüncü bin yıl uygarlığı doğmaya başladı. Dolar devreye girdi. Gülenciler ona rakiptiler. Silah devreye girdi, Milli Görüşçüler ona takıldılar. Akevlerden ayrıldılar. Bugün birbirleri ile çatışıyorlar.

Akevler elli senedir istikametini değiştirmeden Kur’an’a kulluk etmektedir. Siz okuyucularım sayınız azalmakta ama yine de varsınız. Son olarak Allah’tan başka kimseden korkmayanların semineri haline gelecektir ve zafer onların olacaktır. Musa kavmini kırk yıl çölde dolaştırdıktan sonra bugünkü İsrail’i göstererek “işte burası sizin yurdunuz” dedi ve dediği oldu. Üç küsur bin yol sonra İsrailoğulları’na vaad edilen toprakta ikinci devletlerini kurmaya başladılar. Sonunda Kur’an’ın himayesinde varlıklarını kıyamete kadar sürdüreceklerdir. Gerçekten inanmış Yahudiler faizsiz ekonomi düzenine katkıda bulunmaya devam edeceklerdir. Bu satırlarımı Yahudi ahbarı okumalı ve artık faizli sömürücü Sermaye’yi bırakıp Adil Düzen çalışmalarına katılmalıdır.

 

Öz Türkçe ile:

“Yeri ve yüce gökleri yaratandan inen olarak.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Arzı ve ula semavatı halk edenden tenzil olarak.”

 

الْعُلَا(4) تَنزِيلًا مِمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ

 

***

الرَّحْمَانُ

elRaXMAvNu (eLFaGLAvNu)

“Rahman”

Meryem Suresi’nin devamı olduğuna işaret etmek üzere burada da الرَّحْمَانُ sıfatı ile isimlendirilmektedir. Kâinatta Allah rahman sıfatı ile tecelli etmiş, tüm varlıklara gereken imkânları vermiştir. Her şeyi bir şeyle güçlendirmiştir. Önce yıldızlara hidrojen enerjisini koymuştur. Sonra bu enerjiyi dengeli bir şekilde göndermektedir. Gezegenler (Arzlar) bu ışıkları alarak buraları canlıların yaşayacakları şekle getirmektedirler. Sonra canlı hücreyi yaratmış ve ona çoğalma kabiliyetini vermiş. Evrimleşmektedir. Sonunda en iyi bir varlık olarak insanı var etmiştir. Kanunlar koymuş, insanlar o kanunlara göre kâinatı kullanmaktadırlar.

عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى(5)

GaLa elGaRŞı EiSTaVAv (GaLay eLFaGLı İFTaGaLav)

“Arşa istiva etti.”

عَرْش beş boyutlu uzaydır. Biz üç boyutlu uzayda dört boyutlu uzayı inşa ediyoruz. Görevimiz beş boyutlu uzaydan malzeme alarak dört boyutlu uzayda üç boyutlulardan oluşan bir kâinatı oluşturmadır. Biz birer işçiyiz, beş boyut içinde kendimize birer köşk veya hapishane yapıyoruz. Rahman ise bu düzenin kanunlarını var etmiş ve arşı halk etmiştir. Yani biz beş boyutlu uzaydan malzeme satın almaktayız.

Bunun başka manası, bu kâinatı halk eden Rahman kendi iradesi ile istediği gibi halk etmiştir. Plan ve projeleri ortaya koymuştur. Bunu Kur’an’ın içine sığdırmıştır. Bu kaderini yani planını yani projesini değiştirmiyor. Kendi yaptığı planlara kendisi uyarak imar ediyor.

Kur’an işte bu imarın projesi ve planıdır.

عَرْش Toplantı yerinde yöneticinin durduğu yüksek yerdir. كُرْسِيّ oradaki oturulacak tahtadan yapılmış yerdir. كُرْسِيّ dört boyutlu uzay, عَرْش beş boyutlu uzaydır.

Kur’an’da عرش 33, عرض 79 defa geçmektedir. Toplam 112 (24*7) eder.

ع etki, ر tekrar, ش ani oluştur.

سُوَى orta yerdir.

“İstiva etmek” demek, kendini onun seviyesine getirmek demektir. Bu da iki şekilde olur. Ya daha yukarıda olduğun halde aşağı inersin yahut da daha aşağıda iken yukarı çıkarsın.

Allah daha yukarıda iken aşağı inmiştir. Mutlak-kadir iken kendisi yarattıklarının seviyesine inmiş ve onları muhatap almıştır. Bizi tanrı seviyesine çıkarmıştır. Kendisi bizim seviyemize inmiş ve bizimle görüşmüştür. Allah arştan daha yüce olduğu halde bizimle beşinci boyut içinde görüşmektedir. Alışveriş etmektedir. Bize muhtaç olmadığı halde kendi gücünü bizimle paylaşmaktadır, bizim kararlarımızı uygulamaktadır.

Biz Allah’ı doğrudan idrak edemediğimiz için bizi bizim idrak ettiğimiz zaman ve mekan içinde görmektedir. “İstiva” kelimesi bunu ifade eder. O kendisi gelmemekte iradesi orada görülmektedir. Biz şimdi birlikte Kur’an’ı yorumluyoruz. Sizin yanımda olmanızı Allah ilham ediyor ve yazıyorum. Son şeklini veriyorsunuz. Okuyorsunuz ve katkıda bulunuyorsunuz. Bir gün aranızda olamayacağım ama siz buna devam edeceksiniz, Allah sizinle beraber olacak ve size hitap edecektir.

Şunu biliniz ki siz kimseden daha aşağı değilsiniz, kimseden de üstün değilsiniz. Kur’an’la ilgilendiğiniz zaman Allah sizin seviyenize inmekte ve sizinle konuşmaktadır. Siz şerefenin en şerefli yerine çıkmışsınız. Size şimdi bir bakan varsa sevinirsiniz. Oysa sizin yerinize semavat ve arşın halikı gelmiş sohbet ediyor. Siz ise O’nu dinlemiyor, futbol maçı seyrediyorsunuz veya filmler izliyorsunuz. Kur’an’ın emrettiği veya izin verdiği zamanlarınızı hayırlı işlerde harcayacaksınız. Kalan zamanınızda size konuk gelmiş olan Rahman’la sohbet edeceksiniz.

عَلَى kelimesini kullanmıştır çünkü o düzeni korumaktadır. Beş boyutlu kâinatı emrine almıştır. Ona hakimdir.

Bir gün gelecek yüz lojmanlı apartmanlarda toplanmış olacak ve size konuk gelen Rahman ile sohbet edeceksiniz. Rabbimin beni mağfiret etmesi için dua edersiniz inşallah. Çalışmalarıma birçok kimse katıldı. Onların yardımları sayesinde bu satırları yazıyorum. Onlar bana ensar oldular. Biliyorum, onlar bana değil Allah’a ensar oldular. Dolayısıyla sizden de “hakkınızı helal edin” demiyor, “benim için istiğfar edin” diyorum.

Buradaki الرَّحْمَانُ mübtedadır, haberi arşa istiva etme cümlesidir ve bundan sonra gelen cümledir. Cümleyi isti’naf cümlesi olarak alırsak yerindedir. Kur’an’ı sana inzal ettik. Bunu inzal eden semavat ve arzın halıkıdır. O da şu vasıfları taşıyan Rahman olandır manasını veriyoruz ama o zaman kesreli olması gerekirdi.مِمَّنْ ‘deki مَا’nın bedeli olurdu. مِمَّنْ tenzilenin failidir, mefulü değildir نَزَلَ مَنْ şeklindedir. O takdirde mahallen irabını almış olur. Bunun caiz olduğunu da Kur’an bize öğretmektedir. “Ahmet’ten sevindirici haber var” dedikten sonra “o çalışkandır” diyebilirsiniz.

 

YORUM

Allah kâinatı var etmiş ve onlara bazı özellikler var etmiştir. Sayılarla ifade edilen bu özellikleri artık Allah değiştirmiyor. Kendisi bu özelliklerden yararlanarak iş yapacak varlıklar var etmiştir. Kâinatı öyle var etmiş ve öyle özellikler vermiş ki, kendisi hiç müdahale etmiyormuş gibi kendiliğinden çalışmakta ve yaşamaktadır.

Galaksileri, yıldızları var etmiş, oraya hidrojen enerjisini koymuş, biz onu tüketiyor ve yaşıyoruz. Bundan 60 bin yıl önce var olmuş insan uygarlaşarak dört boyutlu uzaydaki insanlığa örnektir. Kur’an insanlara bu yolu öğretmektedir. Bu ayetlerde Kur’an anlatılmaktadır. Diğer bütün kitapların açıkladığı metinleri takdim etmektedir.

Arşa istiva eden Allah kâinatın düzenini anlatan kitabı takdim etmektedir. Şimdi Kur’an’ı yorumlayacağız. Kâinatı da müspet ilimlerle öğreneceğiz. Kur’an’ın onu anlatması dışında kâinatı açıklayan bir teori mevcut değildir. Prof. Dr. Salih Murat Uzdilek (1891 - 1967) bize “Kâinat üç yapraktan ibarettir; birinci yaprak yok, üçüncü yaprak yok, biz şimdi ikinci yaprağı okumakta ve yaşamaktayız.” derdi. Profesörden sonraki gelişmelerle ilk yaprak da son yaprak da bulunmuş bulunmaktadır. Dört ve beş boyutlu uzaylar o yapraklardır.

 

Öz Türkçe ile:

“Yaşatan acuna doğruldu.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Rahman arşa istiva etti.”

 

elRaXMAvNu GaLay elGaRŞı iSTaVAy

الرَّحْمَانُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى(5)

 

***

 

لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ

LaHu MAv Fı elSaMAvVAvTı (LaHUv Naı elFaGaLAvTı)

“Göklerde olanlar O’nundur”

Burada مَنْ’i değil مَا’yı zikrediyor.

أَرْض yerdir, Güneş de bizim için semadır ama oradakiler için çekim merkezi olduğu için arzdır. Bu ifadeden anlıyoruz ki Güneş sema, yer arzdır. Aralarında olanlar nelerdir? “Semavat içinde” diyor, bir de “aralarında” diyor. Semanın kat değil tabaka olduğunu söylüyor. Aralarında olanlar nelerdir? İçinde olanlar nelerdir? Çekim merkezleri arzdır, çekim alanları semadır. Onların arasında olanlar ise çekimlerdir.  Elektrik, manyetik ve yer çekimidir.

السَّمَاوَاتِ çoğul gelmiştir. فِي harfı ceri ile orada olanlar anlatılmıştır. Astronomide göklerde yeni yeni kütleler bulunmaktadır, karadelikler, cüce yıldızlar. Bunlar semavat içindedirler. Arz tek olarak zikredilmektedir. Sadece bizim arzımız olarak zikredilmektedir. Semavatta olanlar O’nundur. Arzda olanlar da O’nundur.

وَمَا فِي الْأَرْضِ

Va MAv Fıy eLEaRWı (Va MAv Fı eLFıGLı)

“Ve arzda olanlar”

فِي harfi ceri zarf için kullanılır. Bir boyutlu uzayda iki nokta arasıdır. İki boyutlu uzayda alandır, üç boyutlu uzayda hacimdir. Arzda yerin üzerinde demektir. Arz yalnız kara parçası değildir, havayı ve suyu da içerir, dolayısıyla fiilen yaşadığımız alandır. Suyun olduğu toprakla yine suyun olduğu yerin içidir. Burada bunu ifade etmektedir. Onun altı döşektir, onun üstü de yorgandır. Buradaki مَا daha çok olacakları içermektedir.

وَمَا بَيْنَهُمَا

Va MAv BaYNaHuMAv

“Ve ikisinin arasındakileri”

Yani göklerle yer arası. Gökler çoğul olduğuna göre onun arası neresidir? Hava tabakası, ışık tabakası, çekim alanındaki meteor taşları onun arasıdır. Uzayın bir özelliği vardır. Manyetik alan vardır, mıknatısı etkiler. Elektrik alan vardır, elektriği etkiler. 

B=m*H dir. Burada B manyetik etkilenmedir; m bir katsayıdır, H de manyetik etkidir. Diğer taraftan elektrik için de bir formül vardır: D=e*E’dir. D etkilenmedir, E etkidir. m ve e etkileme katsayılarıdır.

Bir lastiği çekerseniz uzar, tatbik ettiğiniz kuvvet etkidir. Uzayan etkilenir, uzunluk etkidir. Uzama = kuvvet * lastik.

Uzayı bunlar doldurmuştur. Yerçekimi de bunlardandır. Manyetik ile elektrik arasında bağ bulunmuştur: c2= (1/(m*e))1/2 ‘dir. c ışık hızıdır.

Uzay elektrik ve manyetik etkilerle etkilenmektedir. İşte bu sema ve arz beyninde olanlardır. Eski fizikçiler var demişler, sonra yok demişler. Kur’an burada vardır diyor.

وَمَا تَحْتَ الثَّرَى(6)

Va MAv TaXTa elÇaRAy (Va Mav FagLa elFaGaLay)

“Ve seranın altında olanlar”

ثَرَى bitkinin bittiği toprak demektir.

Kur’an’da ثري 1, ثرب de 1 defa geçer.  Toplam 2 eder.

ث dağılmayı, ر tekrarı, ي kolaylığı gösterir, çok anlamına da gelir.

Yerin yukarısında demirden daha küçük atomlar birleşir, enerji verirler. Demirden büyük atomlar parçalanır ve enerji verirler. Elementler arasında en aşağı yerde demir vardır. “Hadidi inzal ettik” (Hadid, 57/25) ayetinin manası budur. Gökten indirdik demiyor. Demir enerjisini indirdik anlamındadır.

Yerin altına doğru gider. 

İlk 10 kilometresi su tabakasıdır. Sonraki yüz kilometre toprak tabakasıdır. Ondan sonraki 1000 kilometrede yer kabuğu, kaya vardır. Bu döşek kısmıdır. Atmosfer gibi üç tabakadır ve aynı büyüklüktedirler.

Ondan sonra arz tabakası gelir, yer kabuğu kadardır. Ondan sonra sıvı tabaka gelir, o da yer kabuğunun iki katıdır. Ondan sonra üç misli yerin merkezi gelir.

O halde ثَرَى demek yer kabuğu demektir; sulu toprak, susuz toprak ve kaya tabakası olmak üzere üç tabakadan oluşur. Element cinsinden burası en zengin yerdir.

Servet kelimesi seradan gelir.

Arzın içindedir. Onun altı ise تَحْتَ الثَّرَى ‘dır. Yanardağlar yeri delerek yeryüzüne çıkarlar.

تَحْتَ الثَّرَى‘nın altı sıcaktır. Dağlar orada ters olarak dizilmişlerdir. Dağların yükseklikleri kadar derinlikleri vardır. Kazık şeklindedirler. Kur’an (ذِي الْأَوْتَادِ Fecr, 89/10) diyor.

Allah yeryüzünü insanlar için var etmiştir. Bu sebeple arzdan yalnız burada ثَرَى ile bahsetmektedir. Canlının var olması için bütün elementlere ihtiyaç vardır. Allah yer kabuğunu da ona göre yaratmıştır.

 

YORUM

Tahtlarda demiyor. Astronomiyi ve coğrafyayı bilmeyen kişi yerin altı der. Oysa Kur’an seranın yani servetin altı demektedir. Yerin altı denseydi dünyanın yuvarlak olduğunu bilmemiş olurdu.

Hesabi olarak 118 element vardır.

2*[1+ (1+3) + (1+3+5) + (1+3+5+7) + (1+3+5+7) + (1+3+5) + (1+3) =

(1+4+9+16+16+9+4)=2*59=118

Güneşte Helyum ile Hidrojen var. Seranın altında ağır metaller var. Havada hafif gaz ve sıvılar var. Serada tüm elementler vardır.

Canlının dolayısıyla insanın yaşaması için ne gerekiyorsa hepsi vardır.

ثَرَى kelimesini Kur’an’da geçirmiş, sema ve arzdan, bir de seranın tahtından bahsetmiştir.

 

Öz Türkçe ile:

“Göklerde olanlar, yerde olanlar, aralarında bulunanlar ve yerkabuğunun altında olanlar O’nundur.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Semavatta olanlar, arzda olanlar, aralarında bulunanlar ve seranın tahtında olanlar O’nundur.”

 

LaHUv MAv Fiy elSAMAvVAvTı Va MAv Fıy eLEaRWı Va MAv BaYNaHuMAv Va MAv TaXTa elÇaRAy

لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَى(6)

 

***

 

وَإِنْ تَجْهَرْ

Va EiN TaCHaR (Va EiN TaFGaL)

“Ve cehr etsen de”

“Cehr” yağmur yağdığı zaman topraktan ortaya çıkan sestir. Sert sesler için kullanılır. Elinizin ayasını başınıza koyar ve o sesi çıkarırsanız eliniz titreşir, hemsde ise titreşmez. Harflerden birincileri cehr, ikincileri hemsdir. Hems olmayan harfler de vardır. Türkçede (B-P, V-F, D-T, Z-S, C-Ç, G-K, Ğ-H çiftlerdir M,N,L,R harflerinin hemsi yoktur. Arapçada Ç ve G harfleri yoktur.

بِالْقَوْلِ

Bi eLQaVLı (Bi eLFıGLı)

“Kavl ile”

Burada بِ harfi ceri فِي manasında olabilir yahut söz ile mana cehr edilmiş olur. O da meramını anlatma anlamına gelir. Yani meramını sözle söylesen de söylemesen de Allah için birdir. قَوْل insanın beynindeki düşünceleri ortaya çıkarma anlamındadır. Semavat ve arzda olanlar O’nundur. هَمْس fısıltıdır. قَوْل ile صَوْت arasında fark vardır. Kavl manası olan savttır. O halde kavl ile cehretme manası daha doğrudur. Mechure ve mehmuse قَوْل’in değil صَوْت’ın vasıflarıdır. Cehre Türkçeye çehre olarak geçmedir, görünen yüz demektir.

فَإِنَّهُ يَعْلَمُ

Fa EinNaHu YaGLaMu (Fa EinNaHUv YaFGaLu)

“O ilmetmektedir”

Buradaki فَ cevap fasıdır, cevabı genelleştirmek için gelir. Her zaman her olay tekerrür edince onu bilir anlamındadır.

عَلِمَ demiyor da يَعْلَمُ diyor. O halde Allah sonradan ilmeder anlamı çıkar. Oysa her şey takdiri ilahidir. Allah için zaman yoktur. O önceden de bilir denebilir. Kelamcılar böyle kabul ediyorlar. Biz buna iştirak etmiyoruz.

Allah meşiet etmişse yani onun öyle söylemesini irade etmişse elbette o olur, onu bilir ama eğer meşiet etmemiş, meşieti kulun iradesine bırakmışsa, kul da daha önce karar vermemişse, o şey olmadığı için Allah’ın bilmesi düşünülmez. Allah’ın mürid ve alim olması arasındaki çelişki böyle giderilir. Allah her şeyi alimdir. Onun şey olması yani irade edilmiş olması gerekir.

السِّرَّ وَأَخْفَى(7)

elSirRa Va EaPFAy (eLFiGLa Va EaFGaLa)

Sırrı ve ahfayı

خَفْي vücut organlarını belirlemeyen çarşaf benzeri giysilerdir. Çarşaftır. İki fonksiyonu vardır. Birincisi, vücut hatlarını örter. Diğeri de kıyafet şeklinde olur, kişinin kişiliğini belirler. Bu sebeple iki manada da kullanılır. Varlığı belli ama kendisi belirsizse hafidir. Varlığı da gizlenmişse ona sır denmektedir.

Kur’an’da إِبْدَاء karşıtı, إِعْلَان karşıtı, إِسْرَار karşılığı, جَهْر karşıtı geçmektedir.

خ harap anlamına gelir. Sesi alçaltma demektir. ف mafsaldır, eklemdir, ي kolaylığı ifade eder. Hafi nida (نِدَاءٌ خَفِيٌّ) demek, fısıltı ile dua etti demektir. 

Sırrı da yani varlığı gizleneni de ehfasını da görünmeyeni de bilir.

 

YORUM

Gökte, yerde, aralarında ve yer altında olanlar O’nundur beyanından sonra, burada “O sırrı ve ehfayı biliyor.” denmektedir. O, Rahman’a giden zamirdir. Sırrı bilir deniyor, en hafi olanı da bilir deniyor.

İnsan ancak beyinle irtibatta iken düşünebilmektedir. Nasıl arabasız şoför yol alamazsa, bedensiz ruh da hiçbir şey yapamaz, varlığını bile bilemez. İnsan beyni çalışmaktadır. Dil ile beynin düşündüklerini ifade etmektedir. Allah sırda olanların zatını bilir diyor yani beyinde cereyan eden her devreyi bilir demektir.

Burada ifade edilen Allah’ın bilmesi üç boyutlu veya beş boyutlu uzay içinde bilmesidir. Zaman ve mekân dışı bilme aslında yoktur. İnsanların sırları var ve hafileri var, topluluktan gizledikleri veya sakladıkları vardır. Bunu Allah bilmektedir.

Bugün her şey gizlilikle yürütülmekte ve herkes kapalı kapılar arkasında işler yapmaktadır. Kur’an düzeninde devlet sırrı olmaz. Devletler halkından gizli hiçbir anlaşma yapmazlar. Böyle anlaşmalar geçersizdir, imza koyanlar devlet adına değil de kendi adlarına imza koymuş olurlar. Bunun için resmi gazete vardır. Resmi gazetede yayınlanmamış herhangi bir karar yok hükmündedir. Sadece savaşta komutanların kararları ile bazı bilgiler gizli tutulabilir, savaş bitince onların gizliliği de ortadan kalkar.

 

Öz Türkçe ile

“Ve sözü açıklasan da O, gizli ve kapalı olanı bilmektedir.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve kavli cehr etsen de O, sırrı ve ahfayı ilmetmektedir.” 

 

Va EiN TaCHaR Bi eLQaVLi FaEnNaHUv YaGLaMu elSirRa VaEaPFAy

وَإِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى(7)

 

***

 

اللَّهُ

elLAvHu

“Allah”

Kur’an inzal edenden bahsetti. Sonra onu Rahman olarak adlandırdı. Burada da Allah demektedir. Böylece Kur’an’ın Allah sözü olduğuna nasıl gelineceğini açıklamaktadır.

Önce Kur’an’ı öğreneceğiz, diliyle ve kavramları ile insanlık öğrenecektir.

Bin Dil Üniversiteleri kurulacak ve halk Kur’an Arapçasını öğrenecek, sonra onu uygulayacaktır. Rahman sıfatı tecelli edecektir. Herkes kendi içtihat ve icmaları ile hareket edecek, sonunda ürünler üretilmiş olacaktır.

Şimdi de Allah’tan yani O’nun halifesi olan topluluktan söz etmektedir. Bu sebeple doğrudan “Allah” kelimesi geçmektedir. وَ harfi getirilmeyerek burada aynı tanrının isimleri olduğu beyan edilmektedir.

لَا إِلَهَ

LAv EiLAHa (LAv FiGaVLa)

“İlah yoktur”

Buradaki لَا Cinsini Nefyeden La’dır. Gerçek ilah yoktur. Putlara ilah deniyor ama onlar ilah değildir. Demek ki resimler, heykeller balık değildir, kuş değildir, balığın resmidir, kuşun heykelidir. Kelime kendisine delalet eder. Kelime müsemmasından başkasına delalet etmez. Heykeline hakaret kendisine hakaret değildir. Bir kimse Mustafa Kemal’in heykelini kırsa Mustafa Kemal’i yaralamış olmaz.

إِلَّا هُوَ  

EilLAv HuVa

“Yalnız O”

Buradaki هُوَ  zamiri Allah’a gider, Allah’ın ismidir. İnzal eden, halk eden, Rahman, Allah ve O; böylece Tanrı’yı bize zahirden başlayıp batına doğru götürmektedir. Kelam ilminin metodunu vermektedir. Kur’an’ı inzal edenle onu tanımaya başlayacağız. Kur’an’ın yazarını tanıyacağız. Kur’an’ı öğreneceğiz. Bu kitabın yazarını tanıdıktan sonra, gökleri ve yeri yaratan olarak O’nu belleyeceğiz. Bundan sonra O’nu Rahman sıfatı ile tanıyacağız. “Allah” ismiyle topluluk olarak görünecek, ondan sonra da هُوَ   O olacaktır, لَيْسَ كَمِثْلِهِ (Şura, 42/11) olacaktır.

لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى(8)

La Hu elEasMAEu elXuSNAv

“Hüsna isimler O’nundur.”

Türkçede isim ona konan ad anlamındadır. Hâlbuki Arapçada onu gösteren her şey onun ismidir, sıfatlar da onun ismidir. Kelime olarak değil varlık olarak da onun ismidir. Dolayısıyla “Bismillah” dediğimiz zaman O’nun tüm yaptıkları ismi olmaktadır. İlahi kanunların hepsi O’nundur.

الْحُسْنَى denmektedir. Bütün yapılan iyi şeyler O’nun eseridir, O’nun adına yapılır manasındadır.

حُسْن: Sıradağlardan yan yana olan iki büyük dağın en büyüğüne, حَسَن  küçüğüne حُسَيْن denir. İkisine birden de حَسَنَيْن denir.  Sonraları iyilik, güzellik anlamı kazanmıştır.

ح hareketi, س mekânda diziyi, ن genelliği ifade eder.

 

YORUM

Sure Kur’an’ı gönderenin esması ile açılmaktadır.

Üçüncü binyıl uygarlığı hüsna uygarlığı olacaktır, ihsan uygarlığı olacaktır. Tarihi gelişmeler Musa ve Âdem örnekleri ile anlatılmaktadır.

Marife olarak getirilmiş, “Adil Düzen”i ifade eder. İnsanların özgürlük içinde çalışması ve özgürlük içinde uyuşması, barışın olması, terörün ve yağma savaşlarının sona ermesi birer hüsnadır.

الْحُسْنَى esmanın O’na ait olması, insanların eşit olması ve birbirlerine köle olmaması demektir. Adil Düzen’e Göre İnsanlık Anayasası’ndaki doğruluklar hüsnadır.

السِّرَّ marife, أَخْفَى ise nekredir. Hem de السِّرَّ’da derece yok, أَخْفَى ise ismi tafdil olarak gelmiş. Bugünün sırları ile hafileri düşünmemiz gerekir. Sırlar patentlerdir. Bilinen yapılanma bizim yaptığımız şeylerdir. Hafi ise mafyadır.

 

Öz Türkçe ile

“Allah, O’ndan başka tanrı olmayan kimsedir. İyi adlar O’nundur.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Allah, O’ndan başka ilah olmayandır. Hüsna isimler O’nundur.”

 

elLAvHu LAv İLAvHa EilLay HuVa LaHu eL EaSMAvEu eLXuSNAv

اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى(8)

 

 

            ***


 

 


TÂHA SÛRESİ TEFSİRİ
1-1-8.AYETLER
530 Okunma
2-9-16.AYETLER
563 Okunma
3-17-24.AYETLER
432 Okunma
4-25-36.AYETLER
445 Okunma
5-37-41.AYETLER
476 Okunma
6-42-50.AYETLER
524 Okunma
7-51-58.AYETLER
481 Okunma
8-59-64.AYETLER
494 Okunma
9-65-71.AYETLER
499 Okunma
10-72-76.AYETLER
432 Okunma
11-77-82.AYETLER
438 Okunma
12-83-88.AYETLER
450 Okunma
13-89-94.AYETLER
460 Okunma
14-95-99.AYETLER
430 Okunma
15-100-107.AYETLER
444 Okunma
16-108-114.AYETLER
482 Okunma
17-115-121.AYETLER
460 Okunma
18-122-127.AYETLER
451 Okunma
19-128-132.AYETLER
488 Okunma
20-133-135.AYETLER
427 Okunma