MERYEM SURESİ TEFSİRİ(19.SURE)
Süleyman Karagülle
686 Okunma
MERYEM SURESİ TEFSİRİ 1-6.AYETLER

***

 

MERYEM SÛRESİ - 1. Hafta

أَعُوذُ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

كهيعص (1) ذِكْرُ رَحْمَةِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّا (2) إِذْ نَادَى رَبَّهُ نِدَاءً خَفِيًّا (3) قَالَ رَبِّ إِنِّي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ أَكُنْ بِدُعَائِكَ رَبِّ شَقِيًّا (4) وَإِنِّي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَائِي وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا فَهَبْ لِي مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا (5) يَرِثُنِي وَيَرِثُ مِنْ آلِ يَعْقُوبَ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا (6)

 

***

 

كهيعص (1)

K H Y G Ö

“Kef He Ya Ayn Sad”

Kur’an 7*24 sureden oluşmaktadır, seb’an mine’l-mesanidir (سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي).

مَثَانِ, مَثْنَى nın çoğuludur. Arapçada çoğul en az 3’tür. Çift olarak en az 4 olur, 24=16 eder. Kur’an’da مَثَانِ marife gelmiştir. Bu da en aza delalet etmesi içindir. 7*16=112 sure eder. Fatiha Kur’an’ın fihristidir. Ayrıca bir de besmelesiz bir sure vardır, Tevbe Suresi. Toplam 114 sure eder. 114=6*19’dur.

Önce 2’li uzun sureler vardır. Sonra 3’lü sureler, sonra 7’li sureler, bir de 10’lu sureler. Bunlar 65 eder. Besmelesiz sureyi bir sayarsak 64 eder. 64=26 etmektedir.

114=1+(4*2)+(4*3)+ 1+1+1+1+3+(4*7)+10+32+16)-2=112

Bu sure üçlü grupların son üç süresinin birinci suresidir. Kur’an sureleri gruplandırırken iki ayırma usulünü kullanır. Biri Mekkî veya Medenî olmadır, farklı üslupları ile bilinirler. Diğeri de surelerin başına harfler koyar.

Arapçada sesli harfler (harekeler) dışında 28 harf vardır. Bunun yarısı sure başlarında geçer. Geçen harflerle geçmeyen harfler eş harflerdir. 

6 boğaz harfinden alt boğaz harfleri geçer; ء,ه ,ح , ع  

Üst harflerden boğaz harfi olmayanlar geçer ق, ك. Sadece üst boğaz harfleri olan غ ve خ geçmez.

İllet harflerinden ي geçer, و geçmez.

Titrek harflerin hepsi geçer (ر ل م ن), sert sürekliler geçmez (ض  ز ظ  ذ ).

ط geçer د geçmez, م geçer ب geçmez, س geçer ش geçmez, ص geçer ث geçmez.

14 harf geçer 14 harf geçmez.

Harf ilmine vakıf birisi harfleri tasnif etmelidir.

Kur’an’ın bu mucizesine daha ilk müfessirlerce vakıf olunmuştur. Bu durum tefsir kitaplarında geçmektedir.

Burada كهيعص harfleri geçmektedir. Bundan Sonra طه gelecektir. Bu harfler neye delalet eder?

Beş harftir. Beşli gruba delalet eder. Dördü kameriyedir, biri şemsiyedir. Elin beş parmağını remz eder. Dördü bir, beşincisi ayrı birdir. Onlu sistemin oluşmasıdır. 10=2*(1+4) Bu surenin ilerleyen yorumlarında bu beşli sisteme işareti bekleyebiliriz. Dört harfin tasnifi şöyledir. İkisi boğaz harfidir ع هع  ص ikisi serttir, ك ي ikisi yumuşaktır, ك ه ikisi süreksizdir.

Kâinat onlu sisteme dayanmaktadır, ilk dört asal sayıdan ikisinin toplamı diğer iki asal sayının çarpımına eşittir. (2*5 = 3+7 = 10)

Kâinatta her şey onlu ve ikili sisteme dayanır. Kromozom merdiven basamakları gibi bir sarmaldır. On basamak bir dönüşü tamamlar. Birçok bitkinin taç ve çanak yaprakları beştir. Güneşin çevresinde dönen gezegen sayısı 10’dur. Canlıların bulunduğu yere gezegenin uzaklığı 10 kabul edilirse diğerleri diziyi oluştururlar.

Surenin bu beşli sistemi anlatarak başlamasının hikmetlerini zannediyorum ileride göreceğiz.

Bir filmi izlerken sahneler öyle konmuştur ki insan acaba ne olacak diye merak eder ve filmi öylece ilgiyle izler. Kur’an da bize كهيعص diyerek ilgimizi çekmekte, bizi kendisine çekmekte, merakla surenin tefsirlerine götürmektedir.

 

YORUM

Kur’an’dan önce peygamberlere mucize verilmiş, halk onların gösterdiği mucizelerle getirdiği kitaplara inanmıştır. Son nebiye ise şahsi bir mucize verilmemiştir. Yahut bizim için mucize değildir. Ona Kitap mucize olarak verilmiş, onun peygamberliğine Kitap’ın şehadeti ile inanmışlardır. Biz de bugün öyle yapıyoruz. Kur’an’ı okuyoruz. Müspet ilmin verileri içinde Kur’an’ı yorumluyor ve onun ilahi kitap olduğunu ispatlıyoruz. Ondan sonra bu kitabı getiren Abdullah oğlu Muhammed’in peygamber olduğuna inanıyoruz. Bu sayede diğer Tevrat, İncil ve Furkan’ın da ilahi kitaplar olduğuna inanıyoruz.

Mümin demek müspet ilmin verilerine inanan kimse demektir.

Hak din demek müspet ilmin verilerine dayanan din demektir.

Batılılar hak ile batılı karıştırıp bütün dinleri bir çuvala koyuyor ve diğerlerinin yanlışlarını İslâm’ın hakkı ile bir sayıp saldırıyorlar. Medrese ve tarikatlar yaşlılık dönemlerinde onların bu saptırmalarına uymuş, İslâmiyet’i de diğer dinler gibi görmüşlerdir.

Ali Fuat Başgil bile dinde aklın geçerli olmadığı kanaatinde idi!

 

Öz Türkçe ile:

K, H, G, Y, Ö

Kur’an kelimeleri ile:

Kaf, He, Ya, Ayn, Sad.

KHYGÖ

كهيعص (1)

 

***

 

ذِكْرُ رَحْمَةِ رَبِّكَ

ÜiKRu RaXMaTi RabBiKa

“Rabbinin rahmetinin zikridir”

 كهيعصbu surenin adıdır. Bu sure Rabbinin rahmetini anlatan bir suredir demektir yahut ذَلِكَ mahzuftur, كهيعص onun haberidir. Besmele Rahman ve Rahim sıfatları ile başlamıştır. Fatiha’da tekrar edilmiştir. “Rahim” annede çocuğun büyüdüğü döl yatağıdır. Annenin çocuğa duyduğu karşılıksız sevgi ve yaptıkları rahmettir. Anne çocuğunun olmasını onun için ister. Çocuğunu neden o kadar sever, çocuğuna neden o kadar ilgi gösterir?

Allah da yarattığı insanları benzer biçimde sever ve ilgilenir. Şöyle ki, bana tabi olun, Allah da sizi sevsin denmektedir. Kur’an felsefesinde Allah ve insan ilişkisi budur. Anne babanın çocuklarına gösterdiği özeni Allah insanlara göstermektedir. Tevrat’ta müminler için Allah’ın oğulları denmektedir. İncil’de aynı anlamda İsa Allah’ın oğludur denmektedir. Hıristiyanlar bu mecazi manayı hakiki mana olarak anlayıp İsa’yı Allah’ın gerçek oğlu kabul ettiler.

Allah sadece insanı yaratmasını ve onunla ilgilenmesini anlatmak için rahmet ve refet kelimelerini kullanmaktadır.

رَحْمَةِ Annenin çocuğuna duyduğu ilgidir رَأْفَة ise babanın çocuğuna duyduğu ilgidir.

ذِكْر Anımsatmayı, hatırlatmayı ifade eder. Beyan değil zikrdir. Yani onun hayatı bilinmektedir. Burada yeniden anlatılmaktadır.

رَبّ Kelimesi dayanışma ortaklıklarını ifade eder. Dayanışma ortaklıklarının halka nasıl hizmet edeceklerini anlatan suredir.

İslam devlet yapısı iki şeye dayanır. Biri dayanışma ortaklıklarıdır. Velayettir. Türkçedeki vali ve vilayet kelimeleri buradan gelir. Diğeri ise emniyettir, güvendir. Güven korkutarak sağlanır, velayet ise destekleyerek, merhamet edilerek sağlanır.

Dayanışma ortaklıkları nedir?

Ortaklardan birine gelen zarar hepsine gelmiş kabul edilerek birlikte karşı çıkmadır. Bu karşılıksızdır. Karşılığı, kendisine de benzer bir durumun ortaya çıkması halinde karşılıksız yardım görmesidir. Rahmet bu dayanışmadır. Karşılıksız olduğu için rahmettir.

رَبِّكَ  Kelimesi gelmektedir. Çünkü dayanışma ortaklıkları ortaklarını eğiterek yetiştirirler ve onlara güvenceli yeterlilik belgesi verirler. “Bu kişi bizdendir, hata yaparsa biz tazmin ederiz” derler. Topluluk bu dayanışma üzerine kurulur. Bugün para ile her işi yapıyoruz. Bir kâğıdın para olarak geçerli olması için dayanışma ortaklığının güvencesi gerekir. Dayanışma, “Bu kişi bu senette yazılanı yerine getirmezse biz onu tazmin etmeyi tekeffül ederiz” demektedir. Tedayün (Bakara 2/282) ayeti bunu anlatmaktadır.

رَبِّكُمْ  denmeyip رَبِّكَ  denmiş olmasının hikmeti, bu dayanışmada kişilerin birbirlerine kefil olmasıdır. Sonunda ortak olarak kişiler sorumlu olmaktadır. Ortak bir fon oluşturulup o fondan harcama yapılmaktadır. Oysa zekât böyle değildir. Ortak fon oluşturulup o fondan yardımlaşma sağlanır. Varlığa göre zekât verilir. Hâlbuki tazminat kişi başınadır ve olay olduktan sonra tahsil edilir. Ne kadar gerekiyorsa ortaklardan o miktarda toplanır. Yani ortaklıkta kişiler kişiliklerini korumakta, herkes kendi eğitimine göre yetkili ve sorumlu olmaktadır. Bu sebepledir ki رَبِّكَ denmiştir.

عَبْدَهُ زَكَرِيَّا (2)

GabDaHUv ZaKaRiYYA

“Abdi Zekeriya”

عَبْد tüm hizmetleri efendisine yapar, onun bütün ihtiyaçlarını ise efendisi görür. O başkasının işinde çalışmaz, başkasından da bir karşılık isteyemez. عَامِل ise başkasının işini görür ve yaptığı iş karşılığı ücretini alır. Allah’tan başkasına ibadet yasaklanmıştır. “Salih amel” ise emredilmiştir. Genel hizmet sorumluları, sorumlu olduktan sonra artık topluluğun abdidirler. Toplulukla şirket-i mudarabe ilkesi içinde ortaktırlar. Ondan sonra her yaptığı işi şirkete yaparlar, her ihtiyaçlarını da şirketten alırlar.

Şirket ortağın ölümü ile tasfiye olur. Ondan önce şirkete katılabilir, şirketten ayrılabilir. Katılırken koyduğu sermayeyi ayrılırken alır gider. Kârı talep edemez. Aile şirketleri buna göre oluşur. Kur’an’da bu ortaklık Nisa Suresi’nde miras ayetlerinden önce anlatılmıştır.

Herkes Allah’ın kuludur. Ancak dayanışma ortaklıkları başkanları ve dolayısıyla yönetim başkanları, başka kimselere iş yaparak da bir şey kazanırlarsa o kendilerinin değil ortaklığın olur.

Dayanışma ortaklıkları sorumlularının kısasa tabi olmadıklarını Kehf Suresi’nde açıklamıştık (bundan önce 26 hafta üzerinde çalıştığımız sure). Burada da عَبْدَهُ  kelimesini yorumlarken onların kamu görevlisi olduğunu hatırlatmaktayız.

“İbadet etmek” başkadır, “abd olmak” başkadır. “İbadet etmek” demek kamu işleri yapmak demektir. Tüm insanların görevidir. “Abd olma” ise başkasının işlerini yapmak demektir. Yapma yasağı yoktur ama elde edilen kazanç kamuya aittir.

Kur’an’da anlatılanlar herkese birer örnektir. Peygamberler bir kurumu veya uygarlığı anlatırlar. Allah insanlara kâinatı anlatırken örneklerle anlatır. “Firavun gibi yapmayın, Musa gibi yapın” der.

Zekeriya Peygamber’de de dayanışma ortaklıkları sorumlusunu anlatmaktadır. Bir tekke vardır. Bu tekkenin sorumlusu Zekeriya Peygamber’dir. Bize tekke sorumlusunu anlatarak dayanışma ortaklıkları sorumlusunun hükümlerini ortaya koymaktadır.

زهر Kelimesi زكر  kelimesine akrabadır. زهر Kelimesi ظهر kelimesine benzer. “Zahir olmak” demektir. Bitkilerdeki çiçekler kendilerini böceklere izhar ederler. Bu sebeple çiçeklerin adı “zehra”dır. ذكر   ‘ye de akrabadır. “Hatırlamak” anlamına gelir.

Kur’an’da زكر (Mucemde زكريا olarak geçer) 7, زهر ise 1 defa geçmektedir. Toplam 8(23) eder.

ز zamanda diziyi, ك varlığı, oluşumu, ر tekrarı ifade eder.

Yetiştirici olanın kulu olan Zekeriya Peygamberi anlatmasıdır.

 

YORUM

İki çeşit topluluk vardır; aynı soydan gelme, aynı yerde bulunma; yani güce bağlanma, aynı şeylere inanma ve bu sayede topluluğun oluşmasıdır. Bu merkezi bir gücün topluluğu oluşturmasıdır. Ekonomide işçilik sistemidir.

Kur’an’a kadar insanlık merkezi sistemlere dayanıyordu. İnsanlar henüz kendi kendilerini yönetemedikleri için dine, siyasete veya ekonomiye dayanarak birlik oluşturdular. Buna “kanun sistemi” diyoruz. Merkezi kuvvet kurallar koyar. Halk o kuvvetin baskısı ile ona uyar ve böylece birlik oluşur.

Kur’an ise bu tür toplulukları sona erdirdi. Kur’an düzeninde halk anlaşarak bir araya gelir. Önce bir aşiret topluluk kurar. Bunları bir kuvvet bir araya getirmez. Birlik olmak isteyenler kendileri sözleşmeler yaparak yönetimlerini oluştururlar. Bunlardan isteyenler istedikleri zaman ayrılırlar, isteyenler de istedikleri zaman bunlara katılırlar. Böylece topluluk merkezi kuvvetle değil, halkın serbest anlaşma sözleşmeleri ile kurulmaya başlanır. Varlığı da kalma veya ayrılma serbestliğine dayanır. Buna “hicret demokrasisi” diyoruz.

On aileden oluşan ocaklar kendi istekleri ile birleşerek bucakları, yüze yakın bucak bir ili, yüze yakın il bir ülkeyi, yüz kadar ülke de insanlığı oluşturur. İnsanlık da ikiye ayrılır. Bu anlaşmalı içtihat ve icmalara dayanan topluluklar ile merkezi topluluklar ayrılır. Merkezi topluluklarda birlik yoktur. Onlarda denge çatışmaya dayanmaktadır. Oysa anlaşmalı olarak içtihatlarla oluşmuş topluluklarda birlik vardır. Bunlar hakemlerden oluşmuş yargı kararlarına uyarlar. Sorunlarını çatışma ile değil uzlaşma ile sağlarlar. Bu tür yönetimin ortak adı İslam’dır, barıştır. Dayanışma ortaklıkları birer sigorta kuruluşudur.

Bilgisizlikten doğan zararları ilmî, ihmalden doğan zararları ahlâkî, beceriksizlikten doğan zararları meslekî, kasten iras edilen zararları siyasî dayanışma ortaklıkları tazmin eder.

Bu surede (Meryem Suresi) dayanışma ortaklığı sorumlularından ahlaki dayanışma ortaklık sorumlusu anlatılmaktadır.

 

Öz Türkçe ile:

            “Yetiştiricinin verdiğinin, kulu Zekeriya’yı anlatmasıdır.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Rabbinin rahmetinin, abdi Zekeriya’yı zikretmesidir.”

 

ÜiKRu RaXMaTi RabBiKa GaBDaHUv ÜaKaRiyYAv

ذِكْرُ رَحْمَةِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّا (2)

 

***

 

إِذْ نَادَى رَبَّهُ

EiÜ NAvDAy RabBaHUv

“Hani Rabbine nida etmişti”

نَادِي halkın toplandığı yerdir. Toplanmadan önce toplantıya yüksek sesle çağırmaya نِدَاء denmiş. Daha sonra çağırma fiilinin mastarı olmuştur.

Kur’an’da  ندوkökü 53, ندم 7 defa geçmektedir. Toplam 60 (22*3*5) eder.

ن belirliliği, د çevreyi, و birliği ifade eder. قَالَ لَهُ, نَادَاهُ, دَعَاهُ birbirlerine yakın ifadelerdir. قَوْل’de teklif ve icap vardır. Nida ve duada ise tek taraflı istek vardır. Muhatabın kabul ve reddi ile alakalı değildir. Nidada işiten kimselerden birinin davet edilmesidir. Duada ise astın üstten isteğidir. Emirde ise üstün asttan isteğidir.

Zekeriya dua değil nida etmektedir. Daha sonraki ayette دُعَائِكَ demektedir. Dua etmiyorum nida ediyorum demektedir.

Bir gün Gürsoy Erol’un başkanlık yaptığı Kadıköy grubunu, Akevler’in yeni yapılanmasına, Yalova’ya davet ettim. Onlara dedim ki; yılbaşından sonra ne yapacağıma karar verebilmek için size bir öneride bulunacağım: “Her ay 25 000 liralık bir ev sipariş vereceksiniz. Bu on ay sürecek. Böylece Yalova çalışmalarımı devam ettireceğim. Böyle bir sipariş yapmazsanız çalışmaları durduracağım.” dedim. Bu, benim istiharem idi. Kabul ederlerse devam edeceğim, etmezlerse Allah çalışmaları durdurmamı istiyor diyecektim. Böyle istihare ettim. Onlara bunu rica mahiyetinde söyledim, emretmedim. Onlardan bunu istediğimde onlarla sözleşme de yapmadım. Onlar önerimi kabul ettiler, ‘Evet’ dediler ve biz de devam ediyoruz. Dört adet 32 metrekarelik ev siparişi verdiler. İşte bu nidadır.

Zekeriya Peygamber, Allah’a dua etmiyor, Allah’a nida ediyor, sadece duyuruyor.

Toplantı var diyorsunuz; bu yaptığınız nidadır, isteyen gelsin demektir.

Demek ki, dayanışma ortaklıkları dayanışmanın sorunlarını meclise bildirmelidir. Takdir onlarındır. Meclisten yapmalarını değil istemek değil, siz bu imkânı sağlarsanız ben bunu yaparım demektir. Kamu görevlileri de böyle yapmalıdırlar. Bunu yapabilmek için bana şunlar gerekir. Yapıp yapmama hususundaki takdir yetkilinindir diyecektir.

نِدَاءً خَفِيًّا (3)

NiDAvEan PaFıyYan

“Hafi nida”

خَفِيّ sık ağaçlı yerdir. Gizli anlamına gelir.

Kur’an’da إِبْدَاء karşılığı, إِعْلَان karşılığı, إِظْهَار karşılığı ve جَهْر karşılığı geçmektedir.

خ “Harap olmak” anlamlarına gelir. Sesi alçaltma demektir. ف mafsal, eklemdir. و birliği ifade eder.

“Hafi nida” demek, “fısıltı ile dua etti” demektir.

Yüksek sesle değil alçak sesle nida etti. Saygı içinde söyledi. Herkese duyurmadan sadece ona arz etti demektir.

Bir düğün olur. Yeni evliler bağış kabul ederler. Bunu alenen yapmak meşru değildir. Herkes gönlünden ne koparsa vermeli, bu bağışlar çevrenin baskısı ile olmamalıdır. Bir hayırda durum böyledir. Bu sebepten dolayıdır ki böyle yerlere gitmekten nefret ediyorum. Vermemeye çalışıyor, direniyorum ama vermek de istiyorum. Bu sebepledir ki bu gibi bağışları herkes zarfa koyar. Kimin verdiği bilinmez. Zarf boş da verilebilir. Bu da hafi nida olur. Eğer bir vecibeyi yetkili bölüştürecekse ‘sen bunu vereceksin’ der ve onlar da onu ona verirler.

نِدَاء  Mufaale babının mastarıdır, eşitlik ifade eder yani ne emir ne de duadır.

 

YORUM

Kurulu düzende her şey kurallara göre gider. Yanlış ve kötü kurallar da işler. Halk iyilikleri de yöneticilerden bilir kötülükleri de yöneticilerden bilir. Oysa iyilik de kötülük de düzenin gereği olmaktadır.

Bir şoför nasıl araba sürerken arabayı tamir edemezse, bir topluluğun yöneticisi de topluluğu yönetirken değişiklik yapamaz. O halde değişiklik nasıl olacaktır? Değişikliği dayanışma ortaklıkları yaparlar. Uygun görenler projeyi hazırlarlar, onun gerekçelerini tespit ederler, yetkililerden ona göre tahsisat isterler ve tahsisata göre yenilik yaparlar.

Örnek olarak sağlık işleri iyi gitmemektedir. Herkes bekler ki bunu bakan değiştirsin. Değiştirmez; değiştiremez. Çünkü o şofördür, araba sürmektedir. Yapılacak iş ahlaki dayanışma ortaklığına bağlı olan sağlık hizmetinden birilerinin çıkması, sağlık hizmetlerinin düzeltilmesi için proje hazırlaması, ahlaki dayanışma sorumlusuna sunmasıdır. Sorumlu bunu kabul eder ve kendi imkânları ile yaparsa yapar. Yapamazsa başkana veya meclise başvurur. Gerekli tahsisatı alırsa yeni projeye göre hastane kurulur.

Dr. Lütfi Hocaoğlu doksanlı yılların sonunda böyle bir proje hazırladı. Çorum Belediye Başkanı Prof. Dr. Arif Ersoy’a sundu. O günkü yönetim şartlarında bu proje yapılamadı.

Şimdi bize düşen vazife bu projeyi geliştirmek ve bugünkü yöneticilere sunmaktır. Bu bir vakıf olabilir. Bu bir belediye olabilir. Bu bir bakanlık olabilir. Bu meclis olabilir. Kabul etmeyebilirler ama sizin projeniz hazır olur. Bu sayede bilginiz olur. Bu sayede projeniz olur. Bu çalışma ve hazırlıklar olmadan biz iktidara talip olamayız.

Allah isterse yetkililere ilham eder ve biz onu gerçekleştiririz; istemezse ilgilenen olmaz, sorun da olmaz. Biz Akevler olarak devlet yetkililerine bir öneride bulunmuyoruz. Çünkü onların yapabilecek güçleri yoktur. Yapmaya kalkışırlarsa görevlerinden olurlar. Biz kooperatiflerimiz içinde ortaklıklar kuruyoruz. Birinci Akevler uygulamasında başarılı olduk. Şimdi Akevler uygulamasında ahşap evler, seralar, yüz lojmanlı apartman projelerimiz vardır.

Adil Düzen’e göre 25 Genel Hizmeti işte böylece bu metotla yapmış olacaksınız.

 

Öz Türkçe ile:

“Hani kısık bir sesle yetiştiricisine seslenmişti.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Hani Rabbine hafi bir nida ile nida etmişti.” 

EiÜ NAvDAy RabBaHUv NiDAEan PaFiyYan

إِذْ نَادَى رَبَّهُ نِدَاءً خَفِيًّا (3)

***

قَالَ

QAvLa

“Kavl etti”

Sadece قَالَ olsaydı teklif olurdu. Sadece bildirme olsaydı نَادَى olurdu. Oysa burada şartlı teklif var. Şunu yapmak için şunun olması gerekir. Uygun görürseniz bu imkânı temin edin yapalım. “Ben teklif etmiyorum, sadece bildiriyorum” demiş oluyor. Bu hükmün ortaya konması için hem نَادَى hem قَالَ kelimelerini getirdi.

63 yaşıma gelinceye kadar kendimi Akevler’de görevli gördüm, görevi bırakmadım. 63 yaşımdan sonra kendimi emekli ederek görevimi arkadaşlarıma devrettim. 63 yaş ikili sayının bir basamağıdır; 1+2+4+8+16+32=63’tür (111111)2. Muhammed, Ebu Bekir, Ömer, Ali ve Aişe 63 yaşlarında ölmüşlerdir. Biz de emeklilik yaşını 63 kabul ediyoruz.

Ondan sonra sağlığım devam ettikçe ehli tarikin yaptığını yapıyorum; zuhurata uyuyorum. Kim benimle çalışmak istiyorsa onunla çalışıyorum. Kim bir iş yapmak istiyorsa onu destekliyorum.

رَبِّ  

RabBı

“(Ya) Rabbim”

Buradaki kesre mütekellim Ya’sını temsil eder. Bunun aslı يَا رَبِّي dir. Ancak nidada ي harfini kaldırırsanız, kesreye bina eder. Tenvinsiz söylersiniz ya bu son harfi düşürürsünüz, o zaman ي harfini de kesreye çevirirsiniz.

Bütün dillerde bu kısaltma vardır. Süleyman’a “Sülüman” derler, bazen “Sülo” derler. Türkçede “Haso” Hasan’ın, “Memo” da Mehmet’in kısaltılmışıdır.

İnsan beyni bilgisayardır. Benzer programlar yüklüdür. Farklı işlem yapılır ama işlemler benzer olur.

إِنِّي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّي

EinNIy VaHaNa eLGaJMu MinNIy (FaGLIy EinNIy FaGaLa eLFaGLu MinNIy

“Rabbim, azim benden vehn etmiş durumdayım”

إِنِّي deki ي İnnenin ismidir, وَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّي haberidir. Fiil cümlesi değildir, isim cümlesidir. “Geldi” dediğiniz zaman bir hareketi ifade eder. “Gelmiş biriyim” dersem gelmemin sürmekte olduğunu ifade eder.

وهن “Zayıflık” demektir, görünen kaburga kemikleridir.  Kur’an’da 9 defa geçer, 1 defa da حير geçer. Toplam 10(2*5) eder.

و Beraberliği, ه düzlüğü, ن belirsizliği ifade eder.  Çökmek, zayıflamak demektir.

Buradaki مِنْ Min-i izafiyedir. Yani benden olan, benden yapılmış kemikler yaşlılığımdan dolayı görünür oldu. Güçsüz hale geldim demektir. Bu emekliliğe de işarettir.

İnsan artık işleri yürütemez olunca kendisi geri hizmete çekilmeli ve işleri daha az yaşlı olanlara bırakmalıdır. 63 yaşımdan sonra ben İzmir Akevler’in yönetiminden çekildim. Kişi kendini 70’e kadar emekli etmelidir.

Kendisi gittiği zaman kendisine bir vâris bırakmalıdır. Miras mallardan yararlanmak için değildir. Miras malların heder olmaması içindir. Miras yalnız mallarda olmaz; ilimde, yönetimde ve her yerde olur. Mallarda akrabalıkla olan miras genelde vasiyetle olur.

Ekonomide yaşlı olan kimseler mallarının yönetimini birisine bırakırlar. Artıp eksilme ona ait olur. Ölünce vârislerine bölüştürülür.

Ocak, bucak, il, ülke ve insanlık başkanlıkları çalışarak elde edilmez, biat ile elde edilir. Dolayısıyla bunlar mirasla intikal etmez, biat ile elde edilir. Başkanlar muris olmazlar. Ama diğer dayanışma ve iktisaplar kişilerin çalışması ile elde edilir. Burada mirasçı olunur. Nasıl babadan kalan mallara çocukları vâris olursa, dayanışma ortaklıkları miras bırakırlar. Yararlanma hak değildir, görevi devirdir. Yararlanma sebeple doğar. Bundan dolayıdır ki kızlara erkeklerden daha az pay verilmektedir, çünkü kadınların görevleri de azdır.

وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا

Va İŞTAGaLa elRaEsU ŞaYBan (Va iFTaGaLa eLFaGLu FaGLan)

“Ve ras şeyb olarak iştia’l etti” 

شعل alev demektir, parlak olarak görünme anlamındadır.

Kur’an’da شعل 1,   شحن 3 defa geçmektedir. Toplam 4 (22) eder.

ش sıçramaktır, ع  etkidir, ل belirliliktir.

“Ra’sın iştial etmesi” saçların ağarması manasına geldiği gibi saçın dökülmesi anlamına da gelir.

Biyolojide her olayın hikmeti vardır.

Yaşlılıkta saçlar niçin ağarır, yaşlılıkta saçlar neden dökülür?

Saçların ağarması, kılların yaşlılıkta renk değiştirmesi, bildiğim kadarıyla yalnız insanlara mahsustur. İnsanlar üç dönem geçirirler. Gençlik dönemi, öğrenme dönemidir. Rüşt dönemi, yapma dönemidir. Kiber dönemi yani yaşlılık dönemi, öğretme dönemidir.  Gençlerin meclisleri ayrıdır. Reşitlerin meclisleri ayrıdır. Yaşlıların meclisleri ayrıdır. Gençlikten olgunluğa sakal bırakarak geçilir. Olgunluktan yaşlılığa ise saç ve sakalın ağarması ile geçilir. Kırgızlar yaşlılara ve muhterem kimselere ‘aksakal’ derler ve onların sözlerine kulak verirler.

Yaşlılar, saçları ağaranlar, artık aktif rol almazlar, bakan olmazlar, yönetici olmazlar. Mecliste olurlar. Bizim Necmettin Erbakan’a önerimiz vardı, kabul etmişti ama ömrü vefa etmedi. 40 yaşından küçük olanlar partide çalışsın yönetimde yer almasın, 63 yaşından sonra mecliste olsunlar, yönetimde yer almasınlar, demiştik.

Zekeriya Peygamber bu durumunu Allah’a arz ediyor. Allah bunları bilmiyor mu? Kendi düşüncelerini anlatıyor, ben böyle düşünüyorum diyor.

Bir şeyi birisine anlatırken anlatanın iki gayesi olur. Biri onu bilgilendirmek, diğeri de bunu ona senin bildiğini anlatmaktır. Bir üçüncü gaye daha vardır; o da başkaları duysun diye anlatmaktır. Zekeriya Peygamber bunu söylerken ümmete de öyle söylemeleri gerektiğini anlatmaktadır. Karşı taraf bilsin bilmesin, bir işe başladığınız zaman projeyi tam olarak ortaya koymalısınız. Az olsun çok olsun yazın emri uygulanıyor.

وَلَمْ أَكُنْ بِدُعَائِكَ

Va LaM EaKuN BiDuGAvEiKa (Va LaM EaFGaLu Bi DuGAvEiKa)

“Ve sana dua eder olmadım”

Arapçada meçhul fiilin ayrıca mastarı yoktur. Türkçede görmek var, görünmek var. Arapçada hem görmek hem de görünmek aynı mastar ile söylenir.

Bu sebepledir ki دُعَائِكَ demek iki mana taşır. Senin bana duan anlamına geldiği zaman benim yaptığım duam anlamına da gelir. Yani buradaki manası budur. Yani sana dua etmekle olmak istemedim demektir. دُعَائِي demeyip de دُعَائِكَ denmiştir. Yani ben sana dua değil kavl ile nida ediyorum. Sana duacı olmadım demektir. Yani Zekeriya Peygamber diyor ki; ben bunları sana anlatırken herhangi bir hatalı isteğim yoktur. Çıkarıma da bir şey istemiyorum. Sadece görevin yapılması için görüşlerimi arz ediyorum diyor.

Yukarıda نَادَى dendi, burada دُعَاء kelimesini kullandı.

Yani nida ediyorum, dua etmiyorum diyor.

رَبِّ شَقِيًّا (4)

RabBi ŞaQıyYan (FaGLı FaGıLan)

“(Ya) Rabbim, şegiy”

Burada da رَبِّ kelimesinde يَا hazf olmuş, رَبِّ kelimesi tekrar edilmiştir. Ben bunları sana Rabbim olduğun için arz ediyorum, yoksa شَقِيّ  (mutsuz) olmak için söylemiyorum.

شقو yüksek dağdaki kayalıktır. Çıkışı zorlaştırır. Fiil olarak lazım ve müteaddi olur. Zor içinde kalma anlamında olduğu gibi zorluk çıkarma anlamında da olur. Engel olma demektir.  Sıçramalı olmaktadır.

Senin başka bir takdirin varsa onu bilemiyorum, bu sebepledir ki buna dua etmiyorum, nida ediyorum.

Birisi size bir öneri ile geldiği zaman, onun yapmak istediğine engel çıkarmamalısınız. Size bir yararı olmasa dahi, size zararı yoksa ve yanlış bir iş yapmıyorsa, engel çıkarmamalısınız. Zararlı bir iş yapıyorsa, zararları giderici önerileri ekleyerek önerisini kabul etmeye çalışacaksınız.

 

YORUM

Kur’an iki vasıftan bahsediyor. Biri bedenen zayıflamasından, diğeri zihnen yaşlanmasından bahsediyor. İnsan yaşlandıkça bedeni kabiliyetlerini kaybetmektedir. İnsan olgun çağlarında yaptıklarını yaşlandığında yapamaz olur. Diğer taraftan zihninde bazı kabiliyetler artar, bazı melekeleri zayıflar. Hafızada gerileme olur. İradede zayıflama olur. Olgunluk çağlarındaki direnci gösteremez. Çevresinin etkisinde kalmaya başlar.

Zekeriya Peygamber işte bu bedeni ve zihni yaşlanmayı beyan ederek Allah’tan talepte bulunacaktır.

Muhammed Peygamber hiçbir tedbir almadan vefat etti. Bunun iki sebebi vardı. Birincisi, henüz yaşlanmamıştı. Diğeri ise eğer o halife bıraksaydı sahabelerin icması ile sünnet olurdu ve sonrası için yanlış olurdu. Erkek çocuğunun olmamasının hikmeti de budur.

Ayrıca şunu bilmemiz gerekmektedir ki, Zekeriya bu yaptıklarını bir devlet başkanı olarak değil, bir vakıf sorumlusu olarak yapmaktadır.

 

Öz Türkçe ile:

“Dedi ki; (Ey) Yetiştiricim, kemiklerim benden çözüldü, baş yaşlılıktan ağardı ve senden dileyip (Ey) Yetiştiricim karşı çıkmadım.”

Kur’an kelimeleri ile:

“(Ya) Rabbim, a’zm benden vehn etti, res şeyben iştia’l oldu ve sana duayı, (Ya) Rabbim şegiy eder olmadım diye kavl etti.”

 

QAvLa RabBi EinNIy VaHaNa eLGaJMu MinNIy Va iŞTaGaLa eLRaESu ŞaYBan Va LaM EaKuN BiDuGAvEiKA RabBi ŞaQıyYan

قَالَ رَبِّ إِنِّي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ أَكُنْ بِدُعَائِكَ رَبِّ شَقِيًّا (4)

***

 

وَإِنِّي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَائِي

Va EinNIy PiFTu eLMaVAvLiYa MiN VaRAEİy (Va EinNIy FaGıLTu eLMaFAGıLa MiN FaGAvLiYay)

“Ve veramdan mevaliyeye havf eder oldum”

“Havf” “Hafe” korkulduğu zaman saklanmak için takınılan maske benzeri şeylerdir.

Arıcılar bal sağarken hafeyi kullanırlar.

خ çöküntüyü, و  birliği, ف mafsalı ifade eder.

Havf etmek sadece duygusal bir olay değildir. Bir şeyden endişe duyup tedbir almak havftır. Türkçede Allah’tan havf etmek şeklinde ifade ederiz. Arapçada “Allah’ı havf etmek” şeklinde söylenir, Allah’ı saymak anlamındadır çünkü Mevalimi havf ediyorum, onlar için endişe duyuyorum, demektir. “Başına bir şey gelecek, korkuyorum” deriz. Türkçede de korumak ile korkmak ortak köke sahiptir.

ولي “Arka” demektir. Türkçedeki bel kelimesi ile akrabadır. Çocuk dolaşırken velisi de onu kollar. Ortak savunma sırt sırta vererek sağlanır. Hayvanlar bu yeteneği kullanırlar.

Kur’an’da ولي 233, وني 1 defa geçmektedir. Toplam 234(2*32*13) eder.

 وBirliği, ل belirliliği, ي kolaylığı ifade eder. Kur’an’da dayanışma anlamındadır.

 مَوْلَى مَفْعَل vezni üzeredir ve mübalağalı ismi faildir. Arkamdaki şey demektir sırtın kendisi değil de onun arkasındaki yere geçecek zaman, mesken veya mastar da olabilir. Çünkü مَفْعَل vezni sülasi bablarda ismi zaman, ismi mekân ve mimli mastarlar için ortak vezindir. مَوَالِيَ çoğuldur. İzafetle marife yapılmıştır. Kişinin mevlası kısasta ve nikâhta söz sahibi olan akrabalarıdır. Erkek akrabalardır. Amca çocukları ve torunları da dâhildir. Kur’an bunların erkek ve kadınlarına “fasıla” diyor. Yükümlülere “Mevla” denmektedir.

Zekeriya Peygamber bir kamu vakfının yöneticisidir. Yönetim tecezzi edemediği için vasiyetle veya ehil olanların veraseti ile belirlenir. Zekeriya onlardan birini vasiyet etme durumundadır. Bir türlü tercih yapamamaktadır. Ehil oğul doğrudan yerine geçer. En büyük oğlu da yerine geçer ancak oğlu yoktur. Çünkü kısırdır.

Kur’an bize böylece dayanışma ortaklıklarında veya kamu vakıflarında yönetimin nasıl intikal edeceğini anlatmaktadır. Mevaliye aittir sonra karabette (akrabalıkta) en yakın olanlar tercih edilir. Devlet başkanlığında caiz olmayan intikal veya ihtilaf dayanışma ortaklıklarında meşru durumdadır. Böylece bu hayır kuruluşlarının varlığı sağlanır.

Makam tek değildir. Herkes çalışır, başarır, o makamı elde edebilir. O halde bunun babadan oğula intikal etmesinde kimsenin hakkı yenmemiş olur. Nitekim Erbakan parti kurdu. Başbakan oldu. Erdoğan da parti kurdu, başbakan oldu. Oğuzhan da parti kurar başbakan olabilir. Kamalak veya Karamollaoğlu serbesttirler. Erbakan’ın partisine veya Erdoğan’ın partisine onun bunun sahip çıkmasına, gasp etmesine kimsenin hakkı yoktur. Saadet Partisi Fatih Erbakan’ındır. Diğerleri gasıptırlar. AK Parti de Erdoğan’ın varislerine aittir.

Cumhurbaşkanlığı ile parti başkanlığı birleşir mi? Muhammed Peygamber Medine’de muhacirlerin velisi olarak kalmıştır. Ancak Kur’an bunu yasaklıyor ve لَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ (İki gözünü onlardan çevirme, Kehf 18/28) diyor. Başkan ancak dayanışma ortaklıkları ile istişare edebilir, ilgilenebilir.

Kendisinden sonra vakfın yöneticiliğini yapacak kimselerde tercih yapmaktadır. Onların da kendi aralarında isabetli bir tercih yapacaklarına kani değildir.

وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا

Va KAvBaT EiMRaEaTİy GaQıRan (Va FaGaLaT FiGLaEaTi FAGıLaTan)

“Ve imretim de akirdir”

Bu ifadeyle şunu anlıyoruz ki oğlu varsa ve ehilse, velayet hakkı başkasına intikal etmez. Çocuklar babalarına vâris olurlar, analarına vâris olurlar. Mirasçı olmak onların hakkı değil görevidir. Onun heba olmasını önlemiştir. Kendilerine intikal eden görevleri yapabilmeleri için mallar onlara verilmektedir. Hizmet ettikleri için de pay almaktadırlar.

Bu sebepledir ki bir kimse eğer babasından, anasından intikal eden serveti saçıp savuruyorsa mahkeme kararı ile vasi tayin edilip onun serbest tasarrufları durdurulabilir. Malların intikali diğer görevlerin de intikali sebebiyledir. Görevler hak değildir ki diğer vârislerin bir diyecekleri olsun. Sosyalistler mirası kabul etmiyorlar. İslâmiyet kapitalistlerin anladığı manada ne mülkiyeti ne de mirası kabul eder. Mülkiyet ancak şeriat hükümleri içinde yönetme şeklindedir. Malını istediği gibi kullanamaz. Mülk temlik edilmez, idare edilir. Yönetimi verilir. Yönetimindeki emekten dolayı da ondan yararlanma hakkı doğar.

ذَكَر var أُنْثَى var, رِجَال var نِسَاء var, مَرْء var مَرْاَة var. ذَكَر ve أُنْثَى yaşı ne olursa olsun hatta doğmamış bile olsa erkek ve kadındır. مَرْء ve مَرْاَة ise olgunlaşmış erkek ve kadındır. Bunların bu kökten (مرء) çoğulları Kur’an’da yoktur. Bunların çoğulları نِسَاء ve رِجَال dir. Kendi köklerinden gelmezler. رَجُول kelimesi رِجَال kelimesinin tekilidir, istisnadır. نِسَاء nın kendi kökünden (نسو) tekili yoktur, tekili مَرْاَة dir.

مَرْء ve مَرْاَة vasıl hemzesi (ا) gelerek امْرَأَ ve امْرَأَة şeklinde de söylenebilir, bu gayrı kıyasidir. Kesreti isti’mal (كَسْرَةُ اسْتِعْمَال) yani çok kullanım sebebiyle bazen bu tür istisnalar olur. Bunlara kural dışı, şaz denir.

“Akv” derinin zedelenmesinden oluşmuş yaradır. Atların ve eşeklerin semer veya eyerleri altında oluşan yaradır. Buna yağır denir.

ع Etkiyi, ق kuvveti,  رtekrarı ifade eder. “Kısır” anlamındadır.

عقر Kelimesi müteaddi olarak geçmektedir. Deveyi kestiler veya kısırlaştırdılar anlamı verilmektedir. Burada ise lazım fiilin ismi faili olarak geçmektedir.

عَقُرَ يَعْقُرُ عُقْر (Sülasi 5. bab) Lazım(geçişsiz) fiildir, “kısır olmak” anlamındadır.

عَقَرَ يَعْقِرُ عَقْر (Sülasi 2. Bab) Müteaddi(geçişli) fiildir, “kesmek” anlamındadır.

Arapçada sülasi babın değişmesi ile, mastarın değişmesi ile mana değişir. Biri lazım, biri müteaddi olabilir. Fasih Arapça bilmeyenler bunları karıştırabilir. Burada kısırlaşma anlamındadır. Salih’in devesinde ise kesme anlamındadır, عَقُرَ demiyor da عَقَرَ diyor.

Kendisinden sonra vakfın yönetimini sürdürecek mevlalarından endişe ettiğini, eşinin de عَاقِر  (kısır) olmasından dolayı oğlu olmadığını beyan etmektedir. 

Buradan öğreniyoruz ki dayanışma ortaklıklarının vakıfların yönetimi vasiyetsiz de olsa çocuklarına intikal eder. Nasıl Koç firmasının malları Koç Ailesine aitse, Saadet Partisi de Fatih Erbakan’ındır. Burada garipsenecek bir şey yoktur.

Akevler’de durum böyle değildir. Akevler bir dayanışma değil bir semt hükmündedir. Orada ırsiyete göre değil biat usulü ile yönetim oluşur. Diğer taraftan Akevler biri tarafından kurulmamıştır. Eşit seviyede ortaklar tarafından kurulmuştur.

AK Parti’nin durumu da böyledir. AK Parti’yi sadece Erdoğan kurmadı. Abdullah Gül, Beşir Atalay, Bülent Arınç kurucuların ilkleridir. Erdoğan dördüncüdür. Sonra Cemil Çiçek, Abdulkadir Aksu, Mehmet Ali Şahin, Vecdi Gönül, Ahmet Davutoğlu, Ali Babacan katıldı. On kurucu ortağı vardır. Bunların çocuklarına miras olarak intikal eder. Bu devredilebilir mi?

Bu husustaki hükümler sözleşmeye yazılabilir.

Millî Nizam Partisi’nin kurucuları da Necmettin Erbakan, Hasan Aksay, Süleyman Arif Emre, Mehmet Satoğlu ve Hulusi Özkul’dur.

فَهَبْ لِي مِنْ لَدُنْكَ

FaHaB Lİy MiN LaDuNKa (Fa FaGaLNIy MiN FaGuLKa)

“Ledününden bana hibe et.”

وهب kökü ءوب den dönüşmedir ءوب geri dönüş geceleyin yuvaya dönüş anlamındadır. Pınarlardan veya derelerden su alınırken sıra ile alınır, herkes belli zamanda ondan yararlanır. Ancak gece vaktinde ise serbesttir. Bir sıra beklemeye gerek kalmadan herkes suyunu alır. Buna hibe denmektedir. Yani karşılıksız alma demektir.

Kur’an’da ءوب 17, وهي 1 defa geçmektedir. Toplam 18(2*32) eder.

و beraberliği, ه karşılıksız olmayı, ب de geçişi ifade eder.

Mevlalarına güvenmemektedir. Oğlu da yoktur. Allah’ın özel olarak bir yabancıyı kendisine vermesini isteyecektir. Açıkça demiyor ama evlat edinme ve mirası vârislerine değil yabancılardan birine bırakmak istemektedir. Allah’tan kendisine mirasçı istemektedir, evlatlık istemektedir.

Hibe kelimesi “doğurmayacak, büyütmeyecek ama ona vâris olacaktır” manasındadır.

وَلِيًّا (5)

VaLiyYan (FaGIyLan)

“Bir veli”

غُلَامًا demiyor وَلِيًّا diyor.

Doğa kanunlarına aykırı bir duada bulunmuyor. Karıma çocuk ver demiyor. İkinci evlilik yapayım demiyor. Sadece “Bir evlatlık ver” diyor. “İzin ver ve bana gönder de mirasım ona kalsın” diyor.

Kur’an dikkatlice okunmazsa hep tenakuz olur. Hem “karım عَاقِر ‘dir” diyor hem de oğul vermesini istiyor, bu çelişki olur. Oğul değil veli istiyor. Arapçanın inceliklerine vakıf olmadan Kur’an’ı yorumlamaya kalkıştığınızda birçok çelişki bulursunuz. Oysa Kur’an olaylar arasındaki çelişkiyi kaldırarak hükümler koymaktadır. 

 

YORUM

وَلِيّ  dayanışma sorumlusudur.

Dayanışma sorumlusu ne demektir?

Biri çıkar dayanışma ortaklığını kurar. Sözleşmesi vardır. Tek başına bir kişi de kurabilir yahut on kadar kurucu ile kurar.

Sözleşmede örnek olarak araba kazası yapanların verdikleri zararı ortaklık tazmin edecektir denir. Kaza yapan hangi ortak olursa olsun kazayı yalnız o ortak yapmış olmaz, bütün ortaklar yapmış olur. İki tarafın tüm zararları tespit edilir, ortak sayısına bölünür ve taksit taksit ortaklar tarafından ödenir. Bir daha kimseden istenmez. Buna Araplar “akile” diyorlar. Kur’an “veli” diyor. Biz Türkçede “dayanışma sorumlusu” diyoruz.

Dayanışma sorumlusu kimi isterse ortak yapar, kimi isterse ortaklıktan çıkarır. Ortak da istediği zaman ortak olur, istediği zaman ayrılır. Ortaklar ortaklık sorumlusuna ortak etme ve ortaklıktan çıkarma yetkisi vermişlerdir. Bu ortaklık vakıf olarak kurulur. Vakfın hayriyesi olur, galliyesi (gelirliği) olur. Sorumlu kendi üzerine bu vakfın gelirlerinden alır. Dayanışmaya ortak olmak için bu vakıftan da pay sahibi olmak gerekir. Böylece ne kadar çok ortağı olursa galliyesi o kadar fazla olur. Çok ortak almak ister ama kaza yapan ortaklar yük olacağı için diğer ortaklar giderler. Denge kurulmuş olur.

Bu vakfın yönetimi kuruculara aittir. Galliyesi de geliri olanlardır. Ortaklıktaki tazminat ise ortaklar arasında bölüşülür. Yönetim ortaklardan aidat istemediği gibi tazminatlar da galliye gelirinden giderilmez.

İçinizden biri çıkıp böyle “araba kaza dayanışması, işsizlik dayanışması, hastalık dayanışması” gibi dayanışmalar kurabilir. Bunun için sadece bilgi lazımdır. Başka bir şeye ihtiyacınız yoktur. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bir başkanlık kararnamesiyle bunu kurdurabilir. Bunlara hazır arazileri temlik eder. Onlar böylece kurulmuş olur.

Bugün devleti yönetmek çok kolaydır. Para yerine bonolar kullanılacak. İlk sermaye de boş araziler olacaktır.

 

Öz Türkçe ile:

“Ve arkamdaki yakınlarımdan çekiniyorum ve eşim de kısırdır. Bana kendinden bir sorumlu bağla.”

Kur’an kelimeleri ile:

“Ve veramdaki mevalimden havf ediyorum ve imretem de akirdir. Bana ledününden bir veli hibe et.”

 

Va EinNIy PiFTu eLMaVAyLiYa MiN VaRAEi Va KAvNaT iMRaEaTIy GaQıRan FaHaB LIy MiN LaDuNKa ValiyYan

وَإِنِّي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَائِي وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا فَهَبْ لِي مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا (5)

 

***

 

يَرِثُنِي

YaRiÇüNIy (YaFGıLUvNIy)

“Bana vâris olur”

“İrs”, ateş söndükten sonra kalan kül ve kömür atıklarına denir. Ölülerin bıraktıkları mallara “miras” denir. Bunlara sahip olana da “varis” denir.

Kur’an’da ورث 35, ورد 11 defa geçer. Toplam 46(2*23) eder.

و birliği, ر tekrarı, ث dağılmayı ifade eder. ورد de “suya dönüş”ü ifade eder.

“Bana vâris olsun” diyor. Mirasçı olmak demek onun kurduğu işe gidip devam ettirmek demektir. “Çok evlilik” erkek hakkı değil, kadın hakkıdır. Erkeğe borçtur. Kocasız kadın kalmamalıdır. Miras da çocukların hakkı değil, çocuklara verilen görevdir. Babanın kurduğu işletmeyi devam ettirmek demektir. Bu sebepledir ki kıyam mülkiyeti ile meta mülkiyeti ayrılmıştır. Kıyam mülkiyetinde işletme dağılmadan devam ediyor. Meta mülkiyetinde ise nesil kısırlaşmadan devam ediyor. Kadına mirastan pay veriyoruz ki çocuk doğursun ve büyütsün. Erkeğe mirasta kadından daha çok pay veriyoruz ki evin nafakasını temin etsin. Evin nafakası erkeğe yüklendiği için mirastaki payı fazladır.

“Bana vâris olsun” diyor. Hem kendi öz mallarına vâris olacak hem de kıyam mülkiyeti ile vakfın yönetimine vâris olacaktır. Bu sebeple “bir veli” diyor “veliler” demiyor. Kıyam mülkiyeti tecezzi etmez. Bir şeyin yönetimi iki kişiye verilmez. Bir işte sorumlu bir tanedir ve yetkili de odur. Ekseriyet kararı bunun için yoktur. Karar istişareden sonra sorumlu tarafından alınır ve uygulanır. Diğer ilgililerin hakemlere gitme hakları vardır.

وَيَرِثُ مِنْ آلِ يَعْقُوبَ  

Va YaRiÇu MiN EAvLı YaGQUvBa (Va YAFGıLu MiN EAvLI YaGQUvBa)

“Ve Yakup alinden varis olur”

Hemen iki şey dikkatimizi çekmektedir. يَرِثُ kelimesi tekrar etti. O halde Al-i Yakup’a varis olanlar ile Zekeriya’ya varis olanlar farklıdır. Birinci يَرِثُ da مِنِّي (benden) demediği halde burada مِنْ آلِ يَعْقُوبَ (Yakup Alinden) denmiştir. Zekeriya’nın bütün mallarına varis olacak oysa Al-i Yakup’un bir cüzüne malik olacak. Tekel oluşmayacak. Buradan da anlıyoruz ki aşiret, kabile, şa’b ve kavmin mallarına, millet mallarına mülküne mirasçı olunmaz. Yine buradan anlıyoruz ki kurucuların kıyam mülkiyetinden payları vardır.

Buradaآل  veيَعْقُوبَ  kelimeleri vardır. آل,أَوَّل  kelimesinden gelmektedir. “Kurucular” demektir. Yani Yakup’un kurucu kadrosu demektir. Bir vakıf veya dayanışmayı kimler kurmuşsa onların kıyam mülkiyeti hakları vardır ve bu, miras veya vasiyet yoluyla intikal eder. İsrail oğulları Âl-i Yakup’tur. Uygarlıkları onlar oluşturdular. Uygarlıktaki katkıları devam edecektir. Bu da onların hakkıdır. Tekellerinde değildir. Türkler de, Araplar da, Latinler de, Cermenler de, Japonlar da, Çinliler de, Slavlar da uygarlığa katkı sağlamışlardır. Her birinin kuruculuktaki hakları devam etmektedir, vâristirler.

Kur’an’da bir آل kurumu vardır. Bu kelime üzerinde doktora çalışması yapılabilir. آل kurumunun bir özelliği üzerinde durulabilir. Birinci Akevler çalışmasında iskelet ortaya çıkmıştır. Ortaklık düzeni ortaya konmuş ve anayasası arz edilmiştir. Şimdiden sonra Kur’an düzeni üzerinde çalışma yapmak isteyenler önce bu kitapları anlayarak okuyacaklardır, kısaca özetleyeceklerdir. Kendileri Kur’an düzenini kavradıklarını göstereceklerdir. Ondan sonra örnek olarak آل kelimesini alacak ve doktora yapacaklar. Şimdikiler Batıyı okuyup geliyorlar, iki saatlik bir göz atma ile bunu da orada tuz ve biber yapmak istiyorlar. Sakın ha! Adil Düzen çalışanları bunu yapmasınlar. İslâm bir düzendir; başka düzenlerin tuzu biberi değildir.

Kur’an’daيَعْقُوب  kelimesi 16, بَنِي إِسْرَائِيل ifadesi 42 defa geçmektedir. Toplam 58 eder. Bir yerde de ذُرِّيَّةِ إِسْرَائِيل  geçer, toplam 57(3*19) eder. 

Yakup Peygamber’in neden iki adı vardır?

Neden bir yerde İsrail olarak, bir yerde Yakup olarak zikretmektedir.

Bunun illeti veya hikmeti nedir?

İşte bu da doktora tezidir. Bu seminerleri takip edenlerin artık bunlardan birini alıp üzerinde çalışma yapmaları gerekir. İmkân bulurlarsa bunu doktora tezi olarak yapacaklar ve böylece onlardan yararlanacaklar ve onlara tebliğ edeceklerdir.

Bunun için Ruhu’l-Kur’an’dan yararlanmaları şarttır. Ruhu’l-Kur’an programını Lütfi Hocaoğlu ve Tayibet Erzen’den e-posta yoluyla isteyebilirler.

( )

وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا (6)  

Va iCGaLHu RaWıyYan (Va iFGaLHu TaGıLan)

“Ve onu (Ya) rabbim radiy ca’l et.”

فَعِيل kalıbı hem fail hem meful olabilir yani o kendisine verilecek niteliklerden razı olsun. Başkası da ondan razı olsun manaları verilebilir. İkisi de doğrudur.

رضع “Emzirmek” demektir. Anne çocuğunu emzirirken yalnız görevi olduğu için emzirmez, aynı zamanda isteyerek ve zevk alarak emzirir.

Bir işi yaparken ilerideki çıkarları ve sonuçları düşünerek işi yaparsın ama onu yapmak istemezsin. Örneğin bir hâkim kanunlara uyarak suçluya ceza verir ama “keşke bu suçu işlemeseydi de bu cezayı vermeseydim” der. Bazı işleri de hem görevi olarak yapar ve hem de yaptığından memnun olur. Birincisine irade, ikincisine rıza denir.

Ku’ran’da رضي 73, رضع 11 defa geçmektedir. Toplam 84 (22*3*7) eder.

ر tekrarı, ض zafiyeti, ي kolaylığı ifade eder.

“Rabbim onu razı olan ve olunan kıl” diyor.

Herkes hayatta çalışma yapar. Gerek maddi gerekse manevi miras bırakır. Bu mirasın devamını isteyerek ona göre tedbirler almak da farzdır. Bir iş yaparken daima benden sonra bu kime kalacak, kim bunu yaşatacak, kim bundan yararlanacak, buna göre düşünmek gerekir. Bu sayede insanlar çocuklar yetiştirirler ve mirası çocuklarına bırakırlar. Bu İslâm düzeninde doğru bir şeydir. Bugün ise hiçbir çocuk mirası değerlendiremez. Bu sebepledir ki topluluğa bırakmak zorundasınız. Yani topluluk oluşturmak durumundayız.

İzmir Akevler’de böyle iki site oluşmuştur; Akevler ve Sütçüler. Kooperatifler kapansa da bir arada oldukları için varlıkları devam edecektir. Şimdi Yalova’da ve Artvin Camili’de böyle iki site daha kurma hazırlığı içindeyiz. İlk işimiz bu siteleri kurmak olmalıdır.

Her ikisinin yerlerini İzmir Akevler satın almalıdır. İstanbul’dakiler ve Camilidekilere düşen bu siteleri kurmaktır. Medhal Kooperatifleri, Ankara’daki çalışmalar, Üsküdar İslâm Medeniyeti Vakfı (Başkanı Reşat Erol) ve Kadıköy Grubu (Gürsoy Erol, Hasan Hacıbektaşoğlu ve arkadaşları) bu iki site üzerinde durmalıdır. Ondan sonra da kendi kazanımlarını bu sitelerde yerleşecek çocuklarına bırakmalıdırlar.

Bu siteler Nuh’un Gemisi mesabesinde olacaktır. Bu gemiye binenler kurtulacak, binmeyenler helak olacak. Sadece bunlar değil, bunlara benzer siteler, gemiler olacaktır. Bu dört site örnek siteler olmalıdır. Tüm Türkiye’de, hatta yeryüzünde benzer kooperatifler kurulmalıdır. Merkez onlara yardımcı olmalıdır. Onları kurucu ortak yapmalıdır.

 

YORUM

Gelecekte devlet maaşlı bürokratlar tarafından yönetilmeyecek. İlmî, ahlâkî, meslekî ve siyasî dayanışma ortaklıkları kurulacak. Bunların güvenceli ehliyet verdiği kimseler serbest iş yaptıkları gibi kamu görevlerini de serbest meslek olarak yapacaklardır. Bunların maaşları kurulacak vakıfların galliyesinden sağlanacaktır. Galliye ve hayriye için de devlet sadece kamu topraklarını ortakların sayıları nispetinde tahsis edecek ve ortaklık arsaların yarısını parselleyip satacak, yarısını da kendisine hayriye ve galliye yapacaktır. Nüfusun artması ile doğan rant faize değil dayanışma vakıflarına aktarılacak. Şimdiden okul ve hastane projesini hazırlar, yerel yönetimden yer isteyebiliriz. Böylece örnek olabilecek dayanışma ortaklığı kurulmuş, asıl olması gereken okul ve hastaneler de yapılmış olur.

 

Öz Türkçe ile:

“Yerimi alır ve Yakup’un kurucularının da yerini alır ve (Ey) yetiştiricim onu gönüllü eyle.”

 

Kur’an kelimeleri ile:

“Bana varis olur ve Yakup’un alinden de varis olur ve (Ya) rabbim onu radiy ca’l et.”

 

YARiÇuNIy Ve YariÇu MiN EAvLıYAGQUvBa VaiCGalHUvRaWiyYan

يَرِثُنِي وَيَرِثُ مِنْ آلِ يَعْقُوبَ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا (6)

 

 

***