Özer Ataç
DEVLET mi İNSAN mı 6
16.11.2025
3729 Okunma, 0 Yorum

Pandora’nın Küpü

 

Peki cevherden ortaya çıkan biçim, neye etki ediyor ya da neye karşı ortaya çıkıyor. Tekrar etmenin,  iki etkisi var; biri,  körlük;  diğeri görülmeyene  fark edip intikal etmek. (1)  Bu yüzden pek çok bilinen ve okunmuş öyküyü yeniden, görülmeyene sirayet için aktarıyorum: Antik Yunan efsanelerinde geçen,  içinde  kötülüklerin bulunduğu sihirli kutudan (aslı küp) söz edilir.  Efsaneyi göre Prometeus , tanrı Zeus’tan ateşi çalıp,  insanlığa vermiş.  Ateşe uyanan insanlık, böylelikle av olmaktan, avcı olmaya  evirilmiş.

Zeus bu işe çok kızmış; anlaşılacağı üzere Zeus, tanrılığını  insanlığı  acziyete duçar ederek standartta bağlamış.  İki aşamalı öç planı yapmış: Birincisi,  hırsızlık yapan Prometeus önce Kaf Dağı isimli  insansız gezegene   sürgün etmiş. Başına Kartal Güvenliği dikmiş.  Prometeus orada  karaciğer illetine yakalanmış; hastalığın virüsüne tanrısal  bağışıklığı ile direniyormuş. Derken tanrı Zeus’un insan tanrı melezi oğlu   Herkül,  Prometeus’u  sürüldüğü Kaf Dağı’ndan dolayısıyla  “illetten” kurtarmış. Fakat  bu kurtuluşu denetimliymiş; yani denetim “prangası”   boynunda kalmış.

Son akıl Zeus’un ikinci öç planı olarak;  silahtar oğlu, Hephaistos’a insanları güzelliği ve zekasıyla    ateşin kazanımlarından uzaklaştıracak,  arzu-benlik savaşlarına sokacak bir kadın  üretmesini emretmiş. Güzel Pandora’yı    Prometeus’ un kardeşine: “ Sen ateşi çalan kardeşine uymadın;  bunun hediyesi,  güzel  Pandora ve sınav küpü olacak. Fakat küp,  Zeus’a bağlılığın timsali olarak  hiçbir zaman açılmayacak.”talimatıyla göndermiş.

 

Prometeus’un kardeşi Epimetheus Zeus’un armağanı güzel  Pandora ile evlenir. Küpü de evine taşır.  “Açılmayacak” tembihi, kışkırtıcıdır; badem açılmayacak neden bana gönrderildi? sorusu aklın gereğiydi. Sonunda  ateşin çalınması gibi açılmama emri  çiğnenir.   Pandora’nın bu işte öncüdür.  Küpü açarlar, oluşan anofordan korkup yeniden kapatır. İş işten geçmiştir.  Kural çiğnenmiş küpün içindeki tuzak ya da marifet insanlığa sirayet etmiştir.  Üstelik  küp kapandığında   dibinde kalan ‘umut’muş.

 

***

Yaşamı tekil  armağan olarak görmek mümkün değil. Dinler, bu “boşlukları” kabullenenlere  vaatler içeriyor. Bu vaatleri;  evrenin sonsuzluğu, bilme çabasının bitimsizliği,    insanın  varoluşunun tercihsizliği  ve kuşatılmışlığı ile destekliyor. Bunun yanında  insanlık tarihi,  kanlı iktidar, yıkım savaşlarının  tekrarından başka bir sonuç vermiyor.   Bu boğuşmalara zaman zaman doğal afetler mola verse de   güçlülerin    insanlığa,  doğaya yönelik  yıkıcı- yakıcı hiddeti dinmiyor.

 

Zalimlerin ömürleri sona erdiğinde, yenisi zaten “masada” hazır sırasını bekliyor. Zalimler  iyileri yanlarına  aldığında,  zulüm halkaları mutasyon yaparak yenileniyor.    Buna karşın iyilik,  eziyete duçar olanların karanlığında gök gürültüsüz şimşek çakması kadar kısa aralıklı  tezahür ediyor. Gücün hoyratlığı  hükmetmeyi  desteklerken,  İyiliğin rızası  hükümsüz yaşamaya  yetmiyor. (2)

 

Yaşamın insan için tekilliği,  yani salt (kaygısız, güdümsüz) yaşamak  mümkün görülmüyor. Çünkü güçlüler, istila ve sömürü için  organize olabiliyor. Ateş demiri yumuşatıyor; şekil veriyor. Demirin tabiatı ateşe boyun eğiyor; şekil verilip soğuduğunda güçlüye hizmet ediyor. Güç böyle bir şey. Gücün tekelleşmesi her zaman riskli. Bütün kadim öğretilerde;   “Tanrı,  evrenler dışıdır; kozmik oluşum O’nun bilinmez  etkisi varlık aleminde görülen  iradesidir.  O,  bu yüzden varlığın eşitsizliğine aldanılma-masını öğütlüyor.” kayıtları var.

 

***

 

Eşitsizlik, sömürüyü doğuruyor.  Eşitsizliğin savaş, sömürü    riski,  her zaman zindedir.   O halde eşitsizliğin antikorunu bulmalıyız. Bu  antikor vicdandır. Çünkü var oluşun her zerresine sirayet etmiş ilahi Ruh, insanda özgeciliğin, empatinin kaynağı vicdan olarak tezahür ediyor. Vicdanı körelmiş  insanların Ruhları ile bedenleri arasındaki bağ akli değil, güdüseldir. Böylelikle  akıl,  yine güdülerin boyunduruğunda kalır.    

 

Eşitsizliği Bütün’lüğün kanıtı olan  vicdan ile  telafi edebiliriz. Bu tutum,  erdemli olmayı kendiliğinden getirecektir.  Tanrı, bu yüzden eşitsizliğin ayrımcılığını terk etmemizi öneriyor. Böylece  eksikliklerimiz  katılımcı rıza ile mamur ateşin aydınlığına  dönüşecek.  Buna karşın tekelleşen güç ,  vicdanları Kaf Dağı’na sürgün etmeyi sürdürüyor.   Bu   bize,  insanlık tarihinin  gizli failini gösteriyor. (3)

 

Güç, yer tuttukça Zeus’luğa yeltenir.   Bütün güç odakları sonunda   ortaçağın dükkaları gibidir; yerel hakimiyetleri,  onları   Zeus’un işbirlikçisi yapar.  Zeus, var oluşsal olanaklarını, varoluşsal eksiklikler üzerine kurar. Bu eksiklikleri koruyarak beslenir.  Her zaman eksikliklerin ayrılığını sürekliğini  ister. Bütünleşmesini yıkayan eller gibi olmasını istemez.  Bunun için mahrumiyet planlaması yapar. Çünkü eksikliği kontrol altında tutar ve  kontrole rıza üretir.  

 

Yaptığı şudur; eksikliklere katlanacak teselliler sunmak. Bu  edilgen umuttur. Umut, büyük harflerle,  levhalara yazılır ve her  ekranlardan gösterilir.  Böyle tabelalar, sahici umudu hayali umut yapar, cansızlaştırır. Avlanıp mumyalanmış hayvan kafaları gibi.  Zaten canlısı için tabelaya gerek yok.  “Tabelaların” hepsi, umudun  cansızlığına delalet ediyor. Pandora’nın küpünde kalan  “umut” budur: sadece slogan! Bu yüzden yüksek ses aklı ve  huzuru irite ediyor. (4)

 

Zeus’un bir çok sıfatı var: yalın şiddet, imkansız sermaye, bilim tekeli.  Yine takdir ettiği “hak edişler” de öyle: “bedelini ödemiş” ulusal devletler, bütünlüğü perdelenmiş  iletişim ağı, barkotlu siyaset , hümanist inanç ve hükümranlığın ziguratı olan küresel  para sistemi ve Birleşmiş Milletler.  

 

***

 

“Kim, insanlığı av olmaktan kurtardı?!”: Zeus’un melez evladı Prometeus.  Öyleyse  Zeus’un gücü,   kapsamı artıkça  dokusu  gevşiyor, demektir.  Muhalifler,  bu yüzden menfez buluyor:   “Onu altedecek olan, onun ‘evinden’ çıkacak!” (5)

 

İşin aslı,  Zeus’ta  bunu biliyor. Çünkü bu altüst oluş  çok kez yaşanmış. Gücün zehri,  içerde birikir.  Gücün varlığında ısrar,   zehir üretiyor.  Bu  “zehir”    ateşi çaldı;   insanlığa  güç’ten eser miktar “ateş” ulaştırdı.  Tıpkı ilaç gibi.  Biliyorsunuz ilaç,  gıda değil. Gıda besleyicidir.  İlacın şifa olması için ölçülü kullanılmalı.  Hastalığın sebebi virüsü turnusol etkisine tabi tutacak kadar.  İlaç, ölçülü olursa  hastalık için zehirdir. Ölçüsüz olursa, hasta için zehire dönüşür.   

 

***

 

Akıllı olmak yetmiyor, güzel-yakışıklı olmak ta. Adil Düzen’in mimarı Süleyman  Karagülle  bu hususta şöyle demişti: “Çocuklarınıza miras bırakmayın; onlara,  onları nitelikli ve güvenli kılacak topluluk bırakın. Miras, evlatlarınızla nitelikli olmalarını engeller; sağladığı rahatlık  başarısızlığın tecrübesi, azim ve kararlılığın dirence varislerin ulaşması enderdir.  Bu özellikler genlerinde varsa atıl kalır. Böylece sahte dostlar ve yoldaşlar edinir, yaşamları  ifsat olur.  Bu yüzden  dayanışma terekesi,  dayanışma ortaklığı en büyük mirasınız, en yararlı vasiyetiniz olsun.”

 

Peki ulusal veya bölgesel devletler,  kendi vatandaşları için neden böyle bir veraset marifeti gösteremiyor?  Çok basit: iktidar “ilacını”  gıda olarak kullanıyorlar.  Aslında iktidarlar  nesilleri  kalıcı,  ayrımsız, yatılı, nitelikli temel eğitime tabi tutarak,  pek ala  yaygın risksiz  kazandırıcı birliğe ulaştırabilirler. Fakat iktidarı ilaç gibi görmüyorlar.  Köy Enstitüleri’ni burada anmadan geçemeyeceğim.

 

Kinyas Kartal’ı dinleyelim : “Köy enstitüleri kesinlikle komünist uygulama değildi. Doğuda en yüksek eğitim gören insan benim. Üstelik Rus ordusunda görevde yaptım. Köy enstitüleri bizim (ağaların) devlet üzerindeki gücümüzü kaldırmaya yönelikti. Bunu içimize sindiremedik. Benim Van yöresinde 258 köyüm var. Buradakiler devletten çok bana bağlılar. Ben ne dersem onu yaparlar. Ama Enstitülerden mezun olan öğrenmemenler köylere girince oradakiler benim gücümden başka güç olduğunu öğrendiler. Bu yüzden ağaları örgütledim. Örgütlü olarak Demokrat Parti ile pazarlığa girdik, Köy Enstitülerini  kapattık.” (6)

 

Bir ekleme yapmalıyım. Yatılı okullarda okuyan çocuklar, evci  çocuklara nazaran iş, sosyal sorumluluk, meslek edinme, istikrar konularında daha başarılı  olduğunu toplumun her alanında görebilirsiniz. Çünkü ebeveynler, günlük uğraş, sosyal örselenme, yaşadıkları  hayal kırıklıklar sarmalından  çıkamıyor; çocuklarını bencil ihtiyaç, güvence hesaplarına  hapsediyor.  

 

Açıklamalar:

 

(1)Manisa Celal Bayar Üniversitesi’nde değerli arkadaşım,  Prof. Adnan Erdal Erdal ile yakın zamanda “akademik körlük” üzerine konuştuk.  

 

Ona, Vilidamir İlyiç  Lenin’in “Sol Çocukluk Hastalığı” çalışmasından söz ettim. Bu çalışmasında  profesyonel solculuğun odak hastalığını  irdeliyor; parti kadrolarının teorinin tutsaklığına, üretmekten üretenden pratikten  uzaklaştığını bunun giderek sekter sapalara sebep olduğuna hükmediyor. Bizim siyasilere  ne kadar benziyor. Öyle ki yönetmeyi  kazanılmış hak görüyorlar. Oysa, “koyunlar,  çobanı değil, merayı özler.”  

 

Hatırlayanlarınız vardır; zamanında geri kalmışlığımızın sebebi olarak  “eğitim şart!” söylemi, öyle kanıksandı ki  Cem Yılmaz,  çok beğenilen bir reklamda   merdiven altı, janjanlı paket içinde  fırınlanmış yaprak patates üreticisini oynamıştı. Sahte ürün faili olarak ekibiyle basılıp karakola  götürülürken,  açıklama yapmasını  isteyen basın mensuplarına : ” Eğitim şart!” diyerek, asıl faili işaret etmişti.  

 

Yuval Noah Harrari “ Homo Deus” isimli kitabında da bu körlüğe değiniyor. Sekter liyakatçiliğin, müfredat körlüğün sebepve sonuçlarını inceliyor. Pardoksal değil mi : öğrenciler için kapılar açacak müfredat, hocaları için duvarları kalınlaştırıyor. Tabii istisnaları da anmalıyım. Uluslar arası itibarlı hakemli dergilere yayınları alınan bilim insanlarımızın çoğalmasını dilerim.

 

(2)Hüküm; “egemen olma , buyruğunu yürütme” anlamıyla karşılanıyor. İnsanın kuşatılmışlığı, “rızasız” olarak  yaşama doğuşu, kendi bedenini seçemeyişi,  organlarına hükmedemeyişinin  tesellisini dışarıda arıyor.

 

Eğer güçlüyse görece zayıf diğer insanları  hükmedemediği  organlarının öcünü alıyor.  Kendinde, evinde yapamadıklarını hem türlerinden istiyor; onları güdüyor, sömürüyor. Diğer taraftan var oluşsal rızasını  dışına taşın inşan; hükmetmeyi değil, varlığını   yaşamın Bütün’lüğüne  paylaşmaya, yardımlaşmaya, toplu barış ve gelişmeye adıyor.   

 

(3)Tanrı, Buda, Rahman, Rahim, El İlah/Allah,…İsra Suresi /17: 110 “İster Allah diye çağırın; ister Rahman.Hangisiyle çağırırsanız çağırın en güzel isimler O’nundur.” Hatırlatmakta yarar görüyorum: “diller duyum, ifadelerin ara yüzüdür.”

 

(4)Umut, olaylar ve koşullar ilgili olumlu sonuç beklentisidir. Medya eğlence dünyası bu işe yarıyor. Toplu olarak ve  tek tek  sadece   “seyret!”; ardından itaat,  bu izlek ile sağlanır.  

 

(5)Devletlerin hükmetme yetkileri tanrıya öykünmedir.  Hüküm verir,  ödül verir, iltimas geçer, affeder. Yöneticiler, hukuk içinde olsa dahi  bu yetkiyi edinmeleri çoğunlukla vebali yüksek riskler taşır. Firavun kıssasında onu alt edecek Musa’nın onun evinden çıkacağı anlatılıyor. Bu ifadeler benzetimler içeriyor: Nefis/Firavun, akıl/Musa , vicdan/Mucizeler.

 

(6)Kinyas Kartal: (190, ErivanRus Çarlığı 24. 05.1991), Kürt asıllı Türk siyasetçi. Bu günkü Gürcistan , Ermenistan sınırları içinde bulunan Bruki/Burukan kürt aşiretinin liderlerindendi. Kinyas adı Rusça kynyaz(prens)anlamındadır. Tiflis askeri lisesinde ve Bakü askire akademisinde eğitim gördü. “Erivan’dan Van’a Hatıralarım” adlı kitabı var.  

 

 






Son Eklenen Makaleler
Reşat Nuri Erol
Kur’an Nizamı, Adil Düzen ve BüyükAile
9.10.2026 351 Okunma
1 Yorum 09.10.2026 08:55
Reşat Nuri Erol
Büyük Değişim Semt ve Mahalleden Başlamalı
8.10.2026 599 Okunma
1 Yorum 08.10.2026 10:13
Reşat Nuri Erol
Adil Düzen’in şeffaf uygulama ile görünür olması
7.10.2026 675 Okunma
1 Yorum 07.10.2026 08:57
Reşat Nuri Erol
Fon vurgunundan Kur’an nizamı Adil Düzen’e…
6.10.2026 787 Okunma
1 Yorum 06.10.2026 10:12
Hüseyin Bağdatlı
BABACAN IN GÜLÜŞÜ, NE ANLAMA GELİYOR
5.10.2026 115 Okunma
Hüseyin Bağdatlı
MÜCADELE PARTİSİNİ KUR REİS
5.10.2026 106 Okunma
Hüseyin Bağdatlı
HIRSIZLIK DAMGASINA DİKKAT
5.10.2026 105 Okunma
Reşat Nuri Erol
Fon Krizinden Daha Güçlü Bir Piyasa Yapısına
5.10.2026 872 Okunma
1 Yorum 05.10.2026 09:38
Özer Ataç
TEHLİKENİN EN SİNSİSİ: GÜRÜLTÜ - 1
4.10.2026 1278 Okunma
Bahaeddin Sağlam
Musa’yı Denizden Kurtaran Kimdi?
4.10.2026 113 Okunma
Bahaeddin Sağlam
İnsanlık Dünyasına Bir Çağrı
4.10.2026 104 Okunma
Reşat Nuri Erol
Jeoekonomi Enstitüsü’nün Pratik Çözüm Seti
4.10.2026 880 Okunma
1 Yorum 04.10.2026 10:17
Reşat Nuri Erol
İJE'nin teşhisi: Birbirini güçlendiren dört kriz
3.10.2026 996 Okunma
1 Yorum 03.10.2026 06:50
ZEKİ ALTUBOĞA
HEVALTIYA JI DIL BEŞA YEKEM: MIROV TENÊ JI BO XWE DIJÎ?
2.10.2026 422 Okunma
ZEKİ ALTUBOĞA
HEVALTÎYA JIDIL BEŞA 1: MIROV TENÊ JI BO XWE DIJÎ? MAD
2.10.2026 162 Okunma
ZEKİ ALTUBOĞA
HEVALTIYA JIDIL BEŞA I — GELO MIROV TENÊ JI BO XWE DIJ
2.10.2026 143 Okunma
ZEKİ ALTUBOĞA
HEVALTIYA JIDIL BEȘA I MADDE: JI HEVALAN BER BI GEL V
2.10.2026 137 Okunma
ZEKİ ALTUBOĞA
BEŞA I — MADDEYA 12. ENCAMA MEZIN A HEVALTIYA JIDIL E
2.10.2026 140 Okunma
ZEKİ ALTUBOĞA
11. MADDE: AZADÎYA SÎNORÊ GÎŞTÎ Azadî, Maf, Xwedîgotin
2.10.2026 126 Okunma
ZEKİ ALTUBOĞA
NEBE NABE!: MIROVÊ YEKEMIN DI PÊWÎSTÎYA CİVAKÎ DE Miro
2.10.2026 133 Okunma
ZEKİ ALTUBOĞA
ASÎMÎLASYON, DESTHILATÎ Û GUHERÎNA CIVAKÎ Destpêk û Ça
2.10.2026 181 Okunma
ZEKİ ALTUBOĞA
BEŞA IV XETÊN BERXWEDANÊ, XWESERIYA PARASTINÊ Û DÎTINA
2.10.2026 146 Okunma
ZEKİ ALTUBOĞA
BEŞA VI HILBERÎNA HEVPAR Û JIYANA EKOLOJÎK Kooperatîf
2.10.2026 123 Okunma
ZEKİ ALTUBOĞA
NEBE NABE!: MIROVÊ YEKEMIN DI PÊWÎSTÎYA CİVAKÎ DE Miro
2.10.2026 128 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kur’an nizamı, fon vurgunu ve bir çözüm önerisi
2.10.2026 916 Okunma
1 Yorum 02.10.2026 09:50
Hüseyin Bağdatlı
HEDEF; ERDOĞAN ÜZERİNDEN İSLAMDIR
2.10.2026 240 Okunma
Hüseyin Bağdatlı
FON VURGUNU,HAYIRLI ŞERDİR
1.10.2026 244 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kur’an Nizamı ve ‘Fon vurgunu’ sistemin iflası
30.09.2026 1024 Okunma
1 Yorum 30.09.2026 10:00
Hüseyin Bağdatlı
DÜNYA TEK DEVLET OLACAK
30.09.2026 226 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kur’an Nizamı-280; “Küfürde yarışıyor olanlar”
28.09.2026 1136 Okunma
1 Yorum 28.09.2026 12:40
Hüseyin Bağdatlı
FON SORUŞTURMALARININ ARKASINDAKİ GERÇEKLER
27.09.2026 260 Okunma
Hüseyin Bağdatlı
HAYALET CUMHURBAŞKANI
27.09.2026 286 Okunma
Reşat Nuri Erol
Kur’an Nizamı-279; “Seni mahzun etmesin…”
27.09.2026 1092 Okunma
1 Yorum 27.09.2026 09:49
Reşat Nuri Erol
Kur’an Nizamı-278; “Yâ eyyühe’r-rasûlü…”
26.09.2026 997 Okunma
1 Yorum 26.09.2026 07:57
Reşat Nuri Erol
Burhan Özfatura’nın vefatı ve en son köşe yazısı
25.09.2026 1152 Okunma
1 Yorum 25.09.2026 10:54
Reşat Nuri Erol
‘Aşmanın Sanatı’ yani bir şeylerin esiri olmamak
24.09.2026 1101 Okunma
1 Yorum 24.09.2026 07:40
Reşat Nuri Erol
KUR’AN NİZAMININ ÖNGÖRDÜĞÜ TOPLUM
23.09.2026 1144 Okunma
1 Yorum 23.09.2026 12:13
Hüseyin Bağdatlı
ALPERENLERİN VEBALİ
23.09.2026 294 Okunma
Reşat Nuri Erol
Söz Konusu Bu Üç Model Bize Ne Söylüyor?
22.09.2026 1018 Okunma
1 Yorum 22.09.2026 09:56
Reşat Nuri Erol
İyi İnsan Beklemek Yerine İyi Sistem Kurmak
21.09.2026 1063 Okunma
1 Yorum 21.09.2026 11:45
Hüseyin Bağdatlı
KALP GÖZÜ İLE BAKMAK
21.09.2026 280 Okunma
Reşat Nuri Erol
Adil Düzen: Para Kadar Mekanizma da Önemli
20.09.2026 1154 Okunma
1 Yorum 20.09.2026 07:32
Hüseyin Bağdatlı
DAMAT BERAT SAHADA
19.09.2026 371 Okunma
Reşat Nuri Erol
Adil Düzen: Ekonomiden Sisteme Üç Yaklaşım
19.09.2026 1257 Okunma
1 Yorum 19.09.2026 08:57
Hüseyin Bağdatlı
MAZOTUN YÜZGÖRÜMÜ
18.09.2026 283 Okunma
Reşat Nuri Erol
Adil Ekonomik Düzen İstanbul Çalışmaları…
18.09.2026 1244 Okunma
1 Yorum 18.09.2026 07:56
Hüseyin Bağdatlı
FİKİR HIRSIZLIĞI HARAMDIR
17.09.2026 275 Okunma
Reşat Nuri Erol
‘Bir kavim kendisindekini değiştirmedikçe…’-4
17.09.2026 1166 Okunma
1 Yorum 17.09.2026 09:08
Reşat Nuri Erol
‘Bir kavim kendisindekini değiştirmedikçe…’-3
16.09.2026 1364 Okunma
1 Yorum 16.09.2026 08:13
Reşat Nuri Erol
‘Bir kavim kendisindekini değiştirmedikçe…’-2
15.09.2026 1205 Okunma
1 Yorum 15.09.2026 10:30