Ölçme, tartma ve para
2511 Okunma, 0 Yorum
Reşat Nuri Erol - Milli Gazete
Ilker Ardic

İnsanlar ilk yaratıldıklarından ve yeryüzünde birlikte yaşamaya başladıklarından beri, hayatlarını idame ettirebilmek için 'mal mübadelesi' yapmaktadırlar. Mal mübadelesinin yapılabilmesi için ilk dönemlerde bunu 'ölçme ve tartama' işlemiyle, sonraki dönemlerde icat ettikleri 'madeni paralar' sayesinde, günümüzde ise 'kâğıt para' ile gerçekleştirmişlerdir.

'Yumurta' ve 'ceviz' veya 'koyun' ve 'deri' gibi malları sayarak; buna karşılık 'tahıl' ve benzeri bazı tarım ürünlerini de ölçerek karşılıklı mübadele etmişlerdir. Diğer bazı malları ise tartarak veya kendi özel kriterlerine göre takas yaparak değiştirmişlerdir.

İnsanlık tarihinin ilk dönemlerinden itibaren karşılıklı ihtiyaçlar böyle giderilmiştir.

İhtiyaç giderme ve tedarik yerleri olan pazarlar böyle kurulmuş, piyasalar bu şekilde oluşmuştur. Bu ihtiyaçlar giderilirken, insanlığın ilerlemeler kaydetmeye başladığı ilk dönemlerde 'bakır ve gümüş' madenleri 'para' olarak kullanılmaya başlanmış, daha sonra ticaret ilerleyip geliştikçe özellikle 'altın madeni' uluslararası 'para' olmuştur.

Burada ölçme ve tartmada kullanılan uzunluk ve ağırlık birimlerinin hepsinin detaylarını girecek değilim. Bir kısmının sadece adını anacak, önemli olanları hakkında kısa bilgiler vereceğim. Öteden beri kullanılıp da artık devre dışı kalan konu ile ilgili hatırlamamız gereken kelimeler şöyle: Dinar, dirhem, miskal, arşın, dönüm, evlek, endaze, fersah, merhale, kulaç, okka, çeki, kantar, batman...

Tartma ilk insanlar tarafından nasıl yapılırdı?

Tartma, bir çubuğun ortasına ip bağlamak ve iki başına birer kefe asmak suretiyle yapılırdı. Kefenin birine ağırlığı bilinen taşlar konulur, diğerine ise tartılacak eşya konurdu. Kefeler denkleşince ağırlıklar eşitlenmiş, böylece tartma işlemi tamamlanmış olurdu.

Çubuk, ip ve kabak kabuklarından oluşan insanların yaptığı 'ilk teraziler' ile bugün gramın binde birlerini bile ölçen 'hassas teraziler' hep bu sistemle çalışmıştır.

Zamanla, ağırlık birimi olarak kullanılan 'gümüş' küçük eşit parçalara bölünmüştür. Bu ağırlıklar terazinin ağırlık kefesine konmaktadır. Bu ağırlık parçaları aynı zamanda 'para' olarak da kullanılmaya başlanmıştır. Buna 'dirhem' deniyor. Dirhem ağırlık birimi olarak  Türkiye Cumhuriyeti dönemine kadar kullanılmıştır. 3,2 gram ağırlığındadır. Gramının fiyatı 0,75 TL olduğuna göre, bir Osmanlı dirhemi gümüş 2,5 TL civarındadır.

Tarih kitaplarından elde ettiğimiz bilgilere baktığımızda, 'meskuk/sikke para' M.Ö. yedinci yüzyılda Anadolu'da Lidyalılar tarafından icad edildiği ve kullanıldığı yazılıdır. Dolayısıyla ilk kez 2600 yıl önce Batı Anadolu'da basılan sikkeler, o dönemdeki birbirinden bağımsız olarak yalnızca birkaç toplumda; Anadolu'da, Çin'de ve Hindistan'da vardır.

'Meskuk' Arapça bir kelimedir ve para şeklinde olan, yani külçe veya ziynet eşyası şeklinde olmayan madendir. 'Sikke' de Arapça bir kelimedir; belli bir ölçüye göre basılan madeni bir paradır ve ilkel çağlardan beri ticarette geçerli olan değiş-tokuş yöntemleri yerine daha kullanışlı bir değişim aracı olarak kullanılmak üzere icad edilmiştir. Sikkenin kâğıt paraya üstünlüğü madenindendir. Kâğıt paranın maddesi değersizdir. Sikkenin hem yapım maddesi değerlidir, hem de daha kullanışlıdır. Bu nedenle daha çok tercih edilmiştir. Eski çağlarda 'sikkeler' yapılırken kullanılan başlıca metaller arasında altın, gümüş ve bakır ile yine altın ve gümüş karışımı olan elektron, tunç ve pirinç sayılabilir. Anadolu'daki ilk 'metal paralar' elektrondan yapılmıştır.

Değerli metallerin 'para' yapımında kullanılması 20. yüzyıla kadar sürmüş, ancak 'kâğıt para'nın kullanılmaya başlanıp yaygınlaşması ile yavaş yavaş terk edilmiştir. Günümüzdeki 'bozuk para' ihtiyacı için yapılan metal paralarda ise nikel, bakır-nikel, tunç, alüminyum ve tunç-alüminyum gibi metal ve alaşımlar kullanılmaktadır.

 

 

Ilker Ardic






Sayı: 42 | Tarih: 28.03.2010
Reşat Nuri Erol
Ölçme, tartma ve para
2511 Okunma
Ilker Ardic
Ahmet Hakan
Postmodern vaizler dönemi başlamıştır
1648 Okunma
9 Yorum
Lütfi Hocaoğlu
Mehmet Niyazi
İlim ve ideoloji
1246 Okunma
Abdurrahman Erol
Mümtazer Türköne
Yar-Par
1238 Okunma
Arif Ersoy
Dücane Cündioğlu
Kindî'den Freud'a hüzne dair notlar
1208 Okunma
Abdülkadir Altınhan
Hayrettin Karaman
Fetva kaldırılamaz
1208 Okunma
Hilmi Altın
Mahir Kaynak
İktisat stratejisi
1176 Okunma
Süleyman Karagülle
Ebubekir Sifil
Büyük Resmi Görmek
1174 Okunma
3 Yorum
Zafer Kafkas
Mehmet Şevket Eygi
Deli Dumrul gibi
1159 Okunma
Emine Hocaoğlu
Ruşen Çakır
Nevruz’un ortaya çıkardığı, yüzleşmemiz gereken ge
1148 Okunma
1 Yorum
Tayibet Erzen
Fikret Bila
Süreç sıkıntılı geçecek
1130 Okunma
Harun Özdemir
Ali Bulaç
Anayasa değişikliği
1129 Okunma
Ahmet Yasir Erol
Nazlı Ilıcak
Anayasa değişikliği ve beklentiler
1122 Okunma
Fatma Karuç
Fehmi Koru
Anayasayı değiştirirken
1122 Okunma
Ahmet Kirtekin
Rahmi Turan
Önce uyanmak lazım!
1108 Okunma
Serdar Turan
Mehmet Altan
İran Anayasası’nda 12 Eylül
1104 Okunma
Mehmet Hikmetumut
Nihal Bengisu Karaca
Mevzu demokrasi ise ‘baraj’ teferruat değildir
1098 Okunma
Hakan Kandal
Toktamış Ateş
Anayasa değişikliği
1054 Okunma
Osman Eskicioğlu
Zülfü Livaneli
İslam ülkeleri için ideal hükümet modeli
1044 Okunma
Ali Bülent Dilek
Can Ataklı
CHP Tarihi Bir Hata Yapıyor
1038 Okunma
Mesut Karaaytu
Oktay Ekşi
Önce Maksadı Konuşalım
1036 Okunma
Vahap Alma