Tasarım var mı yok mu;gerekli gereksiz miydi bilmiyoruz. Başlangıcı başlatıcı söz, “ol/kûn” du. (1)
Ardından “her şeyin eşiği” oluştu; her şey, o eşikten geçti . Varlık âleminde kendini bilme etabında olan bizler halâ içerde ve “söz” ün gereğindeyiz. (2)
*

Bu makaleyi izmir’in kemalpaşa ilçesinde
Eflin taş fırın işletici,
Fatih GÜNAY vesilesiyle tanıdığım, zihinsel bedensel becerileri doğuştan yüksek, biyo kimyager Mustafa TEKDİL arkadaş vesilesiyle ele alıyorum.
*
Mustafa Tekdil, “sıla’i rahim” için şöyle diyor:
“ insanlar çoğu şeydeki yanlış anlayış kalıpları gibi sılah’i rahimi de yanlış anlatarak; mikro kavmiyetçiliğin fitnesine dahil oluyor boğazlaşmanın , cepheleşmenin mevzilerinde bir birlerini tüketiyorlar.
Çatışmaları AZALMIYOR, sürekli yenilenip artıyor. Var oluşlarını fırsat yerine zorluklara dönüştürüp yaşama KAHREDİYORLAR.
Sılayı ve rahimin köklerini kesiyorlar. Köklerimizi varlık âlemine uzandığını; bu EVREN ile ayrılmaz BAĞLARIMIZI akıl, vicdan, ilim fen ile canlı, zinde, aktif TUTMAMIZ gereğini önemsemiyorlar. ..”
böylelikle, sosyalleşmenin asıl , “topluma yararlı kollektif keşif” yönüne vurgu yapılmasına işaret ediyor.
*
Cuma minberlerinden verilen vaazlardan tutun ; fayda sınırını “aşmış” her türlü sivil toplum ÜYESİ olduğumuz viral gruplara kadar; ellerimize tutuşturulan ya da YÜKSEK DESİBELLİ megafonlarla DUYURULAN “kurtuluş” reçetelerine KOŞULUYORUZ. Onlar yalandan ölmüyor; YALANLARIYLA ÖLDÜRÜYORLAR.
Sonuç ;İNSANLIK bir birini köleleştirmek veya bir birinden kurtulmak için yer yüzünün bütün birikimini silahlanmaya HARCIYOR.
Bu harcamalardan ortaya çıkan ölümcül makinelerle gurur duyarak o sığınakta her gün “ıslanıyoruz”.
Hayır, yine de ARINAMIYORUZ !
*
KEŞİF görecelidir. Avrupalı istilacılar, Amerika’yı KENDİLERİNE keşfetti.
Böylece Amerika KITASI
onların doyumsuz sofralarına MUTFAK oldu. Oysa Amerika, içindekilerle hep YERİNDEYDİ.
İSTİLACILARI kim veya neler oralara itti.
Belki, onları Amerika’ya Amerika’da yaşayanların ÇIĞA dönüşen YANLIŞLARI çağırdı : Su, alçak yere akar; alçaklığın meyli çukurlardır.
2:60 “Allah'ın nimetlerinden yiyiniz, içiniz, sakın YERYÜZÜNDE BOZGUNCULUK etmeyiniz! "
Yani KEŞİF, emek sarf ederek, sosyalleşerek, olgularla gözlem-deney yoluyla BAĞ kurmaktır.
Bu BAĞ kurma azmimiz yollarda kalmamalı. Çolukta- çocukta, yârda, akrabada, hem şehride, kavimde TAKILI KALMAMALI.
Bu yüzden “KAŞİF”, olandan PAYINI alıyor. Bu pay, PAYLAŞTIKÇA yararı çoğalır; paylaşım AZALDIKÇA zarara dönüşür. Bilirsiniz; çoğalan TAŞIYOR ; azalan TAŞKINA uğruyor.
*
MEYVENİN yapraklarla, dalları kendi için RAHİM bilmesi yeterli mi?
Tabii ki DEĞİL.
TOPRAĞIN hele KÖKLER için “mutfak” işlevli ÇAMURLU olanı, meyvenin “sıla’i rahim”i olduğu idrak etmeliyiz.
MEYVENİN kendini YAPRAKTAN bilmesi NANKÖR olur; çünkü kendine yakın olanı, “kavmiyetçiliği” var OLUŞSAL gerçekliğine SET yapmış olur.
Öyle de oluyor. İnsan soyu Bütün’selliğin ZENGİNLİK SEÇKİSİ’ni ikram olarak görmeyip, dar karşıtlıklara KİN -DAR tohumları EKİYOR.
TOPRAK ise tam tersini yapıyor. Suyu, havayı biliyor ama onları PUTLAŞTIRMIYOR.
Onların rahmi olan ATEŞİ , KARANLIĞI,IŞIĞI da biliyor; ki “ayrımsız”,”kavmiyetsiz” İKRAMINI bütün canlılara SUNUYOR.
…
İnsanlar
ÇOĞUNLUKLA benlikleriyle ; SONRA aileleriyle ; DAHA SONRA akraba, komşu, hemşehri ve vatandaşlarıyla BAĞ kuruyor. Bu bağı, holiganlar, bağımlılar gibi her şeyin üstünde görüyorlar.
Benliğin BENCİL KUYUSU’nda İBRET alamıyor. “Sevgili”, eş, çocuk, aile vb. nin dar sokaklarından çıkıp BÜYÜK BERABERLİĞE ulaşamıyor. (3)
ÇOK AZ kesimi, bütün insanlıkla ; DAHA AZI hayvanlar ve doğayla; DAHA AZIN AZI ise
evrenle ve ötesiyle bağları aşıp, BÜTÜNLEŞİYOR.
A Ç I K L A M A L A R :
(*)SILA-i RAHÎM : Gelenek sel olarak, akrabalık bağlarını yaşatmayı, akrabaların birbirini ziyaret etmesini ve iyi ilişkiler kurmasını ifade eden ahlâk terimi. Mustafa Çağrıcı’nın makalesine bakılabilir. https://islamansiklopedisi.org.tr/sila-i-rahim
:kan ve evlenme bağıyla oluşan akrabalık bağlarını yaşatma, gözetme, yardımlaşma ve ziyaret etme anlamında temel bir İslami ahlak ve hukuk terimidir. Kelime olarak "sıla" (kavuşmak, ulaştırmak, bağ) ve "rahim" (akrabalık, merhamet) kelimelerinin birleşiminden oluşur.”
geleneğin yan anlamı:
Rad/13:21
Ve o kimseler, Allah'ın bağlı kalınmasını EMRETTĞİNE BAĞLI kalırlar, Rabb'lerini saygı ile yüceltirler, hesabın kötü olmasından korkarlar.
وَالَّذ۪ينَ يَصِلُونَ مَٓا اَمَرَ اللّٰهُ بِه۪ٓ اَنْ يُوصَلَوَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُٓوءَ الْحِسَابِۜ
Vellezine YASILUNE ma emerallahu bihi en YUSALE ve yahşevne rabbehum ve yehafune suel hisab.
önerdiğimiz anlam: Varoluş Eşiği’ni keşfetme çabası.
(1) SÖZ kökü zihinde olandır.Kökü olana “ güzel”, olmatana “çirkin” denmesi ; kökleşik bağ kurana , kökleşmeyen bağsızlık olarak anlıyorum. (İbrahim /14:24 “Görmüyor musun Allah nasıl örnek verdi? Hoş bir söz, bakımlı bir ağaç gibidir. Onun kökü sabittir. Ve onun dalları göktedir.”…
(2)YARATILIŞ EŞİĞİ ; KALU BAL” : Arapça deyim Arapça ḳālū قالو "dediler" ve Arapça balā بلا "(olumsuz bir soruya cevaben) evet" sözcüklerinin bileşiğidir.
(İbrahim /14:24 “Görmüyor musun Allah nasıl örnek verdi? Hoş bir söz, bakımlı bir ağaç gibidir. Onun kökü sabittir. Ve onun dalları göktedir.”…
“Allah Teâlâ, dünyayı ve varlıkları yaratmadan önce dünyaya gelecek bütün insanların ruhlarını yarattı. Onları ilahî huzurda topladı ve kendilerine, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sordu. Ruhlar da, “Evet, bizim Rabbimiz Sen’sin!” dediler. Bu zamana “Kâlû belâ” denir.
Hani Rabbin (ezelde) Ademoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak, "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" demişti. Onlar da, "Evet, şahit olduk (ki Rabbimizsin)" demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir. (A'râf 172) Allah'ın insanlardan bu şekilde söz alması, Arapça telaffuzuyla "Kalu belâ" şeklinde halk arasında yaygınlaşmıştır”(https://www.islamveihsan.com/kalu-bela-nedir.html/amp)
(3) Gerçeklik adaletin ve/ ya adaletsizliğin tezahürüdür
4: 135
“Ey İman Edenler! Kendinizin, anne ve babanızın ve akrabalarınızın ALEYHİNE BİLE OLSA ; tanıklık ettiğiniz kimseler, zengin de OLSA , fakir de OLSA , Allah için hakkaniyetli tanıklar olarak ADALETİ gerçek anlamıyla yerine GETİRİN. Allah, onlara sizden daha yakındır. HADDİ AŞARAK, TUTKUNUZA TABİ OLMAYIN. Eğer gerçeği çarpıtıp, yüz çevirirseniz, Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”