Küresel zalim düzen ve Adil Düzen kurmak (4)
Erbakan 100 Yaşında-8; Erbakan Hocamızı ve Cevat Özkaya’yı anma yazıları…
Önceki yazılarla birlikte okunmasını tavsiye ederek kaldığımız yerden devam…
Umran Dergisi Ekim 2026/386. Sayısı ‘Erbakan 100 Yaşında’ sayısı oldu...
“Yeni Küresel Düzenin Eşiğinde Adil Bir Düzen Kurmak Mümkün Müdür?” başlıklı Metin Alpaslan’ın yazısı da bu sayıda yayınlandı; önemine binaen paylaşıyorum…
Önümüzdeki dönem bir Adil Düzen’in kurulması için hem muazzam fırsatlar hem de ciddi tehlikeler barındırıyor. Bu büyük dönüşüm sürecinde insanoğlunu mutlu edecek ve refaha kavuşturacak Adil bir Düzen’in kurulup kurulamayacağı meselenin nirengi noktasıdır. Bu krizler yeni ve daha başarılı üçüncü adil bir modeli ikame etmenin ve değişimin yolunu açabilir. Gelecek, insanlığın adalet için vereceği mücadelenin belirleyeceği yeni bir sosyal sözleşmeye gebedir. Bir iradenin, hak ve adaletin üstün kılınması için çözüm üretmesi ve insana değer veren, paylaşmayı ve dayanışmayı bir hayat felsefesi olarak kabul eden alternatif bir hayat tarzını tesis etmesi gerekiyor. Burada Müslümanların tavrı ve gayreti bu iradenin belirleyicisi olacaktır. Müslümanlar mevcut kapitalist ve seküler küresel düzenin karşı karşıya olduğu ahlaki, ekonomik ve sosyal tıkanıklıklara İslâm’ın temel prensipleri üzerinden çözümler ürettikleri ölçüde sözleşmenin hâkim unsuru olacaklardır.
Güç merkezlerinin kaydığı, teknolojik kırılmaların yaşandığı ve küresel eşitsizliklerin derinleştiği günümüzde Adil Bir Düzen imkânsız bir ütopya değildir.
Böylesi krizler çağında Adil Bir Düzen kurmak zordur ama mümkündür.
Anlamsızlıktan, adaletsizlikten ve modern kölelikten yorulan insanoğlu yeni bir arayış içerisindedir. İslâmî referansları ve insani değerleri merkeze alan, mevcut kapitalist işleyişin ve şekilsel din anlayışının ötesine geçen köklü bir yapısal dönüşüme ihtiyaç vardır. Ahlak ve maneviyatın bir kenara itilmesiyle büyük acılar yaşayan insanoğlu, artık gücün ve açgözlülüğün sınırlandırıldığı insanca ve hakça bir Adil Düzen istiyor.
Adil Bir Düzen yalnızca askerî veya ekonomik güce dayalı olmayan, insan odaklı ve kapsayıcı yeni bir küresel hukukun inşa edilmesiyle mümkündür. Teknolojik ya da ekonomik güç ne kadar büyürse büyüsün, bu gücün adil bir paylaşımla insanlığın ortak refahına hizmet edip etmeyeceği geleceğimizi belirleyecek ana unsurdur. Ülkelerin stratejik üstünlüğü ve gücü sadece askeri kapasiteleri veya ekonomik güçleri ile değil, toplumsal dayanıklılığı, teknolojik egemenliği ve iç bütünlüğü ile belirleniyor. Başta eğitim sistemi olmak üzere faiz sistemi, para sistemi, devletin rolü, uluslararası sistem, servet dağılımı hepsi medeniyet düzeyinde yeniden düşünülmeli ve tartışılmalıdır. Mevcut zihniyet kalıplarının köklü biçimde dönüştürülmesini gerektiren çetin bir imtihanla karşı karşıyayız.
Adil Bir Düzen hem ülke ölçeğinde hukuki ve toplumsal adaleti hem de uluslararası alanda hakkaniyeti hedefle yen bütüncül bir medeniyet tasavvuru gerektirir. Mesele, çözüme yön verecek müşterek bir ahlaki ve siyasi çerçeve üretmektir. Bu çerçeve insanı, siyaseti, ekonomiyi, hukuku, eğitimi, kültürü, liyakati, sosyal dayanışmayı, güvenliği ayrı ayrı değil, bunların hepsini birbirine bağlayan bir çerçeve olmalıdır. Kısacası insan/kurum/medeniyet birlikte dönüşmelidir. Bu değişimi başlatacak olan iradenin, emperyalist devletlerin ve dev bankaların manipüle ettiği çürümüş küresel sömürü çarkından neşet etmesi de mümkün değildir. Tabandan gelen, sistemi reddeden yeni nesil evrensel bir entelektüel/toplumsal dip dalgadan filizlenmelidir. İslâm’ın sunduğu adalet, emanet, israf karşıt lığı ve faizsiz ekonomik model gibi kavramlar, modern dünyanın açgözlülük ve adaletsizlik temelli krizlerine çok güçlü birer alternatif sunmaktadır. Ancak bu reçetenin dünyayı kurtarabilmesi için, öncelikle İslâm dünyasının kendi içindeki ekonomik, siyasi ve entelektüel krizleri aşması, bu ilkeleri çağdaş bir yönetim ve hukuk diliyle yeniden üreterek dünyaya pratik birer başarı modeli olarak sunması gerekmektedir. Kendi iç yapısında adaleti, hukukun üstünlüğünü ve paylaşımı tesis edemeyen aktörlerin küresel çapta hakkaniyetli bir düzen inşa etmesi mümkün değildir.
(Devamı var)